Ayşenur Arslan
Saldırganla nasıl mücadele edilir?
Küçücük bir kız çocuğu.. X’te karşıma çıkıverdi. Yüzü kapatılmış. Ama narin bedeni hem yaşını ele veriyor hem de bir “korku” duygusunu donuk kareden bile size iletiyor.
Hele fotoğrafına iliştirilmiş mesaj.. 15 yaşında uğradığı tecavüz sonrası yargı safhasında hakime yazdığı üç sayfalık mektuptan bir bölüm.. Dehşet:
“Hakim amca ben yaşadıklarımı utandığım için, bir de polisler ve siz bana inanmıyor gibi davrandığınız, alay ettiğiniz için anlatamıyorum. Her erkeğin bana tecavüz edeceğini sanıyor, korkuyorum.
Hakimsin, bir daha bana bağırma. Beni azarlamayın. 15 yaşında 38 kilo bir kızım. Benim gücüm bu adama yetmez ki karşı koyup onu yeneyim.
Polisler de siz de beni suçladınız. ‘Neden karşı koymadın’ diye. Bu adamın, benim üç katım kilosu ve gücü var. Bir erkekle benim gücümü nasıl bir tutuyorsunuz!”
Küçük kız üç sayfalık mektubunu, hakimi “adalete davet” ederek bitiriyor.
Beklediği adalete kavuşabildi mi, bilmiyoruz. Kadınlar, kız çocukları söz konusuysa adaletin ortalarda pek görünmediğini tecrübelerimizden biliyoruz. Hem küçük yaşta tecavüz edip zorla evlendirilen eşine, hem de o tecavüzler sonucu dünyaya gelen öz kızına yıllarca cinsel saldırıda bulunan adam, mesela.. Adalet onun yanına yaklaşamadı, yaklaşamıyor.
*. *. *
70’lerin ortaları. TRT’de çalışıyorum. Çankaya’da annemlerle oturuyorum.
Bir gün iş çıkışı.. Hava kararmış.. Dolmuşla eve giderken yanımdaki genç adamın beni sıkıştırdığını hissettim. Biz kadınların bildik numarasıyla, tam ineceğim yere gelince aniden “inecek var” diye bağırıp indim. Eve doğru hızlı hızlı yürümeye başladım. Bir ara baktım ki, dolmuştaki o adam peşimden geliyor. Daha da hızlandım. Hatta sonunda koşmaya başladım.
Tam apartmanın önüne gelmiştim ki üzerime atladı. Beni yere yıktı. Bağırdığımı sanıyordum ama fark ettim ki sesim çıkmıyor. Ankara’nın en işlek caddelerinden birinde daha ne kadar ileri gidebilirdi, neyse ki bilmeme fırsat kalmadı. Apartmanın ilk katındaki komşu pencereye çıkıp sağa sola bakındı. Aşağılık adam da kaçtı gitti.
Neden anlatıyorum bunu, anlamışsınızdır. Hem saldırgan kadar güçlü olmadığınız, hem de hayatınızda böyle bir şiddete maruz kalmadığınız için, bırakın mücadeleyi bağıramıyorsunuz!
Ne yazık ki hep okuyoruz, adalet dağıtıcıları bundan haberdar değil.. Bir uzmanın yardımını, fikrini almaya da tenezzül etmiyor.
Oysa biz kadınların erkeklerle gücünü eşitleyen tek şey ADALET!
*. *. *
Mesele elbette yalnızca erkeğin kadına saldırısı değil.
Kolluk gücünü, yargı gücünü, medyayı ele geçirdikten sonra.. İBB davasında gördüğümüz üzere önce adaletin sesi kesiliyor. Ardından adalet arayan masumların sesi…
Şaka gibi!
Bütün Türkiye bunu gördüğü halde iktidar seviciler hala “masumiyetini kanıtla” diye bas bas bağırıyor.
Güya “kilit tanıklar”, başladı kıvırmaya: Görmedim.. Duydum.. Kimin söylediğini hatırlamıyorum.. Şahsı görsem tanımam..
İstanbul’u iki kez “almış” bir cumhurbaşkanı adayı ellerinde. Duruşma salonunda bile 20’den fazla jandarmanın kuşatması altında.
CHP’yi savunduğunu iddia eden kimileri “Neden mücadele etmiyorsunuz.. Suskunluk ikrardan gelir.. O yüzden mi sesiniz çıkmıyor “ diye üzerlerine geliyor.
Gerçi başta İmamoğlu, yargılanan herkes, sesini duyurmayı ve inanılmaz kısıtlı imkanlarla bile iddianameyi yargılamayı başardı.
Yine de iktidar gücünün karşısında yapabilecekleri bundan ibaret.
Hücrelerine döndüler. Erdoğan’ın adalet bakanı tarafından konulan yeni cezaevi kurallarıyla daha büyük bir sessizliğe gömüldüler.
Neyse ki gerçek gazeteciler, her durumda onların sesini ve iddianamenin zavallılığını anlatmaya devam ediyor.
Neyse ki CHP lideri Özgür Özel memleketi karış karış gezerek, milyonların sesiyle Silivri’deki sessizliği bozuyor.
Neyse ki gerçek hukuk insanları, kendi özgürlükleri pahasına mücadeleyi sürdürüyor.
Ve iktidar gücüne karşı, medya / toplum gücünü konsolide ediyor.
Ancak asıl eşitlenme için neyin gerektiğini biliyoruz: “ADALET”