Özgür Özel'den Mürşitpınar Sınır Kapısı için çağrı! DEM Parti'den destek

Özgür Özel'den Mürşitpınar Sınır Kapısı için çağrı! DEM Parti'den destek
CHP Lideri Özgür Özel, Suriye'nin kuzeyinde çatışma arasında kalan insanlara insani yardımların güvenli ve hızlı ulaşması için Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasını önerdi. DEM Parti de bu öneriyi destekledi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, siyasetin çatışma değil barış için yapılması gerektiğini vurguladı. Özel şunları söyledi:

“Bir kez daha ifade etmek isteriz ki, siyaset konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset ayrılıklar üzerinden, kavgalar üzerinden, çatışmalar üzerinden değil, barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarınları kurmak için yapılır.”

Özgür Özel, Türkiye ile Suriye’nin kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu belirterek, Suriye’de tüm toplulukları kapsayan bir anayasal barışın Türkiye’ye de katkı sağlayacağını ifade etti:

“Suriye'de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayan bir anayasal güvence altına alan ve Suriye'de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk.”

Sığınmacılar üzerinden yükselen ayrımcı dile tepki gösteren Özel, Türkiye’de tüm halkların kardeşlik hukukuyla bağlı olduğunu vurguladı:

“Burada bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ama hepimiz biz kardeşiz. Ve bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez.”

YARDIMLAR İÇİN MÜRŞİTPINAR ÖNERİSİ

Suriye’de yaşanan insani krizle ilgili yardım koridorlarının daha etkin kullanılmasını isteyen Özel, insani yardımların ulaşması için Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasını önerdi.

Özel, CHP'li belediyelerin de yardım ulaştırmak istediğini açıkladı.

Özel şunları ifade etti:

"Bu yardımların Öncüpınar'dan Halep'e, Halep'ten Ayn El Arab'a, Kobani'ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var.

Mürşitpınar Sınır kapımız var. Mürşitpınar Sınır kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor.

Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın Mürşitpınar Sınır kapısının insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.

Diyarbakır Kent Konseyi'nin, Sanayi Ticaret Odası'nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi'nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz.

Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyimizi hem de Türkiye Belediyeler Birliği'nin değerli başkanı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Vahap Seçer'i konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım."

“Mürşitpınar Sınır kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor.”

Özgür Özel, ateşkes süresinin savaş hazırlığı için değil, barışın tesisi için kullanılması gerektiğini söyledi. CHP’nin de yer aldığı TBMM’deki komisyonun Suriye’de kalıcı çözüm için çalıştığını vurgulayan Özel, komisyondan yapıcı katkılar beklediklerini dile getirdi.

IŞİD UYARISI HİZBULLAH HATIRLATMASI

Özel, terör örgütü IŞİD’in ve Selefi örgütlerin geçmişte ve bugün Türkiye için oluşturduğu tehditlere dikkat çekerek, Hizbullah hükümlülerinin tahliyesini de hatırlattı. Özel, terör örgütü Hizbullah mahkumlarının teker teker serbest kalmasının ardından Hüdapar ile AKP'nin ittifak yaptığını belirterek bu gelişmelerin siyasî pazarlıklarla ilişkili olduğunu söyledi:

“Sonra bir baktık Hüdapar’la bir ittifak kurdular. Anlaşıldı ki Hüdapar’ın talebi o geçmiş dönemlerde operasyonlarla büyük travmalar yaratan Hizbullah hükümlülerinin bir şekilde bırakılması.”

IŞİD’in ideolojik tehlikesine işaret eden Özel, demokrasiyi hedef alan bir yapının bölgede hâkim olmasının Türkiye’ye huzur getirmeyeceğini vurguladı.

BAKIRHAN: KÜRTLER TEHDİT DEĞİL

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, açıklamasında Kürtlere yönelik nefret söylemine karşı çıkarak, Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde tehdit olmadığını vurguladı:

“Kürtler yaşamış olduğu ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkeleri ve komşu ülkelere tehdit olmadılar. Bundan sonra da olmayacaklardır.”

Bakırhan, Halep saldırısı sonrası yaşanan insani krize dikkat çekerek, Kobani’nin ( Ayn el-Arab) abluka altında olduğunu ve temel yaşam koşullarının sağlanamadığını ifade etti.

Bakırhan, Suriye’de Kürtlerin yaşadığı kentlerde insani koridorların açılması gerektiğini vurguladı. Türkiye’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatmasında da bu kapı açıldı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye'nin tekrar bu kapıları açmasını önüne koyması gerektiğini belirtmek istiyorum.”

Bakırhan, Suriye rejiminin yapısının Türkiye’yi doğrudan ilgilendirdiğini söyledi. Demokratik, kapsayıcı bir çözüm çağrısında bulundu:

“Suriye'de rejim selefi mi olacak, kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Dürzi, Alevi düşmanı mı olacak yoksa demokratik mi olacak? Türkiye'yi de yakinen ilgilendiriyor.”

Bakırhan, IŞİD’in yalnızca Kobani değil, Türkiye’nin her kenti için tehdit oluşturduğunu söyledi:

“IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de, İzmir için de, Türkiye'nin dört bir yanındaki yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir.”

Kürtleri hedef alan ötekileştirici dili eleştiren Bakırhan, Türkiye’nin içinde bulunduğu hassas süreçte tüm siyasî aktörlere sorumluluk düştüğünü belirtti:

“İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan, onların demokratik haklarını da gören barışçıl bir dile ihtiyacı var.”

Bakırhan ve Özel'in açıklamaları sırasıyla tam olarak şöyle:

Tuncer Bakırhan'ın açıklaması:

"Özgür Özel'e bir de teşekkür iletmek istiyorum. Halep saldırısı başladığı günden bugüne kadar yapmış olduğu yapıcı sağduyulu açıklamalarını takip ettik. Teşekkür ediyoruz. Bu süreçte sağduyuya, yapıcı davranmaya kapsayıcı açıklamalar yapmaya hepimizin ihtiyacı var.

Suriye'yi konuştuk, bölgeyi konuştuk. Kuzeydoğu Suriye'deki gelişmeleri konuştuk. Siz de takip ediyorsunuz. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerinde ise ateşe benzinle gidenler var.

Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmanın şiddetin son bulmasını, meselenin diyalogla, müzakereyle barışçıl bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye'de bir nefret korosu var. Sabah akşam neredeyse Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye'de sanki demokratik bir rejim zemin var da Kürtler oyun bozanlık yapıyormuş gibi bu koro 7 24 saat Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz. Kürtler yaşamış olduğu ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkeleri ve komşu ülkelere tehdit olmadılar. Bundan sonra da olmayacaklardır. Bu aslında biliniyor ama bu konuda bir ezber var. Bu ezberin artık bozulması gerektiğini belirtmek istiyoruz.

Yine Kürtler bölgede yaşadıkları hiçbir ülkenin değerleriyle, bayrağıyla, sembolleriyle bir sorunları yok. Sorunları olmayacak da. Bu da iyi bilinsin. Bunun üzerinden yıpratmaya dönük oluşturulan algıları da kabul etmiyoruz.

Değerli basın mensupları, yüzyıldır bölgede çok kirli bir oyun oynanıyor. Siz de takip ediyorsunuz. Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede hakları kabul etmeyen halklara isyan ülkelere de onları bastırma zemini bırakılmış.

Bu oyun ülkeye kan, savaş ve çatışma getirdi. Artık yüzyıldır devam eden bu oyunu bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz.

Aslında 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yapmış olduğu çağrı da tam da bölgede yüzyıldır oynanan bu kısır döngüyü ortadan kaldırmaya dönüktü. Ama maalesef tam bu süreçte Halep'te bir sabotaj gerçekleşti.

Halep'te bir saldırı gerçekleşti. Orada silahsız, günahsız yaşayan Kürtler saldırı altında kaldı. Göç etmek zorunda kaldılar. Bir insanlık dramı yaşandı. İnsanlar yaşamını yitirdi. Birileri istiyor ki halklar sürekli çatışsın. Hegemonik emperyal güçler de bu çatışmalardan rant elde etsin. Ama Kürtler Suriye'de Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaş yaşanmasın diye Halep'i terk ettiler. Kürtlerin yaşamış olduğu kentlere çekildiler.

Bu oyunu görmek gerekiyor. Büyük bir oyun var. Tehlikeli bir oyun var. Biz Dem Parti olarak bu oyunun farkındayız. Umarım ülkemizi yöneten iktidar da hakları karşı karşıya getiren hegemonik emperyal güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görer, görür. Bu oyunların olmaması için de üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.

Suriye bizim için önemli. Ülkemizi de yakinen ilgilendiriyor. Suriye'deki rejimin karakteri de çok önemlidir. Suriye'de rejim selefi mi olacak, kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Dürzi, Alevi düşmanı mı olacak yoksa demokratik mi olacak? Türkiye'yi de yakinen ilgilendiriyor.

Biz Dem Parti olarak Suriye'de selefi bir zemin ve mantık yerine demokratik, Arapları, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları kapsayan demokratik bir zemin oluşmasının mücadelesini yürütüyoruz. Ama Suriye'de bugün sahada ciddi bir insani kriz var. Özellikle Kürtlerin yaşamış olduğu kentler Abluka altında.

En başta da Kobani'de ciddi bir abluka var. Elektrikler yok. Sular akmıyor. Çocuklar soğuktan yaşamını yitiriyor. Neredeyse ateşkes olmasına rağmen her gün ciddi çatışmalar var. Kürtler kendi kentlerinde yaşamasına rağmen bir türlü rahat bırakmıyorlar. Bunun için öncelikle Kobani başta olmak üzere Suriye'de Kürtlerin yaşamış olduğu olduğu yerlerde acil insani koridorların açılması gerekiyor. Türkiye Mürşitpınar ve Nüsaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatmasında da bu kap Mürşitpınar sınır kapısı açıldı. Oradan geçişler sağlanıldı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye'nin tekrar bu kapıları açmasını önüne koyması gerektiğini oradaki insanlık dramını giderecek bir pratik içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyorum. Suriye'de ateşkes var ama bir türlü tam olarak ateş kesilmedi.

Ateşkesin sürmesi gerekiyor. Sorun silahlarla, çatışmalarla değil diyalogla, müzakereyle çözülmeli. Türkiye Suriye üzerindeki rolünü yapıcı bir şekilde kullanmalı, değerlendirmeli. Türkiye sadece HTŞ rejimini değil oradaki Kürtleri de önceleyen, dikkate alan, onların demokratik hak ve özgürlüklerini de gören bir süreç içerisinde olmalıdır. Siz de izlediniz. Kürtlerin SDG'nin çıktığı bölgelerde IŞİD bayrakları açıldı. Türkiye kamuoyuna şunu söylemek istiyorum. IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de, İzmir için de, Türkiye'nin dört bir yanındaki yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir.

IŞİD'in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar bence orada palazlanan, canlanan, örgütlenen IŞİD belasını da iyi görmeliler. Yine günlerdir kimi medya yayın organları ve kimi siyasetçiler Kürtleri kıran, ötekileştiren bir dil kullanıyorlar. Bu dilin kimseye bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan, onların demokratik haklarını da gören barışçıl bir dile ihtiyacı var. Dem Parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz.

Ama kırıcı, ötekileştirici dilin de başta medya olmak üzere siyasetin kimi aktörleri olmak üzere vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Bu süreci hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Artık bölgemiz yeterince çatışma, kan, şiddet gördü. Türkiye'de iktidara, siyasi partilere, başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi'ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta Türkiye'de iktidara, siyasi partilere, başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi'ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta bölge olmak üzere sorunların diyalog ve müzakereyle çözülmesi için siyaset de bir rol üstlenmeli. Bu rolü üstleneceğine olan inançla tekrar hepinizi selamlıyorum."

Özgür Özel'in açıklaması

"Bir kez daha ifade etmek isteriz ki, siyaset konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset ayrılıklar üzerinden, kavgalar üzerinden, çatışmalar üzerinden değil, barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarınları kurmak için yapılır.

Biz Türkiye'de, süreç başladığı andan itibaren ve Suriye'deki görüşmeleri takip ettiğimiz, yakından takip ettiğimiz tüm süreçlerde Türkiye'nin barışıyla Suriye'nin barışını iç içe gördük. Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akılla mantıkla bağdaşır bir durum değildir. Suriye'de bir an önce istikrarın sağlanmasını, Suriye'de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayan bir anayasal güvence altına alan ve Suriye'de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye'nin barışına da katkı sağlayacaktı. Daha önce de de söyledim.

Ortada bir sınır çizgisinin olması iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türkleri, Türkmenlerin de Kürtlerin de, Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukuku sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım. Türkiye'de 6-8 milyon Arap yaşıyor ama zaman zaman işte Suriye'deki karışıklıklar, onun yarattığı iç göç, Türkiye'deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye'de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz ama işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve biraz önce Sayın Genel Başkan'ın da ifade ettiği gibi bir nefret söylemine varan Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar.

Bunların tamamını reddediyoruz. Biz burada üç eş genel üç iki eş genel başkan, bir genel başkan yan yana duruyoruz. Burada bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ama hepimiz biz kardeşiz. Ve bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden, gerilim üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir. Ben her gün güne başlarken kendime bu soruyu soruyorum. Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın. Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım.

Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor. Öncelikle Suriye'deki gelişmeler ve şu anda Suriye'de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye'den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Ayn El Arab'a, Kobani'ye ulaştırılacak olmasını, ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ama orayı bu hale kim getirdi bir de ona bakmak lazım. Yani orada bir takım Selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatılınca, elektrikler kesilince 5 tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım tırları yollamak yerine bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor Suriye'de de. Ama bir yandan da şunu söylemek lazım. Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk.

Bu yardımların Öncüpınar'dan Halep'e, Halep'ten Ayn El Arab'a, Kobani'ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır kapımız var. Mürşitpınar Sınır kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın Mürşitpınar Sınır kapısının insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz. Diyarbakır Kent Konseyi'nin, Sanayi Ticaret Odası'nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi'nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz. Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyimizi hem de Türkiye Belediyeler Birliği'nin değerli başkanı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Vahap Seçer'i konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım.

Bir yandan da yeni bir felaketin, yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını, sonuç alana kadar uzatılmasını, ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil, barış için diplomasi yapmak için kullanılması gerektiğini ifade ediyoruz Suriye'de.

Ayrıca Suriye'nin barışıyla birlikte Türkiye'de de bir süreç yürüyor. Komisyonumuz şu andaki iki değerli üyesi Gülistan Hanım ve Murat Emir Bey partimiz ve Dem Parti adına komisyonda da görev yapıyorlar. Grup Başkan vekillerinden oluşan dar grupta da görev yapıyorlar.

Komisyon rapor yazma aşamasındadır. Ancak Suriye'deki bu karışıklıklar hep çokça söylendiği gibi yani bu önerme kim ne diyebilir? Suriye'de savaş varken, Suriye'de barışın sağlanması, kalıcı barışın sağlanması nasıl mümkün olacak sorularına komisyonun da kendi iç çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Suriye konusunda da komisyonun yapıcı katkı sağlamasını önemsiyoruz. Tabii komisyonun görev, sorumluluk alanları, çalışma sınırları bellidir. Ancak komisyon komisyonu oluşturan partiler hem Grup Başkan vekilleriyle 5 kişilik heyette Sayın Meclis Başkanıyla kendi gündemine hakimdir komisyon. Partilerle iletişim halinde Suriye'de yaşananlarla ilgili de komisyonun gözetici, kollayıcı, barıştan, diplomasiden yana taraf olan ve Suriye'deki bazı kararlar alınırsa ki geçen sene imzalanan protokolün bu sene hayata geçmesini son derece önemsiyorduk. Bu açıdan Suriye'nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon ki meclisteki partilerden oluşmuştur.

İnisiyatif almasını, çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuyu da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar.

IŞİD meselesi gerçekten aslında Türkiye'nin yakın tarihinin en büyük travmalarında hep IŞİD terörü var. Maalesef şunu hatırlayalım. Adalet ve Kalkınma Partisi yeni bir ittifak oluşturmaya niyetlendiği seçimlere giderken doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte seçimlere 10 ay kala çok istisnai bir yola başvurup Adalet Bakanlığı Kanun yararına bozma. Kanun yararına bozma ne kadar Hizbullah tutuklusu, hükümlüsü varsa müebbet hapisler almış, 30 yıl hapisler almış. Hepsini saldılar, saldılar, saldılar. Sonra bir baktık Hüdapala bir ittifak kurdular. Anlaşıldı ki Hüdapar'ın talebi talebi o geçmiş dönemlerde operasyonlarla büyük travmalar yaratan Hizbullah hükümlülerinin bir şekilde bırakılması.

yargılanmış, cezalar kesinleşmiş, hapiste duruyorlar. Adalet Bakanlığı bir sabah kalkıyor, kanun yararını bozma talep ediyor. Türk hukuk sisteminin en istisnai başvuru yollarından bir tanesi ve her biri çıktı, gitti. Sonradan bir baktık ki bu müstakbel ittifak ortağının talebiymiş. Şimdi IŞİD'in İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda 40'ın üzerinde günahsızı hedef gözetmeksizin taradığı o saldırılardan hükümlü olanlar vardı. Bir anda kanun yararına bozma, olağan dışı birtakım gelişmeler hepsi serbest kalmış, gitmiş. Sonra bir baktık İdlib ki orada dünyanın dört bir yanından ne kadar selefi örgüt, ne kadar cihatçı varsa yani Türkiye Cumhuriyeti'ni birinci hedef olarak görüyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni birinci hedef olarak görüyor. Yılbaşını en büyük düşman olarak görüyor. Anıtkabiri putun yattığı yer olarak gören kişiler İdlib'ten bu süreçte çıktılar, yayıldılar. İşte şimdi cezaevleri el değiştirecek yok firar haberleri, bilmem ne haberleri falan ama bir IŞİD tehlikesi sınırımızın orasındadır. Ve bu IŞİD meselesi hepimizin tüylerini diken diken yapan, geçmişte daha Yalova'da üç tane polisimizi şehit edenler veya bir yılbaşı gecesi gidip de bir yılbaşının kutlandığı eğlence mekanını kana bulayanların şu anda Suriye'de rejimle birlikte operasyonlar yapmaları, birtakım yerlere bayraklarını çekmeleri falan. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşının en üst düzeyde hassasiyeti vardır. Bu meseleye de herkes dikkat etsin. IŞİD öyle herhangi siyasi bir unsur falan değildir. HTŞ'ye kravat giydirmekle rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafından ölmeyi göze almış, daha doğrusu bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen yani, , sandıktan nefret eden, demokrasiyi Allah'a şirk koşmak olarak gören birtakım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir. Orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye'ye huzur yoktur. Ayrıca o İdlib'in yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan İdlib'in sentetik uyuşturucu konusunda da ana üretim merkezi olduğunu da hatırlayalım. Bugün Türkiye efendim bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin haplarından, kavşak noktalarından birisi haline geldi meselesine bakarken Türkiye'nin Suriye sınırının, Afganistan sınırının, Irak sınırının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını da iyi görmek gerekir. O yüzden, , bir kez daha bugünkü ziyaretleri için, , Dem Parti Heyetine, Sayın Eş Genel başkanlara teşekkür ederken Suriye'de mutlaka demokrasi, mutlaka diyalog, mutlaka diplomasi, sonunda da mutlaka barış. Birleşik, bütünleşik, barış içinde bir Suriye, Türkiye'de de Suriye'de de barış ve Türkiye'de Suriye'nin omuz omuza kalkınması artık İngilizlerin, Amerikalıların kazandığı, İsrail'in satranç oyununun ilerlediği bir coğrafya değil. Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Alevilerin birlikte kazandıkları, birlikte güçlendikleri bir coğrafyayı özlüyoruz. Öyle dış politikayı çok iyi bilenler, çok iyi bilenler dama oynar gibi bir ileri, iki geri gidenler, bir ileri bir sağa, bir sola gidenlerin değil, Türkiye'deki herkesin menfaatini stratejik bir akılla gözeten bu coğrafyaya barış gelirse Kürdün de, Türkün de çocuğunun geleceğinin parlak olabileceğini gören doğru ve uzun vadeli kazanmaya ülkesine ve ülkesindeki tüm toplumlara birlikte kazandırmaya odaklanmış bir aklın egemen olması gerekmektedir. Hiçbirimizin siyasi geleceği Türkiye'nin ve bölgedeki tüm halkların, Suriye'nin, Ortadoğu'nun geleceğinden, barışından ve kalkınmasından daha değerli değildir diyorum."

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi