Sedat Kaya
Fenerbahçe'yi FCSB'ye karşı kurtaran ismi açıkladı
Bükreş’in ayazı adamın iliklerine işler. Fenerbahçe’ye işlemedi belki ama üşüttü. Sarı lacivertliler zaman zaman titredi; donmadı ama ısınamadı da.
Bükreş’te alınan 1-1’lik beraberlik kağıt üzerinde kötü durmuyor. Neticede deplasman, neticede Avrupa… Fenerbahçe bu sonuçla Avrupa Ligi’ni 19. sırada tamamladı ve yoluna devam ediyor. Ama futbol yalnızca tabloya bakılarak okunmaz. Sahaya bakarsan, bu skor eksiktir.
Evet, deplasman beraberliği “iyi sonuç” diye yazılabilir. Ama rakibin gücü, oyunun gidişatı ve Fenerbahçe’nin rakamları düşünülünce bu maç kazanılması gereken bir maçtı. Yüzde 70’e yaklaşan topa sahip olma, rakibin iki katı pas, çok daha fazla gol teşebbüsü… Bunların karşılığı beraberlik olmamalıydı.
Hele bir de Ederson’un kalede yazdığı ayrı bir hikâye var. En az altı net kurtarış yaptı. Eğer bu maçta bir puan alındıysa, bunda kalecinin payı büyüktür. Avrupa maçlarında kaleci seni kurtarıyorsa sevinirsin ama her hafta dua etmeye başlarsan orada durup düşünmek gerekir.
Tamam, Fenerbahçe Avrupa Ligi’nde yoluna devam ediyor. Ama insanın aklına şu soru düşüyor:
Bu futbolla nereye kadar?
Yeni transferler takıma katıldığında oyun değişir mi, tempo artar mı, cesaret çoğalır mı; bilinmez. Futbol zaten bilinmezlik oyunudur. Ama bilinen bir şey var: Bu takımın golle arasını düzeltecek, pozisyonu yarım bırakmayacak, “oldu mu olacak” dedirtecek çok ama çok iyi bir santrfora ihtiyacı var.
Maçın başında top da oyunun aklı da Fenerbahçe’nin ayağındaydı. Orta sahada direnç, kenarlarda ise enerji vardı. Belki büyük bir coşku değil ama kararlı bir yürüyüş… Bükreş kalesine inişler sıklaştıkça golün kokusu da hissedilmeye başladı. En-Nesyri’nin kaçırdıkları “olmaz” dedirtmedi, tam tersine “geliyorum” diye haber saldı.
Ve beklenen an…
Dakika 19. Kerem’in aklıyla, İsmail’in zamanlaması birleşti; top Bükreş ağlarına gitti. Gol sade, gol temiz, gol yerindeydi. Futbol böyle anlarda güzeldir işte; abartısız ama tam vaktinde.
Golden sonra Fenerbahçe biraz soluklandı. Skiniar'ın yokluğu savunmada kendini hissettirdi; oyunun bu bölümünde ev sahibi ekip cesaretlendi. Bükreş dört kez “ben de buradayım” dedi ama kalede Ederson vardı. Tecrübe konuştu, refleks konuştu; Rumenler konuşamadı.
Devre biterken skor tabelasında Fenerbahçe'nin tek gollü üstünlüğü yazıyordu.
İkinci yarıda tablo çok değişmedi aslında. Top yine Fenerbahçe’deydi, oyunun direksiyonu da… Ama direksiyon sende diye yol alınmıyor her zaman. Hücumda bir ağırlık, bir tutukluk vardı. Pas yapıldı, alan bulundu ama son cümle kurulamadı. Futbol bazen susar; Fenerbahçe o bölümde biraz sustu.
Bükreş ise az geldi, seyrek göründü ama aklını kaybetmedi. Avrupa’da böyle takımlar tehlikelidir; çok konuşmazlar, doğru anı beklerler. Nitekim bekledikleri an 70. dakikada geldi. Bir anlık dalgınlık, bir yarım adım eksik… Cisotti vurdu ve skor eşitlendi.
Avrupa yolculuğu devam ediyor.
Ama yol uzun, hava soğuk,
ve Fenerbahçe’nin hâlâ ısınması gerekiyor.