Kent Uzlaşı davasında karar günü! Ahmet Özer dördüncü kez hakim karşısında
“Kent uzlaşısı” soruşturması kapsamında 30 Ekim 2024’te tutuklanan ve “örgüt üyeliği” ile suçlanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, bugün dördüncü kez hâkim karşısına çıktı. Dava İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
14 Temmuz 2025’teki ikinci duruşmada tahliye edilen Özer, bu kez cezaevi dışından sanık kürsüsüne çıktı. Savcılığın “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsini istediği Ahmet Özer hakkında, 6 yıl 3 ay hapis cezası kararı verildi.
AHMET ÖZER'İN KIZI VE AVUKATI SERAF ÖZER'DEN MAHKEME ÇIKIŞI AÇIKLAMA 14.30
Ahmet Özer'in kızı ve avukatı Seraf Özer mahkeme çıkışı açıklamalarda bulundu. Özer bu ifadeleri kullandı:
"Bu davanın siyasi olduğunu hepimiz biliyorduk. Duruşma salonunda olan, olmayan herkese 30 Ekim 2024 tarihinden beri bu dosyadaki absürt iddiaları, çelişkileri, hataları, yanlışları tek tek anlattık. Yani gerçekten beraat kararı alacağımıza olan tam inancımla o duruşma salonuna girmiştim ve karar veren heyetin de vicdanına seslenmeye çalıştım. Fakat bugün vicdan sınıfta kalmadı, öldü arkadaşlar.
Bugün Ahmet Özer aleyhine bir karar verilmedi. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her bir vatandaşın hukuk güvenliğinin ne durumda olduğu gözler önüne serildi. Ben şimdi hepinize soruyorum; hükümet cephesine de soruyorum, her birinize soruyorum: Biz adaleti mahkeme salonlarında bulamayacaksak nerede hakkımızı hukukumuzu savunacağız? Biz adalete nerede erişeceğiz? Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz?
Çok öfkeliyim arkadaşlar ama emin olun bugün sevgili meslektaşım, değerli avukatımız Hüseyin’in de söylediği gibi duruşma sonrasında; bugün bir virgül koyduk, mücadeleye devam edeceğiz. Ama şunu unutmayın ki içime öyle bir ateş, öyle bir öfke kattınız ki ben hayatım boyunca Kürt kimliğine yaptığınız bu saldırı karşısında hak, hukuk, adalet arayışını sürdürmeye daima devam edeceğim.
Herkese, bütün vicdanlara şu soruyu soruyorum: Ahmet Özer, Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı olmasaydı bugün biz burada olur muyduk? Böyle bir karar çıkar mıydı? Biz neyle mücadele ediyoruz? Eğer biz hak, hukuk, adalet mücadelesinde haksızca, hukuksuzca, trajikomik kararlar alacaksak biz niye bu mahkeme salonlarına giriyoruz? Ben bu cübbeyi niye giyiyorum? Biz savunma niçin yapıyoruz? Niye var o zaman yargı sistemi?"
"BU DEVLETİN EN EN ÜST SEVİYESİNDEKİ BİR DEVLET ERKANI, BİR TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİYLE Mİ GÖRÜŞMÜŞ OLDU?"
"Bize yapmıyorsunuz bu kötülüğü; kutuplaştırarak, ayrıştırarak ülkemize yapıyorsunuz. Bu darbeyi ülkemizin demokrasisine yapıyorsunuz. Daha sonra sokakta insanların birbirine sarılmasını, güven içerisinde kardeşçe yaşamasını istiyorsunuz. Bir devlet vatandaşına bu kötülüğü yapar mı ya? Kira parasından terör örgütü üyesi çıkartamazsınız! Salça satan öğrenciden kira örgütü, terör örgütü üyesi çıkartamazsınız! Artık isyan edeceğim ya, yeter arkadaşlar yeter, biz ne yaşıyoruz ya? Biz ne yaşıyoruz?
375 gün boyunca benim kıymetli müvekkilim, değerli babamı hapse attınız. Onun CV’sinin onda birine sahip olmayan itham cellatları olur olmaz şeyler konuştular. Haysiyetimiz, kişilik haklarımız, anayasal haklarımız her şey göz ardı edildi. 375 gün boyunca hapishanede tutulan Sayın Ahmet Özer çıktıktan sonra barış sürecine katkı sağlamak adına birtakım görüşmeler yaptı biliyorsunuz arkadaşlar. Ve bu görüşmelerde komisyonun hazırlayacağı ortak rapora Ahmet Özer’den katkı istendi, Ahmet Özer rapor sundu. Şimdi bu komisyon, terör örgütü üyeliğinden mahkum olmuş birisinden rapor mu almış oldu? Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı, bu devletin en en üst seviyesindeki bir devlet erkanı, bir terör örgütü üyesiyle mi görüşmüş oldu?"
AVUKAT ERSÖZ'DEN MAHKEME ÇIKIŞI AÇIKLAMA 14.20
Ahmet Özer'in avukatı Hüseyin Ersöz davanın ardından açıklamalarda bulundu. Hapis kararının bir 'hukuk faciası' olduğunu belirten Ersöz bu ifadeleri kullandı:
"Hukukun, vicdanın, kanunun, anayasanın ve dosyadaki delillerin söylediği şey, Ahmet Özer’in masum olduğuydu. Ahmet Özer’in herhangi bir şekilde bir örgütle hiçbir ilişkisinin olmadığını ortaya koyan yazışmalar bu dosyanın içerisine girmişti. Bu yazışmalar biz avukatlar tarafından değil, savunma makamı tarafından değil, bizzat mahkeme tarafından toplanmış olan delillerdi. Öyle ki dosyanın içerisine bu yargılama süreci başladığı andan itibaren aleyhine olarak nitelendirilebilecek tek bir delil bile dahil olmadı, tek bir delil bile girmedi.
Ancak geldiğimiz aşama itibarıyla bugün hukukun ve vicdanın emrettiği şey İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bir beraat kararı verilmesi gerekirken ne yazık ki bir mahkumiyet kararı ile karşı karşıya kaldık. Bunun aklıselim, hukuka inanan, hukuk devletine güvenen, hukuk güvenliği olduğunu düşünen hiçbir vatandaşın, hiçbir yurttaşın kabul edebileceği bir karar olduğu düşüncesinde değilim.
Bu duruşma salonları, bu mahkemeler, Yargıtay, İstinaf mahkemeleri birçok dava gördü, birçok yargılama süreçleri yaşandı. Bu ülkenin bir hukuk aklı var, bu ülkenin teamülleri var, bu ülkenin içtihatları var. Neyin suç olduğunu, neyin olmadığını kanunlarımız yazar. Neyin suç olduğunu, neyin masumiyeti getireceğini Yargıtay belirler; Yargıtay yerel mahkemelere yol gösterir. Ancak bugün karşı karşıya kaldığımız şey bir hukuk faciasıdır."
"HUKUK TARİHİNE KARA BİR GÜN OLARAK GEÇMİŞTİR"
"Ben, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde girmiş olduğum hiçbir davada bu kadar lehe deliller varken ve bir kişi hakkında suçluluğunu ispat edecek tek bir delil dahi dosyanın içerisine girmemişken bir mahkumiyet kararı verildiğine ilk kez şahit oluyorum.
Aslında bu, savunmalarımızı ifade ettiğimiz gibi bu yargılama sürecinin hukukilikten uzak, siyasi bir yargılama süreci olduğunu da bizlere gösteriyor. Ne yazık ki siyasetin olduğu yerde hukuk olmaz, hukukun olacağı yerde siyaset barınmaz. Ancak ne yazık ki bugün mahkeme heyetinin vermiş olduğu karar; kamu vicdanını yaralayan, kamu vicdanını örseleyen, bütün yurttaşların ve vatandaşların hukuk güvenliği yönüyle soru işaretlerini beraberinde getiren bir karar olmuştur.
Hiçbir vicdanlı hukukçunun bu kararı kabul edebileceğini, bunu sineye çekebileceğini düşünmüyorum. Bu kararı veren hakimler vicdanlarda mahkum olmaya mahkumdurlar. Öyle ki bir hukuk düzeninde delil yokken, suç sübuta ermemişken, Yargıtay içtihatları ortadayken; dosyanın içerisine Yargıtay’dan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden ve Cumhuriyet Savcılıklarından lehe birçok delil girmişken; dosyanın içerisindeki iftiracı tanıkların ortaya atmış oldukları bütün her şey adil yargılanma hakkı çerçevesinde ortaya konulmuşken ve soruşturmanın başından itibaren adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin birçok eylem sübut bulmuşken bu kararın verilmesi hukuken kabul edilemez, vicdanları yaralar.
Ne yazık ki bugün burada verilen karar, hukuk tarihine kara bir gün olarak geçmiştir. Bir belediye başkanının sırf belediye başkanlığı görevini yürütmemesi için, sırf görevine dönmemesi için, sırf siyasi saiklerle verilmiş olan bir karar olduğu düşüncesindeyim."
KARAR AÇIKLANDI 14.10
Mahkeme heyeti 1 saatlik aranın ardından kararını açıkladı. Heyet, savcılığın “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsini istediği Ahmet Özer hakkında, 6 yıl 3 ay hapis cezası kararı verdi.
DAVAYA ARA VERİLDİ 13.00
Mahkeme heyeti, duruşmaya 1 saat ara verdi. Aranın ardından mahkeme heyetinin karar vermesi bekleniyor.
ÖZER'İN SAVUNMASI BİTTİ, AVUKATLAR BAŞLADI 11.55
Ahmet Özer'in savunması bitti, avukatlar söz aldı.
ÖZER, TAHLİYESİNİ TALEP ETTİ 11.50
Ahmet Özer'in savunması sona erdi. Özer tahliyesini talep etti:
"Sonuç olarak ifade etmem gerekir ki iddianamede ve esas hakkında mütalaada hakkımda öne sürülen suçlamayı şiddetle ve her yönüyle reddediyorum.
Benim bir terör örgütü üyesi olmam, böyle bir örgütün amaç, ideoloji ve yöntemlerini benimsemem olanaksızdır.
Hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye ya da mensup veya sempatizan olmadım. Hiçbir terör örgütünün fikir ve yöntemlerini benimsemedim.
Barış ve insan haklarından yana biri olarak terör dahil her türlü şiddetin fikren her zaman karşısında oldum. Bugün de bu fikirlerimde zerre miktarınca bir değişiklik söz konusu değildir.
Bunun aksini gösteren hiçbir delil de yoktur. Hakkımda tamamen soyut, dayanaksız ve hatta mantıksız isnatlarla soruşturma yürütülmüş ve nihayet iddianame düzenlenmiş, aynı isnatlar esas hakkında mütalaada da dile getirilmiştir.
Oysa bu isnatların neredeyse tamamını gerek soruşturma gerekse de dava aşamasında hem de somut delillerle birlikte çürüttük. Zaten aksi yönde bir neticenin hasıl olması mümkün de değildir. Zira yukarıda da belirttiğim gibi “olmayan” şeyin delili de “olmaz”.
Sizden adaletin ve vicdanınızın sesine kulak vermenizi istirham ediyorum. Zira bu ses, bütün diğer sesler sustuğunda, size suçsuz olduğumu haykıracak en kuvvetli ses olacaktır.
Bu çerçevede, avukatlarım tarafından dosyaya sunulan bilgi, belge ve yazılı beyanlar ile Mahkemeniz tarafından yazılan müzekkerelere verilen cevaplardaki lehe hususlar da göz önüne alınarak beraatime ve hakkımdaki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istirham ederim."
AHMET ÖZER SAVUNMASINA BAŞLADI 10.24
Savcının mütalaasını yinelemesinin ardından Ahmet Özer savunmasına başladı.
Özer'in savunması bu şekilde:
"Hakkımda tamamen mesnetsiz suçlamalarla açılan ve sayın Mahkemenizde görülen davanın şimdiye kadar yapılan üç celsesinde, iddianamenin dayanağı olan tüm hususların, hakkımdaki suçlama açısından delil olarak değerlendirilemeyecekleri gerçeği tüm açıklığıyla ortaya çıkmış, bu sözde deliller gerek tarafımca gerek avukatlarımca gerekse de bizzat sayın Mahkemenizin topladığı deliller ve dinlediği tanıklarla açıkça çürütülmüştür.
Öyle ki iddianamenin dayandığı delillerin oluşa ve hukuka aykırı olduğu, bu sözde delillerin bu halleriyle dahi suçlamaya dayanak olamayacakları, esasen suçlamanın da çok büyük oranda gizli tanık beyanlarına dayandırılarak kurgulandığı, oysa bu beyanların da açıkça maddi gerçeklerle çeliştiği, delil olarak gösterilen hususların hiçbirisinin örgüt üyeliği isnadına dayanak yapılamayacakları ve böylelikle ileri sürülen isnatların hiçbir gerçekliklerinin bulunmadığı hususları tekrar tekrar ispatlanmıştır. Geldiğimiz nokta itibariyle hakkımdaki terör örgütü suçlamasının ne derece mesnetsiz olduğu, bu suçlamaya dayanak olarak gösterilen delillerin, iddiaları ispatlamak şöyle dursun, bu konuda basit bir şüphe dahi oluşturamadığı tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkmıştır.
Dosyaya sunulan özgeçmişime ve yayınlarıma dair belgeler ise bir akademisyen, siyasetçi ve ülkenin en büyük ilçesinin belediye başkanı olarak ismimin terör ile yan yana getirilemeyeceği gerçeğini bir kez de hakkımdaki bu dava münasebetiyle tescil etmiştir. Bu haliyle, yapılan yargılama çerçevesinde hakkımda iddianame ile ileri sürülen terör örgütü üyeliği iddiasının tamamen gerçekdışı olduğu sübut bulmuştur. Buna rağmen bir önceki celse üzülerek dinlediğim esas hakkında mütalaada, iddianamedeki bu mesnetsiz iddia ileri sürülmeye devam edilmiş, bu iddianın dayanağı olan sözde delillerin tek tek çürütüldüğü gerçeği tümüyle göz ardı edilmiş, iddianamede temelsiz şekilde ortaya atılan hayali senaryo harfiyen tekrar edilmiştir.
Bu durum da maalesef iddia makamının, iddianamenin önyargılı ve sübjektif tutumunu benimsediğini, yargılama sırasındaki hiçbir savunmayı dikkate almadığını ve toplanan delilleri göz ardı ettiğini göstermesi itibariyle esef vericidir. Bu itibarla daha önceki aşamalarda yaptığım savunmaları toparlayarak ve gözden geçirerek sayın Mahkemenizin bilgisine sunar ve bu mesnetsiz iddia karşısında hakkımda beraat kararı verilmesini talep ederim.
"TERÖR İLE İLİŞKİLENDİRİLMEYİ BİR ZÜL OLARAK GÖRÜYORUM"
"Daha evvelden herhangi bir sebeple yargılanmamış olan 64 yaşındaki bir akademisyen ve siyasetçi olan şahsım, sayın Mahkemeniz huzurunda bugün her nasılsa “terör örgütüne üyelik” gibi açıkça dayanaksız ve hatta mantıksız bir isnat sebebiyle yargılanmaktayım ve bu yargılamada artık karar aşamasına gelinmiştir.
Maalesef bu yargılamadan önceki soruşturma sürecinde ve yargılamanın ilk kısmında hayatımın 255 gününü, bu mesnetsiz iddia yüzünden tek kişilik bir koğuşta ve dört duvar arasında, en temel hakkım olan “kişi özgürlüğünden” tamamıyla mahrum bir şekilde geçirmek zorunda kaldım. Bunun, benim gibi bir aydın için ne derece büyük bir acı olduğunu tahmin edemezsiniz.
Bu süre zarfında, tam olarak hangi sebeplerle ve hangi isnatlarla bu muameleye maruz kaldığım sorusunu kendime defalarca kez sormama rağmen maalesef makul hiçbir yanıt bulamadım. Nihayet anlaşıldı ki aslında elle tutulur hiçbir delil bulunmamasına rağmen “terör örgütü üyeliği” gibi bir isnatla hakkımda tutuklama kararı verilmiş, buna gerekçe yapılan sözde deliller avukatlarımca tek tek çürütülünce yeni deliller aranmış ve fakat nihayetinde varılan noktada, gerçekten şahsımı suçlamaya elverişli hiçbir delil bulunamamasına rağmen yine de afaki iddialarla düzenlenen bir iddianame ile dava açılmak zorunda kalınmıştır.
Esasen bu derece haksız ve mesnetsiz bir suçlama için hiçbir delilin bulunamaması son derece normaldir; zira “olmayan” şeyin “bulunması” da mümkün değildir! İddianame ekinde yer alan tüm sözde deliller ise yukarıda da ifade ettiğim gibi gerek tarafımca gerek avukatlarımca gerekse de bizzat sayın Mahkemenizin topladığı deliller ve dinlediği tanıklarla açıkça çürütülmüştür.
Buna rağmen bir önceki celse üzülerek dinlediğim esas hakkında mütalaada iddianamedeki bu mesnetsiz iddia ileri sürülmeye devam edilmiş, bu iddianın dayanağı olan sözde delillerin tek tek çürütüldüğü gerçeği tümüyle göz ardı edilmiş, iddianamede temelsiz şekilde ortaya atılan hayali senaryo harfiyen tekrar edilmiştir.
Şahsımın, esas hakkında mütalaada tekrarlanan bu mesnetsiz iddiaları kabul etmesi elbette olanaksızdır. Aşağıda bu iddiaları, şimdiye kadar defalarca kez yaptığım gibi, yeninden, tek tek çürüteceğim.
Ancak buna geçmeden önce şimdiye kadar defaatle tekrarladığım bir gerçeği yeniden dile getirmeyi bir görev iktiza ediyorum:
Benim bir terör örgütüne değil üye olmam, ismimin birlikte anılması dahi olanaksızdır.
Akademik camia ve üyesi olduğum CHP dışında hiçbir aidiyetim yoktur.
İrademi kimseye, hele ki hiçbir örgüte teslim etmedim, asla da etmem.
Bitmesi için yıllardır mücadele etmeme rağmen bugün terör ile ilişkilendirilmeyi bir zül olarak görüyorum.
Bir bilim insanı ve barışsever bir yurttaş olarak; hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye olmadım, fikir ve yöntemlerini asla benimsemedim, terör dahil her türlü 3 şiddetin, fikren her zaman karşısında oldum. Daima, barış içinde birlikte yaşamanın önem ve kıymetine vurgu yaptım, terör ve şiddetin asla bir çözüm metodu olmadığını ifade ettim.
Tutukluluğum süresince dahi bu gerçeği dile getirmekten hiç usanmadım. Bu süreçte yazdığım tüm yazılarda terörün sonlandırılması ve kardeşlik ikliminin geliştirilmesi gereğinden, bu nedenle yeni bir çözüm sürecine duyulan ihtiyaçtan söz ettim. Tahliye olduktan sonra da ülkemizde yeniden yeşeren barış umuduna katkı yapabilmek, ekilen barış fidanını tüm ülkemizi kaplayan ve hepimizin gölgesinde huzur içinde yaşayacağı dev bir ağaca dönüştürmek için sağlayabileceğim tüm düşünsel katkıları sunmaya çalıştım. Bu süreçte, çözüm sürecinin önde gelen aktörleri ile görüşüp sürece olan desteğimi ve tüm Türkiye halklarının mutluluğunun, barış içinde birlikte yaşamaktan geçtiği, barışla birlikte büyük ve güçlü bir Türkiye’nin sadece Türkler değil Kürtler için de yegane çare olduğu gerçeğini her fırsatta dile getirdim.
Bugün de bu fikirlerimden vazgeçmiş değilim, hayatım boyunca da her koşulda ve bedeli benim açımdan ne olursa olsun, barış ve kardeşliği savunmaya devam edeceğim.
Dolayısıyla, hakkımda esas hakkında mütalaada dile getirilen açıkça mesnetsiz isnatları kabul etmem elbette olanaksızdır.
Bu iddialar tümüyle gerçekdışıdır.
Bu gerçeğin, sayın Mahkemenizin vereceği beraat kararı ile de tescilleneceğine olan umudum tamdır."
"KONUT HAKKIM İHLAL EDİLDİ"
"30 Ekim'de konut hakkım ihlal edildi, bütün dijital materyallerime el konuldu. Ben sorgu hakimliğine çıkmadan kayyum haberleri yayıldı. Bu da aslında bu soruşturmanın niyetini ortaya koyması açısından manidardır."
"BÖYLE BİR ZEMİNDE BARIŞ SÜRECİ NASIL SAĞLANACAKTIR?"
"Bana kollukta ve sorguda sorulmayan, bir gecede icat edilmiş bir gizli tanıkla suçlama yöneltilmektedir.
Otuz beş yıllık akademik kariyerime bakıldığında, benim terörle yan yana gelmeyeceğimi sokaktan geçen biri bile söyleyebilir. Belediye başkanı olduktan sonra mı terör örgütüne üye oldum?
Hukuktan başka sığınacak bir dalımız yoktur. Bizi halk yapan temel çimento hukuktur.
Bugün bu süreç içerisinde yargılanmıyoruz; adeta cezalandırılıyoruz. On iki yıl önce, benim tarafı olmadığım bir görüşmede İmralı’da adım geçtiği için yargılanıyorum. Böyle bir zeminde barış süreci nasıl sağlanacaktır? Bana göre barış ve huzuru sağlayabilecek en yetkili kurumların başında yargı kurumları gelmektedir. Bu nedenle yargının tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini söylüyoruz. Deliller tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık ve net olmalıdır."
"AHMET ÖZER’DEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ DEĞİL; BARIŞIN VE BİRLİĞİN TEMİNATI ÇIKAR"
"Hakkımdaki iddiaları, daha önce de yaptığım gibi, yeniden tek tek çürüteceğim.
Hayatım boyunca hiçbir terör örgütüne üye olmadım; aksine her zaman karşısında durdum. Şiddetin asla bir çözüm olmadığını defalarca ifade ettim. Bunların tamamı geçmişimde sabittir. Yeni bir çözüm sürecine duyulan ihtiyaçtan söz ettim. Tahliye olduktan sonra da barış süreci için bir gün bile durmadan, üzerime düşeni yapmak adına çaba sarf ettim.
Tüm bunları yapan birinden nasıl bir terör örgütü üyesi çıkaracaksınız? Ahmet Özer’den terör örgütü üyesi değil; barışın ve birliğin teminatı çıkar.
Aldığım elektrik süpürgesinden, kiracının yatırdığı kira parasına; incir satın aldığım yere kadar birçok husus dosyada terörle iltisaklıymış gibi gösterilmiştir."
"KİMİ BULMUŞLARSA DOSYAYA KOYMUŞLAR"
"On üç yıl boyunca, bir trol ağı üzerinden telefonlarım dinlenmiş.
Pervin Buldan ile görüştüm. Pervin Buldan her gün Cumhurbaşkanı ile görüşüyor. O suçlu değil de ben Pervin Buldan’ı aradığımda mı suçlu oluyorum?
Tahliye olduktan sonra yaklaşık yüz bin kişi bana “geçmiş olsun” ziyaretine geldi. Ben o insanların suçlu olup olmadığını nereden bilebilirim? Bundan dolayı ben nasıl suçlanabilirim?
Tuncer Bakırhan bir partinin genel başkanıdır ve şu anda Cumhurbaşkanı ile görüşmektedir. Prof. Dr. Şükrü Aslan hâlen bir üniversitede görev yapmaktadır. Prof. Dr. Sinan Bayram bu ülkenin en önemli isimlerinden biridir. Kimi bulmuşlarsa dosyaya koymuşlar.
Aynı tarihlerde Van Valisi, şu anda İçişleri Bakan Yardımcısı olan Münir Karaalioğlu ile görüştüm. Bir rapor hazırladım ve bu raporu dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sundum. Bunlar neden dosyada yer almıyor?
Süleyman Soylu beni çalışmalar için çağırdı. Bunlar neden dosyaya konulmamış?"
"DEVLET VATANDAŞA TUZAK MI KURUYOR?"
"On iki yıl önce, Remzi Kartal ile 29–30 Ağustos tarihlerinde 14 kez irtibat kurduğum tespit edildiği öne sürülüyor. Kırmızı kategoride aranan deniliyor. Bu cümlede iki tane yalan var. Sizin yazdığınız yazıda “kırmızı bültenle aranmıyor” deniyor. İkincisi, ben Remzi Kartal ile hiç telefonla görüşmedim.
İçeriği ve ilişkisi belli olmayan telefon görüşmeleriyle yargılanıyorum. Ben terör örgütü üyesiysem, 14 yılda iki kez mi telefonla görüşmüşüm?
Kaldı ki Remzi Kartal dediğiniz kişi her gün gazetecilerle konuşuyor. Hüseyin Yayman AK Parti MKYK üyesidir. Aynı tarihlerde Yayman, Remzi Kartal ile yemek yemiştir. Kendini savunmak için “akademisyenim” demiştir. Peki ben neyim? Bu akla ve mantığa sığar mı?
Aynı Hüseyin Yayman, İmralı’da Öcalan ile görüşen heyetin içinde yer almıştır. Medya-Der diye bir derneği ziyaret etmişim. Bu dernek PKK ile müzahir haldeymiş. Peki bu derneği neden kapatmıyorsunuz? Devlet vatandaşa tuzak mı kuruyor? Seçim sürecinde uğramış olmamı suçlama olarak karşıma getiriyorlar.
Para hareketleri dosyaya konulmuş. Benim öz be öz kardeşim Azad Özer’dir. Annem ile birlikte Van’da yaşamaktadır. Ben Azad Özer’e kurban parası göndermişim ve “kurban parası” diye de yazmışım. Sorun nedir? Azad Özer ile ilgili bir dava açılmış ancak “kovuşturmaya yer yoktur” denilerek dosya kapanmıştır. Buna rağmen dosyaya suçlu gibi konulmuştur. Benim öz be öz kardeşimdir."
DURUŞMADA 'CEKET' HASSASİYETİ
Ahmet Özer, savunması sırasında ceketini çıkarmak istedi. Heyet başkanından rica etti. Mahkeme heyeti başkanı, “Polemiklere yer olmamak şartıyla çıkarabilirsiniz” dedi.
Ahmet Özer de cevaben, “Terledim de ondan” yanıtını verdi.
Hakim, “Nasıl rahat edecekseniz öyle savunma yapın” diyerek Ahmet Özer’in ceketini çıkarmasına müsaade etti.
DURUŞMA BAŞLADI, SAVCI MÜTALAASINI YİNELEDİ 10.20
Duruşma başladı. İddia makamına söz verilmesinin ardından savcı mütalaasını yineledi.
AHMET ÖZER SİLİVRİ'DE 09.45
Davanın duruşması Silivri (Marmara) Cezaevi kampüsünde görülüyor. Ahmet Özer, kızı ve avukatı Seraf Özer ile birlikte Silivri’ye geldi.
ÖZGÜR ÖZEL DE TAKİP EDİYOR
Duruşma, Silivri Marmara Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda yapılıyor.. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan ve partili isimler davayı takip etmek üzere Silivri Cezaevi’ne geldi.
AVUKAT ERSÖZ: BERAAT BEKLİYORUZ
Ahmet Özer'in avukatı Hüseyin Ersöz sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Dosyadaki deliller doğrultusunda beraat kararı beklediğini belirten Ersöz, "Ahmet Özer hakkında emniyet, savcılık ve Yargıtay'dan gelen cevaplarla, yöneltilen suçlamanın mesnetsizliğini ortaya koyan tespitler yapıldı. Bugün dosyadaki deliller doğrultusunda Ahmet Özer'in masumiyetinin beraat kararına işlenmesini bekliyoruz" dedi.
Ersöz'ün paylaşımı bu şekilde:
"Bugün Karar günü!
Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugünkü duruşmasında, Esasa İlişkin Savunmalar sonrasında hükmün açıklanmasını bekliyoruz.
Yargılama safahatında lehe birçok delil toplandı ve tanıklar dinlendi. Soruşturmanın başından beri yönlendirilmeye çalışılan kamuoyu algısına karşın Mahkemenin yapmış olduğu yazışmalara verilen cevaplarla, algılar ve olgular birbirinden ayrıldı.
Ahmet Özer hakkında emniyet, savcılık ve Yargıtay'dan gelen cevaplarla, yöneltilen suçlamanın mesnetsizliğini ortaya koyan tespitler yapıldı. Bugün dosyadaki deliller doğrultusunda Ahmet Özer'in masumiyetinin beraat kararına işlenmesini bekliyoruz."
'İki Ahmet' MHP'nin kayyum çağrısına yanıt verdi
Ahmet Özer’in adı, kamuoyunda “Beşiktaş İddianamesi” olarak bilinen ve 704 yıla kadar hapis istenen davada da geçiyor. Bu dosyada, “suç örgütü lideri” olarak anılan Aziz İhsan Aktaş’ın ifadeleri doğrultusunda “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla yargılanıyor.
Özer, bu kapsamda 20 Ocak’ta ikinci kez tutuklanmış, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 11 Kasım’da adli kontrol şartıyla tahliyesine karar vermişti.
Ahmet Özer, Beşiktaş dosyası kapsamında da tutuksuz yargılanacak. Bu davanın ilk duruşması 27 Ocak’ta Silivri’de görülecek.