Karanlık Gece Filmi ve Toplumsal Hafıza

İstanbullular için sonu gelmeyen, sıcak yaz günlerinde açık hava sineması harika bir tercih olabilir. Yaz boyunca katılımcılarına bahçe ortamında film izleme keyfi yaşatan KüçükÇiftlik Film Kulübü’nde şimdiye kadar ‘‘West Side Story / Batı Yakası’nın Hikayesi’’, ‘‘Dune’’, ‘‘Rheingold / Ren Altını’’ filmleri gösterildi. Ama 22 Ağustos’ta ‘‘Karanlık Gece’’ filmi için şansınız hala devam ediyor. Ve bence kaçırılmaması gereken bir fırsat.

Afiş

Yedinci sanat sinema, atası olan tiyatro ile kimi zaman iç içe geçer. Olanakları ve etkileri birbirinden çok farklı iki sanatın ortaklaştığı bazı anlar vardır. Mesela Darren Aronofsky’ın yönettiği, baş rol oyuncusu Brendan Fraser’e 2022 yılında Akademi Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazandıran ‘‘The Whale / Balina’’ filmi. Bu film bir tiyatro oyunundan sinemaya uyarlama. Tek mekânda geçen, morbid obez (aşırı şişmanlık hastalığı) baş rol oyuncusunun dramatik hikâyesini hala izlemediyseniz 29 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Bahçe’de gösterilecek.

Tekrar Karanlık Gece’ye dönersek, film bu yıl 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve En iyi Senaryo Ödüllerini ve Ankara Film Festivali’nde de En İyi Yönetmen ödülünü kazandı. Yönetmenin ideolojik olarak iade ettiği ödülleri de sayarsak aslında çok sayıda ödülün sahibi. Bu hafta tiyatroya bir mola verip Özcan Alper’in yönettiği Karanlık Gece filmine içeriden, senaryosundaki kavramlardan bakalım isterim.

Yönetmenin 2008 yılındaki filmi Sonbahar seyircisinin kalbinde taht kurmuştu. Özcan Alper’in son filmi Karanlık Gece ise Türk sinemasında unutulmazları arasına girdi desem hata etmem. Filmin ödüllü senaryosu Özcan Alper ve yazar Murat Uyurkulak’a ait. Filmin başrollerinde Berkay Ateş, Sibel Kekilli, Cem Yiğit Üzümoğlu, Pınar Deniz ve Taner Birsel gibi başarılı oyuncular yer alıyor. 28 Nisan’da vizyona giren filmin çekimleri pandemi öncesinde başlıyor. Neredeyse her hafta adı geçen Covid-19 pandemisi birçok sektör için milattan (pandemiden) önce/sonra kavramına döndü. Bu filmin o kadar güçlü ve zamana karşı duran bir senaryosu var ki pandemi sadece filmin izleyicisiyle buluşma tarihini ileri atabildi. Projenin tamamlanması haliyle beklenenden uzun sürdü. 2019 da çekimlerine başlanan Karanlık Gece filminin tamamlanması pandemi devam ederken gerçekleşti. Filmin yurtdışı ortaklıklarından dolayı post prodüksiyonun bir kısmı Almanya ve Fransa’da yapıldı. Bu aşamada filmin görüntü yönetmeni Yunus Roy Imer bizzat bulundu. Aslında çokça konuşulan, yazılan, karşılaştırmalı eleştirileri yapılan Karanlık Gece filmini epeyce bir süre içimde demlendirdim diyebilirim. Bazı oyunlardan, filmlerden sonra ne yazsam az kalacak diye endişe duyarım, bu yapım benim için tekrar tekrar seyredip üstüne düşündüğüm bir film.

Özcan Alper, yönetmen

Çok önemli ve evrensel meseleleri var filmin. Vicdan, adalet, linç, öteki olmak, suç ortaklığı, cinayet, faillik, hesaplaşma ama hepsini kapsayan en büyük şemsiye sanırım hafıza. Anadolu ve kasaba yaşantısına ilişkin oldukça deneyimli bir sinemacı Özcan Alper. Onun sinema dilinin adeta imzası haline gelen doğa, mevsimler, kahramanlık barındırmayan, gündelik yaşantının sıradanlığıyla görünmez olabilecek insanlar. Ve her defasında tüm bunların tekrar eden değil de birbirine eklemlenen öğeler olarak karşımıza dikilivermesi gerçek bir ustalık işi. Karanlık Gece için zamansız ve mekânsız demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Aslında mekân belli Gidengelmez Dağları, Torosların ortası. Ve bu dağa ait efsaneler bile senaryo için yaratılmış bir film seti adeta. Şöyle ki üzerinde çok sayıda uçurumlar, obruklar ve mağaralar var, dağların kayaları çok keskin ve sivri. Tırmanması oldukça güç bu doğada çekimlerin nasıl yapıldığını varın siz hayal edin. Zorlu doğasına dağ keçileri, geyikler ve bitkilerin uyum sağladığı engebeli dağların adı ile ilgili çeşitli efsaneler var. Dağlara giden çoğu kişinin gerçekten de dönemediği söyleniyor. Özellikle avcıların kendileri ya da avladıkları yaban hayvanları obruklara düşerek kayboluyor. Özcan Alper’in bu coğrafyayı arayıp bulması ve filmini burada çekmesi bile tek başına tüylerimizi diken diken yapmaya yeter ama yönetmen tabi ki sadece bununla yetinmiyor.

Gidengelmez Dağları, Toros

Peki gerçekten zamansız mı? Sonuçta film uzayda geçmiyor, orta çağda ya da savaş zamanında da değil. Yani eninde sonunda bir zamanı işaret ediyor. Bu anlamda bir işe zamansız demek birçok yapım için aynı sorunsalı barındırıyor. Sonuçta günümüze yakın bir zaman dilimi. Ama aslına bu iki kavram, zamansızlık ve mekansızlık sanırım içinde şunu barındırıyor; filimdeki öteki karakteri olan sarışın, şehirli, okullu Ali, kolaylıkla başka ülkenin siyahisi, Ortadoğulusu ya da mültecisi olabilir. Milliyetçilik ve sağ siyaset dünyada tüm hızıyla yayılırken ötekini linç etmek için aranan kıvılcım bir parmak şaklatması kadar kolay bulunabilir.

Filmi henüz seyretmemişler için bozulacak bir sürpriz yok o yüzden korkmadan okumaya devam edebilirsiniz. Hatta yazının sonuna geldiğinizde filmi mutlaka izlemek isteyecek duruma gelmenizi diliyorum. Yönetmen filmin başından itibaren gerilimi katilin kim olduğu ya da nasıl yakalanacağı üzerinden kurmuyor.

Filmin ana karakteri İshak, küçük bir dağ kasabasından çıkmış, gezgin bir müzisyendir. 7 yıldır doğup büyüdüğü kasabadan uzaktadır, öyle ki babası öldüğünde bile kasabaya dönmemiştir. Ancak annesi ölmek üzereyken ona veda etmek için geri gelir. Ve 7 yıl önce parçası olduğu bir linç olayı kasabaya döndüğünde artık peşini bırakmaz. Belki de vicdani olarak yedi yıl boyunca da hiç bırakmamıştır, hafızasında hapis kalmıştır. Çocukluk arkadaşları olan beş faille birlikte ve onları destekleyen kasaba halkı ile yüzleşen İshak, üzerine çöken suçluluk duygusuyla mücadele ederken izleyicinin gri alanda tutulan İshak karakteriyle empati ya da tam anlamıyla katarsis yaşaması pek mümkün olmaz. ‘‘Çünkü suç ne kadar büyükse, herkesin elinde kan olduğu için sessizlik o kadar güçlenir.’’ Ve izleyici bu konuda olsa olsa suçluluk duyabilir.

Karanlık Gece, Berkay Ateş

Filimde geçmişle hesaplaşmak isteyen İshak sonucu ne olursa olsun eyleme geçmeyi politik bir yöntem olarak üstleniyor. Böylece de suçun faillerinden biri olarak suçun toplumsallığı üzerinden izleyicisini düşünmeye zorluyor. İzleyicinin hissetme ihtimali olan suçluluk hissi için nereden hatırladığını bilmediği kollektif bilinçdışı da diyebiliriz, yakın tarihten bildiği, tanık olduğu Çorum, Maraş, Sivas katliamları da ya da Esenler’de, Diyarbakır’da, Yozgat’ta mültecilere karşı hızla toplanan mahalleli de. Yani linç laneti ile defterin kabarıksa suçluluk duymak çok beklendik bir sonuç ve yönetmen öyle sessizce izleyiciyi kendiyle baş başa bırakıyor ki film bitmesine rağmen, içten içe bitmeyen o rahatsızlık duygusu tam da buraya denk geliyor.

Hikâyenin başladığı ve bittiği yer geçen yedi yıla rağmen aynı. Geriye gidiş gelişlerin kurgusu öyle ustalıkla yapılmış ki iç içe geçmiş zamanları tek zaman algısında hissetmemizi sağlıyor. Linç anına gelene kadar aslında kendisini kasabanın ötekisi gibi hisseden İshak, Ali ile iyi arkadaş olur ama o “bir anlık” öfkeyi, tehdidi ya da kıskançlığı üreten, besleyen ve savunan gündelik bir faşizm ve erkeklik vahşi cinayetle son bulur. Topluluk birlikte susmanın mecburiyetinde cesedi İshak’ın bilmediği bir yere götürür ve yok eder. İşte o karanlık gecede ortadan kaybolan Ali’nin cesedini aramayı hiç bırakmamış sessiz baba ve o kasabayı cehennem gibi gören Ali’nin kız kardeşini kasabaya döndüğünde görmek İshak için yüzleşmenin anahtarı olur. Filmin baş rol oyuncusu Berkay Ateş İshak’ı oynamak yerine İshak olmuş. Ayrıca her karakter için yapılmış titiz cast çalışmasının sonuçlarını ve yönetmenin ustalığıyla hiçbir fazlalığa yer vermeyen tertemiz oyunculukları izlemeyi özlemişiz.