Ayşenur Arslan
İBB iddianamesi: Neler var neler!
Yazının final cümlesini baştan yazacağım: Dilerim, az sonra okuyacaklarınız kimsenin başına gelmez!. Dilerim, olmayan delille, hapisten çıkmak için etkin pişmanlığa sığınan birkaç kişinin ipe sapa gelmez ifadeleriyle ve HTS KAYITLARI ile kimse hücrelere gömülmez.
Önce, iddianamenin en en en önemli iddiası: HTS kayıtlarına göre, filan tarihte İmamoğlu, Necati Özkan ve Murat Ongun Beylikdüzü’nde bir araya gelmiş. Gecenin geç saatlerinde (23.00-23.47 arasında) olmasıyla dikkat çeken ve iddianamede “ŞÜPHELİ BAZ BİRLİKTELİĞİ” diye tanımlanan bu buluşmada kim bilir neler planlanmış!
“Vaaay” değil mi!
Peki bir soru: O “filan tarih” ne zamanmış.
İstanbul seçimlerinin iptal edildiği gün ile tekrarlandığı gün!
Gülmeyin rica ederim. Burada ciddi bir davanın ciddi delilinden söz ediyoruz!
Meğer “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyen Erdoğan’ın iki kez kaybettiği seçimin akşamlarında düzenlenen mitingde, bakın ne acayip iş; İmamoğlu, Necati Özkan, Murat Ongun bir aradaymış.
Yine iyi kurtulmuşuz sevgili okur. Ya, o gecelerde mitinge katılan on binlerce yurttaş da aynı HTS kaydına takıldığına göre tutuklansaydı.. Hapse atılsaydı..
*. *. *
Şimdiden belli oldu ki, Mayıs ayına kadar daha çok HTS kaydı, baz istasyonu tartışması yaşayacağız.
Perde zaten böyle açıldı.
İşte, CHP Genel Başkan yardımcısı Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük’ün mahkeme ifadesi:
“Affınıza sığınıyorum ama burada bu kadar kişi siz de dahil, baz veriyor diye suçlu olabilir mi? Rüşvete aracılık ediliyor denir mi? 2026 yılında eşim buradan baz veriyor. 2027 yılında neden baz verdin diye gözaltına alınabilir mi? İşte ben alındım.
Ömer bey (Ömer Güngör: etkin pişmanlıktan faydalandı) bana rüşvet verecek, ben de salağım, o kadar MOBESE kamerası önünde 5 milyonu cebime atacağım. Kocaman bir valiz yapıyormuş bu para… 5 milyonluk parayı Başak Petrol’den alacağım. 2 kilometre ötede benim ofisim var. Parayı alacaksam ofisime davet ederim. Diyor ki, “Görsem ben tanımam” Bana 5 milyon para verecek ve beni tanımayacak. Bu çelişki, bu iftirayla sen çıkacaksın eşine, çocuğuna kavuşacaksın ben 285 gündür ailemden uzağım.
285 gündür kızımdan ve ailemden uzaktayım. Kızımla uyumak, ailemle kaybettiğim günlerin telafisini gidermek istiyorum. Ömer Güngör tutuksuz, Sırrı Küçük tutuklu. Hangi şartlarda olursa olsun, günlük imza da dahil olmak üzere ne olursa olsun ben sizden şu an 5 yaşımda olan kızıma kavuşmak istiyorum. “
Sırrı Küçük konuştu. Başta eşi, salonda pek çok kişi gözyaşlarına boğuldu.
Avukatı Hüseyin Cengiz’in incelenmesini istediği iddia ise herkesi şaşkına çevirdi.
Sırrı Küçük’ün avukatına göre, daha önce Fatih Keleş'in şikayetiyle ortaya çıkan, tutuklulara “tahliye” vaadiyle para istediği öne sürülen avukat Recep Seyhan’ın, Sırrı Küçük’ü de cezaevinde “ziyaret ettiği” ortaya çıktı. Küçük’ün avukatı, TARİH ve SAAT vererek ziyaretin kamera kayıtlarıyla incelenmesini istedi.
*. *. *
Kendisini birdenbire sanık listesinde ilk sırada bulan Aykut Erdoğdu da, HTS kurbanı.
İBB iddianamesinde yer alan HTS kayıtlarına göre Aykut Erdoğdu’nun. Beyoğlu’nda baz verdikten sonraki 13 dakikada Fatih ve ardından Üsküdar’dan baz verdiği ortaya çıktı.
Hayır!
Erdoğdu’nun uçma yeteneği olup olmadığı konusunda bir soruşturma yapılmayacak.
İster uçsun, ister mancınıkla Beyoğlu’ndan Üsküdar’a fırlatılsın! Hiç önemli değil. Kapı gibi HTS KAYITLARI var İddianamede.

Savcı da zaten buna dayanarak ortak baz kayıtlarını sordu. Aykut Erdoğdu bu “uçuşu” nasıl anlatacağını bilemeyince de muhterem Sabah Gazetesi, haberi şöyle verdi:
“Rüşvetin alındığı ve teslim edildiğine gün ortak baz kayıtlarının tespit edilmesi ve bunun savcı tarafından sorulması Erdoğdu’da sessizlik yarattı.”
Sabah Gazetesi ve yavruları sus pus kaldığını yazsa da, Erdoğdu mahkemede şunları kayda geçirdi:
“Şimdi bana soruyorsunuz, ‘Bu konuda ne diyorsun?’ diye. Vallahi anlatılanlar yalan, yok böyle bir şey. Ben para falan taşımadım, ben çanta almadım. Eğer sizin öyle bir iddianız varsa, bana somut bir delil gösterin; ‘Şöyle bir delil var’ deyin, ben de onu açıklamaya çalışayım. Ben olmayan bir şeyi nasıl açıklayayım? Bana diyorsunuz ki: ‘Siz 24 yaşında Afrikalı bir futbolcusunuz.’ Ya 24 yaşında değilim, Afrikalı değilim, futbolcu değilim; Allah razı olsun, ben bunun neyine, nasıl cevap vereyim? Bugünü bekledim; şu iddianameye göre güya birbirimize 256 metre yaklaşmışız. Ya 256 metreden ben, 1 milyon 250 bin doları nasıl alayım? Öbüründe ‘sıfır metre yaklaşmışız’ diyor; üstelik yaklaştığımız yer Ankara’nın göbeği, benim kaldığım otel. Allah’tan bir araya gelmemişiz; ben almadığım parayı nasıl teslim edeyim? Sizin bir sorunuz varsa bunlara cevap veririz ama böyle bir olay yaşanmadı. Şüphenin başlangıcı bile yokken, ben hükümlü gibi muamele görüyorum.”
*. *. *
Aklınızda bulunsun: Umarım gerekmez ama günün birinde adalete ihtiyacınız olursa, şunu bilin.. Hani yüzyıllardır dünyanın uyguladığı kurala göre “savcılık sizin suçunuzu ispat ile yükümlüdür” ya! Şimdi Yeni Türkiye’de siz “suçunuz olmadığını ispat ile yükümlüsünüz..”
Yani, olmayan bir şeyin neden olmadığını.. Alınmamış bir paranın nerede, nasıl, ne münasebet alınmadığını ispat edeceksiniz.
Tabii lafın gelişi söylüyorum bunu.
Evinde kilolarca altın bulunan bürokrat tahliye edilmişken, Erdoğdu için delil yokmuş ne gam!
“Her gün televizyonda ‘Çantayla para taşıdı’ diyorlar. Ya hani benim çantayla param? Bir tane delil, bir tane fotoğraf gösterin. Çantayla kim para götürür? Büyükşehir Belediyesi’nin bin tane kamerası olan yerine X-ray cihazından geçmek zorundayken, bir milletvekili, bir Genel Başkan Yardımcısı 1 milyon 250 bin dolar alacak… Çantayla! Ya buna inanır mısınız? Makul bir akıl buna inanır mı? ‘Makul şüphe’ dediğimiz şeyin bir başlangıcı var mıdır? Olur mu böyle bir iş? Yahu Sayın Başkan..”
İlahi sevgili Aykut! Makul ve akıl kelimeleri, hele bir aradayken insanda gülme hissi uyandırıyor.
Makul olmakla ilgilenen kim?
Ne yani onca iş güç arasında delil bulmaya, olmadı sahte delil yaratmaya mı uğraşacaklar..
Zaten onca insanın, delilden sayılmayan baz istasyonu kayıtları ve iftiralarla tek kişilik hücrelere atılmasının gerçek nedenini herkes gibi sen de bilmiyor musun?
“Birileri diyor ki: ‘O, cumhurbaşkanı adayı olamaz.’ İddianame aynen bunu söylüyor. İddianame aynen bunu söylüyor; ‘Siz bunu seçemezsiniz’ diyor. Ya ‘Ahtapot’ diye başlık atmışsınız, içinde ben varım. Benim günahım ne? Ahtapot dediğiniz, İsrail’in İran’a, Siyonizmin ümmete söylediği laftır. Ne işi var o kelimenin orada? Ahtapot oradan çıktı; ‘İran’ın kolları olan ahtapot’… Oradan esinlenip getirdiniz buraya koydunuz. Siz bu davayla, bu iddianameyle bir milletin iradesine şunu diyorsunuz: ‘Sen Ekrem İmamoğlu’nu seçemezsin.’ Artık bu dava benim davam değil; bu dava Ekrem İmamoğlu’nun davası değil, bu dava Türk milletinin davasıdır. ‘Seçemezsiniz’ diyor seksen altı milyon insana; ‘Seçemezsiniz!’ Seksen altı milyon kişi bunu kabul ediyorsa eyvallah, müebbet verin, hiç önemli değil.”
*. *. *
İBB davasında değil ama, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da hücrede. Malum, geçen hafta “irtikap” iddiasıyla tutuklandı. Tutuklama kararına gerekçe olarak ise “3 harfli market” olarak bilinen A101, ŞOK ve BİM yetkililerinin Özcan’dan şikayetçi olmaları gösterildi.
Ancak bu 3 market de kurumsal açıklama yaparak Özcan’dan şikayetçi olmadıklarını açıkladı. Bu açıklamaların ardından “Tanju Özcan neden tutuklu” sorusu gündeme geldi.. “Mi acaba”?
Yok canım!! Galatasaray-Liverpool maçı ve bayram ikramiyesi dururken neden adalete kafa yoralım ki!!
* * *
FETÖ kumpası dönemindeki “askeri casusluk” davasını hatırlıyor musunuz? Onlarca rütbeli askerin tutuklandığı dava başlı başına trajikomik bir film gibiydi. Filmin en heyecanlı kısmı da herhalde polisin “eliyle koymuş” gibi bulduğu CD olmuştu.
Kısa sürede anlaşılmıştı ki, polis “sahte delili” gerçekten de eliyle koymuştu. Ama o kadar fütursuzdular ki, CD’’yi, suçlamak istedikleri Emrah yerine, araştırma falan gereği duymadan başka bir Emrah’ın evine, buzdolabının üzerine koymuşlardı.
Kumpasın en karışık ve sanık portföyü açısında en saçma davalarından ODATV davasında yargılanan Nedim Şener, hapisten çıktıktan sonra hep şunu savundu: “Türkiye’de FETÖ ile samimiyetle mücadele eden tek bir kişi var, Erdoğan”
Nasıl olmuşsa Erdoğan kumpaslara dair tek bir rapor, haber okumamış.. Sahte delillerin nasıl üretilip nasıl bulunduğunun araştırılmasını istememiş.. FETÖ kendisine uzanmaya kalkana kadar Silahlı Kuvvetler’e saldırılmasına göz yummuş.. İddianameler akıl ve izan süzgecinden geçmemiş ve Erdoğan, 15 Temmuz’a kadar bunu dert etmemiş.. Öyle mi!
Başta söylediğimi tekrarlayayım. Dilerim bütün bunlar ne bu yaşananlara sebep olanların ne de yandaşlarının başına gelir.
Günün birinde ihtiyaçları olursa adalete kavuşurlar!