Özgürce içtiğim o sigara...

Sigarayı özendirmiyorum. Cezaevinde bırakmaya çalıştım. Ancak olmadı. Benim gibiler için cezaevi zordur. Suçun olsa, ‘ulan yedik bi halt’ deyip yatıyorsun da, mahkemenin elini ayağına dolayacak kadar suçsuzsan zoruna gidiyor..

 

7 Ocak günü tutuklu olduğum dosyanın 2. Celse duruşması vardı. Tanıklar dinlenecekti. Ben rahatsızlığım nedeni ile SEGBİS üzerinden katıldım. Dosyada bir tek aleyhime delil yoktu. Tanıklar önemliydi ve tüm tanıklar lehime ifade verdi

Müzakere sonrası heyet kararını açıkladı. ‘’ OY BİRLİĞİ’’ ile tahliye dedi başkan. Salonda alkışlar. Saat 16.00 suları. Hemen Hücreme gitim ve hazırlanmaya başladım. 1 saat geçti gelen giden yok. Duşa girdim, oğluma zindan kokan bedenimle dokunmak istemedim. 2 saat geçti, 3 saat, 4 saat... Gelen giden yok.

Halk TV’yi açtım. Ekranda Lale vardı.. ‘’ Son dakika ‘’ dedi Eren Erdem için yakalama kararı..

Cezaevi tamamen hukukdışı biçimde beni tutuyordu. Saat 16.00 ile 20.00 arasındaki 4 saat, hiçbir kanun ve yasaya uymayan, aleni rehin alma süreciydi. O an üzüldüm. Akşama Silivri’de oturacaktık dostlarla. Hasret giderecektik. Oturdum, bekledim.

Halk TV’de Gürkan Hacır’ın programı başladı. Yayında benim konu açılınca Elfin Tataroğlu, ‘’ o niye tutukluydu’’ gibi bir laf etti. Kırıldım. Bir aparat, enstürman gibi gevelenen ıslak bir sakız gibi hissettim kendimi ama hemen geçti..

Sonra gardiyen geldi. Saat 22.00 sularıydı. Belki de 23.00. Gelen gardiyan ‘köylüm’. Babamın köyünden. Sırf bu yakınlık nedeniyle, bana karşı mesafeli olduğunu göstermek için kaba davranır. Anası- babasına sorsan, ‘’ gurban olam Eren derler ama ‘’ekmek edebiyatı’’ işte.. Neyse ‘’sınıf bilinci yok’’ diyerek umursamaz takılıp eşyalarımda çıktım. Müdürün odasına gittik. İçerideki emanetlerim verildi ve çıkış kapısına gittik. Ancak o kapı kampüs içinde. Bekleyenler ‘dış çıkış kapısında’. Ben ise ‘içeride, dev kampüsün içindeki bina çıkışında..

İşlemler yapıldı. Jandarma geldi. Kelepçesin kapının önüne çıkarıldım. Jandarma dedi ki, ‘’tahliye oldun, şimdi tekrar yakalandın, yakalamayı infaz edeceğim’’.

Dur! Dedim.

‘’Asker, ben şu an özgürmüyüm?’’

‘’evet’’, dedi asker.

‘’Dur o zaman, yakalama kararını okuma, özgürce bir sigara içeceğim’’ dedim.

O jandarma çok namuslu bir adamdı. ‘’ Vekilim, 2 tane iç’’ dedi.

Başımı kaldırım gökyüzüne baktım ve uzatmadan kısa kısa çektim cigaramdan. Özgürdüm. Düşündüm, o kısa zaman diliminde, faşizmin bana reva gördüğü bu zulmü düşündüm kendi kendime, ‘’ hukuk bitti dedim’’. Az sonra seslendi asker. ‘’Vekilim, bittiyse gidelim..’’

 ‘’Bitti arkadaş’’ dedim. Hukuk Bitti..

Kelepçe takıldı. Bileğimi sıkmasın diye gevşetti. Bindik araca geceyi geçireceğim Jandarma Karakoluna gittik.

Türk ordusunun tatmı ordaydı sanki. Bakışlarındaki ‘’nefreti’’ farkettim. Aklıma Tarık Akan’ın ‘anne kafamda bit var ‘’ kitabı geldi. Tercüman Gazetesinin ‘’ yalan haberleri’’ yüzünden aynı muameleyi görmüştü. Yanımdaki askere, ‘’ zaman tekrardan ibaret’’ dedim. Anlamadı.. Ylan dolan ve kumpasla tutuluyordum. Hikaye aynıydı.

Karakolda Av. Onur Cingil, Avukatım ve anlam Ender abla, kardeşim Erdeniz ve Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar vardı. Sarıldık. Onur’a ‘’dik durun, ben iyiyim’’ dedim ve nezarete alındım.

Hava ‘’ 0 derece.’’ Nezaretin camı kırık, klima çalışmıyor. Sidik kokan ve bir yatak bulunan berbat, karanlık bir karadelik. Çok üşüyordum. Battaniyeye sarıldım. Düşündüm, ‘’devlet kendi vekiline dahi bunu yapıyorsa kimsesizlere neler yapar’’ dedim. Bir slogan attım. Sigara içtim. Sonra, ‘’ efendilerinize söyleyin, bu zulüm beni kesmedi, ellerinden gelen bu mu’’ diye bağırdım ve yattım..

Sabah kalktım. Çay verdiler. Karakola çıktık. Ender abla ordaydı. Kelepçelendik. Araca bindirildim ve yakalama kararını çıkartan İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Çağlayan’a gittik.

Kaba, nobran, bayağı bir tip geldi ve mahkeme başkanı koltuğuna oturdu. Sordu; diyeceğin var mı?

Kürsüye çıktım; ‘’talimatı aldın,  telefonun çaldı ve beni getirttin. Seni de kararını da tanımıyorum. Gün gelecek, hesap vereceksin. Ben size boyun eğmem, ne biliyorsan yap! Senden hiçbir talebim yok’’ dedim. Elleri titredi. ‘ Tel, tel, tel, tel, telef, telefon’’ dedi. Öyle kaldı. Agresifleşti.

Sonra avukatlarım Zeynel Öztürk, Onur Cingil ve Gülsüm Yetgin konuştular.

Ve karar!

‘’Kaçma şüphesi yüzünden tutuklanmasına..’’

O kadar cahil, o kadar zalimlerdi ki. Şöyle yazmışlardı; ‘’ kaçarken yakalandığı için’’

Oysa ben ilk tutuklandığımda, evimde tutuklanmıştım. Düşünmü. İnsan bu kadar kötü olabilir mi diye...

Tekrar cezaevine geldik.

Allah’tan sevdiğim gardiyanlar karşıladılar.

‘’Açsındır, sana yemek ayırdık’’ dedi biri.

Kurufasülye geldi. Yedim.

Yatağa uzandım. ‘’ Hukuk bitti Eren, hukuk bitti’’ diyerek uyumuştum.

 

Kendi mahkemesi tarafından ‘’ oy biriliği ‘’ ile tahliye edilip, talimatla aynı dosyadan başka bir mahkeme tarafından ‘’cezaevinden çıkmadan’’ yakalanıp tutuklanan tek kişiyim.

Talimatla, emirle, baskıyla 4 yıl ceza verdirilen, ancak tahliye edilmeyen tek kişiyim. Düşün Cumhuriyet davasında da ‘’ siyasi talimatla, mahkemeye emir vererek’’ insanlara 8-9 yıl ceza verilmiş, ancak herkes tahliye edilmişti. Nefret katsayım daha fazlaymış..

Benim bir örneğim yok.’’ Suç bul, bulamaz. Delil bul bulamaz..’’ Ozaman bırak! Bırakamaz...

Bedel ödemek, ödediğim ülkemin demokrasisi ve partim adına bedel ödemek..

Sevgi ile kalın..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eren Erdem Arşivi