Şahin Aybek
Yükseköğretimden İşgücüne Geçemeyiş: İşsizlik ve İş Kaybının Psikolojik Etkileri
“İşsizlik kişisel bir başarısızlık değildir. Psikolojik destek almak, kariyer danışmanlığına başvurmak bir zayıflık değil, güçtür.”
“Kurumlar ve politika yapıcılar açısından ise; üniversiteden işgücüne geçişi destekleyen kariyer rehberliği sistemleri, mezun izleme mekanizmaları ve psikososyal destek hizmetleri kritik önemdedir. Biz sorunu sadece “istihdam” başlığı altında değil, toplum ve insan ruh sağlığı perspektifiyle ele almak zorundayız.”
TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Olcay Yılmaz ile yükseköğretimden işgücüne geçememeyi konuştuk.

“Yükseköğretimden işgücüne geçememe ne demek? Neden bugün bu kadar sık konuşuyoruz?”
Yükseköğretimden işgücüne geçememe, bireyin eğitimini tamamlamasına rağmen istikrarlı ve nitelikli bir işe erişememesi ya da işe girse bile kısa sürede işini kaybetmesi anlamına geliyor. Bugün bunu daha sık konuşmamızın nedeni; ekonomik dalgalanmalar, güvencesiz çalışma biçimlerinin artması ve üniversite mezuniyetinin artık otomatik olarak iş güvencesi sağlamaması. Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik uyum sorunu yaratıyor. İnsanlar “Boşa mı okudum?” ya da “Bir sorun bende mi?” gibi sorgulamalara giriyor.
“Yetişkinlerin kariyerle ilgili yaşadığı temel sorunlar nelerdir? Bu sorunlar gençlerden nasıl farklılaşıyor?”
Yetişkinlerin kariyer sorunları yalnızca “iş bulamama” ile sınırlı değildir; çok daha çok katmanlı ve yaşamın tamamına yayılan sorunlardır.
Öncelikle yetişkinler, kariyer kararlarını verirken yalnızca kendilerinden değil; aile, çocuklar, yaşlanan ebeveynler ve finansal sorumluluklardan da etkilenir. Bu nedenle karar alma süreci daha karmaşık ve duygusal yükü daha ağırdır.
En sık karşılaştığımız sorunlar arasında;
Yaş ayrımcılığı ve “artık tercih edilmemek” duygusu,
Uzun işsizlik dönemlerine bağlı özgüven ve benlik saygısı kaybı,
“Becerilerim eskidi mi?” endişesi,
Sağlık ve ekonomik kaygıların artması,
İşsizlik ya da gelir kaybına bağlı aile içi çatışmalar yer alır.
Gençlerden farklı olarak yetişkinler, kariyer geçişlerini çoğu zaman “ikinci bir şans mı, yoksa geç kalmışlık mı?” ikilemiyle yaşar. Bu da kariyer sorunlarını sadece mesleki değil, varoluşsal bir mesele haline getirir.
“Kariyer geçişi ne demek? Bir kişi kariyer geçişi yaşadığında hayatında neler etkileniyor?”
Kariyer geçişi, sadece iş değiştirmek değildir. Aslında bireyin hayatındaki rollerin, ilişkilerin, günlük rutinlerin ve kendisiyle ilgili varsayımlarının yeniden şekillenmesi anlamına gelir. Bazen bu geçiş bir olayla olur; işten çıkarılmak, mezun olmak, emekli olmak gibi. Bazen de görünürde bir olay yoktur ama kişi artık bulunduğu yerde olamayacağını hisseder.
Bu süreçte bireyin hayatında birçok alan aynı anda etkilenir.
Öncelikle kimlik duygusu sarsılır; “Ben kimim, ne işe yarıyorum?” soruları öne çıkar.
Günlük yaşam düzeni değişir; işe gitme rutini, sosyal temaslar, hatta uyku ve beslenme alışkanlıkları etkilenebilir.
İlişkiler de bu süreçten payını alır; aile içi roller, eşle ilişkiler ve sosyal çevre yeniden tanımlanır.
Ayrıca bireyin gelecek algısı değişir. Bazıları için bu bir kayıp ve belirsizlik duygusu yaratırken, bazıları için yeni olasılıkları düşünme fırsatı olabilir.
Bu yüzden kariyer geçişi, sadece mesleki değil; psikolojik, sosyal ve duygusal bir uyum sürecidir. Doğru destekle bir kriz olmaktan çıkıp, bireyin kendini yeniden inşa ettiği bir döneme dönüşebilir.
“İşsizlik ya da iş kaybı bireylerde en sık hangi psikolojik etkileri yaratıyor?”
Araştırmalar işsizlik ve iş kaybının; kaygı, depresyon, suçluluk, özgüven kaybı, sosyal geri çekilme ve psikosomatik yakınmalar gibi etkiler yarattığını gösteriyor. Çok önemli bir nokta şu: İş, sadece gelir kaynağı değil; aynı zamanda kimlik, statü ve günlük yaşamın düzenleyicisidir. İş kaybı bu yüzden birçok kişi için bir tür psikolojik yas anlamına gelir. Kişi kendini değersiz, yetersiz ve dışlanmış hissedebilir.
“İş kaybını gerçekten bir yas süreci olarak mı düşünmeliyiz?”
Evet, kesinlikle. İş kaybı çoğu zaman yas tepkilerine benzer evrelerle yaşanır. İlk aşamada inkâr ve şok, ardından öfke, pazarlık, depresyon ve nihayet kabul gelir. Ancak burada kritik bir fark var: Eğer bu yas süreci sağlıklı biçimde ele alınmazsa, kişi iş arama aşamasına geçemez ya da tükenmişliğe sürüklenir. Yani “Bir an önce CV hazırlasın” demek çoğu zaman yeterli olmaz; önce psikolojik kaybın tanınması gerekir.
“Herkes iş kaybına aynı şekilde mi tepki verir?”
Hayır, tepkiler oldukça bireyseldir. Dört temel unsur belirleyicidir:
Durum: İş kaybı beklenmedik mi oldu, kişi için ne kadar sarsıcı?
Benlik: Kişinin öz-yeterliği, dayanıklılığı, yaşamı anlamlandırma biçimi.
Destek: Aile, arkadaşlar, sosyal ve kurumsal destek ağları.
Stratejiler: Kişinin başa çıkma yolları.
Bu faktörler bir araya geldiğinde, aynı iş kaybı bir kişi için yıkıcı olurken, bir başkası için yeniden yapılanma fırsatına dönüşebilir.
“Peki çözüm ne? Bireylere ve kurumlara ne önerirsiniz?”
Bireyler için en önemli mesaj şu: İşsizlik kişisel bir başarısızlık değildir. Psikolojik destek almak, kariyer danışmanlığına başvurmak bir zayıflık değil, güçtür.
Kurumlar ve politika yapıcılar açısından ise; üniversiteden işgücüne geçişi destekleyen kariyer rehberliği sistemleri, mezun izleme mekanizmaları ve psikososyal destek hizmetleri kritik önemdedir. Biz sorunu sadece “istihdam” başlığı altında değil, toplum ve insan ruh sağlığı perspektifiyle ele almak zorundayız.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...