Gaia’nın koynunda': Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

TÜKD üyelerinin baharı müjdeleyen çiçekler gibi doldurduğu salonun bir parçası olarak, kendimi “Gaia”ya bırakmışçasına dingin bir mutluluk hissettim

Cumartesi günü Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin (TÜKD) “2019 Önder Kadın Ödül Töreni”nde davetli olarak bulundum. Üstüne üstlük, hem de “çifte-kavrulmuş”undan konuşmacı yapıldım! Hayatımın en istisnai ve “imtiyazlı” günlerinden biriydi. Kendimi adeta “Gaia’nın koynunda” gibi duyumsadım!..

“Gaia”, bilindiği üzere, Yunan mitolojisinde Yeryüzü Tanrıçası… Ama ona günümüz dünyasında yüklenen sembolik anlam çok daha büyük. Gerek çevreci “Yeşiller” hareketi, gerekse çevrecilikle feminizmin buluştuğu “Ekofeminizm” bünyesinde “Gaia hipotezi” denilen bir düşünsel pozisyondan bahsetmek mümkün. Bu hipotez doğrultusunda gezegenimiz Dünya, kendine göre bir iç düzene, işleyişe sahip olup karşılıklı bağımlılık ve iş birliği içindeki parçalardan oluşan ve de elbette “dişil”, yani üretken, doğurgan, bereketli bir organizmadır (“Gaia”).

Biz insanlar da onun bir parçasıyız.

Böyle bir anlayışa, nefes alıp verdiğimiz “biyosfer”in, kölesi haline geldiğimiz “teknosfer”e kurban edildiği; hümanizmimizin “animizm”imizi (hayvanlar aleminin parçası olduğumuzu) unutturduğu; ve ataerkil insan merkezci bakış açımızın da bütünlüklü bir canlı-dünya idrakimizi bastırdığı şu zamanda çok ihtiyacımız var. Çünkü gezegenimizi, doğamızı, hayatımızı kaybetme riski artık neredeyse yanı başımızda.

İnsan, bu bakımdan adeta bir “dişil kutsallık” olarak üzerine titrenmesi gereken o şefkatli, merhametli, anlayışlı, sıcacık ve yumuşacık “Gaia”nın dışında, üzerinde ve ona baskın olmadığını; tersine onun içinde ve onun canlılığına bağlı olduğunu bilmek zorunda.

İnsan, kendisini “Gaia”ya bırakmak durumunda!..

777-001.jpg

***

İşte ben cumartesi günü Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin 3’üncü katında, TÜKD üyelerinin adeta baharı müjdeleyen çiçekler gibi doldurduğu salonun bir parçası olarak, kendimi “Gaia”ya bırakmışçasına bir dingin mutluluk hissettim!..

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği 1949 yılında Cumhuriyet’in ilk üniversite mezunu kadınları tarafından kuruldu. Bakın 70 yılı devirmiş, ama adeta (yaşlandıkça değil) yaş aldıkça gençleşmiş, güzelleşmiş ve güçlenmiş. Bu topraklarda kız çocukları ve kadınların en yüksek seviyede eğitime erişmeleri ve karar mekanizmalarında yer almaları için mücadele ediyor. Bugüne kadar on binlerce kız öğrenciye burs vererek onların eğitimli, meslek sahibi kadınlar olarak yetişmelerine katkıda bulundu. An itibarıyla da 850 öğrenci TÜKD bursu ile eğitimine devam etmekte.

Elbette TÜKD bugün Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadının, hayatın her alanında güçlenmesi için de çalışmalar yapıyor. İşte “Önder Kadın Ödülleri” de bu amaca yönelik şekilde her yıl verilmekte.

Bu yıl onur ödülü Prof. Dr. Yakın Ertürk’e, bilim ödülü Prof. Dr. Ayşe Akın’a, sanat ödülü Sumru Yavrucuk’a, medya ödülü Çiğdem Toker’e ve spor ödülü de dünyada büyük başarılara imza atmış kadın güreşçimiz Buse Tosun’a verildi.

774.jpg

 ***

Ben esasen Yakın Hoca aracılığıyla oradaydım, ama ona bu etkinlik çerçevesinde verdiğim sözü de tutamamış olmanın hicabıyla da tabii… Lâkin “Gaia” anlayışlıdır, affedicidir! Hocamla kucaklaştık ve hemen keyiflice bir koltuğa gömülüp izlemeye başladım töreni…

Fakat “Gaia” aynı zamanda sürpriz bereketiyle de doludur! Avukat Canan Arın’ın gönül pınarlarımızı coşturan “Yakın Ertürk tanıtımı” sonrası TÜKD Başkanı Prof. Gaye (ah bakın, “Gaia” burada da içkin sanki!) Erbatur, sürpriz dese de bende şok etkisi yaratan çağrısıyla Yakın Hoca’yı anlatmak üzere beni çağırdı kürsüye. (Sonradan anlayacaktım ki bu daha “birinci raund” imiş!)


Prof. Dr. Gaye Erbatur ve Prof. Dr. Yakın Ertürk

Yakın Ertürk’ü ben Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde asistanken, Beytepe Kampüsü’nde (artık çoktan tarihe karışmış) bir “zanaatkarane” üniversite ortamında, bizim bölüme üst kattaki Sosyoloji Bölümü’nden sık sık ışık saça saça, içimizi aça aça gelen ve bir “Abla-ferahlığı” getiren insan/akademisyen olarak tanıdım.

Sonra o, Türkiye ve dünyada kadın çalışmaları, feminizm ve toplumsal cinsiyet incelemeleri alanında bir “Kraliçe” olmaya doğru yükseldikçe yükseldi.

“Abla ferahlığı” ve “kraliçe asaleti”; işte Yakın Hoca budur.

Yanında hem şımarıp coşmak istersiniz, ama aynı zamanda önünde saygıyla eğilip elini öpmek de gelir içinizden!..

***

Bu arada bir itirafta da bulundum kürsüde!..

2005’te “erkeklik sorunu”na “içerden” ve bu toprağın deneyimiyle bakan bir yazı kaleme almış, başlığı da “Erkeklik en çok erkeği ezer” şeklinde atmıştım.

Başlık bayağı popüler oldu yıllar içinde. Öyle ki bazen bu sözü “anonim”leşmiş halde duyduğum oluyor kimi ağızlardan...

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN 

Önceki ve Sonraki Yazılar