Halk TV ve 'örtülü sansür'ün anatomisi

Türkiye’de medya denince artık akla ilk gelen kelime ne yazık ki sansür.
Ama bu, eskisi gibi kaba saba bir sansür değil.
Daha sessiz, daha steril, daha modern bir yöntem bu: Örtülü Sansür.
Yeni sansürün copu para.
Daha doğrusu, halkın parasının, halkın izlediği mecralardan bilinçli biçimde esirgenmesi.

Ticaretin en temel kuralı nettir.
Bir ürünü en çok kim görüyorsa, reklam oraya verilir.
Bugün Halk TV, Türkiye’de haber kanalları arasında birinci sırada.
Özellikle AB grubu denilen, satın alma gücü yüksek izleyici profili açısından zirvede.
Normal bir piyasa ekonomisinde kamu bankaları ve dev kamu iştirakleri bu kanala reklam vermek için yarışırdı.
Ama olan şu: Beş yıldır Halk TV’ye tek kuruş kamu reklamı verilmiyor.
Bu bir “ticari tercih” mi?
Hayır.
Bu, adı konmamış ama gayet planlı bir ekonomik kuşatma.

“Sizin Paranızla Size Yasak”

Meselenin en can yakıcı tarafı tam da burada başlıyor.
Kamu bankalarının kasasındaki para, bu ülkede yaşayan herkesin vergisi.
Halk TV izleyicisi de o vergiyi ödüyor.
O bankaların müşterisi oluyor.
O kamu kaynaklarının gerçek sahibi.
Ama iş o paranın dağıtımına gelince, iktidar eliyle görünmez bir çizgi çekiliyor: Bizimkiler ve ötekiler.
Reyting listelerinde adı sanı duyulmayan, kimsenin izlemediği ama “yakın” mecralara milyonlar akıtılırken, milyonların izlediği bir kanalın finansal damarları bilinçli biçimde tıkanıyor.
Bu sadece bir televizyonu cezalandırmak değil. Bu, o televizyonu izleyen milyonların iradesini cezalandırmaktır.
Tarihte bu uygulamanın örneği çok yaşandı ama uygulayanlar tarih oldu, medya yaşamaya devam etti.
Matbaa çağında muhalif gazeteler sansürle değil, kâğıt ve ilan kotalarıyla boğuldu.
19. yüzyıl Amerika’sında muhalif basın, posta tarifeleriyle susturuldu.
Kimse “yasakladık” demedi.
Bugün Avrupa’da bu yöntemin adı konmuş durumda.
Macaristan’da Orban döneminde devlet reklamlarının ezici çoğunluğu iktidara yakın medyaya aktarıldı.
Eleştirel gazeteler reklamsız bırakıldı.
Avrupa Birliği raporları bunu açıkça yazdı.
Kamu reklamlarının medya üzerinde baskı aracına dönüşmesi.
Polonya’da aynı yöntem uygulandığında Avrupa Parlamentosu alarm verdi.
Çünkü Batı demokrasilerinde temel ilke şudur.
Kamu reklamı ölçülebilir ve şeffaf kriterlerle dağıtılır.
Bir medya kuruluşunun yıllarca sıfır kamu reklamı alması, soruşturma konusudur.

Peki bu yumuşak sansür işe yarar mı?
Evet, finansal olarak zorlar.
Muhabir sayısını, teknik imkanları, ekran kalitesini etkiler.
Ama “örtülü sansür”ün hesap edemediği bir şey var; İzleyici vicdanı.
Kamu ilanlarının yarattığı o yapay konfor alanından dışlanan Halk TV ve benzeri mecralar zamanla halkın gerçek desteğiyle büyüyen dijital kalelere dönüştü.
Susturulmak istenen ses, bu baskı sayesinde daha bağımsız, daha dirençli bir yapıya kavuştu.

Örtülü sansür, bir gün tarih kitaplarında “medyayı finansal yollarla dizayn etme girişimi” başlığı altında yerini alacak.
Ama bugünün gerçeği açık.
Bir medya kuruluşu kamu reklamı almıyorsa, nedeni o ülkedeki demokrasinin ve serbest piyasa ahlakının karnesindeki kırık nottur.
Siyasiler geçer.
Hükümetler değişir.
Reklam bütçelerini yöneten genel müdürler emekli olur.
Geriye tek bir soru kalır.
O gücü halkı birleştirmek için mi kullandınız, yoksa “biz” ve “onlar” diye ayırmak için mi?
Görünen o ki Halk TV izleyicisi kararını çoktan vermiş.
Çünkü bir toplumun haber alma hakkı asla kelepçelenemez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Sedat Kaya Arşivi