BABALAR VE OĞULLARI

‘Yüreğindeki bütün sevgiyi okuldaki öğrencilerine tüketiyordun. Akşam eve geldiğinde bize hiç bir şey kalmıyordu.. Okuldaki öğrencilerini, dağdaki çobanı, mezradaki kadını bizden daha çok seviyordun Baba. Nazım Hikmet hayranıydın. Adımı Piraye koydun. Abimin adı Mehmed. ideallerinin üzerine kurdun her şeyini... Çocukken geçirdiğim hastalığı hiçe saydın. Çünkü o günlerde okulundaki çocuklarının karnesi daha önemliydi. Ve çocukluğumda ilgilenmediğin hastalığımdan dolayı şimdi kızın çocuk sahibi olamayacak.’’

Kız, filmin en can alıcı sahnesinde babasına içinde biriken tüm düş kırıklıklarını döker...

Son sözünü söyleyerek de babasını kaskatı keser..

‘’Biliyor musun baba? Senin kadar ben de seviyorum çocukları.. Hiç olmayacak çocuklarımı’

Yavuz Turgul’un yönettiği Şener Şen’in başrol oynadığı Gönül Yarası filmi sinema tarihimizin baş yapıtlarından. Filmde Nazım idealist bir öğretmen. Dedesi istiklal madalyalı. Babası vatansever bir adam.. Kendisini Anadolunun en ücra coğrafyalarında çocukları yetiştirmeye adamış. Karşı koyamadığı düşlerinin peşinden savrulan öğretmen karısını, kızını ve oğlunu öylesine ihmal etmiş ki sonunda terkediyorlar Nazım’ı..

Bütün çocukların babası, dostu, öğretmeni olan Nazım bir türlü ailesinin babası olamamış..

Tıpkı Franz Beckenbauer gibi.. Öğretmen Nazım ile Franz’ın ortak bir kaderi var..

1960’lı yıllarla birlikte dünya futboluna damga vuran Franz Beckenbauer 2000’li yıllara kadar bir kasırga gibi yeşil sahalarda esiyordu. Hem futbolcu hem de teknik adam sıfatıyla.. Futbolcuğunun ilk yıllarında Bayern Münih’le başarıdan başarıya koşuyordu. 

Çok genç yaşta evlendi. 3 çocuğu oldu.. Stephan, Thomas, Michael.. 

Antrenman ve maçlardan arta kalan zamanlarında reklam filmlerinde boy gösteriyor. Müzik yapımlarında şarkıcı oluyor, dizilerde rol alıyordu. 3 çocuğu ve eşi Franz’ı sadece televizyon ve gazetelerde görüyordu. Oysa onları görmek için neler vermezlerdi ki.. O dönemlerde dünyanın en görkemli futbolculardan biriydi ama ailesi ona hasretti.. Yıllar geçiyor Franz kupa üstüne kupa kaldırıyordu..

4 Bundesliga, 4 Almaya Kupası, 3 UEFA Şampiyonlar Ligi, 1 Kıtalararası Kupa, 1 de UEFA Kupa Galipleri Kupası kazandı.. ABD’de Cosmos ile 3 kez kupa kaldırdı. Tekrar Almanya’ya döndü Hamburg’la da büyük başarılara imza attı.

DÜNYANIN KAİSER’İYDİ AMA AİLESİNİN HİÇBİR ŞEYİ..

Hayatı futbol olmuştu Franz’ın. Bu gezegenin tanıdığı ilk ön liberoydu.. Top çok yakışırdı 1.82’lik kadife ayağa... Beckenbauer ileri çıkışlarındaki hünerle izleyeni mest ederdi. Topla dümdüz kaleye iner. Pas verir. Top ona gelene kadar topsuz biraz daha ilerler. Top tekrar ona gelir, biraz daha ilerler. Bir ver-kaç ve top yeniden geldiğinde ya şut pozisyonunda, ya da kaleciyle karşı karşıyadır..

Dünya imparatoru, Kaiser'i selamlıyordu. 

Milli Takımla da zafer üstüne zafer kazanıyordu.. 1972’de Avrupa Şampiyonu, 74’te Dünya Şampiyonu olan Batı Almanya’nın yıldızıydı, Gerd Müller, Breitner, Sepp Maier, Vogts gibi büyük isimlerle..

Futbolu bıraktı. Ailesi, çocukları babalarına kavuşacağını düşünüyordu. Ama Franz bu kez de Teknik adam olarak çıktı sahneye.. Alman Milli Takımı’yla 86’da Maradona’nın Arjantin’ine kaybetti ama 4 yıl sonra o Maradona’ya göz yaşı döktürerek kupa kazandı. O Brezilya’lı Zagallo ile birlikte hem futbolcu hem de teknik direktör olarak Dünya şampiyonu olan iki isimden biriydi. 

Ve acı olan o kupa kaldırdıkça bir evde belki de televizyonlar kapatılıyordu.. Onun bitmek bilmeyen her zaferi en iyimser tanımlamayla ailesinde suratları asıyordu.. Üç çocuk ve bir kadın yüzünü göremedikleri Beckenbauer’den gönül olarak uzaklaşıyordu, havaya kalkan her kupada.. 

O dünyanın Kaiser'i, Beckenbauer’i; ailesinin ise  hiçbir şeyiydi.

‘BABAMI GÖREMİYORDUK ÇÜNKÜ DAHA KAZANACAĞI KUPALAR VARDI!’

Teknik adamlıktan sonra Almanya Futbol Federasyonu, UEFA ve FIFA’da en aktif haliyle görevler alıyordu. Öyle olunca ailenin hasreti yine bitmiyordu babalarına.. Çocukları büyüyordu ama Franz ne onların diploma töreninde yer alıyor ne de başladıkları işlerle ilgileniyordu.. Thomas iş dünyasına atıldı. Michael Psikiyatr oldu. Stephan ise babasının yolundan gitti.. Ancak o dev soyadın altında ezildi ve 28 yaşında da sakatlanarak futbolu bıraktı..

‘’Futbol okuluna giderken, babaları futboldan anlamayan çocukların babası bile her antrenmana gelirdi ama benim babam bir dünya yıldızı olmasına rağmen neredeyse hiç gelmedi benim antrenmanlarıma. Çünkü onun daha havaya kaldıracağı kupaları vardı.. Onun için babamı hiçbir zaman affetmeyeceğim’’ diyordu anılarında Stephan..

Son olarak bir büyük zafere daha imza atan Franz Beckenbauer ülkesi Almaya’nın dünya şampiyonasına ev sahibi olmasında büyük rol oynadı. Hep sahada kazanan adam bu sefer masada kazanmıştı..

Bu onun son zaferiydi ve 2006 Dünya Kupası’ndan sonra yönünü ailesine çevirdi.. Oysa artık kendisi 60 yaşında çocukları da 30’lu yaşların üzerindeydi. Çok gecikmişti imparator...

40’LI YAŞLARDAKİ OĞLUYLA ANCAK 60’INDA TANIŞTI

Başarıdan başarıya koşup kazandıkça ailesini kaybettiğini farketti, bütünüyle eve döndüğünde..  Babalarından uzaklaşmış 3 çocukla kaynaşması gereken bir babayı zor günler bekliyordu.

Kaiser yani imparator aynı zamanda bir ‘baba’ olduğunu anımsadı.. Sevmesi gereken, bağrına basması gereken çocuklarını nihayet hatırladı. 

Gözlerinin içine bakmaya karar verdiği büyük oğlu Stephan’ın amansız bir hastalığa yakalandığını işte tam da bu süreçte öğrendi.. Hayat ilk kez Franz’ı diz  çökmeye davet ediyordu. Yeşil sahalarda şimdiye kadar neler yaptıysa artık oğlu Stephan için yapmak üzere kolları sıvadı..

43 yaşındaki oğlunu dünyanın en ünlü doktorlarına götürmek üzere planlar yaptı.. Yanından ayrılmadı Stephan’ın.. ABD, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti.. Her yere yan yana gitti oğluyla.. Derman aradı ona. İlk kez şakalaşıp, komiklikler yapıyordu en büyük oğluna.. 40 yıl sonra da olsa oğluyla tanışıyordu Franz Beckenbauer..

‘EN ÇOK DA HAVAYA KALDIRDIĞIN KUPALARI KISKANDIM’

Stephan babasına kavuşmuştur ama hastane koridorlarında merdiven çıkarken nefesi kesilen biridir artık. Korkuluklardan destek alıp durduğunda, koluna giren ve buğulu gözlerle kendisini bekleyen babasına bakıp mutlaka,

‘’Senin en çok da havaya kaldırdığın kupaları kıskandım.. Çünkü sen beni havaya kaldıracağın zamanlarda kupaları kaldırdın, hiç yanımda olmadın. Onun için hiç sevmedim senin kupaları.. Oysa beni de araya sıkıştırabilirdin. Onlar seni benden aldı babacığım’’ demiştir, kesik bir sesle.

KISER, KUPALARLA DOLU MÜZESINE OGLUNUN BU ÇARESİZ BAKIŞINI DA EKLEYECEKTI..

Stephan, diğer iki kardeşi gibi çocukluğunda ve gençlik yıllarında yanında aradığı baba kokusunu ancak ağır bir hastalığa yakalanınca almaya başladı.. O koku da hastanenin kasvetli, kekremsi kokusuna karışıp gidiyordu. Beynindeki tümörün bütün tuzakları da cabası.. 

‘ASLA İYİ BİR BABA OLAMADIM’

3 yıl Franz’la doya doya başbaşa kalan Stephan babasını affetmiştir belki de..  Ama Beckenbauer kendisini hiç affetmedi.

‘’Ben asla bir iyi baba olamadım. Çocuklarımı çok ihmal ettim’’ itirafı tam da o günlerde geldi.

Ve hastalıkla yapılan savaşı kaybetti Kaiser.. Yaşamı hep kazanmakla geçen Beckenbauer ilk kez kaybediyordu.. Brezilya, Hollanda, Arjantin, İtalya, Fransa.. Hepsini dize getirmişti.. 1974 DK'da Cruyff'u 1990'da Maradonayı nasıl da ağlatmıştı..  Dino Zoff, Platini, Sokrates, Pele.. Hepsine karşı kazanan adam bu kez yenildi. Diz çöktü kaderin karşısında. Hayat onu evlat acısıyla başbaşa bıraktı. ‘’Kaybedenler Kulübüne hoş geldin İmparator’’ dedi.

Geride görkemli bir şöhret, kupa kaldırmaktan yorulan kollar, ihtişam dolu bir hayat ve tarifsiz bir acı kaldı.

Franz Beckenbauer’in 73 yıllık hayatının kendisi adına hatırda kalan tek gerçeği hangisi acaba? Hep kazandıkları mı yoksa tek yenilgisi mi? Geçtiğimiz senelerde bir haber vardı Alman gazetelerinde.. ‘Franz Beckenbauer’in yalnızlığı’ diye.. Kimseyle konuşmuyormuş, köşesine çekilmiş.. 

Arjantinli yazar Jorge Borges diyor ya,

‘’Yeniden başlasaydım hayata çok az şeyi ciddiyetle yapardım, dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.’

Elbette ki Franz da yeniden başlasaydı hayata doyasıya dondurma yerdi çocukluğundaki Stephan, Thomas ve Michael ve sonraki eşinden olan çocuklarıyla..

Nazım Hikmet bir şiirinde vatan hasretini dindirmek için işi ruhunu şeytana satmaya kadar götürür..

Der ki.. ‘’…Ne altın istiyorum ondan, ne bilim ne de gençlik

Hasretlik canıma yetti, pes..

Beni İstanbul’uma götürsün 1 saatlik..

Franz Beckenbauer de 1 saatliğine bile olsa oğlu Stephan’la başbaşa vakit geçirmek için nelerini vermez ki..

Hem de en başta futbolcu olarak 72 Avrupa, 74 Dünya, Teknik adam olarak da 90 Dünya Şampiyonluğu, Bayern, Cosmos ve Hamburg ile kazanılan ve havaya kaldırılan onlarca kupayı gözden çıkarmaz mı?..

Oğullar babaları can evinden vurur.. Bu dünyadan zamansız göçtüklerinde..

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar