Ayşenur Arslan
Murat Övüç'ü Savunmak
Fırtınalı bir gecede okyanustasınız.. Ve pusulanız yok.
Şu anda tam da böyle bir kabusun içindeyiz.
Zira herkesten önce Anayasa’yı, yasaları koruması gerekenler onları hiçe sayıyor.
Murat Övüç hakkında 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyi paylaşınca ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Haberi, kendisi de sık sık cezaevinde ağırlanan gazeteci Furkan Karabay’dan aldık. Onun anlattığına göre, iki sayfayı doldurmayan iddianame, bir sosyal medya kullanıcısının “Övüç parmağındaki pırlanta yüzüğü adeta kameranın içine soktu” ihbarına dayanıyor. Önce soruşturma.. Sonra gözaltı ve tutuklama.. Ardından hapis İstemi.
Murat Övüç’ün şöhretinin de servetinin de sırrını anlamak zor. Ama bu haberler üzerine izlediğim videolarına bakınca şunu gördüm: Aralarında başörtülülerin de olduğu kadınlar belli ki bayılıyormuş.
Koşa koşa gidip programlarını izlemişler. Galiba çok da eğlenmişler.
Buraya kadarı Murat Övüç ve izleyicilerinin eleştirisi gibi gelmiştir herhalde.
Hayır, eleştirim hakkındaki iddianameye!
*. *. *
Murat Övüç “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklanmıştı. Peki nasıl, hangi eylemleriyle?
Bundan sonrasını iddianameden izleyelim.. Sonra neden Murat Övüç’ü savunmamız lazım, konuşalım:
“İslam dinine göre başörtüsünün bir "sembol" olarak görülmediği, bir ibadet ve tesettür yükümlülüğünün parçası olarak görüldüğü, yani dini açıdan anlamının simgesel değil emir olduğu; dini açıdan İslam'da başörtüsünün, Allah'ın emrine uymak, mahremiyeti korumak, iffet ve haya ilkesi, dikkat çekici teşhirden kaçınmak amacı ile ilişkilendirildiği, Kur'an'da ve fıkıhta başörtüsünün bir rozet olarak tanımlanmadığı, aksine tesettürün dini bir vecibe olarak kabul edilmesi nedeni ile Allah'a kulluk için örtünüldüğü, yasaklar, kamusal alan tartışmaları, siyasal kamplaşmaların başörtüsünün bir kesim tarafından kimlik sembolü olarak görüldüğü, kısacası İslam inancına göre tesettürün bir sembol değil dini yükümlülük olduğu,
Devam etmeden özetleyelim mi.. İddia makamı, “TESETTÜR DİNİ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR” diyor. Murat Övüç (anladığım kadarıyla) erkek olduğu halde başörtüsü takarak bununla alay ettiği sonucuna varıyor.
Devam edelim:
“Şüphelinin programcı Armağan Çağlayan'ın sunmuş olduğu ve youtube.com isimli sosyal medya platformunda yayınlanan programda "Ben gay'im" ifadelerini kullandığının görüldüğü, şüphelinin herkese açık şekilde yapmış olduğu paylaşımlarında sergilediği beden dili, mimik, jest, giyim, hareketler, konuşma şekli ve sesini kullanma ve hitap tarzının toplumda yaygın olarak kabul gören erkek davranış kalıbının dışında kadınsı davranış biçimlerinde hareket ettiğinin de gözlemlendiği, kadınsı hareketler sergileyen ve kendisini gay olarak tanımlayan şüphelinin İslam dininin önemli vecibelerinden biri olan başörtüsü ile alay ettiği, şüphelinin tanınan bir kişi olması nedeni ile paylaşımın geniş kitlelere ulaşarak toplumsal barışı zedeleme ve kamu düzenini bozma bakımından açık ve yakın tehlike oluşturduğu anlaşılmıştır."
Asıl tartışma konumuz tam olarak bu değil ama değinmeden geçemeyeceğim, Övüç mimik, konuşma şekli, jestleri nedeniyle suçlanıyor ya.. Bir programım RTÜK’ten ceza aldığında ortaya çıkmıştı ki, içerdeki tartışmalarda sözlerimde cezalandırılacak bir şey tespit edilemeyince “mimiklerine dikkat edin” uyarısı yapılmıştı.
Neyse..
Gelelim iddianamenin diline!
*. *. *
Savcılık makamı, İslam’da tesettürün ve bu çerçevede başörtüsünün “sembol değil emir” olduğunu söylüyor. Buna uymanın Allah’ın emirlerine uymak anlamına geldiğini ekliyor..
Bu cümleler her kime aitse, böyle “düşünmekte” özgürdür elbette. Ama iş, kanunu uygulamaya gelince kişisel görüşlerinin hiçbir önemi yoktur. Söz konusu olamaz.
Zira onları bağlayan kurallar, yasalar ve en başta da Anayasa vardır.
Halen yürürlükte olan Anayasa’yı açın, göreceksiniz:
“Madde 11: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. “
“Madde 14: Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. “
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”
Neymiş? Laiklik Anayasa ile güvence altına alınmış.. Anayasa hükümleri, yargı organlarını (Tıpkı yasama ve yürütme gibi!!!) bağlayan temel hukuk kuralları imiş.
Oysa Murat Övüç hukuka, yasalara değil İslami kurallara aykırı davranmakla suçlanıyor.
Dahası cinsel kimliği bir suç gibi sunuluyor.
Oysa, hukukta karşılığı, cezası olmayan bir suçtan söz edilemeyeceği günümüzün en açık ilkesi değil mi?
*. *. *
Mesele itham edileni sevip sevmemeniz değil. Kişisel olarak Murat Övüç hiç değil.
Anayasaya, hukuka ve cumhuriyetimizin temeli olan laikliğe sahip çıkıp çıkmayacağımız.
İran 40 yıldır karanlıkta ve dökülen onca kana rağmen o karanlıktan çıkamıyor.
Afganistan cehennemin yeryüzündeki hali. Belki gözünüze çarpmıştır: Taliban köleliği yeniden getirdi.
Asıl “AÇIK VE YAKIN TEHLİKE” işte bu!
Laikliğin, onu koruması gerekenler tarafından yok sayılması.. Hukukun, iktidarın isteği doğrultusunda Siyasal İslamcılara teslim edilmesi.. İddianamelerin de “İslam dinine göre..“ referansıyla yazılması..
Gerçekten tehlike çok açık ve yakın!