Mustafa K. Erdemol

Mustafa K. Erdemol

HALK TV FHKC KAMPINDA! Efsanevi FHKC'nin Merkezinden Lübnan Notları:2

Uzaktan görünüşü son derece sıradan bir bina oysa. Ünü büyük bir Filistin direniş örgütüne ait olduğunu söyleseler inanmazdım. Caddeye bakan büyük duvarda ikisini çok iyi bildiğim figürlerin devasa resimleri çizilmiş. Tanıdıklarımdan biri tabii ki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün lideri Yasser Arafat, diğeri de biraz gölgede kalmış da olsa olağanüstü bir lider olan George Habbaş. Rica edildiği için duvarın fotoğrafını çekmedik haliyle.

Habbaş’ın kurduğu Filistin Halk Kurtuluş Cephesi FHKC’nin (Popular Front for the Liberation of Palestine) ya da Arapça söylenişiyle “ al-Jabhah al-Sha`biyyah li-Taḥrīr Filasṭīn”in Lübnan’daki kamplarından birine girmek üzereyim.

Beyrut’un Mar Elyas bölgesinde bulunan kamp kelimenin tam anlamıyla bir labirent gibi, dikkat etmezseniz dışarı çıkmak hayli zamanınızı alır. Adeta bir kent kurulmuş oraya, dışarıdan fark edilmeyen. Çok nazik genç bir FHKC’liyi takip ederek, karşımıza çıkanların selamlarına karşılık vererek bir basamak sonra girilen odadayız şimdi.

İlk gençlik yıllarımdan beri adını duyduğum, düşüncelerini kendime yakın gördüğüm Marksist çizgideki bu Filistin direniş örgütü, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içinde El Fetih’den sonraki ikinci büyük gruptur. Uçak kaçırma eylemleriyle bilinir. Efsanevi Leyla Halid bir FHKC’lidir örneğin.

FHKC’nin sert bir çizgisi var. Arafat’ın liderliğini yaptığı El Fetih’e ılımlı olduğu için hayli ağır eleştirileri getirmişti. Bu sert çizgiyi hala koruyor. Yanılmıyorsam hem Gazze’deki Hamas hükümetini hem de Batı Şeria’daki El Fetih yönetimlerini yasadışı kabul ediyordu. Yasadışı demesinde haklılık olabilir çünkü Filistin Ulusal Otoritesi seçimleri 2006’dan sonra hayli uzun bir zaman aralığında yapılmıştı. Tabii durum bugün farklı. İkinci derecedeki sorunları ya da ayrılıkları gündemde tutmanın anlamı olmadığını düşünüyor örgüt. O nedenle Filistin Direnişi’ni birinci görevi kabul ediyor.

whatsapp-image-2023-10-10-at-21-12-40.jpeg

Bu örgütün Lübnan sorumlusu karşımda işte. Ne bir karizması var ne de etkileyici bir yanı ama çok misafirperver. Ne anlatacak diye merak içindeyim. Sohbet ederken bir yandan belki de Habbaş’ın da koridorlarında dolaştığı bu yapıda şu içinde bulunduğumuz oda da Habbaş’ındır diye düşüncelere dalmışken hayal kırıklığım çok çabuk oldu tabii. Çünkü yıllarını mücadele içinde geçirmiş Mervan Abdulal’la İngilizce başladığımız sohbet onun “aniden” Arapça’ya dönüvermesiyle anlamsız bir hale büründü birden. Arapça bilmediğim için ortada kalmışlığımı anlatabilmem çok zor. Şoförüm Charbel fena olmayan İngilizcesiyle çevirmenliğimizi yaptı neyseki. Yavaş yavaş, odada biri var da uyandırmayalım titizliğiyle konuştuk niyeyse. Tuhaf bir haldeydik sanırım. Mossad ortam dinlemesi falan yapıyorsa hiç de korkulacak tipler olmadığımızı, muhabbete dalmış iki ihtiyar olduğumuzu düşünebilir. Haklıdır. Konuşmayı ne yapsam canlandıramadım da.

Ama bu sevecen, bu karizma yoksunu adam öyle kararlı bir ideolojik duruşa sahip ki saygı uyandırır cinsten. Savaşı değerlendirsin istedim, “Filistin direnişi meşrudur” diye başladı. “İsrail’in tüm uluslararası ve insani kuralları hiçe sayarak öldürdüğü bir halkın yapması gerekeni yaptığını” vurguladı. Ezilmiş, öldürülmüşken bile barışı tercih edecek olan bir halka saldırının karşılıksız kalmayacağının normal olduğunun altını çizdi.

Elbette Hamas’a, Hizbullah’a bakışını biliyorum örgütün ama kışkırtıcı gibi görünmeyeyim diye dikkatlice sordum sorumu: Hizbullah girer mi savaşa.? Son derece diplomatikti yanıtı. “Zaten hepimiz savaştayız”. Devam etti: “Hizbullah’la da Hamas’la da İsrail’e karşı aynı saftayız. Savaşımız ortak. Hizbullah başından beri zaten savaşıyor. İsrail’in Filistin halkını susuz, elektriksiz bırakmasından da memnun değil haliyle. Bu nedenle zaten çatışıyor. Bugun (Salı) İsrail tarafına füzeler yolladı örneğin. İsrail’de karşılık verdi, dört Hizbullah askeri öldü. Yani bu savaş bugün başlamadı”.

“Bölgeye yayılır mı peki” soruma yanıtı dolaylı oldu: “Yayılırsa bunun sorumlusu biz olmayız”.

Kabul edelim ki, Hamas’la birlikte seküler özelliğini yitiren Filistin Direnişi, son yıllara dünya kamuoyunun desteğini artık eskisi gibi alamıyor. Bu son saldırı belki de sadece Hamas’ın (kuşkusuz Hizbullah’ın da) yapabileceği türden bir saldırıdır, şöyle ya da böyle unutturulmuş Filistin sorununu yeniden dünya gündemine taşımıştır.. Bu, haliyle Filistin örgütleri içinde öne çıkmak demek.

FHKC gibi gerilla mücadelesine inanmış bir örgütün eylemleri “hedeflerinin” niteliğinden ötürü Hamas’tan farklı. Direniş’in seküler tarafını yok eden Hamas karşısındaki “seküler/ sivil hedef karşıtı” çizgisiyle FHKC’ye bakış dünya kamuoyunda tamamen farklıydı bir zamanlar. Bu tarafına artık kimse bakmıyor Direniş’in.

O nedenle Marwan Abdulal’ın söyledikleri “mevcut durumda” söylenecek laflar elbette. Tabii ki iyi ama “FHKC”ce değil.

Geldiğimiz gibi çıkamadık o yapıdan. İrili ufaklı küçük çıkıntılara girdik, çıktık, kampın içinde “kaybolduk” bir güzel. Bir kamp sakinin önümüze düşmesiyle kendimizi ancak caddeye atabildik.

Bu sabah Türkiye’yle aynı olan Lübnan saatiyle 05.30’da Güney’deki israil sınırına gidiyorum.

Gördüklerimi anlatır, yazarım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa K. Erdemol Arşivi