Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

Bir polemiğin perde arkası

Fatih Altaylı tahliye oldu. Nihayet stüdyosuna kavuştu. Cezaevi sonrası çok etkileyici bir sohbette de Silivri’yi anlattı.

Sohbet, evet ilginçti.. Ancak “Silivri sürecinden çıkardığı ders” sahiden bir ders niteliğindeydi:

“Soranlara diyorum ki babam hapse girmediği için ben girdim. Babalarımız girse belki biz girmeyecektik. Yani bu mücadeleyi, demokrasi mücadelesini babalarımız vermiş olsaydı belki biz hapse girmeyecektik.”

Aslında bu topraklarda o kadar çok baskı yaşandı ve o kadar çok aydın, namuslu insan mücadele etti ki! Ne yazık ki çok azdılar. Toplum bazılarının adını bile duymamıştı. Mesela Terzi Fikri.. Fatsa’da belediye başkanı seçildi. İlçeyi halktan görevlilerle yönetti. Kadına şiddetle mücadeleden “çamura son” kampanyasına kadar pek çok sorunun üzerine yurttaşlarla birlikte gitti. 12 Eylül darbesinden hemen önce “komünist bir yönetim kurduğu” gerekçesiyle görevden alınıp tutuklandı. Ağır işkence gördü ve henüz 47 yaşında cezaevinde hayatını kaybetti.

Genç kuşaktan kaç kişi biliyordur Terzi Fikri’yi?

Darağacına yürümese.. Adına şiirler şarkılar yazılmasa Deniz’i kaç kişi tanırdı?

Ama Fatih haklı. Bir önceki kuşak mücadelesinde kararlı olsaydı.. Hep söylerim, Madımak katliamından önce ilk sloganlar atılırken sel olup Sivas’a aksaydı..

Bugün cezaevleri ve özellikle Silivri günümüzün Denizleri, Fikrileri ile dolmazdı.

*. *. *

Fatih’in konuşması, uzun süredir aklımda olan.. Ama hep kaçındığım bir polemiği de önüme getirdi: Enver Aysever’in Ekrem İmamoğlu’na dair iddiası.

Kaçınma nedenim, Enver’in de “sağcılık üzerine eleştirileri” gibi akla ziyan bir suçlama ile Silivri’ye gönderilmesiydi.

Bazı durumlar vardır ki, susarsınız. Ölüm ve mahpusluk o durumların başında gelir.

Ne var ki, Enver aksi beyanlara rağmen iddiasını sürdürdü. Son olarak da avukatı aracılığıyla Özgür Özel’e çemkirdi.

Şunu peşinen söyleyeyim. Enver’i sevmem.. CNNTürk’te yaşadıklarımız yüzünden güvenmem.. Bunu da yüzüne karşı ifade ettiğim için burada rahatlıkla tekrarlayabilirim.

Yine de, bu yazının hislerimle ilgisi yok.

Adalet söz konusu ise, sevmediğim ya da görüşlerine selam bile vermeyeceğim insanları.. Hele dört duvar arasındaysalar savunduğumu beni izleyenler bilir.

Nitekim polemik konusuna da böyle yaklaşıyorum.

*. *. *

Önce polemiğin başına gidelim.. Sabah yazarı Mahmut Övür’ün yazısıyla gündeme gelen iddiayı hatırlayalım:

Silivri Cezaevi'nde izleyenleri şoke eden bir sahne yaşandı. Yargı kulislerine hızla yayılan iddiaya göre, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney cezaevine yeni gelen gazeteci Enver Aysever'e geçmiş olsun dileklerini iletip sohbet ederlerken, araya sürpriz bir isim girer ve elini Aysever'e uzatır: ‘Hoşgeldin Enver geçmiş olsun..’ Sesin sahibi CHP'nin "yolsuzluk" iddiasıyla tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu. Ancak İmamoğlu'nun eli havada kalır ve Aysever'in tokat gibi cevabı cezaevi görevlileri dahil herkesi şoke eder:

Aysever: Çek kirli elini hırsızların elini sıkmam..."

İmamoğlu: Ne biçim konuşuyorsun lan
Aysever: O biçim konuşuyorum lan...”

Kürt siyasetinden CHP’ye.. Oradan FETÖ’ye ve -şimdilik- AKP’ye uzanan yolculuğuyla hatırlayacağımız Mahmut Övür yalan söyleyecek değil ya!

Oysa pek çok kişi, böyle bir şeyin fiziken mümkün olamayacağını söylemek için tanıklık yaptı.

Son tanıklık, yine bu polemik çerçevesinde Fatih Altaylı’dan geldi:

“Ben orada 7 ay kadar kaldım hemen hemen. Kimsenin elini sıkmadım çünkü kimseyle elini sıkacak bir ortam oluşmuyor. Yani en fazla koridorda karşılaşıyorsunuz geçerken yan yana. Ki onu bile karşılaştırmamaya gayret ediyorlar. Ve koridorda aranızda 4-5 metreden daha yakın bir mesafe olması mümkün değil. Söyleyebildiğin en fazla şudur. ‘Geçmiş olsun. Geçmiş olsun. Nasılsınız? Nasılsınız? İyi akşamlar. İyi akşamlar.’ Yani bunun dışında bir temas, elimi uzattım sıktı sıkmadı dokunmak söz konusu değil. Hiç kimseyle söz konusu değil. Yani orada kaldığım süreç boyunca herhangi bir başka mahkuma elini sıkacak kadar yakınlaşmayı bırak. Yani şu mesafeden daha yakın olmamız söz konusu değil. O yüzden hani elini uzattı sıkmadım, elimi uzattım sıkmadı falan böyle bir şey bana sorarsan mümkün değil.

Pek ender olarak avukat kabinleri var.. Avukat tarafındaki kapıları açarsanız bağırarak konuşabilirsiniz ama eğer uzun konuşursanız hemen gelip müdahale ediyorlar. konuşmayın diye. O yüzden en fazla ‘nasılsınız? İyi misiniz? şu oldu, bu oldu’.. Yani 3–5 kelimenin dışında konuşmak çok mümkün değil. Hemen infaz korumalar gelip lütfen yapmayın diye kibarca ikaz ediyorlar. Onun dışında camdan merhaba geçmiş olsun falan filan..”

* * *

Fiziken imkansız olması Mahmut Övür’ün iddiasını çürütür mü?

Fatih Altaylı’nın stüdyosunda iki çift laf ederken Erdoğan’a “fiziki saldırı” planladığına inanırsanız hayır!

Bu yüzden başta elbette Erdoğan’ın “Mahmut abisi”, Saray medyası iddianın üstünde tepindi durdu. En son, Enver avukatı Mikayil Dilbaz aracılığıyla bir hamle daha yaptı:

Müvekkilim, içeride sayın Ekrem İmamoğlu hakkında “Ben hırsızın elini sıkmam”ifadesini kullandığını, ziyaret sırasındaysa sayın Özgür Özel’e hitaben “Hırsızları savunmak adına partinin tek gündemini bu konuyla meşgul ederseniz, sayın genel başkan, korkarım ki yer değiştireceğiz” sözlerini açıkça ve yüz yüze söylediğini tarafıma net biçimde beyan etmiştir.”

Polemiğin taraflarını.. Yani Enver ve Mahmut’u çok yakından tanırım. Ne var ki dilimi ve klavyeyi sıkı tutmaya çalışıyorum. Yoksa Mahmut’un Fethullah Gülen ile Ali Kırca’yı (benden gizli) neden, ne karşılığında görüştürdüğünü.. Neden silahlı saldırıya maruz kaldığını.. O saldırı öncesinde benim ve birkaç ismin tanıklığında nasıl ve neyle tehdit edildiğini anlatırdım!!

(“Meraklısına Not: Aslında Mahmut’un hiç birine yanıt vermediği pek çok yazımda anlattım. Dileyen internetten arayıp bulabilir..)

Enver’e gelince.. Tele 1 binasının kapısında karşılaştığımızda, yanındaki babasından özür dileyerek söylediklerimi.. Datça’da deniz kenarındaki çok şık bir motelde ailesiyle yazı geçirmelerine nasıl şaşırdığımı.. Halk TV’den gerçekte neden ayrıldığını yazabilirim.

Ama o şimdi, haksız yere cezaevinde. O yüzden yazmam, yazamam.

Onun yazdıklarına da aynı gerekçeyle katılmam, katılamam.

Enver de bilir elbette. Ancak avukatının haydi haydi bilmesi gerekir. “İmamoğlu ve onca isim hakkındaki iddialar hala İDDİA!”

Davanın hangi kriter ve kanıtlara dayanılarak yürütüldüğünü görmezden gelsek bile, masumiyet karinesini yok sayıp hırsız yaftasını yapıştırmak.. Avukatının Enver adına yaptığı açıklamadaki ifadeleri onaylamak mümkün değil:

“Müvekkilim, içeride de dışarıda da hayatı boyunca hırsızlıkla mücadele ettiğini özellikle vurgulamaktadır. Çünkü bugün mesele artık kişiler ya da partiler değil; ülkesini soyanlarla, ülkesini sevenlerin kavgasıdır.”

Ülkesini soyanlar derken…

Ayıp yahu!

* * *

Polemiğin bir başka cephesini daha yazmasam olmaz.

ODATV’de Soner Yalçın’ın, pardon Hürrem Elmasçı’nın yazısı şu bizim “herkesin herkesi tanıdığı” mahallede bulmacayı tamamladı.

Yazı bir portreyi sunuyordu okuruna: “ŞEYTANIN AVUKATI” diye nitelendirilen Avukat Hüseyin Ersöz.

Ayrıntılarla kafanızı yormayayım. Hüseyin Ersöz daha çok çok gençken Ergenekon davalarında tanınmak için çok çabalamış. Siyasi davalarda kamera karşısına hep bu “birikimsiz şovmen” çıkıyormuş.

15 Temmuz’dan sonra malına, parasına çökülmek istenen işadamlarının avukatlığını yapmış.

Aslında bir süre ODATV’de yazmış ama Hürrem Elmasçı, pardon Soner Yalçın tarafından kovulmuş..

Peki bu yazının bugünlerde anlamı neymiş, derseniz..

Enver Aysever’in İmamoğlu polemiğinde “fiziki nedenlerle bunun mümkün olmadığını” ilk ifade edenlerden biri olması..

* * *

Sizi bilmem.. Geçmişte tanık olduklarımı ve birilerini hatırladıkça içim şişti.

Enver’e geçmiş olsun diyerek..

Murat Çalık ve Tayfun Kahraman’a tez zamanda tahliye ve sağlık dileyerek..

Ekrem İmamoğlu’nu yanaklarından öperek..

Suçlarını, cihatçı katillerin saç kesme törenine (!) nazire yaparak ördüğü için gözaltına alınan genç hemşireye selam söyleyerek..

Ben de henüz yeterince uzamasa da saçlarımı örmeye gidiyorum..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşenur Arslan Arşivi

İran savaşının eli kulağında!

26 Ocak 2026 Pazartesi 09:07

Örgütü Olmayan Örgüt Davası

23 Ocak 2026 Cuma 09:06

Hakan Fidan ABD'nin seçimi mi?

22 Ocak 2026 Perşembe 08:58

Ölümü "oyun" mu sanıyorsunuz?

20 Ocak 2026 Salı 09:06

Sustalınız yanınızda mı?

19 Ocak 2026 Pazartesi 09:12

Son pandemi: Tükenmişlik!

16 Ocak 2026 Cuma 09:03

Maduro kaçırılırken Çin ne yaptı!

15 Ocak 2026 Perşembe 09:01