Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

Ölümü "oyun" mu sanıyorsunuz?

Aşağıdaki fotoğraf bazılarının “aklını” okur gibi!

Sevgili Coşkun Aral’ın “İMKANSIZ COĞRAFYALAR” kitabındaki anıları arasında benzersiz bir yere sahip.

Yıl 1980.. İran’da Humeyni devri başlamış. Hemen ardından da Irak ile savaş..

Fotoğraftaki gençler işte o savaşa, ölüme gönderiliyor.

Evet, her savaşta gençler ölür. Ama bu gençler intihar timleri. Öleceklerini bilerek mayınlı tarlalara dalıyor, peşlerinden gelecek askerler için yolları “temizliyor”.

img-0056.jpg

Coşkun, yaşları 12’ye kadar inen intihar eylemcilerinin, bizzat izlediği seremoni ile ölüme uğurlanışını şöyle anlatıyor:

“Kapalı bir salonda yapılan törende İmam Humeyni, tüm salona hâkim bir terasta herkesi selamlıyordu. Meddahların şiirsel bir üslupla okudukları Farsça beyitlere, gençlerin göğüslerine vurdukları yumrukların sesi karışıyordu. Neredeyse çocuk yaşta denebilecek yüzlerce genç, hâkî renkte üniformalarıyla Humeyni'nin önünde duruyor, onun hayır duasını alıp ölüme yollanıyordu.”

Yüzlerce değil binlerce.. Hatta on binlerce yıldır tanık olduğumuz bir durum.

İktidar koltuğunda oturan yaşlılar, cennet vaadiyle gençleri ölüme yollar. En ufak bir tereddüt, vicdan azabı falan yaşamadan.

İktidar koltuğunda oturmayı sürdürebilmenin.. Kasasını doldurmanın.. Çetesinin liderliğinde kalabilmenin yolunu onların ölümünde görürler çünkü.

Vatanı ya da inancı için ölümü göze alanlarla bir tuttuğumu zannetmeyin. Ancak, yeni nesil çetelerin “küçük militanları” bana bu insanlık kadar eski hikayeyi hatırlattı.

Onlar da ölmeyi oyun zannediyor sanki.

Öldürüyor, ölüyorlar.

*. *. *

Atlas’a veda yazısında “sustalınız yanınızda mı” diye sormuştum.

Yanıtı hemen geldi. Samsun’da bir kafede, 17 yaşındaki bir saldırgan yaşıtı bir genci bıçakladı.

Ankara’daki AVM’de de yaşları 18’den küçük iki grup kavga etti. Yine sustalılar çekildi. Yine kan döküldü.

Her iki olayda da yaşananlar kameralara yansımasa inanmazdım belki. Ne yazık ki vahşet tüm çıplaklığıyla kaydedilmişti.

Psikiyatrist Prof. Arif Verimli’nin 2021 tarihli sosyal medya paylaşımı tam da bu tablo nedeniyle yeniden gündem oldu. Zira Prof. Verimli 5 yıl önce neredeyse kehanet gibi şöyle demişti:

“Bakın bu günler iyi günlerimiz.. Güzel yüzlü kurbanlarımız olacak.. Hiç sebepsiz insanlar birbirini ve zavallı hayvanları öldürecek.. Çünkü bu çağ dijital çağ değil öfke çağı.. Uyuşturucu, pandemi ve yeni dünya düzeni şiddetiyle gelecek.”

Ruhi Su’nun benzersiz sesinden dinlediğim-iz Drama Köprüsü’nde Hasan’a şu sorulur:

“Mezar taşlarını koyun mu sandın..

Adam öldürmeyi oyun mu sandın?”

Kimine cennet, kimine uyuşturucunun sağladığı bambaşka bir boyut vaadiyle gençler hem öldürüyor hem de ya ölüyor ya da cezaevinde çürüyor..

Samsun’daki görüntüyü defalarca izledim. Vardığım sonuç beni dehşete düşürdü.

Saldırgan genç, az sonra belki de öldüreceği gencin hemen yanı başında otururken ayağa kalkıyor. Bir süre etrafına ve kafede bir yerlere bakıyor. Tereddüt eder gibi.. Sonra bir anda saldırıya geçiyor.

Yaralı gencin arkadaşı saldırganı durdurmaya çalışırken çok tuhaf bir şey oluyor. Kalabalık bir grup genç koşarak geliyor ve yaralı gencin yardımına koşacağına, arkadaşını tekme tokat dövmeye başlıyor.

Yani.. Bana göre, saldırı bir bakıma “çeteye kabul sınavı” gibi. Kalabalık grup da sınavın jürisi.

Saldırgan genç herhalde sınavı geçmiş ve karanlık bir dünyaya doğru yola çıkmıştır. Binlercesi gibi!

Bu bahsi, reşit olmamış genç kızların raporuyla bitireyim: Onlar da hem doğrudan saldırgan olarak çıkıyor karşımıza hem de “azmettiren” olarak.

Mesela delikanlıdan, alacak parası olmadığını bile bile çok pahalı bir hediye bekliyor. Delikanlı da o hediyeyi alabilmek için karanlık tarafa meylediyor.

Bazen hediyeye bile gerek olmadan, kıza “güç gösterisi” yapmak adına başrolde sustalının olduğu şovlara kalkışıyor.

Şiddet sarmalı.. Dilediğiniz anda ulaşabildiğiniz uyuşturucu.. Ergenlik sorunları ve hormonları..

Suç hep ailelere atılıyor ama aileler ne yapsın!

Uyuşturucu kaçakçılarını yakalamaktan çok, ünlü isimleri kamera karşısına çıkarmakla meşgul devlet dururken…

Kriminal çocukları üç beş gün içerde “eğitimden” geçirildikten sonra daha da canavarlaşmış olarak sokağa salan yetkililer dururken..

Aileler mi çözecek sorunu!

Güzel gözlü, güzel yüzlü Atlas günlerdir buz gibi toprağın altında.

Onu öldürenler yakalansa da binlercesi hala yanı başımızda.

MURAT ÇALIK’I ÖLDÜRMEYE Mİ ÇALIŞIYORLAR?

Ölümden.. Tabii “başkalarının ölümünden” medet umanlar hiç bu kadar görünür olmamıştı.

Ama Murat Çalık’ın başına getirilenler kralları çırılçıplak bıraktı.

Umarım yapılanları izliyor, öğreniyorsunuzdur.

Murat Çalık kanser geçmişi kendisini yeniden hatırlatınca.. Üstüne bir de cezaevinde fenalaşınca ameliyata alındı. Yalnızca 48 saat sonra da cezaevine geri gönderildi,

Bu kez ameliyat yerleri enfeksiyon nedeniyle sorun yarattı. Yeniden hastane.. Yeniden cezaevi yolu.. Tam cezaevi kapısında yeniden hastane…

Aklınıza başka bir soru geliyor mu:

“Murat Çalık’ı öldürmeye mi çalışıyorlar?”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşenur Arslan Arşivi

Sustalınız yanınızda mı?

19 Ocak 2026 Pazartesi 09:12

Son pandemi: Tükenmişlik!

16 Ocak 2026 Cuma 09:03

Maduro kaçırılırken Çin ne yaptı!

15 Ocak 2026 Perşembe 09:01

İran'dan ders çıkarmalıyız

14 Ocak 2026 Çarşamba 09:37

Memleket de bölge de "perperişan"

12 Ocak 2026 Pazartesi 09:31

İran: Tarih Nasıl Yazılacak?

10 Ocak 2026 Cumartesi 09:21

Saray'dan bildiriyorum!

09 Ocak 2026 Cuma 09:24

Bir efsanenin sonu

07 Ocak 2026 Çarşamba 09:23