Mehmet Akif Cenkci
20 bin liranın altında emekli maaşını kimler alacak?
Türkiye’de emekliler bir kez daha büyük bir başlıkla karşı karşıya bırakıldı: “En düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltildi.” Oran da hazır; yüzde 18,48. İlk bakışta kulağa hoş gelen bu açıklama, ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor. Çünkü mesele zam oranı değil, bu parayı kimin gerçekten alacağıdır.
AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler’in açıklamasına göre; 16.881 TL alan yaklaşık 4 milyon 11 bin emekli, yeni düzenlemeyle birlikte 20 bin liralık tabanın içine alınacak ve bu sayı 4 milyon 917 bine çıkacak. Peki bu artış, toplumun hangi kesiminin cebine fiilen yansıyacak?
Önce şu soruyu sormak gerekir:
Bu 20 bin liralık “en düşük emekli aylığını” kim alacak?
Cevap açıktır: Sadece tam aylık almaya hak kazanmış sınırlı sayıdaki emekli. Türkiye’de milyonlarca dul ve yetim için açıklanan bu rakam, ulaşılabilir bir maaş değildir.
Kamuoyuna sunulan “en düşük emekli aylığı” kavramı, oranlı aylık alanları kapsamamaktadır. Dul ve yetim aylıkları, vefat eden sigortalının maaşı üzerinden belirli oranlarla bağlanır. Bu nedenle bu grupların 20 bin lirayı tam olarak alması sistem gereği mümkün değildir. Bugün ortalamalara baktığımızda dul aylıkları yaklaşık 15 bin lira seviyesinde kalırken, yetim aylıkları 7–8 bin lira bandına sıkışmaktadır. Yani milyonlarca kişi için 20 bin lira, bir gelir değil, yalnızca istatistiklerde yer alan bir üst sınırdır.
Burada bir başka ciddi adaletsizlik daha karşımıza çıkmaktadır. En düşük emekli aylığına yüzde 6,29 oranında ilave refah payı eklenirken, yıllarca daha fazla prim ödeyen, daha uzun süre çalışan emekliler yalnızca yüzde 12,19’luk enflasyon farkıyla yetinmek zorunda bırakılmıştır. Sormak gerekir: Daha çok prim ödeyenin, daha az zam alması hangi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaktadır?
Refah payı, prim adaletini bozan bir araç haline getirilmiş durumdadır. Emeklilik sistemi, çalışmayı ve yüksek primi ödüllendirmek yerine, eşitleyen ama yoksullaştıran bir yapıya sürüklenmektedir.
Tüm bunlar yaşanırken temel ekonomik gerçekler de göz ardı edilmektedir. Türkiye’de açlık sınırı yaklaşık 30 bin liraya, yoksulluk sınırı ise 90 bin liraya dayanmıştır. Asgari ücret 28.075 TL iken, 20 bin liralık emekli aylığının bir “iyileştirme” olarak sunulması, toplumun aklıyla alay etmektir.
Ancak mesele sadece emeklilerle sınırlı değildir.
Türkiye’de hiçbir sosyal güvencesi olmayan, geliri bulunmayan 65 yaş üstü vatandaşlar, 2026 yılında yalnızca 6.393 TL tutarındaki 65 yaş aylığıyla yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bu rakamla kira mı ödenecek, gıda mı alınacak, ilaç mı temin edilecektir? Bu soruların hiçbirine cevap verilmemektedir.
Bir yanda emekli aylıkları, diğer yanda dul ve yetim maaşları, öte tarafta ise 65 yaş aylığı alan milyonlarca insan vardır. Ortak noktaları ise şudur: Hiçbiri insanca yaşamaya yetecek bir gelire sahip değildir.
Rakamlarla refah anlatmak kolaydır.
Zor olan, o rakamlarla yaşamaya zorlanan insanları görmektir.
Türkiye’nin sorunu zam oranı değil, adalet sorunudur.
Ve bu adalet, her yeni düzenlemede biraz daha zedelenmektedir.