Mehmet Tezkan
Siyasetin dejenere yüzü!..
Keçiören Belediye Başkanı’nın CHP’den istifa ederek iktidar saflarına katılacağı sinyali vermesi siyasetin dejenere yüzü, siyasetin yozlaşmış yüzünü bir kez daha hatırlattı.
Bütün siyasetçiler aynı mı?
Bütün belediye başkanları "çıkar ağırlıklı" pozisyon mu alır?
Tabii ki hayır…
Ama…Belediye Başkanı Özarslan’ın partisiyle ipleri koparış nedeni işin ne boyuta geldiğini gösterdi…
Özaslan AKP’liler tarafından yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyordu. AKP Milletvekili Osman Göçek İçişleri bakanlığına şikayette bulundu.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu…
Düne kadar partisiyle sorun yaşamayan Özaslan ani bir kararla partisinden koptu.
Cumhur İttifakı’na doğru yelken açtı. AKP ve MHP liderlerine övgüler düzerek 'beni kurtarın' çağrısı yaptı…
İktidar kanadından bize gel hakkındaki iddialardan kurtul telkini mi yapıldı, yoksa kendi mi bu yolu seçti; Cumhur İttifakı’na kapağı atarsam kurtulurum diye mi hesap yaptı bilinmiyor; şimdilik muamma…
Ama siyaset adına çirkin bir görüntü verildiği ortada…
Bugüne olanlar kadar bugünden sonra olacaklar da siyasetin çapı açısından önemli…
Soru bir: CHP’den ayrılan Özaslan kendini yolsuzluk yapmakla suçlayan AKP’lilerin kollarına atlayacak mı?
Soru iki: iktidar partisi yolsuzlukla suçladığı belediye başkanına rozet takacak mı?
Soru üç: Özaslan iktidar saflarına katılırsa (bir süre bağımsız kalarak da olur) hakkındaki müfettiş incelemesi takipsizlikle mi sonuçlanacak?
Soru dört: Müfettişler Sayıştay raporlarına da dayanarak soruşturmaya gerek görürlerse İçişleri Bakanı soruşturma izni verecek mi?
Hülasa; bütün bu olan bitenden sonra Özaslan yargılanacak mı, dosyası kapatılacak mı?
Yanıt bekleyen sorular bunlar…
İktidar medyasının köpürtmeye çalıştığı CHP lideri Özgür Özel’in Özaslan’a gönderdiği mesajlar ise bu ağır meselenin kenar süsü. İktidar kanadının mesaj bölümünü şişirmesinin nedeni de belli: Yukarıdaki soruları gündemden kaçırmak…
Gelelim parti değiştirme meselesine…
Milletvekillerinin parti değiştirmeleri seçmene saygısızlık ama bir yere kadar kabul edilebilir. Parlamenter rejimi savunan partiler arasında geçişkenlik olabilir. Son seçimde dört parti CHP listesinden girdi. Partisiyle herhangi bir meselede çok ters düşen bir vekil kendi gibi düşünen komşu partiye geçebilir.
Bir de savrulanlar var!.. Düne kadar söylediklerinin tam tersini savunmak zorunda kalanlar!.. Muhalefette parlamenter sistemi savunup iktidar partisine geçince ‘tek adam’ yönetimini savunur hale gelenler mevcut!..
Onlar sadece kendini inkar etmekle kalmadılar, seçmenini de aldatmış oldular…
Var mı örneği derseniz; var?
Mesele Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun. Tipik örnek. Gelecek partisindeydi. Yıllarca Türk usulü başkanlık modelinin sakıncalarını anlattı. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığını iddia etti. Onlarca makale yazdı, konferans verdi, TV’lerde konuşma yaptı. CHP listesinden milletvekili oldu. Sonra gitti AKP’ye girdi. Girmekle kalmadı TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı oldu. Yıllarca karşı çıktığı rejimi savunma görevi üstlendi…
Belediye Başkanlarının durumu daha da farklı. Çünkü onlar icraatın başındalar. Seçmenle neredeyse her gün yüz yüzeler. Bulundukları ilçeyi, ili istedikleri gibi yönetme ehliyetine sahipler. Bir bakıyorsun A partisinden seçilmiş üç gün sonra B partisinde…
Derdin ne? Çalışmanı engelleyen mi var, elini kolunu bağlayan?
Yooo…
Seçmen sana o partidesin diye oy vermedi mi?
Evet o halde parti değiştirmek… Seçmeni adam yerine koymamaktır… Seçmene hakaret etmektir…
Bir de hakkındaki yolsuzluk, rüşvet, irtikap iddialarından kurtulmak için saf değiştirdiği söylenenler var…
Siyaseti kasıp kavuran da transferlerin bu boyutu!...