Şahin Aybek
Ortaöğretimde okul terkini maskelemede MESEM ve açık liseler uygulaması
“MESEM ve Açık Lise uygulamasının "okul terki" kavramı bağlamında yeniden tanımlanması gerekir. Türkiye’de yapılan araştırmalar, okul terkinin özellikle ortaöğretim düzeyinde yoğunlaştığını ve sosyo-ekonomik, kültürel, psikolojik faktörlerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.”
Prof. Dr. Ali İlker Gümüşeli ile tüm boyutları ile okul terkini konuştuk.

OKUL TERKİ NE DEMEK? BU KONUYU NEDEN ÖNEMSİYORSUNUZ?
Genel anlamda okul terki, öğrencilerin örgün eğitim sürecini tamamlamadan sistemden ayrılması olarak tanımlanır. Bu kavram, yalnızca eğitim sürecinden erken ayrılmayı değil, aynı zamanda eğitim sisteminin kapsayıcılık düzeyini ve toplumsal eşitsizlikleri de yansıtır. Araştırmalar sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin okul terki riskinin çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle okul terki, bireysel bir tercih veya başarısızlık olarak değil, toplumsal ve yapısal bir sorun olarak ele alınmalıdır. Diğer yandan okul terki, karmaşık ve çok boyutlu bir küresel sorun olup bireyler, toplumlar ve ulusal ekonomiler üzerinde derin etkiler yarattığı için de büyük önem taşır. Yine araştırmalar bireysel bakımdan eğitimini yarıda bırakan gençlerin işsizlik oranı, mezun olanlara göre yaklaşık %30 daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu gruplarda gelir kaybı, sosyal dışlanma ve psikolojik sorunlar sık görülmektedir. Toplumsal bakımdan Türkiye’de açık öğretimde kayıtlı yaklaşık 1,2 milyondan fazla öğrenci, iş gücü piyasasında genellikle düşük nitelikli işlere yönelmekte ve olumsuz koşullarda çalışmakta ; bu da ekonomik üretkenliği azaltmaktadır. Küresel ölçekte ise okul terki, yoksulluk döngüsünü beslemekte ve toplumsal uyumu zayıflatmaktadır.
OKUL TERKİNİN TEMEL NEDENLERİ NEDİR? ÖĞRENCİLER NEDEN OKULU TERK EDERLER?
Okul terki tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Okul terki bireysel, ailesel, okul temelli ve sistemsel faktörlerin iç içe geçtiği karmaşık bir sürecin sonucudur.
Bu faktörlerden Türkiye için belki de en önemlisi ekonomik faktörlerdir. Son yıllarda giderek artan yoksulluk ve bu bağlamda birçok ailenin gelir düzeyinin yoksulluk sınırının altına düşmesi, bir yandan aileleri eğitim maliyetlerini (ulaşım, kırtasiye, vb.) karşılayamaz duruma getirirken diğer yandan çocuğunu gelir getirici bir işte çalıştırılmasını zorunlu hale getirmiştir. TÜİK (2022) verileri, hane halkı tüketim harcamasının en düşük yüzde 20'lik diliminde yer alan ailelerde eğitime ayrılan payın çok daha sınırlı olduğunu göstermektedir. Yine özellikle mesleki eğitimde eğitimin iş piyasasında karşılığını bulamayacağına olan inancın azalması ve dolayısıyla eğitimin getirisine ilişkin algının olumsuzlaşması, mesleki teknik eğitimde okul terklerinin ekonomik nedenlerinden birisi olmuştur.
Okul terki ile ilgili bir diğer faktör grubu da akademik ve okul temelli faktörlerdir. Bu faktörler içerisinde akademik başarısızlık ve devamsızlık öğrencileri okul terkine iten nedenlerin başında gelir. Sınıf tekrarı ve yüksek devamsızlık, okul terkinin en güçlü öngörücülerindendir. Okul temelli faktörlerden bir diğeri olan ve Türkiye’de son günlerde eğitimin temel sorunu haline gelen okul zorbalığı ve şiddet de okul iklimini bozarak, öğrencilerin okuldan uzaklaşmasına yol açmaktadır. Bunların yanında okul iklimi bağlamında aidiyet hissinin olmaması ve öğretmen-öğrenci ilişkilerinin zayıflığı da öğrenciyi okuldan uzaklaştıran faktörler olarak etkilidir. Akademik faktörler içerisinde okul terkine yol çan bir diğer faktör de müfredatın ilgisizliğidir. Son yıllarda bilimsel gerçekler ile bağdaşmayan, çoğunlukla dogmatik içerikli, öğrencilerin ilgi ve yetenekleriyle örtüşmeyen, ezbere dayalı bir müfredat dayatmaları da birçok öğrencinin öğrenme motivasyonunu yitirerek okuldan kopmasına yol açmaktadır. Okul kaynaklı bir diğer faktör olarak da rehberlik hizmetlerinin yetersizliğini belirtmek mümkündür.
Okul terkine yol açan bir başka faktör grubu ise sosyal ve duygusal faktörlerdir. Bu faktörler içerisinde ebeveynlerin eğitime verdiği değerin düşüklüğü, aile içi çatışmalar, parçalanmış aile yapısı vb. gibi ailevi nedenler ilk sırada yer alır. Bunun yanında okulu bırakmış veya bırakmaya eğilimi olan akran gruplarına dahil olmaktan kaynaklanan akran etkisi ile depresyon, kaygı, düşük öz saygı ve geleceğe dair umutsuzluk hissine ilişkin psikolojik sorunlar da sosyal ve duygusal kaynaklı terk faktörleri içerisinde yer alır. Bunlara ayrıca önemli bir toplumsal sorun olan ve özellikle kız çocuklarının eğitim hayatını erken sonlandırmasına yol açan erken evlilik ve gebelik nedeniyle okulu terkini de eklemek gerekir.
Okul terki ile ilgili belirtebileceğimiz son bir faktör grubunu da sistemsel ve coğrafi faktörlerdir. Bu faktörler içerisinde en önemlisi bölgesel eşitsizliklerdir. Bu bağlamda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde okulu erken bırakma oranları, ülke ortalamasının üzerindedir. Yine bir başka faktör de kırsal alanlardaki dezavantajlı koşullardır. Kırsal alanlarda ulaşım sorunları ve eğitim kurumlarına erişimdeki zorluklar da öğrencilerin okulu terk etmesine yol açan önemli bir faktör olarak ortaya çıkar. Bu kapsamda Türkiye açısından önem öne çıkan bir başka sistemsel faktör de eğitim politikalarındaki süreksizliklerdir. Yapısal ve yönetsel bağlamda sürekli ve bitmek bilmeyen gereksiz değişiklikler ve bir türlü çözülemeyen sınav odaklı eğitim sistemi uygulaması, öğrencilerin okula ve derslere odaklanmasını olumsuz etkileyerek okuldan soğutabilen bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de yapılan araştırmalar, okul terkinin özellikle ortaöğretim düzeyinde yoğunlaştığını ve sosyo-ekonomik, kültürel, psikolojik faktörlerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
TÜRKİYE’DE OKUL KADEMELERİNE GÖRE OKUL TERKİ ORANLARI NEDİR? OECD ÜLKELERİ İLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA TÜRKİYE’DEKİ DURUM NEDİR?
Türkiye “okul terki” kavramını kullanmayan ülkelerden birisidir. Bunun için resmi idari verilerde çoğunlukla okul terki çoğunlukla okullaşma oranları, örgün eğitimden açık öğretime geçiş, devamsızlık, sınıf tekrarı ve diplomasız ayrılma gibi göstergeler üzerinden izlenir; doğrudan standartlaştırılmış bir “yıllık terk oranı” düzenli olarak yayımlanmaz. Bu nedenle açık öğretimdeki öğrenci sayıları, özellikle ortaöğretimde terk riskinin bir vekil göstergesi olarak yorumlanır. Küresel ölçekte UNESCO ise “okul dışında kalan” nüfusu ülke bazında izler; bu metrik okula hiç başlamayanlar ve erken ayrılanları kapsar, ancak ülkeler arası idari tanım farklılıkları karşılaştırmayı güçleştirebilir. Okul terki ve okullaşma oranı farklı kavramlardır. Bunun için Türkiye-UNESCO karşılaştırmasında göstergelerin dikkatli yorumlanmasını gerektirir. Elde net veriler olmadan Türkiye’deki okul terki oranları ile gelişmiş ülkelerdekileri karşılaştırmak çok da sağlıklı sonuç vermez.
Bununla birlikte, özellikle ortaöğretim kademesine ilişkin çeşitli kuruluşlar tarafından yayımlanan istatistikler, konu hakkında bize bazı bilgiler vermektedir. Örneğin Eurostat 2023 raporlarına göre OECD ülkelerinin birçoğunu içeren AB ülkelerinde eğitim veya öğretimde yer almayan 18-24 yaş arası gençlerin yüzdesi %9.5’tir. Buna karşın Eğitim İzleme Raporu 2023 verilerine göre bu oran ülkemizde %21.4’tür.
Yine 2025 yılında ise OECD genelinde lise eğitimi almamış genç yetişkinlerin (25-34 yaş) oranı %13'e ulaşmaktadır. Türkiye'de bu oran, 2019-2024 yılları arasında e %28’dir.
Bu konuda üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da Türkiye’deki resmi kayıtların güvenilirliğinin düşük olmasıdır. Son yıllarda çıkartılan bazı yönetmelik ve yönergelerle okulların birçoğunda hafızlık kursu, medrese, sıbyan okulu vb. Eğitim Birliği Yasası’na aykırı uygulamalarla öğrencilerin okulların dışında belirli grupların himayesinde olan kurslara yönlendirilerek resmi okul dışına çıkarıldıkları görülmektedir. Buna karşın bu öğrencilerin kayıtları okullarda muhafaza edilerek, gerçek okul terklerinin hesaplanması önemli ölçüde engellemektedir. Ayrıca okulda fiilen bulunmamakla beraber halen okulda kaydı gözüken, kayıtları silinmeyen birçok öğrenci de bu gruplara eklediğimizde Türkiye’de okul terkinin fiili oranda çok daha yüksek olacağını tahmin etmek güç olmasa gerekir. Bu durum MEB’in okul terkini maskelemek için birçok yöntemi kullandığını, özellikle orta öğretim düzeyinde MESEM ve Açık Lise uygulamalarının bunun tipik bir örneği olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
MESEM VE AÇIK LİSE UYGULAMALARINI HANGİ AÇILARDAN OKUL TERKİ OLARAK DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Türkiye’de okul terki kavramı 12 yıllık zorunlu eğitime ilişkin yasal düzenleme ile resmen ortadan kalkmış gibi görünse de fiilen varlığını devam ettirmektedir. MEB’in niceliği niteliğe feda eden politikaları gereği, örgün öğretimden ayrılarak açık öğretim lisesi, MESEM gibi kurumlara yönlendirdiği öğrencileri okul terki kapsamında değerlendirmemesi, gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Gelişmiş ülkelerin birçoğunda Açık Lise vb. uygulamalar öğrenim çağı yaşının dışına çıkmış bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için alternatif bir sistem olarak kullanılırken, Türkiye’de öğrenim çağındaki öğrencilerin okul terkini maskelemeye yönelik bir sisteme dönüşmesi, özellikle ortaokul ve lise düzeyindeki yüksek oranlı okul terki gerçeğini ortadan kaldırmaz.
MEB 2024-2025 Yılı İstatistiklerine bakıldığında ortaöğretim düzeyinde toplam öğrenci sayısı 5.328.812’dir. MESEM deki okul çağı öğrenci sayısı 420.330 dur. Bu durum orta öğretime kayıtlı öğrencilerin yaklaşık %7.88’inin normal örgün eğitim sistemi dışında olduğunu göstermektedir. Diğer yandan Açık öğretim liselerindeki kayıtlara bakıldığında aynı yıl Açık Öğretim Lisesi’ne devam eden öğrenci sayısı 837.837.927, Mesleki Teknik Açık Öğretim Lisesi’ne devam eden öğrenci sayısının ise 38.026 olduğu görülmektedir. Bu rakamlar 2024-25 öğretim yılında açık öğretim liselerine devam eden toplam öğrenci sayısının 875.953 olduğunu göstermektedir. Buna göre aynı yıl toplam ortaöğretim öğrencilerinin yaklaşık %16.43 da normal örgün eğitim sistemi dışında olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla gerek açık öğretim liseleri ve gerekse MESEM’e devam eden öğrencilerin çeşitli nedenlerle okullardan ayrılan öğrenciler olduğu düşünülürse, Türkiye’deki okul terki oranlarının yüksekliğinin ciddi miktarda olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun için MESEM ve Açık Liseler her ne kadar yetkililer tarafından, bireylerin eğitim ihtiyacını karşılamak açısından alternatif kurumlar olarak değerlendirilirse de bir başka açıdan bu kurumların okul terkini maskelemek için kullanılan araçlar olduğunu düşünmek de mümkündür.
MEB YETKİLİLERİ MESEM VE AÇIK LİSELERİ OKUL TERKİNİN ÖNLENMESİ İÇİN ALTERNATİF BİR YOL VE BAŞARI HİKAYESİ OLARAK DEĞERLENDİRİYORLAR. BU DEĞERLENDİRME SİZİNKİ İLE ÖRTÜŞMÜYOR? BU KONUDA NELER SÖYLEYECEKSİNİZ.
Konuya nereden ve hangi açıdan yaklaştığınıza bağlı olarak değerlendirmeler kuşkusuz değişecektir. Yetkililerin bu görüşü resmi politikalarını ve yasal düzenlemelerinin gerekçesini yansıtıyor olabilir. Eğer hedef kitle olarak akademik müfredattan kopmuş, okulu terk etme riski çok yüksek veya okulu çoktan terk etmiş gençler ile çıraklık kapsamında olanlara imkan sağlandı düşüncesi ile konuya yaklaşılıyorsa; bu kolaycı bir yaklaşım olacaktır. Kuşkusuz okulu çoktan terk etmişler ve bir meslek edinmek isteyenler için bu kurumlar yararlı olabilir. Ancak okulu terk etme riski olanlarla ilgili aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Ben değerlendirmelerimi okul çağındaki gençler bakımından yapıyorum. MEB’in görevi okulu terk etme riski olanları okuldan uzaklaştırmak değil, okulu terk etme nedenlerini ortadan kaldıracak köklü ve yapısal önlemler almaktır. MESEM’e ve Açık Liselere bu açıdan yaklaşılması, okul terkini önlemedeki başarısızlığa kılıf arama girişimi olarak değerlendirilebilir. Yine “bu gençler zaten okul sisteminin dışındaydı veya çıkacaktı. MESEM, onları resmi sistem içine çekerek hem bir diplomaya (kalfalık/ustalık belgesi) hem de düzenli bir gelire (asgari ücretin en az %30'u) kavuşturuyor." mantığından hareket ederek bu kurumların okul terkini önlediğini açıklamaya çalışmak da aynı şekilde, okul çağında olan öğrenciler açısından okul terkini maskeleme çabasından başka bir şey değildir.
Ben konuya MESEM ve Açık Öğretim Liseleri’nin, okul çağındaki çocuklar açısından yapısal sorunları gizleyen, sosyal ve pedegojik açıdan sorunları olan ve okul terkini maskeleyerek “gizli okul terkine yol açan bir kanal” işlevi gördüğünü düşünüyorum. Bu bakış açsını dört gerekçeye dayandırarak kısaca açıklamak gerekirse; öncelikle MESEM ve Açık Liseler eğitime erişim bakımından okul çağındaki gençler için sosyal eşitsizlik yaratmaktadır. Bu kurumlara devam eden okul çağı öğrencilerinin büyük çoğunluğu, düşük sosyoekonomik düzeyden gelen, akademik olarak sistemde başarısız bulunmuş veya ailesinin gelir ihtiyacı olan gençlerdir. Bu gençlerin okullardan koparılarak örgün eğitim dışındaki kurumlara yönlendirilmesi erken elemenin kurumsallaşmış bir hali olarak yorumlanabilir. İkinci bir husus okul ortamından ve ikliminden uzaklaşma ile ilgilidir. MESEM modelinde haftada bir gün okulda teorik eğitim, buna karşın dört gün işletmede çalışma yapılmaktadır. Geleneksel "okul" kavramı ve onun sağladığı sosyalleşme, bilişsel beceri gelişimi ve kültürel sermaye aktarımı bu modelde büyük ölçüde azalmaktadır. Bu durum nitelikli bir "eğitimden kopuş" ve okulu terk etme olarak değerlendirilebilir. Açık öğretim liseleri için de benzer şeyleri söylemek mümkündür. Diğer yandan bir başka konu da gerek MESEM ve gerekse Açık Liselerdeki terk oranlarının belirsizliğidir. Bu kurumların kendi içindeki tamamlama ve terk oranları net olarak açıklanmamaktadır. Ancak, benzer modellerde (geleneksel çıraklık) ve meslek liselerindeki yüksek terk oranları göz önüne alındığında, bu öğrencilerin önemli bir kısmının kalfalık/ustalık belgesi almadan programdan ayrıldıkları görülmektedir. Bu da gizli okul terkinin bile kendi içinde ayrıca bir terke yol açtığı bir modeli yaratmaktadır. Bu iki kuruma ilişkin diğer bir husus da bu kurumlara devam edenlerle ilgili gelecek kısıtlamaları ile ilgilidir. Özellikle MESEM koşulları öğrencilerin yükseköğretime geçiş şansını büyük ölçüde kısıtlayıcı özelliğe sahiptir. Olumsuz ve akademik eğitimden uzak zorlu çalışma koşulları bu kurumlara devam eden okul çağı öğrencilerini erken yaşta belirli bir meslek alanı ile sınırlayarak, sosyal hareketlilik fırsatını daraltıcı bir etki yaratabilmektedir. Dolayısıyla MESEM ve Açık Lise uygulaması ile okul terkini maskelemek mümkün olmadığı gibi, dezavantajlı birçok okul çağı gencinin gelecekleri de ipotek altına alınmaktadır.
SONUÇ OLARAK NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Sonuç olarak MESEM ve Açık Lise uygulamasının "okul terki" kavramı bağlamında yeniden tanımlanması gerekir. MEB yetkililerinin bakış açısından konuya biçimsel ve nicel açıdan yaklaşıldığında; MESEM ve Açık Lise öğrencileri, MEB sisteminde kayıtlıdır ve okulu terk etmiş sayılmazlar. Ancak bu bakış açısı resmi okul terki istatistiklerini yapay olarak düşüren, maskeleyen bir bakış açısıdır. Halbuki konuya niteliksel (esas) açısından yaklaşılırsa; MESEM ve Açık Liseler, geleneksel akademik ortaöğretimin sağlamayı hedeflediği geniş tabanlı eğitimden farklılaşan bir yoldur. Risk altındaki öğrencileri "kurtarmak" yerine, resmi istatistiklerde okul terki oranını maskeleyerek, bu kurumlara yönlendirilen okul çağı öğrencilerine ilişkin eşitsizliği yeniden üreten bir risk taşır. Bir başka ifadeyle bu günkü haliyle bu kurumlar okul sisteminin dışına itilecek gençleri "kurtaran" bir başarı hikayesi olmaktan çok, sistemin başarısızlığını ve erken elemeyi meşrulaştıran, sosyal adaletsizliği pekiştiren bir yapı olarak işlev görmektedirler.
Bunun için okul terki oranlarını yapay olarak düşürecek politikalar geliştirmek yerine; okul çağı öğrencilerinin neden öncelikle akademik sistemde barınamadığını sorgulayarak, eğitimin kalitesini ve kapsayıcılığını artırmaya yönelik köklü reformların yapılması Türkiye’nin geleceği bakımından hayati önem taşımaktadır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...