Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil: Aşı karşıtlığı azalırsa kurtuluş yakın

Yayınlanma:
Güncelleme: 24 Ocak 2022 00:43

Harvard Sabri Ülker Metabolik Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil:

Tam aşı olanlar ile olmayanlar arasında 50 kat fark var:
Aşı karşıtlığı azalırsa kurtuluş yakın

Yeni varyant Omicron ile ilgili tartışmalar sürüyor. Kurtuluşumuz olacağını söyleyenler de var, aman dikkat diye uyaranlar da… Dün vaka sayısı 65 bini geçmişti. Bir günde ölen kişi sayısı 185’di… Mart’ta pandemiden kurtulacağımızı söyleyen uluslararası bilim insanları dahi var. Peki doğru mu? Harvard Üniversitesi’nden Profesör Gökhan Hotamışlıgil’e sordum.

ikili-foto.jpg

  • Omicron ile ilgili çeşitli fikirler var, kimine göre bir felaketin başlangıcı kimine göre tünelin ucundaki ışık. Hangisi?

Bunun cevabını kimse bilmiyor. Öyle bir varsayım söz konusu, ben de inanmak istiyorum ama bunu söylemek için hazır değilim. Hiçbir uzman da bu sorunun cevabını veremez.

  • ‘Tünelin ucundaki ışık’ varsayımının çıkış noktası neresi?

Bu kadar hızlı yayılıyorsa ve tabiat olarak hafif seyirli ise, o zaman kısa sürede bütün dünyayı enfekte edeceği için, en azından bir alt bağışıklık büyük bir kesimde oluşacak. Tabii sonrasında Covid sıfırlanacak diye bir senaryo yok. Bizimle yaşayacak, biz de onun riskine katlanabilir, kabul edebilir hale gelebileceğiz. Zaten biliyorsunuz böyle olduğu, yani yeterli sayıda ülkede kontrol altına alındığı zaman, hastaneye yatışlar ve ölümlere bakarak, Dünya Sağlık Örgütü ‘pandemi bitmiştir’ diyecek. Ancak “böyle olacak” demek şu an çok büyük bir hata bence. Daha da önemlisi nasıl olsa senaryo bu deyip, Covid yokmuş gibi davranmak daha da riskli.

  • Risk derken neyi/neleri kastediyorsunuz?

İki açıdan… Birincisi bu virüs hep bize bir sürpriz yapıp, karşımıza yeni tablolar çıkartıyor. Bazı uzmanlar bu virüsün mutasyon olarak artık gidecek fazla bir yeri kalmadığını söylüyor. Bence bu da iddia edilebilecek bir şey değil, çünkü Omicron’dan önce de artık iyice olgunlaştığı söyleniyordu. Fakat işte Omicron çıktı ve biliyorsunuz başka bir aile ağacından geldi. Mevcut olgunlaşma süreci dışında bir yan branştan çıkıp hızla baskın hale geçti. Dolayısıyla virüsün kendi içinde daha fazla mutasyon yapma olasılığı hep var. Özellikle enfeksiyonun bu kadar yaygın olduğu bir ortamda ve mevcut sirkülasyonda var olan virüslerle de malzeme değişimi yapabildiği göz önüne alındığında, Omicron’un içinde de bu tür bazı unsurlar mevcut. Dolayısıyla virüsün evrimsel olarak daha nereye gideceği, gidemeyeceği konusunda kesin bir öngörüde bulunmak mümkün değil. Ayrıca pek konuşulmayan bir konu, bu virüsün sadece insanları değil pek çok hayvan türünü de enfekte ediyor olması. Yani süreç sadece insanlarda değil pek çok canlıda dolaşarak virüsün değişimine yol açabilir.

  • Öngörüde bulunmak, “Bu virüsü grip gibi yaşayacağız” deme noktasına gelmek için neyi biliyor olmamız gerekiyor?

Orada iki unsur var: Aşı konusunu arzu ettiğimiz gibi kontrol edemiyoruz. Dünya çapında uygulanan aşı sayısı 10 milyar doza ulaştı. Muazzam bir rakam. Ve artık bu aşılarla ilgili her şeyi biliyoruz. Şu anda da dünya çapında günde 30 milyon civarı aşı yapılıyor. Grafikten de anlaşılacağı gibi aşılar normal rejimlerini tamamladıkları zaman hastaneye yatma ve ölüm oranlarında muazzam bir fark görülüyor. Bunun tartışılacak bir tarafı kalmadı. 50 kat fark var. Tam aşılı olanlarla, tam aşılı olmayanlar veya aşısız olanlar arasında muazzam bir ölüm ve hastaneye yatma farkı söz konusu. Etrafımızdaki herkes bunu yaşıyor. Siz de yaşadınız, ben de yaşadım, çocuklarımız da yaşadı. Aşı olanlar basit bir grip gibi geçirebiliyorlar. Eğer yüksek gelir düzeyindeki ülkelerle düşük gelir düzeyindeki ülkeler arasındaki aşı eşitsizliği giderilirse -ki çok önemli girişimler var giderilmesi doğrultusunda- o zaman en azından tam aşılı kesimde bu kabul edilebilir risk oranına ulaşabiliriz. Bu bir senaryo, eğer gerçekleştirilebilirse o zaman bildiğimiz mevsimsel gribin altına düşebilir risk oranları.

  • İkinci unsur?

İkincisi; yüksek risk grupları için tedavi imkânlarının artması. Tabii ki risk hiçbir zaman sıfıra inemez, çünkü immün sisteminde bozukluğu olanlar, ileri yaş grubunda olanlar var. Henüz aşı için onay verilmemiş olan, dolayısıyla aşılanmamış olan çocuk yaş grubu insanlar var. Yani her zaman daha yüksek ve daha ölümcül hastalıkla karşı karşıya kalabilecek ve çok önemli sayıda insan olacak. Bunlar için de elimizdeki ilaçların sayısı ve çeşitliliği arttığında o zaman Covid ile ilgili özel veya ağır bir yaşam önlemi dizisi almamıza gerek kalmayabilir. Bilimsel olmanın ötesinde sosyal bir problem haline gelebilir.

  • Massachusetts Enfeksiyon Hastalıkları Direktörü Prof. Edward Ryan'ın kapalı toplantıdaki konuşması kamuoyuna sızdı... Şubat temizlik ayı, Mart'ta normal hayatımıza başlayacağız diyordu. Buraya kadar anladığım sizin görüşünüz bunun mümkün olmadığı yönünde…

İçimden geçen o ama şu anda bunu söylemek için çok erken. Şu anda ABD’nin Omicron’un tepe noktasına ulaştığı düşünülüyor. Örneğin New York’ta önemli bir düşüş başladı. Başka büyük eyaletlerde de zirve noktasından aşağı düşüşü görüyoruz, fakat bundan sonraki bir dalganın gelmeyeceğini garanti etmek mümkün değil. Ancak biraz önce konuştuğumuz birkaç varsayım gerçekleşirse yaza, hatta bahara rahat bir döneme girebiliriz. Ama unutmayalım; bu virüs sürprizlerle dolu, karşımıza ne çıkaracak bilmiyoruz.

  • Bir sürü varyant var, bundan önce Delta’ydı, şimdi Omicron. Mesela Omicron ortaya çıkınca, Delta ölüyor mu?

Direk deltaya karşı harekata geçmiyor tabii ama delta gidecek yer bulamadığı için sistemden yavaş yavaş ekarte oluyor. Bir yarışma gibi yani. Yarışmayı kaybediyor ve kazanan giderek daha çok çoğalıyor. ABD için konuşursam, burada yüzde 99’un üzerinde Omicron var artık. Hindistan’dan yeni bir data geldi; yüzde 90’ın üzerinde Omicron. Çünkü Omicron varyantının yayılım hızı Delta’nın yayılımına izin vermiyor. İkincisi de zaten hastalığı geçirenler ve aşı olanlarda Delta’ya karşı etkinlik daha güçlü. Dolayısıyla hem iki varyant arasında çok çetin bir rekabet var, hem de birinin eldeki araçlara zafiyeti daha büyük. Ancak Delta tamamen yok olmadı.

  • Omicron’a karşı aşıların etkili olmadığı da tartışıldı…

Tabii, bu doğru değil.

  • Yani sonuçta Koronavirüs bugün hangi varyantı çıkartırsa çıkartsın bize yapılan aşılar etkili mi olacak?

Hayır, tabi ki böyle bir şeyi kesin olarak söyleyemeyiz. Omicron aslında çok öğretici bir varyant, çünkü daha önceki enfeksiyondan doğan bağışıklıktan kaçabiliyor, bunu biliyoruz. Tekrar enfekte edebiliyor. Mesela benim kızım iki defa enfekte oldu. Dolayısıyla mevcut, önceki enfeksiyona bağlı bağışıklıktan kaçabiliyor. İki doz aşılı olanlarda da kaçabildiğini biliyoruz. Buradaki karşı tavır, tam aşılı olanlarda hâlâ enfeksiyon olması üzerinden geliştiriliyor ancak bu yanlış bir yaklaşım. “Bu kadar değişmiş bir virüse hala orijinal virüse karşı geliştirilmiş aşıları veriyoruz. Bu mantıklı bir şey değil, boşa yapılıyor bu aşılar” deniyor. Bu söylem doğru değil. Doğru olmamasının sebebi size yolladığım grafikte gözüküyor. Tabii ki ideali ne enfeksiyon olsun, ne hastalık, ne hastaneye yatış ne de ölüm… Anca ana hedef bu değil.

  • Ne peki?

Ana hedef insanların canını kurtarmak. Yani ağır hastalık, organ hasarı ve ölümün engellenmesi. Üç doz aşılılarda buraya karşı muazzam bir koruyuculuk var. Artık bunun da tartışılacak bir yeri kalmadı, veriler net. Aşılara karşı şüpheli bakan kesim, “virüs değişiyor aynı sürekli aşı yapıyorsunuz, ne oluyor” diyor. Ama savunma sistemi öyle çizgisel bir şekilde çalışmıyor. İmmün sistem çok karmaşık, çok akıllı, çok mükemmelleşmiş bir sistem. Her seferinde geliştirdiği silahlarda ufak tefek değişiklikler ve olgunlaşma meydana geliyor. Dolayısıyla iki unsur bir arada düşünüldüğünde bu mantık doğru değil. Zaten veri, bize bunu net olarak gösteriyor. Ama tabi enfeksiyonu tamamen engelleyemiyor, insanlar yine enfekte olabiliyor. Ve yine yayabiliyor. Ancak bunun bile önemli ölçüde azalmayla olduğunu da belirtmek isterim.

  • Ama ölümün önüne geçiyor, yoğun bakımın önüne geçiyor…

Evet bu çok net. Zaten bizim aşıdan da, ilaçlardan da öncelikle istediğimiz budur. Konu ister Covid olsun, ister başka bir enfeksiyon veya hastalık.

  • Anlaşılan bir süre daha bununla yaşayacağız. Nasıl davranmalıyız? ABD’de nasılsınız bilmiyorum, ama biz İstanbul’da hiçbir şey yokmuş, hiç Koronavirüs yaşanmamış, kimse ölmemiş gibi davranmaya başladık. Her şey artık çok serbest ve maskeden öte de kişisel bir önlem yok gibi görünüyor. Sosyal hayatta, sporda, toplu taşımada, seyahatte ne yapmalıyız? Ertelememiz gereken şeyler var mı? Nasıl yaşamamızı öneriyorsunuz?

Şu anda hiçbir şey yokmuş gibi yaşamamızın büyük riskleri olduğunu düşünüyorum. Diyelim ki aşılı, riski düşük gruplar için kabul edilebilir bir düzeye geldik… Ancak mesela ABD’de immün sisteminde problem olan 10 milyon insan var. Yaşlı bir nüfus olduğu için 65-70 yaşın üzerinde çok önemli bir kesim var. Biz genç nüfuslu bir ülke olduğumuz için hiç aşılanmamış çok sayıda çocuk var. Salgının yayılma hızında kabul edilebilir bir noktaya gelene ve tedavilerin ağır hastalıkları, ölümleri engellediği konusunda içimiz rahat edene kadar bu grupları korumamız gerekiyor. Bu çok önemli bir ulusal sorumluluk. Dolayısıyla sadece bu nedenle bile örneğin maske kullanımının kapalı alanlarda bir süre daha devam etmesi gerekiyor. Risk grubundaki insanların kesin olarak kapalı ve toplu alanlardan uzak kalması gerekiyor. İnsanlardaki bezginliği anlıyorum. Dolayısıyla arada bir çözüm üretmemiz lazım. Büyük risk altındaki grupları koruyarak kademeli bir şekilde normal yaşama dönmemiz en mantıklı yol, ama maskeleri atıp düğün dernek gibi yaşamak için erken. Bence bu henüz büyük ve kabul edilemez bir risk.

  • Türkiye’de PCR zorunluluğu kalktı biliyorsunuz. Karantina süresi 14 günden 7 güne indi. Makul kararlar mı?

Bu konuda pek çok görüş var. Doğru olan PCR testleri ile hızlı antijen testlerinin kullanım zamanının seçimi. Örneğin şüpheli bir temas sonrası PCR test uygun olabilir, hem zamanında izolasyon ve mümkün olan durumda gerekli önlemlerin alınabilmesi için, özellikle risk gruplarında. Ancak belirtisi olan kişilerde veya izolasyonu bitirmek, işe geri dönüş kararlarına kılavuzluk edebilmesi için artık PCR testinin kullanımı doğru değil. Hızlı antijen testleri bu durumlarda bence daha önemli ve pratik.

  • Peki evde hızlı testimi yaptım ve pozitif çıktım. Ondan sonraki aşamam ne olmalı, mesela siz ne yapıyorsunuz?

Burada beş gün izolasyondan sonra beş gün de tüm ortamlarda maskeli bulunmayı istiyoruz. Bazı durumlarda beş gün izolasyon sonrası iki gün arka arkaya negatif test bulaş riskinin önemsiz bir hale geldiği şeklinde yorumlanabiliyor.

  • Bu aynı zamanda sorumlu yurttaş olmayı gerektiriyor, değil mi?

Evet kişisel sorumluluk gerektiriyor, bu durumda izolasyon ve geri dönüş kararlarını ve haberleşme ağını kişiler kendileri yönetiyor.

  • Aşı karşıtlığı azalırsa aşağı yukarı ne zaman kurtuluruz?

Bu zor bir varsayım, ama gerçekleşirse çok yakın. Bizim aşılama kapasitesi çok yüksek. Hatırlarsanız İpek Hanım size söylemiştim, “Türkiye’nin tedarik problemi aşılırsa, günde 1 milyon doz aşı yapabilme kapasitesi var” diye. Akabinde neredeyse günlük aşılama sayısı 1.3 milyonlara ulaştı. Ben o hızda gidebileceğimizi ümit ediyordum, ancak bu olmadı ve sayılar düştü. Hatta 30-40 binlere düştüğü günler bile oldu. Net olan durum herkes üç doz aşısını olursa Covid’den korkmamız için sebep kalmayacağı. Tabii, fazla üzerinde durmadık ama bir de geliştirilmiş ve yolda olan ilaçların da sahaya girmesi söz konusu. Maalesef şu anda tedarik ve dağıtım sıkıntısı yaşıyor, ancak kısa sürede aşılacağını sanıyorum.

  • Neden bu sıkıntı yaşanıyor?

Tedarik zinciri problemleri mevcut. Bir ilacın bu kadar kısa sürede geliştirilip hazır hale gelmesi gerçekten müthiş bir şey, ama yüksek miktarda üretimi ve yaygın olarak dağıtılması bazı lojistik sıkıntılar içeriyor. Aşılabilirse mevcut ilaçlar da önemli bir ek güvence getirebilir. Ancak buna temkinli yaklaşmamız, dikkatle takip etmemiz ve virüsün bu ilaçlara karşı da direnç geliştirme olasılığı olduğunu unutmamamız lazım. Tabii başka ilaçlar da çıkacaktır. Son olarak, aşılarda gördüğümüz eşitsizlikler tabii ki ilaçlarda da mevcut, ama ben bunun hızlıca aşılabileceğine inanıyorum. Şu an bile birçok yerel üreticiye gerekli izin ve bilgilerin dağıtımı için büyük bir çaba mevcut. Türkiye’nin aşı tedarik problemi yok. Bizim için bir numaralı engel aşı tereddüdü yaşayan kişiler veya karşıt olanların direnci. İlginç olan Anadolu’da yaşayan kesim aşıya karşı koymuyor. Evlerine giden sağlık çalışanlarına teşekkür ediyor, aşısını oluyor, olabildiği için memnun oluyor. Problem büyük yerleşim merkezlerinde daha yoğun. Yani özetlersek aşı karşıtlığı azaldığı anda bulaş zincirini kırmış oluruz ve normal hayatımıza çok düşük bir riskle dönmüş oluruz.

Yeni buluş, büyük bir umut

  • Biraz da yeni buluşunuzla ilgili konuşalım. Bir adı var mı?

Evet, bulduğumuz yeni hormonun adı Fabkin.

Sizi çok heyecanlandırmış olmalı, bizi çok heyecanlandırdı çünkü…

Bizi de çok heyecanlandırdı. Birinci neden bilimsel; çünkü bu tabiat olarak çok değişik ve daha önceden bilinmeyen bir hormon. Şimdiye kadar bilinen hormonlar tek bir molekül. Gidip, etkiyi göstereceği hücrenin içerisinde sinyalleşme için başka bir kapı kullanıyor. Bu hormon ise kendi başına salgılandıktan sonra kendi başına faaliyet göstermiyor, iki tane daha proteini yanına çağırıyor, üç proteinden oluşan bir kompleks meydana getiriyor. İşte bu kompleksin adı Fabkin. Bu hormonlar aracılığıyla hücrenin enerjiyi algılamak için kullandığı üniteyi hissetmesini sağlayacak bilgiyi organlar arasında dağıtıyor. Yani hem oluşumu yapı olarak farklı hem de sinyal iletmesi çok özgün bir mekanizmaya sahip. İkinci neden bu hormonun fonksiyonu ve diyabet üzerindeki çarpıcı etkisi. Vücutta pek çok faaliyete etkisi olabilecek bir kapasiteye sahip. Fabkin, bizim bildiğimiz sadece bir durumda, vücutta depolanan yağların yıkılmaya başladığı zaman salgılanıyor. Yağ hücresinin döngülerden geçerken vücudun içinde bulunduğu enerji durumunu diğer organlara nasıl haber verdiği bilinmiyordu. Fabkin’in keşfiyle bunu bulmuş olma ihtimalimiz çok heyecan verici.

  • Kaç yıl emek verdiniz bu hormonu bulmak için?

10 yıl sürdü. Bundan 200-300 sene önce biyolojide bir şeyi merak ediyorsanız cerrahi yapıyordunuz, o dokuyu, organı kesip atıyordunuz, hangi fonksiyon bozulursa, "Demek bu işe yarıyormuş” diyordunuz, mesela insülin bu şekilde bulunmuş bir hormondur. Bugün bizim yaptığımız aslında benzer bir yöntem, neşterle değil ama moleküler makaslarla sorumlu genleri kesip çıkarıp ne işe yaradığına bakabiliyoruz. Bu hormonu yapan moleküllerden birini farelerden çıkardığımız zaman orada tesadüfen beta hücrelerinin çok sağlıklı kaldığını gördük. Bunu görünce anladık ki bu hormon, beta hücrelerini baskılıyor ve durdurulduğunda da beta hücreleri canlılık faaliyet kapasitelerini koruyor. O zaman beta hücrelerine odaklandık. Diyabet, şişmanlık ve kardiyovasküler hastalıklar sırasında Fabkin hormonunun düzeyi çok yükseliyor. Bu yükseklik patolojik bir yükseklik ve pankreastaki beta hücrelerinin faaliyetini, hatta daha da uzun sürerse hayatta kalmasına engel oluyor. Biz bu hormonu durdurursak beta hücreleri dejenere olmuyorlar. Yıkıma karşı direnç gösteriyorlar. Bu da bize hem TİP 1, hem TİP 2 diyabette bunun çok önemli olduğunu söylüyor. Bunu test edebilmek için, yine bu çalışmada bir ilaç konsepti geliştirdik, bunu hayvanlarda denedik, çok çarpıcı sonuçlar aldık.

  • Siz bunları anlatınca ben de diyabet hastalığına çözüm bulmuşsunuz diye anlıyorum. Diyabet hastalığına son vereceği yazıldı zaten ama siz neden “Ben öyle demedim” diyorsunuz.

Çünkü insanda test etmeden bir bilim insanı bunu söyleyemez. İnsana güvenli bir şekilde verebilirsek bunu başaracağımız yolunda çok işaret var. Çok yoğun olarak süren çalışmalar da var, ancak diyabetin sonu gibi bir yorum yapılamaz, ben de bunu hiçbir zaman söylemedim. Böyle bir söylemde bulunmak doğru olmaz. İnsanlarda güvenle kullanılacak hale geldiğinde, gerekli testler yapılır, etkinlik derecesi bu çalışmalar sonrasında ispat edilir, o zaman belki faydalı bir şey yapabileceğimize ikna olabiliriz.

grafik-1.jpg65 yaşından büyük yetişkinlerin aşı durumuyla ilgili olarak COVID-19 bağlantılı hastaneye kaldırılma vakaları. (Ekim-Aralık 2021)

grafik-2.jpg

Yaşa ve aşılamaya bağlı olarak şiddetli nükseden Covid vakalarının oranı. Covid vakalarının, aşılama durumu ve yaşa bağlı olarak ayrılmış bir şekilde ölümleri ve yoğun bakıma kaldırılma oranlarını gösteriyor. Haziran 2021 ile Ocak 2022 arasındaki veriler…

Önceki ve Sonraki Yazılar