AKP’li il başkanları Saray’a gidiyor, sokağa çıkamıyor!

Cumhurbaşkanı dün AKP Genel Başkanı şapkasıyla konuştu. Partisinin il başkanlarına tek kişilik hükümet olarak hitap etti.
İl başkanları her ortamda ağzını açmıyor, yüksek sesle konuşmuyor, ama hepsi sıkıntılı hepsi dertli.
Vatandaş ‘ülke ne hale geldi’ diye hesap soruyor.
Yakalarına yapışıyor.
AKP’nin il başkanları, ilçe başkanları sokağa çıkamaz hale geldi. Milletvekilleri de öyle. Genel Merkez’e yakın olan, Ankara’nın dışına çıkmayan, parti binası ile Meclis arasında gidip gelenler düzeni savunuyor.
Aslında savunuyormuş gibi yapıyorlar. (Düzenden nemalananlar, iş kapanlar, cüzdanını dolduranlar hariç!)
Memleketlerine giden milletvekilleri bunu da yapamıyor.  Hepsinin boğazında yumruk var sanki. Sesleri çıkmıyor. Rejimi savunsalar, Türkiye’nin iyi yolda olduğunu söyleseler seçmenleri tepelerine binecek.
Haklısınız ekonomik kriz dayanılmaz boyuta ulaştı dese bu sefer Saray cezayı kesecek!
İki arada bir deredeler…
Dikkatinizi çekmiştir. AKP’li vekiller artık çarşı pazar dolaşmıyor. Halkın içine girmiyor. Giremiyorlar desem daha doğru olacak galiba!.
AKP’nin il başkanları ayda bir Ankara’ya gidip genel başkanlarından memleketin güllük gülistanlık olduğu nutkunu dinleyip memleketlerine geri dönüyorlar.  
Merak ediyorum içlerinde memleketine dönünce ‘dün Saray’daydım, birinci elden öğrendim, durumumuz gayet iyiymiş’ diyen var mıdır?
Zannetmiyorum.
Neden mi?
‘Ekonomi gayet iyi, Avrupa kan ağlarken biz hükümetin akıllı politikaları sayesinde pandemiden güçlenerek çıktı. Pandemiyi fırsata çevirdik’ diyen olsa…
Seçmeninin vereceği cevap belli.
Ankara’nın havası mı çarptı?
Uzaydan mı geldin?
Valla dayak bile yiyebilir...
AKP Genel Başkanı dün demiş ki: 
‘Bu demek değil ki ülkemizde hiçbir sorun yok, her şey güllük gülistanlık... Yok böyle bir şey. Tabii ki sıkıntılarımız da var. Ama bunların neler olduğunu da, hangi sebeplerden kaynaklandığını da, nasıl çözüleceğini de en iyi biz biliyoruz biz’
Peki, sorunun kaynağı ne?
Önce bunu ortaya koyalım.
Çünkü hastalığın adı konulmadan tedavi için reçete yazılmaz…
Sorun sadece tek adam yönetimi değil. Tek adamın takıntısı. Veya tek adamın bilinen nedenlerle döviz kurunu yüksek tutma çabası.
Takıntı, faiz inerse enflasyonda iner iddiası.
Türkiye damat bakan döneminde bunu denedi. Faizi yüzde sekizlere indirdi, enflasyon yüzde altılara inmedi. Euro/dolar cazip hale gelince damat bakan kuru tutmak için Merkez Bankası rezervlerindeki 128 milyar doları takır takır sattı.
Kamu bankalarıyla Merkez Bankası arasına hortum bağladı piyasaya çatır çatır ucuz dolar verdi. (kimler köşeyi döndü ayrı soru)
Sonuçta kur patladı, faiz fırladı, enflasyon baş edilemez hale geldi…
Şimdi diyecekler ki tek kişilik hükümet yine aynı yolu izleyip farklı sonuç almaya çalışıyor.
Hayır.
Bu sefer faizi indirmesinin sebebi enflasyonun düşmesini sağlamak değil. Faiz inince enflasyon inmiyor bunu Saray da gördü.
Peki durduk yerde amaçsız faiz indirmelerinin sebebi ne?
Döviz kurunun yükseltmek.
Yüksek kur kime yarar?  
BİR: Kamudan dolarla ihale alanlara. Daha açık söyleyelim Saray’ın müteahhitlerine…
İKİ: Merkez Bankası kayıtlarında nereden geldiği belli olmayan dolar girişi var ya. Nereden buldun demeyeceğiz yasası nedeniyle getirilen dövizler. Kayıt dışı paranın Türkiye’ye gelişini cazip hale getirmek için kur yüksek tutuluyor.
Adam bir milyon dolar getirecek. Kur altı lira olsa altı milyon eder, bugün dokuz liraya dayandı dokuz milyon ediyor.
TL değer kaybettikçe kayıt dışı giren paranın alacağı mal mülk sayısı artıyor.
ÜÇ: Yabancılara özellikle Arap sermayesine ucuza arazi, mal, mülk kapatma imkanı sağlama hamlesi.
Yüksek kurun nedeni bence bu.
Bu politika bize maliyetlerin artışı ona bağlı olarak mal ve hizmetlerin bedelinin yükselmesi yani enflasyon, hayat pahalılığı olarak dönüyor.
Lafı uzatma çözüm ne diyeceksiniz?
Çözüm belli…

Önceki ve Sonraki Yazılar