Mustafa K. Erdemol
Önünde "diz çökmesi" işe yaramadı: Trump Machado’yu sildi
Gerçekten gündemi yakalamak çok zor. O kadar sık, o kadar hızlı değişiyor ki yetişmenin olanağı yok. Birkaç gün önce ABD’nin Venezüela haydutluğunu konuşurken, şimdi İran’da olup bitenlerde gözümüz kulağımız. Dünyanın içine sokulduğu sosyal/politik durum birbirini izleyen, birbirinden de bağımsız olmayan gelişmeler doğuruyor sürekli. Gündemdeki yerleri sık değişse de birbirine bağlı olaylar aslında tanık olduklarımız.
Aktörler de değişiyor değil tabii. Çoğunlukla ABD/ İsrail ortaklığının belirlediği gündemler bunlar. Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, Kuzey Kutbu’nda ya ikisinin birden ya da tek tek her birinin parmağı olan gelişmelere tanık oluyoruz. Dolayısıyla şu sıralar İran öne çıktığından olsa gerek Venezüela haydutluğunun kahramanlarından Maria Corina Machado’nun ABD Başkanı Donald Trump’a “yaltaklanma”sı gözden kaçıverdi. Ya da hak ettiği ilgiyi görmedi.
Oysa, teslimiyetin, kendini vermenin en rezil örneği bir figür olarak dikkatimizden kaçmamalıydı Machoda. Malum, bir süre önce uzun süreden beri itibarı yerle bir olmuş Nobel Ödülü’ne Barış alanında layık görülmüştü. Trump’ın aslında kendisine verilmesini beklediği ödüle yani.
İşte bu Machado, geçtiğimiz gün “ödülünü”, “Venezüela’ya yardımlarından ötürü” Trump’a verdi. Ödülü almakta hiçbir etik sorun görmeyen Trump da bunu “karşılıklı saygının harika bir göstergesi” sözleriyle değerlendirdi. Hiç büyümemiş “insanlar” yönetiyor dünyayı. Rezalet.
Kendi aralarında ne halt ederlerse etsinler ama kişiliksizliğin normalleştirilmesi gibi bir tehlike barındırdığı için öfke doğuruyor bu tür tutumlar. Peki Machado neden bu tür bir “yaltaklanma” ihtiyacı duydu? Kenara itildiği, Trump’tan beklediği ilgiyi görmediği için. Çünkü davranışlarında tutarlılık olmayan Trump yine şaşırtan bir tavır sergileyerek Venezeüla’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’ı açık açık övdü, biliyorsunuz. Ondan “she's a terrific person” (muhteşem biri) diye söz ederken ödülü kabul töreninde ne Machado’nun ne de Temmuz 2024 seçimlerinin galibi olarak tanımasına ragmen Venezüela muhalefet lideri Edmundo Gonzales Urrutia’nın adını bile anmadı.
Maduro’nun Yardımcısı, geçici Venezüela Devle Başkanı Rodriquez’in Trump’ın övgüsüne mazhar olmasını kendi adıma çok utandırıcı bulduğumu söyleyerek belirteyim; yeni bir “müttefik” bulduysa, Machado ile Urrutia’ya neden ihtiyaç duysun ki Trump? Muhalif ikilinin gözden düşmesinin gerekçelerinden biri de Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt’in dediğine göre, başta ordu olmak üzere Venezüela’nın diğer devlet kurumlarının sadakatini sağlayamayacaklarının düşünülmesi. Burada olumlu gibi görünen şu; demek ki ordu ile kurumlar pek de ABD’nin sandığı gibi “çantada keklik” değil. İster istemez Trump’ın onlarla çalışacağı anlamına geliyor bu. İhtiraslarının sınırlanmasına yarayabilir bu durum. Zayıf da olsa bir umut aslında benimki.
Sonuçta Nobel’i verip yeniden gözüne girmek istediği Trump tarafından “itin gözüne” sokulmuş bir figür olarak medyaya konu oldu Machado.
İşin bir de Nobel’i dağıtan komiteyle ilgili boyutu var. Komite ödülün “iptal edilemeyeceğini, paylaşılamayacağını, başkasına devredilmeyeceğini” açıkladı ama madalya sahibinin madalyayı dilediği gibi kullanabileceğini belirtti. Yani ödüle layık görülen, “ödül sahibi” sıfatını koruyabilir ancak madalyayı hediye edebilir. Açıklamanın tuhaflığından onların da meseleye bir çözüm getiremedikleri anlaşılıyor. Oysa bilmeleri gerekirdi bu tür bir durumla karşılaşabileceklerini. Çünkü Ukrayna’dan kaçanlara yardım ettiği için kendisine verilen Nobel Ödülü madalyasını, yakın zamanda 100 milyon dolardan fazla bir fiyata açık artırmayla satan Dmitri Muratov örneği var ortada.
Machado rezilliğine ülkesinin tarihini de alet etti bu arada. Yaklaşık 200 yıl önce Bağımsızlık Savaşı sırasında ABD’nin, büyük bağımsızlık mücadelesi lideri Simon Bolivar’a madalya verdiğini anımsatarak şimdi de “Bolivar’ın halkının”, “kardeşlik” adına ABD liderine aynısını yaptığını söyledi. Ülkesinin liderinin ABD’li haydutlarca evine girilerek kaçırılmış olmasından duyduğu en ufak bir rahatsızlık yok “nobel barış ödülü sahibi”nin.
Her zaman “efendi” değil, zaman zaman “köleler” de hak eder küfürü.
Ama kendini aşağılatana küfür etsen ne olacak?