Ozan Gündoğdu

Ozan Gündoğdu

Moral üstünlük artık muhalefette

Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden 30’u AKP iktidara geldikten sonra doğdu. Tam sayı vermek gerekirse 25 milyon 298 bin kişi hayata gözlerini AKP iktidarında açtı. An itibariyle hayatta olan her 100 kişiden 61’i AKP iktidarından önce oy kullanabilecek yaşta değildi. Cumhuriyet tarihinin her 5 yılından 1’inde Tayyip Erdoğan ya başbakan ya da cumhurbaşkanıydı. Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar süre iktidarda kalabilen başka bir lider olmadı. Osmanlı tarihindeki 36 padişahtan 21’i devleti Tayyip Erdoğan’dan daha kısa süre yönetti. 

Giderek bozulan ekonomik düzenle uzatmalı bir iktidar birleşince, bu durumun toplumsal sonuçları daha ağır yaşanıyor. TÜİK’in son verilerine göre tam 1 milyon 631 bin kişi iş bulma ümidi olmadığı için iş aramadığını söylüyor. İş bulsa ne olacak? Ücretli çalışanların yüzde 43’ü asgari ücret düzeyinde gelir elde ediyor. Asgari ücretle çalışanların oranında açık ara farkla Avrupa şampiyonuyuz. Ücret seviyesinin düşüklüğü hayal kurmanın önündeki bir diğer engel. Bu kişiler hayatları boyunca ev veya otomobil sahibi olamayacak, tatile gidemeyecekler. Sadece asgari ücretle çalışanlar mı? Hayır! Ücretli çalışanların yüzde 78’i asgari ücretin iki katının altında bir gelire sahip. Çalışanlar, ceplerindeki telefonu mülk zanneder hale geldi; ‘Bu telefondan başka bir şeyim yok’ diyor halk sınıfları. Gençliğe ise üniversite kapısı bile umut olamıyor. Diplomalı 1,5 milyon insan aktif biçimde iş arıyor ancak bulamıyor. İş bulsa dahi ücretler ortada. 

Tüm bunlar değişim arzusunun son derece derin yaşanmasına neden oluyor. Toplumun büyük kısmının beklentisi bu yönde. Ancak son aylarda gözlenen bir gelişme daha var. Değişim arzulayan muhalif kesimler genişledikçe, moral üstünlük bu kesimlere geçiyor. Önümüzdeki seçimlerde iktidarın değişeceğine dair beklenti hiç olmadığı kadar fazla. İktidar partisine oy veren seçmenler dahi, Erdoğan iktidarının son seçimi olacağını düşünüyor. 

Beyoğlu’nu geri alıyoruz

Moral üstünlüğün muhalefete geçmesinin ilginç sonuçlarını gözlemeye başladık. Ekonomik sorunları bir yana, değer yargıları da uzun süredir iktidar tarafından aşağılanan, kentli, meslek sahibi, orta gelirli halk sınıfları artık umut dolu. Bu kesimler AKP iktidarına oldu olası destek vermedi, bu nedenle uzun süredir muhalefette olmanın yıpranmışlığını yaşıyordu. İktidarın değişeceğine dönük beklenti, özellikle bu kesimlerin hareketliliğini ve görünürlüğünü artırıyor. 

Son zamanlarda moral üstünlüğün verdiği enerjiyle ‘Beyoğlu’nu geri alıyoruz’ adında bir hareket oluştu. Beyoğlu’nun iktidarın taarruzu sonucu geldiği durum ortada. Zincir mağazalar İstiklal Caddesi’ne akın etti, tiyatrolar, sinemalar, tarihi pastaneler, içkili mekanlar kapandı. Sahaflar yükselen kiralara dayanamayarak Beyoğlu’ndan kaçtı. Beyoğlu’na artık Avrupalı turistler bile gelmez oldu. Hemen her İstanbullu’nun malumu olan bu duruma karşı ‘Beyoğlu’nu geri alıyoruz’ hareketi diyor ki; “Beyoğlu hep direnir, mekan mekan, sokak sokak, galerileriyle, meyhaneleriyle, sahaflarıyla, konserleriyle… Yapılacak şey basit, Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan mekanlarımıza sahip çıkacağız. Yolumuzu itinayla Beyoğlu’na düşüreceğiz ve Beyoğlu’ndaysak burada olduğumuzu gururla duyuracağız”. Tesadüf değil böyle bir hareketin 3-5 yıl önce değil de bugünlerde büyümesi, moral üstünlüğü elde eden kesimlerin bir karşı taarruzu bu. 

Maçka, Kalamış, Seğmenler ve Kordon

Geride bıraktığımız 1,5 yılda tam 103 müzisyen hayatına son verdi. Hala, gece 12’den sonra müzikli eğlencenin yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun nedeninin Covid-19 olduğunu söyleyenlerin inandırıcı bir argümanı kalmadı. İktidar sosyal hayatı kendi dünya görüşüne göre şekillendirmek niyetinde. Peki başarabiliyor mu? Mekanlar kapanıyor veya içkideki yüksek ‘günah vergileri’ nedeniyle müşteri bulamıyor ama büyük kentlerin en büyük parklarını gençler dev eğlence merkezlerine dönüştürüyor. İnanmayan, bir akşam İstanbul’da Maçka veya Kalamış Parkı’nı, Ankara’da Seğmenler Parkı’nı, İzmir’de Kordon’u gezebilir. Her yer iktidara rağmen cıvıl cıvıl… 

Yepyeni Türkiye; ‘dedim olabilir’

whatsapp-image-2021-09-25-at-23-05-56-2.jpegErdoğan’ın kafasındaki makbul vatandaş tipine uymayanlar yok olmak bir yana giderek daha görünür oluyor. İşte milli voleybolcu Ebrar Karakurt… Küçük marjinal bir azınlık dışında, pembe saçlarıyla, sempatik hareketleriyle muhafazakar ya da seküler fark etmeksizin tüm halkın sevgilisi olmuş durumda. O kadar ki, bir şampuan markası bu ilginin farkına varmış, Ebrar’ı reklam yüzü olarak seçmiş. Bundan birkaç yıl evvel, Ebrar’ı bu karanlığa teslim edebilirdik ancak toplumsal bilinç, bu saldırıya karşı ‘bu sefer olmaz’ dedi. 

Demet Akalın’dan rakılı karidesli protesto

whatsapp-image-2021-09-25-at-23-05-56-1.jpeg

Politika sahnesinden baktığımızda meşhur popçu Demet Akalın’ı etliye sütlüye karışmayan, Saray’a her çağırıldığında giden, politik meselelere taraf olmayan, hatta sağcı sayılan bir şarkıcı olarak biliriz. Şu zamana kadar iktidarın herhangi bir icraatına ses çıkardığını da duymuş değiliz. Ancak Diyanet İşleri’nin karidesi ‘haram’ ilan eden fetvasının ardından Akalın, sosyal medya hesabından karidesli rakılı sofrasını izleyenleriyle paylaşarak, kendi diliyle durumu protesto ediyor. Akalın, 19 yıldır protesto edecek başka bir şey bulmadığından mı yapıyor bunu? Hayır! Toplumun geniş kesimlerinin bu paylaşıma tepki göstermeyeceğini, bu protestonun bir normale dönüştüğünün bilinciyle yapıyor. Bundan birkaç yıl evvel, set çıkışında bir araya gelen oyuncuların rakı kadehlerini saklayarak fotoğraf çektirdiği bir ülkeden, Akalın’ın Diyanet fetvasına tepki gösterdiği bir ülkeye… Bu iktidara ‘rağmen’ yaşanıyor ve moral üstünlüğün sonuçlarını gösteriyor. 

Bu gidişat, yalnızca, uzun süredir AKP’nin karşısında konumlanan kentli, meslek sahibi, orta gelirli, seküler yaşam tarzına sahip kesimler tarafından değil, muhafazakar kesimler tarafından da destekleniyor. Bu nedenle iktidarın 19 yıllık projesi patlamış durumda ve süreç artık geri döndürülemez. İktidarın İslamcı söyleminin, sadece radikal bir azınlık tarafından benimsendiği bu toplumu gözleyen herkes tarafından fark edilebilir durumda. Muhalefetin elini güçlendiren bu moral üstünlüğün sonuçları, izleyen dönemde, kendisini çok daha güçlü şekilde hissettirecektir. 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar