Çeteler çocukları 'story' ile avlayıp 8 saniyede tetikçi yapıyormuş
İstanbul Emniyeti Çocuk Şube Müdürü’nün sorgu odasındaki gözlemi, devlet otoritesinin çocukların gözündeki erozyonunu ortaya koydu. Eskiden başı öne eğilen çocuklar, artık polis ve savcılara meydan okuyor. Çetelerin villalı, havuzlu paylaşımlarıyla hipnotize olan 14 yaşındaki çocuklar, suçu bir "sanal kötülük" oyununa, kendilerini de birer tetikçiye dönüştürüyor.
İstanbul Emniyeti'nin Çocuk Şube Müdürü Özlem Temür, sorgu odasındaki sandalyede oturan çocuğa yaklaştığında, eskiden olduğu gibi başı öne eğik, mahcup bir yüz ifadesiyle karşılaşmadı. Karşısındaki çocuk, gözlerini doğrudan müdüre dikmiş, soğukkanlı bir meydan okumayla soruyordu: "Sen kimsin abla? Savcı mısın, avukat mısın, polis misin? Ona göre konuşacağım seninle."
Temür'ün "Ben buranın müdürüyüm" yanıtı, odadaki güç dengesini değiştirmedi. Çocuğun cevabı, Türkiye'nin sokaklarında ve dijital arka sokaklarında değişen sosyolojik gerçekliğin özeti gibiydi: "Bana ne yapsan benden bir şey olmaz."
Bu diyalog, TBMM'de kurulan Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu'nda, devletin güvenlik bürokrasisi ile milletvekilleri arasında geçen uzun saatlerin en çarpıcı anlarından biriydi. Emniyet yetkililerinin ve Aile Bakanı'nın sunduğu veriler, Türkiye'de çocuk suçluluğunun artık sadece yoksulluk veya eğitimsizlikle açıklanamayacağını; "lüks yaşam" vaat eden dijital bir endüstrinin, çocukları sistematik olarak suç örgütlerinin tetikçisine dönüştürdüğünü ortaya koydu.
![]()
DİJİTAL VİTRİNDEKİ "KOLAY PARA" TUZAĞI
Komisyon Başkanı Pervin Tuba Durgut'un "dijitalleşmeyle dönüşen suç türleri" olarak tanımladığı yeni dönemde, suç örgütlerinin insan kaynağı devşirme yöntemleri, bir şirketin pazarlama stratejilerini andırıyor.
İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Alperen Süer'in komisyona aktardığı detaylara göre, süreç "imrenme" ile başlıyor. Çeteler, sosyal medya platformlarında önce havuzlu villalar, lüks araçlarla gezintiler ve "kolay para"nın aktığı şatafatlı bir hayatı vitrine çıkarıyor. Çocuklar için bu kareler, sadece bir fotoğraf değil, bir 'çıkış bileti' olarak sunuluyor.
Süer, bu dijital tuzağın sembolizmini şu sözlerle detaylandırıyor:
"Kendileriyle özdeşleştirdikleri sembolleri; kartal işareti, gülen yüz emojilerini bol bol kullanıyorlar. Farklı fonksiyona sahip silahları temin edip, bunları güç gösterisi olarak paylaşıyorlar. Mafyatik dizi karakterleri ve yeni nesil rap müziklerle kurgulanan bu içerikler, çocukların bilinçaltına ‘suçun cazibesini' işliyor."
İLK TEMAS VE "SANAL KÖTÜLÜK"
İletişim, masum görünen bir "beğeni" veya yorumla başlıyor. Ataşehir Emniyet Müdürü Abdulkadir Bilen'in "Çocuklarımız 1 yaşından itibaren dijital dünyaya adım atıyor" tespitiyle örtüşen bu süreçte, örgütler çocukları özel mesajlaşmalara (DM) çekiyor. Hesapların yüzde 99'unun yurtdışı kaynaklı olması, dijital takibi zorlaştırırken, örgüt yöneticileri karşılarındakinin polis mi yoksa rakip bir çete mi olduğunu anlamak için özel kanalları kullanıyor.
Süer'in "Sanal Kötülük" olarak literatüre kazandırdığı kavram ise burada devreye giriyor. 24 saat sonra silinen "Story" (Hikaye) paylaşımları, suçun delillerini ortadan kaldırırken, çocuklar için kural ve kaidenin olmadığı bir alan yaratıyor. Süer, "Ekran görüntüsü alınsa bile değiştirilebilir olduğu iddiasındalar. Sosyal medya firmalarından geçmişe dönük veri alınamıyor. Anonim hesaplar üzerinden yapılan şiddet, hiçbir fikri temeli olmayan, tamamen kötülük üzerine kurulu bir paylaşım zincirine dönüşüyor" diyor.

İNTERNET: YENİ BİR UZUV
Emniyet yetkililerinin analizleri, çocukların suç algısının bulanıklaştığını gösteriyor. 14 yaşında bir çocuğun, başkasının kimlik bilgilerini ele geçirmeyi bir suç değil, bir beceri gösterisi olarak gördüğünü belirten Süer, internetin çocuklar için artık "giyilen bir ayakkabı gibi" doğuştan gelen bir uzuv işlevi gördüğüne dikkat çekiyor.
Bu durum, Çocuk Şube Müdürü Özlem Temür'ün sahadaki gözlemleriyle birleştiğinde daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor: Çocuklar Türk Ceza Kanunu'nu, suçun yasal karşılığını veya hapis cezasını bir realite olarak algılamıyor. Temür, "Suç işleyen, sosyal medyada racon kesen, argo konuşan kişiler; çocuklarımızın gözünde korkulan, saygı duyulan, güçlü figürler. Ergenlikte ‘Ben kimim?' sorusuna cevap arayan çocuk, doğru yönlendirilmezse bu güce özeniyor" ifadelerini kullanıyor.

SUÇUN "PRESTİJ" OLARAK PAZARLANMASI
Temür'ün en keskin gözlemi, suçlu profilindeki dramatik değişim. Eskiden suça karışan çocuğun yaşadığı mahcubiyet ve gelecek kaygısı, yerini "suçun prestij sayıldığı" bir kültüre bırakmış durumda. Çocuklar, işledikleri suçun büyüklüğüyle sosyal medyada statü kazanıyor, etkileşim alıyor ve kendi akran grupları içinde yükseliyor.
Casperlar'ın İstanbul'daki 'haraç ağı' ortaya çıktı!
Temür, bu değişimi "Çocuklar artık sizi önemsemiyor. İşlediği suçu bir prestij, bir güç gösterisi olarak görüyor" sözleriyle özetliyor. Bu noktada, devletin sadece polisiye tedbirlerle değil, "yoğun iyileştirme ve rehabilitasyon" süreçleriyle devreye girmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
BAKAN GÖKTAŞ: BİRİKEREK BÜYÜYEN RİSK ZİNCİRİ
Komisyonda söz alan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, konuyu Mattia Ahmet ve Atlas gibi hayatını kaybeden çocukların trajedisi üzerinden ele alarak, meselenin anlık bir vaka değil, bir zincirleme reaksiyon olduğunu vurguladı.
Bakan Göktaş, suça giden yolu dört halkalı bir zincir olarak tanımladı:
- Okuldan kopuş: Devamsızlık ve akran zorbalığı ilk sinyali veriyor.
- Aile dinamikleri: Sağlıksız aile yapısı çocuğu dışarı itiyor.
- Sokak ve akran: Gruba ait olma ihtiyacı ve kolay para vaadi, şiddet dilini normalleştiriyor.
- Medya ve dijital alan: Zincirin son ve en tehlikeli halkası.
Bakan Göktaş'ın paylaştığı bilimsel veriler, sorunun çözümünün ne kadar zorlu olduğunu kanıtlar nitelikte. Çocukların dikkat süresinin son on yılda yüzde 30 azaldığını belirten Göktaş, sunumunu şu çarpıcı veriyle noktaladı:
"Artık bir çocuğun konuya odaklanma süresi sekiz saniyeyi geçmiyor. Suç şebekeleri, işte bu sekiz saniyelik aralıkta çocuklara ulaşıyor, onları etkiliyor ve kendi karanlık dünyalarına çekiyor."