Ayşenur Arslan
Bir efsanenin sonu
Yıllar yıllar boyunca.. BBC denince akan sular dururdu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın sesi, nefesiydi. Özellikle Nazi işgali sırasında evlerde gizlice dinlenen radyoda milyonlar neler olup bittiğini BBC’den öğrenirdi.
TRT’nin kurumsal kimliğine kavuştuğu yıllarda da nirengi noktamız BBC olmuştu.
Hele 1982 yılında.. 12 Eylül sonrası üstünden tankla geçilen TRT’de bizler bildiğimiz her şeyi unutmaya zorlanırken, Falkland Savaşı ile bir medya gösterisi sahneleniyordu. Demir Lady unvanıyla demokrasiyi hedef tahtasına yerleştiren Thatcher, ta Güney Amerika’daki Falkland adalarına el koymaya kalkmıştı. Ve İngiltere ile Arjantin savaşa tutuşmuştu!
O günlerde BBC de hedefteydi. Zira İngiltere ile Arjantin arasında “taraf olmayı” reddediyordu. Haberleri tarafsız bir dille, “yerli ve milli olmaya çalışmadan” veriyordu.
Bu tavır, pek çok kritik başlıkta tekrarlandı. Bugüne kadar!
*. *. *
BBC yönetiminin editörlerle muhabirlerine gönderdiği bir e-posta ifşalandı. Ve “BBC efsanesi tarihe gömüldü.”
E-postada, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “kaçırdığını” söylemeleri fiilen yasaklanıyordu:
"Haberlerde netlik ve tutarlılık sağlamak için, Venezuela'daki son olayları anlatırken lütfen aşağıdaki yönergeleri izleyin:
‘Captured’ (Yakalandı) - Bunu ABD’nin operasyon tanımına atfederek kullanın. Örnek: ABD, operasyon sırasında Maduro’nun yakalandığını söyledi.
‘Seized’ (Ele geçirildi) - Uygun olduğu durumlarda kendi haberlerimizde kullanılması kabul edilebilir.
‘Kidnapped’ (Kaçırıldı) - ifadesini kullanmaktan kaçının.
İlgili haberler üzerinde çalışırken bunu göz önünde bulundurduğunuz için teşekkür ederiz.”
* * *
Dilin, özellikle de haber dilinin, kitlelerin algısını biçimlendirmede ne kadar etkili olduğunu neredeyse 50 yıldır anlatır, dile getiririm.
Mesela, BBC yönetiminin önerdiği “ele geçirildi” kalıbının, zanlıların öldürülmesine dair haberlerde kullanılmasının “öldürmeyi meşrulaştırmak” anlamına geldiğini.. Bir insanın, bir hayatın “ölü olarak ele geçirilemeyeceğini” anlatmaya çalışmaktan yoruldum.
Bu konudaki ilk örneğine, muhabirliğimin daha ilk yılında tanık olmuştum. İstanbul’da 17 yaşındaki bir bisiklet hırsızının ölü olarak ele geçirildiği haberini vermiştik. Sonraki yıllarda, hele terörle anılan gündemde bu kalıpla daha binlerce haber verecektik.
İtiraf edeyim, bu ve benzeri kalıplara karşı verdiğim mücadelede başarısız oldum.
Ve sonunda gele gele, BBC’nin iflasına tanıklık ettim.
Bu, Trump Dönemini anlatmak için benzersiz bir veri.
Elbette asıl veri, delilikte Hitler’i aratmayacağını ortaya koyan “kendi sözleri”:
“ABD bir şeyi daha başardı. Dünyada en çok korkulan en güçlü orduya sahibiz. Bizle kimse başa çıkamaz. Kimsede bizimki gibi silahlar yok. Tek sorun hızlı üretim yapamıyoruz. 4-5 yıl bekliyorduk. Artık daha hızlı olacağız. Ben kralım.”
Kendisini dev aynasında, BİR KRAL olarak görmenin psikiyatride karşılığı vardır. Ne yazık ki, o vaka ABD Başkanı ise nasıl tedavi edileceğini söylemek mümkün değildir.
Hele hele bugüne kadar, sanrıları sayısız ülke lideri tarafından paylaşılıp parlatıldıysa!
“Kimse benim kadar Boeing uçağı satmadı. Tüm satışlara bakın. Kimse benim kadar satamadı.” diyor Trump.
Haksız mı! Erdoğan merhaba demeye gidip “En az 100 olmak üzere 250 Boeing uçak” için el sıkışıp dönmedi mi?
*. *. *
Neredeyse her kuşağa büyük bir savaş ya da felaket denk gelir ya.. Bize de çifter çifter vuruyor!
Dünya alev almak üzereyken, içerisi de yangın yeri:
* “Tayfun Kahraman nihayet hastaneye kaldırıldı derken eşinden öğrendik ki, felç riski bile varmış.”
* “Eskişehir’i önce üniversitesi, sonra da belediye başkanlığıyla Türkiye’nin en güvenli, en güzel kenti yapan Yılmaz Büyükerşen’in hapsi isteniyormuş.”
* “En büyük suçu. Erdoğan’ın karşısına cumhurbaşkanlığı yarışında rakip olarak çıkmak olan Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanına hakaretten 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış.”
Benim yazımda bile ancak birer cümleyle yer bulan bu vahşi tabloda, görmeyen / duymayan / söylemeyen medya - teşbihte hata olmasın ama- köpeksiz köyde değneksiz dolaşıyor.
Geçenlerde bir sokak röportajında gördüm. 30’lu yaşlarda bir kadın Erdoğan’a övgüler sıralarken coştu.. “Ondan önce emekli maaşı yoktu” deyiverdi.
“Esenboğa havaalanını biz yaptık” diyen Erdoğan’ın seçmeni de bunu der elbette.
Ne de olsa yeni bir çağda.. Yeni bir dünya düzeninde.. Yeni delilerle birlikteyiz.
Ama en azından şunu biliyoruz; geçmişteki deliler, gün geldi tarihin çöplüğüne gönderiliverdi.
Ne yazık ki giderken de nice insanın, gencin hayatına mal oldu.
*. *. *
Şu anda yine böyle bir kırılma noktasındayız.
Cihatçıları Suriye’de yönetime getirip komşu yaptık. Şimdi, başta Halep, Alevilere karşı saldırıları uzaktan izliyoruz.
İsrail’e parmak sallarken Arap dünyası ile kolkola yürüyüşüne tanık oluyoruz.
Bazen ekranda ve açıktan, bazen de aramızda fısıltıyla “sıra Türkiye’de mi” diye konuşuyoruz.
Şaka değil.
Trump Müslüman Kardeşleri terör örgütü listesine almak için uğraşıyor. Gözler de bu konuda hemen Türkiye’ye, Erdoğan’a çevriliyor.
İstanbul’da ofisleri, televizyon kanalları olan Müslüman Kardeşler Saray’ın zayıf karnı.
Ülke ülke dolaşıp, sonunda Türkiye’den başka sığınacak kapı bulamayan örgüt, Trump istiyor diye kovulacak mı?
Yoksa kendisini İslam aleminin emiri zanneden Erdoğan her şeyi göze alıp, Hamas’tan İhvan’a sıkıntılı örgütlere kucak açacak mı?
“DÜNYANIN KRALI TRUMP” bakalım bizim Saray’ı nelerle nereye kadar zorlayacak?
Kaos o kadar yaygın ki, yarını bugünden görmek çok zor.
Yine de, Erdoğan’ın, “siyasi islam efsanesinin” sonu anlamına gelen bir rolle karşımıza çıkacağını söylemek herhalde kehanet sayılmaz.