Laiklik giderse demokrasi de gider

Ali Erbaş’ın yönetimindeki Diyanet İşleri Başkanlığı hızla siyaset işleri başkanlığına dönüşüyor.

Erbaş, Anayasa’nın belirlediği görev alanı dışındaki konularda siyasi içerikli açıklamalar yapıyor. Yeni Yargıtay binasının açılışına denk getirilen adli yılı, sahnede Cumhurbaşkanı ve Yargıtay Başkanı’yla birlikte, dualarla açtı. 

Bu görüntünün ve açılış yönteminin laiklik ilkesine aykırı olduğu eleştirilerini yanıtlarken, doğrudan Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesine karşı açıklamalar yapmaktan da geri durmadı.

Şöyle dedi:

“Önderler olarak boş alan bırakmamamız lazım. Adaletsiz İslam olur mu? ‘İnanç, sokakta olmasın insanın içinde olsun, insanla Allah arasında olsun, evine, ticaretine, siyasetine, adaletine, yargısına yansımasın.’ Görüyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıyorlar. İnançtan ayıklansın istiyorlar oraları adeta.”

Evet, laik sistemde tam da öyle olması gerekiyor.

İnancın insanla Allah arasında kalması, ticarete, siyasete, yargıya yansımaması gerekiyor.

Anayasanın 2. maddesinin gereği zaten budur.

Erbaş’ın, inancın, ticarete, siyasete, yargıya yansıması isteği Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan 2. maddesindeki laiklik ilkesine karşı bir tutumdur.

Sadece 2. maddeye değil, Anayasa’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevini tanımlayan 136. maddesine karşıdır.

136. madde şöyle der:

“Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunundaki görevleri yerine getirir.”

Erbaş’ın, inancın ticarete, siyasete, yargıya yansımasını istemesi laiklik doğrultusunda bir açıklama değildir. Her türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında da değildir.  “Özel kanunundaki görevlerin” ise tamamen dışındadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın özel kanununda görevi şöyle tanımlanır:

“İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.”

Erbaş’ın, inancın ticarete, siyasete, yargıya yansımasını istemesi, sosyal medyaya sınırlama getirecek hukuki çerçeve kanunu istemesi, Ayasofya’nın açılışında vakıf senedine atıf yaparak Atatürk’e dolaylı lanet göndermesi, toplumsal ve siyasi olaylar hakkında görüş açıklaması, kanundaki görev tanımı içinde yoktur.

Peki Erbaş’ın önerdiği gibi inanç, ticarete, siyasete, yargıya, dolayısıyla devlete ve toplumsal yaşama yansırsa ne olur?

Laiklik ortadan kalkar.

Peki laiklik ortadan kalkarsa ne olur?

Laiklik ortadan kalkarsa demokrasi de ortadan kalkar. Laiklik demokrasinin temel dayanağıdır. Laiklik olmazsa, özgür düşünce, özgür seçim olmaz.

Laiklik ortadan kalkarsa düşünce özgürlüğü gibi inanç özgürlüğü de ortadan kalkar. İnanç dayatması başlar.

Laiklik olmazsa kadın-erkek eşitliği olmaz. Örneğini İslam ülkelerinde, Taliban’da gördüğümüz gibi kadın toplumsal hayattan dışlanır, eve kapatılır. Kamusal alanda görünmez. İkinci sınıf muamele görür. Erkeğin malı-mülkü sayılır.

Laiklik olmazsa millet ve milliyetçilik de olmaz. Laikliğin olmadığı bir sistemde önemli olan millet değil ümmettir. Milliyetçilik değil ümmetçilik yapılır.

Laiklik olmazsa bilim, bilimsel eğitim olmaz. Toplum çağın gerisinde kalır. Teknolojik ve bilimsel gelişmeleri izleyemez. Yararlanamaz. Taliban’da örneklerini gördüğümüz gibi televizyonlar, bilgisayarlar kırılır.

Bu nedenlerle laiklik; demokrasinin, bilimin, bilimsel eğitimin, kadın-erkek eşitliğinin, insan hakları ve özgürlüklerin, aydınlanmanın, kalkınmanın önkoşuludur.

Laiklik olmazsa ülke ve toplum zifiri bir karanlığa gömülür.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar