Gürel Yurttaş
Kusura bakmayın Beşiktaşlılar yazmam lazım bunları: Neler olup bittiğini öğrenmek sizin de hakkınız değil mi?
15 yıl şampiyonluk görmeyen Beşiktaşlılar kuşağındanım.
Önce taraftarı olarak, sonra da gazeteci olarak takip ettim.
Beşiktaş'a ömrümü verdim ben. Yıllarca peşinden koştum.
1986 yılında girdim kulübün kapısından içeri. Tanıdığım insanlardan adamlığı da öğrendim, yakınlarında bulunmaktan gurur duydum. (Baba) Hakkı Yeten'in elini öptüm.
Süleyman Seba'nın Dostlar Sofrası'nda oturmaktan çok mutlu oldum.
Efsane yöneticilerden Metin Keçeli... Beni kardeşi gibi görmesinden onur duyduğum Zekeriya Alp... Daha yaşayan ve yaşamayan onlarca büyüğüm oldu.
Dönemin kulüp müdürlerinden rahmetli Cemil Ulusel'in Akaretler'deki kulüp binasında odasında otururken sık sık duvarlardaki yarısı yağlı boya tablosu şeklindeki eski futbolcuların resimlerini gösterip de ettiği laflar hala kulağımda çınlanır benim:
"Bak Gürel, kimler geldi kimler geçti bu kulüpten. İnsanlar gelip geçicidir, esas olan Beşiktaş'tır. Beşiktaşlı olmak da farklıdır."
Bu farkı hep hissettim.
Süleyman abinin "İyi insan olunmadan iyi Beşiktaşlı olunmaz" lafını da "Beşiktaş'a iyilik yapmak istiyorsanız kimsenin adamı olmayın Beşiktaş'ın adamı olun" lafını da hiç unutmadım.
Beşiktaş'ın ÇARŞI'sının "Beşiktaşlı olduğumuz için haksızlığa karşı çıkmıyoruz. Haksızlığa karşı olduğumuz için zaten biz Beşiktaşlıyız” sözünü kendi tarihime altın harflerle yazdım.
Şimdi bugüne geleyim.
Onca yılda, şampiyonsuz geçilen sezonlarda, kupasız kalınan zamanlarda bile ben böyle bir dönem hiç görmedim.
"Kusura bakmayın Beşiktaşlılar" demem bu yüzden; açık açık yazacağım bunları.
BEN HİÇ BEŞİKTAŞ'I İSTEMEYEN FUTBOLCU GÖRMEMİŞTİM
Mesela ben onca yılda hiç bu kadar Beşiktaş'tan kaçmak isteyen futbolcu grubunu görmemiştim.
Futbola başlayan her çocuğun, her delikanlının gönlünde bir gün Beşiktaş'ta oynamak vardı, çoğuna şahittim.
Şifo Mehmet'in (Özdilek) transferi mesela. Daha çok para veren Fenerbahçe yerine Beşiktaş'ı tercih edip gelmesini söyleyebilirim.
Daha çok örnek gösterebilirim.
Tanrım uzun ömürler versin Beşiktaş'ın ayaklı tarihi büyük insan baba Kartal Metin Keçeli orada.
Süleyman abinin hemen her döneminde transfer komitesindeydi, sorun da anlatsın o dönemleri. Beşiktaş istemedikten sonra kim gidebilirdi?
Ama şimdi görüyorum ki Beşiktaş'tan gitmek isteyen isteyene.
N'oluyor diye kimse sormuyor mu?
Nerede görülmüş ara transfer döneminde bir takımdan bu kadar oyuncunun ayrıldığı? Kimse nedenini merak etmiyor mu?
Mert Günok ne yaptı da hem kaptanlığı alındı, hem kadro dışı kaldı? Bu soruyu kimse sormadı mı?
Yıllar boyunca televizyonda yorum yaparken ikide bir "Ben Ersin'le şampiyon oldum" demek bunun işareti miydi? Haklı mı çıkmak istedi bu yorumcu iş başına gelince?
Necip Uysal terbiyesizlikte bulundu da, birine kaşının üstünde gözün var mı dedi; neden bu halde şimdi.
Bakın bazı futbolcular oynasa da oynamasa da o takımın çimentosudur, ruhudur! Neden durduk yere bozdunuz bu düzeni?
Gedson niye birden gideceğim de gideceğim diye tutturdu kardeşim?
Sergen Yalçın gelene kadar çıt çıkarmadan canını dişine takıp oynayan, neredeyse her maçta sahanın en iyisi olan, 2 Galatasaray maçında da "Türkiye'deki en iyi stoper" denilen oyuncuya sahayı dar eden Rafa Silva'ya ne oldu da küstü; merak etmediniz mi?
Demiş ki Portekiz'de;
"Beşiktaş amatörce yönetiliyordu. Mutlu değildim. Bir dönem Galatasaray'dan teklif aldım. Bu teklife çok sevindim. Hemen Beşiktaş'tan ayrılmak istedim. Ayrılık isteğimi teknik direktör Sergen Yalçın’a ilettim. Buna karşı çıktı. Aramızda tartışma yaşandı. Bunun üzerine antrenmanlara çıkmama kararı aldım. Kulüp beni bırakana kadar ne antrenmanlara ne de maçlara çıkmayacağımı ilettim.
Teknik direktör tesislerde her yerde sigara içiyordu. Bazı futbolcuların da gizlice sigara içtiğine tanık oldum. 15 yıllık kariyerimde böyle bir duruma ilk kez rastladım. Psikolojik olarak kötüydüm. Mutsuzdum. Telefonumu kapattım evden çıkmadım. Bir hafta boyunca evde ağladım. Yaşadıklarım bir kabustu. Beşiktaş'a gitmek hayatımın en yanlış kararıydı. Tammy Abraham da mutsuz. Gitmek istiyor."
Diyelim ki yarısı yalan. Peki yine de bir araştırmak gerekmez mi bu sözlerini?
Tammy Abraham mesela mutsuz mu, neden mutsuz? Sorulmaz mı? Zart diye gönderilir mi?
Kaptanlığa getirdiğiniz Orkun'un Eyüpspor maçından sonraki demeci:
"Maçın tamamına bakarsak, daha istekli ve enerjik oynamalıydık. Biraz pasif kaldık. 1-0 öne geçtik ama istediğimiz oyunu oynayamadık. Diyecek çok şey var ama en iyisi burada dillendirmeyeyim. Önümüze bakmalıyız, hoş bir durum değil."
Hemen bu sabah çağırıp da Orkun'u "Anlat bakalım dillendiremediklerini evladım" diye çektiniz mi?
BEŞİKTAŞ'A NEDEN KARTALLAR DENİYOR BİLİYOR MUSUNUZ?
Bakın... Demem odur ki Beşiktaş yenilebilir. Yenilecektir de. Ama böyle ruhsuz olmaz, olamaz. Hayalet gibi sahada dolaşamaz. Mahkum oynamaz.
Beşiktaş'ın tarihi izin vermez buna.
Şanlı tarihe bu gölge düşürülemez.
Hiç merak ettiniz mi, Beşiktaş'a neden Kara Kartallar dendiğini.
Ben aktarayım, Beşiktaş'ın tarihinden:
19 Ocak 1941 Pazar günü Semih Duransoy’un hakemliğini yaptığı Şeref Stadı’ndaki maça Beşiktaş şu kadro ile çıkar: Faruk, Yavuz, İbrahim, Rıfat, Halil, Hüseyin, Şakir, Hakkı, Şükrü, Şeref, Eşref. O sezon bütün maçlarda olduğu gibi, Takımımız yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarıdır. Beşiktaş takımı farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirmektedir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın akın yönü olan Şeref Stadı’nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”... Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalmıştır. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”dan, oynadıkları futbolu “Kara Kartal gibi hücum etmek”ten başka bir şekilde tarif etmek mümkün değildir. Tribünlerden gelen sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır.
Voleci Şeref lakabıyla maruf Şeref Görkey’in voleyle attığı 3 muhteşem gol ve kaptan Hakkı’nın, Şakir’in ve Şükrü’nün birer golüyle sahadan 6-0 galip ayrılırlar.
Bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olmuştur.
İster gol at ister atama. Ama Kartallar gibi oynaması gerekmez mi Beşiktaş'ın; sorarım size.
Tarihe nasıl yazılacak bugünler merak etmiyor musunuz, mutsuz değil misiniz?
SERDAL ADALI'YA TAVSİYEM: SAKIN BUNU YAPMAYIN
Burada Serdal Adalı ve yönetimine tavsiyelerim var. Okurlar okumazlar, dinlerler dinlemezler bilemem. Ben yine de anlatayım.
Öncelikle Beşiktaş'a bir futbol aklı gerekiyor. Sergen Yalçın'la, Serkan Reçber'le olmaz bu işler.
Transfer de transfer diyorsunuz ya, onla görüşüyoruz bunla görüştük diye...
Bu sezon gitti, geleceğe bakın siz.
Önce takımın başına Beşiktaşlı duruşuna yakışacak bir teknik heyet getirmekle başlayın işe.
Sonra da bilgisayardan futbolcu arayan tipleri bırakıp, kendi özünüze dönün.
Bir transfer komitesi mi dersiniz adına, arama tarama heyeti mi neyse ne! Öyle bir ekip oluşturun.
Beşiktaş'ta bunu yapacak bir ekip var; görmüyor musunuz? Bir işaretinize bakarlar; çünkü onların kanları siyah beyaz akar!
Bir kaç ismi sayayım ben size: Feyyaz Uçar var, Metin Tekin, Ali Gültiken var, Gökhan Keskin gibi futbolcudan müthiş anlayan bir isim var, Şifo Mehmet var, Kadir Akbulut, Ulvi Güveneroğlu var, Recep Çetin var, Şenol Fidan var, Fikret Demirer var, Ziya Doğan var... Büyük kaptan Rıza Çalımbay var. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en çok genç futbolcusunu bulup çıkaran Samet Aybaba var. Daha var da var. Bu kadar varın içinde Serkan Reçber'in ne işi var?
Sakın ha, günü kurtarma adına oradan buradan kim olursa olsun transferi yapmayın.
Bu kulübün geleceğini de karartmayın.
Beşiktaş sadece bir takım, bir kulüp değildir.
Beşiktaş ölümsüz canlı bir varlık gibidir.

Onun için demiştir ki Süleyman abi; "Beşiktaş'ı üzmeyin!"
Süleyman abi ve bulutların üzerinden bizleri gören Beşiktaş'ın efsaneleri... Yaşayan büyükleri... Milyonlarca taraftarı, çocukları adına...
Beşiktaş'a artık üzmeyin!