Uğur Ergan
Maduro bahane asıl neden Çin
Venezuela’ya yönelik saldırının arkasında ABD’nin bu ülkenin petrol yataklarına ve yeraltı zenginliklerine çökme amacı taşıdığını söylemeyen kalmadı.
Trump da zaten bunu inkar etmiyor.
Tüm yüzsüzlüğü ile dünyanın gözünün içine bakarak, ABD’nin Venezuela’nın petrol endüstrisine çok güçlü şekilde dahil olacağını, Venezuela petrolünün ABD’nin kasasını dolduracak şekilde akmaya başlayacağını söylüyor.
Asıl mesele bundan sonra ne olacağı?
Maduro’nun ne olacağı beni çok ilgilendirmiyor.
Ancak, Venezuela halkının demokrasiye, huzura, refaha kavuşmasının Trump’ın hiç umurunda olmadığının da farkındayım.
Diktatörlük heveslisi Trump’ın, ABD’nin Latin Amerika üzerindeki hegemonyasını vurgulayan ve dış güçlerin bölgeye müdahalesini engelleme politikasını ifade eden “Monroe Doktrini”ni sürekli vurgulamasının en önemli nedeni Çin.
Çin konusunu detaylı şekilde açtığımızda, saldırıyı sadece Venezuela petrolüne bağlamanın doğru olmadığını görebiliriz.
İleri teknoloji hamleleri ve ucuz iş gücüne sahip olması nedeniyle ABD ekonomisini tehdit eden Çin’in, ucuz enerji ve nadir elementlerin bulunduğu bölgelere (Özellikle Afrika) ABD ve Avrupa’ya göre daha atik davranarak girdiği bir gerçek. (Çin, operasyona kadar Venezuela petrolünün de en büyük alıcısıydı.)
Trump’ın iktidara gelir gelmez yarattığı Panama Kanalı krizi de Çin’le ilgiliydi; “Arjantin’deki baş kukla” Javier Milei’ye, geçen yıl ara seçimleri kazansın diye 20’şerden toplam 40 milyar dolarlık iki ekonomik destek paketi sunması da.
Şu artık çok net:
ABD, Çin’in dünyada çok ciddi ekonomik güç haline gelmesinden rahatsızlık duyuyor, yaşamsal tehdit olarak görüyor.
Bu nedenle ister Trump, ister bir başkası yönetimde olsun hiç fark etmez, anlaşılan o ki ABD devlet yapısı, Çin’in ABD’nin burnunun dibine kadar girmesinin durdurulması ve kendi sınırlarına çekilmesi için kararını vermiş ve gözünü karartmış durumda.
ABD yönetimi Rusya-Ukrayna savaşını da, Ukrayna halkının güzel gözü, kaşı için değil, Çin nedeniyle bir an önce bitirmek istiyor.
Trump, müzakerelerde Rusya’nın daha kazançlı olmasını, kendisine karşı tehdit olarak gördüğü Rusya-Çin ittifakını bozmak için hedefliyor.
Ukrayna savaşını Moskova’nın lehine kazanımlarla sonuçlandırarak, en azından Rusya’yı Çin meselesinde tarafsızlaştırma hesabı yapıyor.
Keza Ortadoğu ve İran’da da hesap aynı.
ABD yönetimi bir yandan Çin’le uğraşırken, diğer yandan enerjisini artık Ortadoğu’da boşa harcamak istemiyor.
Bu nedenle “bölgenin temizliğini”, dünyadaki “gerçek stratejik ortaklarından” biri olan İsrail’e bırakmış durumda.
Venezuela operasyonu sonrası yeniden gündeme gelen Grönland’ı sahiplenme arzusunun da nedeni yine Çin.
Çünkü Grönland, ABD’nin en azından Çin’le dengeyi sağlayabileceği nadir toprak elementleri rezervlerine sahip. Bir diğer neden de buzulların erimesiyle yeni deniz rotalarının açılması.
Venezuela’dan sonra Küba’nın, Kolombiya’nın hatta Meksika’nın tehdit edilmeleri, Washington’un geçmişte olduğu gibi Latin Amerika’da kendisiyle tam uyum içinde çalışacak, Çin’i devre dışı tutacak yönetimler arzuladığını açık şekilde gösteriyor.
Artık bu aşamada Çin ve Rusya’nın, Maduro’yu çok düşündüğünü zannetmiyorum. Karşı çıkanlara Esad’ın akıbetini hatırlatırım.
Saldırgan ve tehditkar tutum, özellikle Latin Amerika’nın genetiğinde bulunan Anti-Amerikancı hücreleri tüm dünya genelinde ABD’yi tedirgin edecek düzeyde yeniden canlandırır mı, bunu zaman gösterecektir.
Pekin ve Moskova’nın, ABD’ye doğrudan yumruk sallama yerine bu hücreleri harekete geçirmeleri şaşırtıcı olmaz.