Mustafa K. Erdemol

Mustafa K. Erdemol

Eski rejimin fiili yöneticisiydi: İkinci Kaddafi de öldürüldü

Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin önceki gün uğradığı suikast sonucu öldürüldüğü açıklandı bildiğiniz gibi. İlk bilgilere göre oğul Kaddafi konutuna giren dört maskeli saldırgan tarafından katledildi. Bu elbette bir cinayet, arkasında kimin/kimlerin olduğunu, sonuçlarının ne olacağını herhalde öğreniriz yakında.

Son yıllarını ülkesinde “sessiz” kalarak sürdürse de Seyfülislam Kaddafi babasının döneminde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın değerlendirilmesiyle “fiili Başbakan” olarak sözedilen etkili bir figürdü. Dolayısıyla babasının halefi olarak da görülürdü.

Son derece çalkantılı bir yaşamı olan 53 yaşındaki oğul Kaddafi’nin, henüz ayrıntıları bilinmeyen bir biçimde öldürüldüğü haberini duyduğumda “neden?” diye soruşum, düşmanları olmakla beraber ölümünün kimse için bir yararı olmayacağına inanmış olmamdandı. Çok uzun zamandır ülke siyasetinden uzak bir yaşamı vardı çünkü. Bu özelliğinden ötürü, “tarafsızlığına da” güvenildiğinden olsa gerek Libya'daki çatışmayı çözmeyi amaçlayan BM arabuluculuğundaki siyasi diyalogda görüşleri sorulan biri durumundaydı.

Oysa babasının iktidarında, 2000’li yıllarda Libya ile Batılı hükümetler arasında aracılıklar yapmış, Libya'nın kitle imha silahları programlarını terk etmesine yol açan (Kaddafi’nin batı tarafından kandırıldığı) müzakerelerde merkezi bir rol oynamıştı. Hatta bir ABD yolcu uçağının 1988 yılında İskoçya'nın Lockerbie kentinde düşürülmesi sonucu ölenlerin ailelerine tazminat ödenmesi konusunda yapılan görüşmelere katılmıştı. Faciadan Kaddafi yönetimi sorumlu tutulmuştu bilindiği gibi.

Ona “memleketinin reformist yüzü” dendiğini de hatırlarım. Ama batıda uyandırdığı bu imaj 2011 Arap Ayaklanmaları Libya’ya da ulaştığında değişecekti. Protestocuların sertlikle bastırılması gerektiğini savunduğu için elbette. Bir televizyon konuşmasında rejimin düşmesi durumunda Libya’nın mahvolacağını söyleyerek “herkes başkan ya da emir olmak isteyecek, herkes ülkeyi yönetmeye kalkacak, kaosa gömüleceğiz” demişti ki, haklı çıkmadığını kimse söyleyemez.

Rejimin devrilmesinin ardından yaklaşık altı yıl gözaltında tutuldu. Bir Libya mahkemesi 2015’de hakkında idam kararı verse de babasının destekçisi kabilelerin tepkisinden çekinildiği için yeni yönetim infazı gerçekleştirmeye cesaret edemedi. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de kurtarılması için devreye girdiği söylenmişti. Sonra serbest kalarak köşesine çekildiğini biliyoruz Seyfülislam’ın.

Bir iki kere televizyonda açıklamalarına rastgelmiştim, İngilizceyi çok akıcı bir şekilde konuşurdu. 2008 yılında doktora derecesi aldığı İngiltere’nin dünyaca ünlü üniversitesi London School of Economics’e 1 milyon sterlin kadar bağış yaptığı ortaya çıkınca hem doktorası tartışma konusu olmuş hem de okulun itibarı ciddi olarak lekelenmişti. Hatırlarım o tartışmaları. Trablus'taki El fetih Üniversitesi'nin Mühendislik Fakültesi mezunuydu ama nedendir bilmem, “mimardır” denirdi.

Fransa, Kanada başta olmak üzere birçok ülke kendisine öğrenci vizesi vermeyi reddetmişti. Sonra gidebildiği Avusturya’da Imadec İşletme Okulu’nda MBA programını tamamlamıştı. Tuhaf bulduğum bir durum da orada aşırı sağcı politikacı Jörg Haider gibi tiplerle yakın ilişkiler kurmasıdır. Babası hayattayken her şey yolunda gidiyordu tabii. Öyle ki 2005 Dünya Ekonomik Forumu onu “Genç Küresel Lider” ilan etmişti. Bunu da tuhaf bulmuşumdur bakın.

İlginç biriydi. Gayri resmi olarak devlet görevleri üstlense de siyasetten uzak durdu hep. Evcil kaplanların da aralarında bulunduğu egzotik hayvanlar beslerdi. Ressamlığı da vardı. Karadağ’da 37.nci yaşını büyük bir partiyle kutlaığı haberlere konu olmuştu. Davete Oleg Deripaska, Peter Munk, Monako Prensi Albert gibi isimler de katılmıştı. Bir ara Orly Weinerman adlı İsrailli modelle ilişkisi var dendi.

“Dış güçler”ce bir türlü “biçimlendirilemeyen” Libya’da birleştirici bir figüre mi dönüşüyordu, toparlayıcı bir tarafı mı görüldü acaba? Eğer böyle olduysa, malum güçlerce “ileride başa bela olmasın” diye ortadan kaldırılmış olabilir pekala.

Ama her haliyle trajik bir son olduğu kesin.

Bir açıklansın bakalım ayrıntılar, anlamaya çalışırız ne olduğunu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa K. Erdemol Arşivi

Küreselleşen intifada değil

20 Aralık 2025 Cumartesi 05:05