Ayşenur Arslan
Sustalınız yanınızda mı?
Evden çıkmadan kontrol ediyorlar mı acaba?
Sustalı çakıyı aldılar mı? Pantolonun veya montun cebinde her zamanki yerinde mi?
Olur ya her an bir vesileyle gerekebilir.. Elini atın mı bulup çıkarabilmelisin..
Bu mudur? Her gün bu detayların yer aldığı korkunç haberleri okumak zorunda mıyız?
Dün Ahmet’e bugün Atlas’a yanıp yarın unutacak mıyız?
İnternette sadece birkaç dakika süren bir araştırmada şunu gördüm: Sustalı için evden sipariş verebiliyorsunuz. En geç iki gün sonra elinizde, cebinizde oluyor. Üşenmezseniz, belli semtlerdeki dükkanlardan da temin edilebiliyor.
Sokakta artık kimse güvende değil. Yan bakmış olabilirsiniz.. Sinirlenip iki çift laf edebilirsiniz.. Ya da yolunuz hayata öfkesini sizden çıkarmaya karar vermiş biriyle kesişebilir.
İnsan fotoğrafına bakmaya kıyamıyor Atlas’ın. Masmavi dupduru gözler. Dünya güzeli bir evlat. Dün vardı. Bugün yok!
*. *. *
Öldüren katile “suça sürüklenen çocuk” diyemeyeceğim. Kusura bakmayın. Cinayet cinayettir. Katil de katil!
ABD tarihinin en çarpıcı suç dosyalarından biri, Christa Pike’ın işlediği cinayet ve aldığı ölüm cezasına dair..
Pike henüz 18 yaşındayken yaşıtı bir okul arkadaşını vahşice öldürmüş.. Kafatasından bir parçayı “hatıra” olarak almış ve çevresinde övünerek göstermişti. Yakalandı. Yargılandı. İdama mahkum oldu.
Bu yıl Eylül ayında infazı için de gün verildi.
İdam cezasına karşıyım. Özellikle az gelişmiş ülkelerde bunun siyasi amaçlarla kullanıldığını da elbette biliyorum. Ancak kriminal dosyalardan söz ediyorsak, sevimli suratlı Christa Pike kadar bunu hakkeden de yoktur herhalde.
Bunları idam geri gelsin diye yazmadım. Amacım bu değil. Amacım, iktidar dindar nesil yaratmaya çalışırken yaratılan canavarlara dikkat çekmek.. Yeni nesil çetelerin devşirdiği o canavarların çocuk diye kollanmasına karşı çıkmak.. Atlas’ın yarım kalan hayatına uygun ceza almalarını ümit etmekten ibaret.
Bu arada dikkatinizi bir başka vahamete daha çekmek istiyorum. Anladığım kadarıyla Atlas yaralandıktan sonra hemen ambulans çağırılmış, ama ambulans yaklaşık 35-40 dakika sonra gelebilmiş.
Hayır, ambulansa yol verme konusundaki korkunç sicilimizden söz etmeyeceğim.
Beni delirten şu oldu: Çevredekiler “adli bir vaka olduğu için çocuğu kaldırmadıklarını” anlatmış.
Eğer bir araç kazası söz konusu olsaydı, vücuttaki muhtemel kırıklar nedeniyle kaldırmamaları doğru olurdu. Ne var ki Atlas sustalıyla yaralandığı için kan kaybediyor. Yani kaldırılmasında mahsur olmadığı gibi, en kısa zamanda bir hastaneye ulaştırılması gerekiyor. Ama “adli vaka” diye ellenmiyor, götürülmüyor.
Zira kimse şahit yazılmak.. Hatta daha kötüsü “suçlu” zannedilmek istemiyor.
Kimse arabası kan içinde kalsın istemiyor.
Tümüyle haksız değiller elbette. Ne de olsa bu memlekette aksini yapanın başına neler gelebileceğini herkes biliyor.
* *. *
SDG ile Şam’ın anlaşmasını..
Anlaşmada Trump adına önemli bir rol üstlenen Büyükelçi Barrack’ı.. Belki de o rolün verdiği havayla Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e -kusura bakılmasın ama- nerdeyse yaver muamelesi yapmasını..
Murat Çalık’ın yeniden hastaneye kaldırılıp, iltihaplanan dikiş yerlerine müdahalenin ardından yine cezaevine gönderilmesini yazacaktım.
Ama Atlas dururken yazamadım. Annesiyle beraber delirmediğimize, milyonlar sel olup mezarına akamadığımıza şaşırıp Atlas’ı hiç değilse bir yazıyla uğurlamak istedim.