
Atilla Köprülüoğlu
İnadına; Yaşasın hayat yaşasın sanat!
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yanyana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık...
(Necati CUMALI)
Elektronik ortamda satışa sunulan e-gazete ve
e-kitapta KDV yüzde 1'den yüzde 18'e yükseltildi.
Yattan inşaattan kuyumculuğa değin vergi
indirimi varken
neden bizim gibi okuma aranı çok düşük
ülkede KDV sıfır değil?
Niçin insanların okumasını, düşünmesini,
bilinçlenmesini, sorgulamasını istemiyorlar ki?
Emile Zola 1800'lü yıllarda demişti ki:
‘’Pırlantadan alınmayan vergi, kitaptan alınıyordu;
çünkü pırlanta alandan değil,
kitap okuyanlardan korkuluyordu!’’
Tiyatro Sanatçısı
Levent Üzümcü’nün
Gaziantep’te ‘’Anlatılan Senin Hikayendir’’
oyununu sergilemesi engellendi.
Üzümcü bu durumu twitter’dan şöyle
duyurdu;
‘’Tam Gaziantep'de sahne buldum diye
seviniyordum ki, yine korkular ve baskılar
ağır bastı. Şimdilik -bu korku filmi bitene
kadar- erteledik oyunumuzu.
Hiç bir tiyatroya
ya da insana kapatılmayan sahnelerde
oyunlarımızla buluşmak umuduyla,
birgün mutlaka!
Ben özür dilerim Gaziantep.’’
Burası; sanatın içine tükürülen Türkiye!
Şaşırmadık!..
Hacettepe Üniversitesi'nde ‘’Cumhuriyet
Döneminde Edebiyat’’ söyleşisine katılan
ünlü şair
Ahmet Telli, bir grup öğrenci tarafından,
"Hacettepe sana mezar olacak"
sözleriyle tehdit edildi, linç tehlikesi yaşadı.
72 yaştaki bir şairi konuşturmamak; şiirden, umuttan,
sevgiden ve yaşamdan korkmaktır...
O ‘’cehalet kusanlar’’ Ahmet Telli’nin;
‘’İnsana en çok şiir yakışıyor,
Sonra yeryüzüne
yağmur,
Gökyüzüne mavi.
Ve en çok
insana vefa yakışıyor,
Yüreğe sevda,
Gözlere haya.
Ve en çok yaşamak yakışıyor,
İnsanca, sevdaca, duruca...’’yı yazdığını
nereden bilsinler?
Ekranın en çok izlenen programlarından
Halk Arenası’nda
"Bir ömür Haberci"
Uğur Dündar, usta sanatçılar Metin Akpınar ve
Müjdat Gezen’ı konuk etti.
Metin Akpınar’ın ‘’kutuplaşmaya’’ dikkat çekmesinin,
‘’Tek çare demokrasi’’ vurgusunun ardından
gelen sözleri, ‘’iç savaş ve darbe çağrısı’’
olarak değerlendirildi,
savcılıkça jet soruşturma başlatıldı.
Dün de evlerinden polisçe gözaltına alındılar.
Mahkemeden yurt dışına çıkış yasağı getiren ‘’adli kontrol uygulanması’’
şartıyla serbest bırakıldılar.
Haftada bir karakola gidip imza verecekler, "Ben kaçmadım.
Buradayım" diyecekler(!)
Sunay Akın ne güzel ifade etmiş bu durumu?;
Desenize ünlü 'Cibali Karakolu'nun pabucu dama atılıyor... Tiyatronun yeni adresi iki dev sanatçının haftada bir gideceği karakollar oluyor...
Çok şanslı oralarda görev yapan memurlarımız, çok..."
77 yaşındaki Metin Akpınar da 75 yaşındaki
Müjdat Gezen de demokrasi övgüsünü
-12 Eylül’de dahil- hep dillendirmiştir.
(Metin Akpınar'ın o günlerdeki 'Yasaklar' oyunundaki cesareti nasıl unutulur? Müjdat Gezen’in merhum Savaş Dinçel ile faşist
generaller cuntası dönemindeki
mahkemelerdeki sevk zincirli, tek tip elbiseli
görüntüleri canlılığını koruyor.)
Ve sonrasında...
Alışageldik sosyal medyada, iktidara yakın gazetelerde
linç kampanyası!..
Bütün bu hadiseler bir haftada gerçekleşti!
Oysa aynı haftadaki Kültür Sanat Büyük Ödülleri
Töreni’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
şu sözleri çok haklıydı:
‘’Maalesef Türkiye eğitim ve
kültür sanat politikalarında arzu ettiğimiz
mesafeyi kat edememiştir(…)
Millet olarak topyekün bir mücadeleyle
ülkemizi kültür sanatta ileriye taşıyabiliriz...’’
Kutuplaşma, nefret, hedef gösterme, linç kültürlü,
sansür, otosansür ikliminde kültür sanat nasıl yükselen
değer olur, mesafe kat eder ki?
Keşke bu yaşananlar; Devekuşu Kabare’den
bir sahne olsaydı.
Rıfat Ilgaz’ın,
Haldun Taner’in,
Zeki Alasya,
Kemal Sunal,
Ercan Yazgan,
Ahmet Gülhan’ın da
kulaklarını da çınlatsaydık?
Dileriz; "insanın insana değeceği" hayat,
sanat sevgi hoşgörü kazanır!..