Halkı ezerek krizden çıkmak

Yayınlanma:
Güncelleme: 24 Kasım 2021 10:13

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ekonomik kurtuluş savaşı verdiğini ve bu savaştan zaferle çıkacağını ilân etti.

Türk ekonomisinin kurtuluş savaşı verecek kadar kötü durumda olduğu bilinmiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil olmak üzere AK Partililer Türk ekonomisinin çok iyi durumda olduğunu söylüyorlardı. Pandemi koşullarında en iyi mücadeleyi Türkiye’nin verdiğini, en çok büyüyen ülkelerin başında geldiğini vurguluyorlardı. O kadar ki ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere’de durumun çok kötü olduğunu, benzin bulunamadığını, rafların boşaldığını, insanların gıdaya ulaşamadıklarını da söylemişlerdi.

Avrupa ve ABD bu kadar perişan bir haldeyken, Türkiye’de bolluk bereket hüküm sürüyordu. Marketlerde bütün raflar doluydu.

En yetkili ağızlardan Türk ekonomisinin durumu böyle tarif edilince, çok kısa bir süre sonra Türkiye’nin ekonomik kurtuluş savaşı verdiğinin açıklanması büyük bir çelişki oluşturdu.

Türkiye, ekonomisi dünyanın en iyilerinden biriyse neden kurtuluş savaşı veriyordu? Kurtuluş savaşı verecek kadar kötüyse neden pembe bir tablo çiziliyordu?

Anlaşılıyor ki Türk ekonomisi hakkında çizilen tozpembe tablo, tıpkı enflasyon ve işsizlik rakamları gibi, tıpkı koronavirüs vaka ve vefat sayıları gibi gerçeği yansıtmıyordu.

Erdoğan, Türkiye’nin ekonomik kurtuluş savaşı verdiğini söylerken, “Ülkemizi eskiden hep yaptıkları gibi denklemin dışına itmek isteyenlerin, kur, faiz fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyoruz” diye ekledi.

Türkiye kime karşı ekonomik kurtuluş savaşı veriyor? ABD’ye karşı mı? Almanya’ya karşı mı? Fransa’ya karşı mı? İngiltere’ye karşı mı? Rusya’ya karşı mı? Kime karşı?

ABD dolarının 13 liraya, euronun 15 liraya, poundun 17 lira civarına yükselmesi, Merkez Bankası’nın yükseltmesi gereken faizi bir puan daha düşürmesinden ve Aralık ayında da düşürüleceğini açıklamasından sonra oldu. Türk lirası tarihinin en değersiz düzeyine düştü.

Fakat liranın değer kaybının ABD, Almanya, Fransa, İngiltere veya Rusya’yla bir ilgisi yok. Değer kaybı, Türkiye’nin yerli ve milli bir kuruluşu olan Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu’nun kararıyla oldu. Merkez Bankası’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği doğrultuda faizi indirmesi ve daha da indireceğini açıklamasından sonra döviz kurlarının fırlayacağı belliydi. Merkez Bankası bu kararı bile bile aldığına göre bunun sorumluluğunu başka ülkelerde aramak gerçekçi değil. Faizin indirilmesi milli bir karardır ve bu kararda sonra dövizin fırlayıp liranın değer kaybetmesi de milli bir sonuçtur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da açıkladığı gibi “düşük faiz, yüksek kur” iktidarın bilinçli olarak yaptığı bir tercihtir. Türk lirasının dolar karşısında tarihinin en düşük düzeyine inmesi de bilinçli bir tercihtir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı gibi Türk lirasının değersizleşmesi ihracatı artıracak, ithalatı kısacak, cari fazla verilecek, bu fazla döviz kurunu aşağıya çekecek, bunun sonucu olarak da enflasyon düşecek ve Türkiye krizden çıkacak. Erdoğan’ın uygulamaya koyduğu model bu.

Tabii bu modelin bir de maliyeti olacak. Üretiminin yüzde 70’i ithalata bağlı Türkiye’de başta enerji olmak üzere hemen hemen bütün mal ve hizmetlerin fiyatı sürekli artacak. Enflasyon tavan yapacak. Yüksek enflasyon karşısında zaten geçim sıkıntısı çeken halk iyice ezilecek. Pahalılık dar ve sabit gelirli halkın, küçük esnafın tüketimi kısmasına yol açacak. Talep düşecek. İç piyasada ürün fazlası teşviklerle ihraç edilecek, ülkeye döviz girecek, Merkez Bankası boşuna harcadığı 128 milyar doları yerine koymaya çalışacak. Bu arada altta kalan halkın canı çıkacak.

Ekonomik kurtuluş savaşı halkın daha da fakirleşmesiyle kazanılacak.

Peki bu model yeni bir model mi? İlk kez mi uygulanıyor? Yoksa yenilik düşük faiz yüksek kur politikasında mı?

Bu soruların yanıtı “hayır”dır.

Enflasyonun altında düşük faiz vererek dövizi yükseltmek ve ihracat artışıyla krizden çıkmak politikası Berat Albayrak döneminde uygulandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu politikayı destekledi. Faiz yüzde 8,5 düzeyine kadar çekildi. Ancak krizden çıkılamadı. Dolar alıp başını gitti. Berat Albayrak görevden ayrılmak zorunda kaldı.

Ardından tam tersi politika uygulandı. Naci Ağbal Merkez Bankası Başkanı oldu. Faizi yüzde 19’a kadar çekti. Dolar düştü. Ama Erdoğan bu politikayı da beğenmedi. Naci Ağbal görevden ayrıldı. Yerine Şahap Kavcıoğlu geldi. Beş ay faizleri indirmedi. Beş aydan sonra hızla indirmeye başladı ve Berat Albayrak politikasına döndü. Dolar 13 liraya fırladı. Cumhurbaşkanı bu politikayı ekonomik kurtuluş savaşı olarak ilân etti. Bu politika ulusal kurtuluş savaşı idiyse Berat Albayrak zaten bu politikayı uyguluyordu. O zaman neden görevden ayrıldı?

Ayrıca Erdoğan ilk kez ekonomik kurtuluş savaşından söz etmiyor.

Erdoğan, “ekonomik kurtuluş savaşı” ifadesini ilk kez 16 Ekim 2018 tarihinde de kullanmıştı. O zaman bir dolar 5,78 liraydı.

Erdoğan, bu ifadeyi daha sonra da kullandı. Kur krizinin yaşandığı ve faiz tartışmalarının yoğunlaştığı 31 Ekim 2020 tarihinde Türkiye’nin “ekonomik kurtuluş savaşı” verdiğini söyledi.

Erdoğan, o tarihte “Ülkemizi ekonomi alanından kuşatmaya çalışanlara cevabımızı yeni bir ekonomik kurtuluş savaşıyla veriyoruz” diye konuşmuştu.

Ne düşük faiz yüksek kur politikasının ne ekonomik kurtuluş savaşı söyleminin yeni olmadığını biliniyor.

Ancak iktidar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemekte ısrar ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar