Özgür Özel diploma davasının ardından ateş püskürdü: Bir delilikle meşgulüz

İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptaline karşı açtığı dava Silivri'de olaylı başladı. Jandarma müdahalesi ve arbedelerin damga vurduğu duruşma sonrası konuşan CHP Lideri Özgür Özel, süreci "delilik" olarak nitelendirdi. Özel, Erdoğan'ı sert sözlerle eleştirerek, "Rakibi onu yendiği için 35 yıllık diplomasını tartışmaya açıyorlar" dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, diplomasının iptal edilmesi kararına karşı açtığı davanın ilk duruşması bugün Silivri Cezaevi Kampüsü'nde görüldü. Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşen duruşma öncesinde jandarma ile partililer arasında sert arbedeler yaşanırken, CHP Lideri Özgür Özel olaylarda bir vatandaşın kaburgasının kırıldığını duyurdu. Mahkeme heyeti, kararın 15 gün içinde taraflara yazılı bildirileceğini açıklayarak duruşmayı sonlandırdı. Duruşma çıkışında zehir zemberek açıklamalarda bulunan Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve yargı sürecini hedef alarak, "Aziz Nesin hikayelerinden daha komik bir durumla karşı karşıyayız. Amaç İmamoğlu'nun önünü kesmek" ifadelerini kullandı.

Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

Recep Tayyip Erdoğan, 'Ben girdiğim her seçimi kazanıyorum' diyerek ilerleyen Erdoğan, 31 Mart sabahı uyandı, gece uyku uyuyamadı. Çünkü artık hiç seçim kaybetmeyen biri değildi; onu yenenler vardı. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra birinci parti oldu. AK Parti kurulduğundan beri ilk kez ikinci parti oldu. Ekrem İmamoğlu ise dördüncü kez Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği bir adayı yendi.

Artık Türkiye'de siyaseten yenilmeyen bir kişi vardı; o da Erdoğan değildi, o o gün yenildi. Ama Ekrem İmamoğlu dördüncü kez Erdoğan'ın gösterdiği adayları yendi. O gece uyku uyuyamadı. Niye uyuyamadı? Kendi sesi uyutmadı: 'İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır. İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder.'

Bu, Sayın Erdoğan'ı uyutmayan ses, ona; 'Artık seçimle bu iş olmuyor. Rakibin seni yeniyor. Karşında yenemediğin biri var ve o İstanbul'u aldı, Türkiye'yi de alacak' dedi.

İşte o yüzden, siyasetçi birini, eski mesleği hakimlik olan siyasetçi birini, Bakan Yardımcısı... Erdoğan'ın yalancısıyım; diyordu ki, 'Eskiden bakanlar siyasiydi, müsteşarları teknik. Şimdi bakanlar teknik, yardımcıları siyasi.' Siyasi birini tuttu savcılığa, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atadı. Görevi belliydi: Akın akın gideceksin, orada bir akın düzenleyeceksin, Ekrem İmamoğlu'nun karşımda aday olmasına engel olacaksın. Her ne yolla olursa olsun.

O da geldi buraya. Ne yapabilir? Ya o kadar, o kadar, o kadar kararlıydı ki talimatla, o kadar yüklüydü ki... 'Yolsuzluk davası açayım? Ne yapayım, terör davası açayım? Ne yapayım, belediyesine kayyum atayayım? Belediyeyi elinden alayım hizmet edemesin. Kendine yolsuzluk diyeyim derdini dünyaya anlatamasın, Avrupa yolsuzluk deyince uzak durur. Terör diyeyim milliyetçilerden oy alamasın.'

Bir de artık böyle ne var, ne var, ne var... Erdoğan'ın diploması tartışma konusu ya, Ekrem'in de diplomasını tartışma konusu yapayım. Nasıl yapayım? Öyle yapayım, böyle yapayım.

Ya içeride konuşuldu, içeride iki tane sayın avukat var, İstanbul Üniversitesi'ni savunmaya gelmişler. Vallahi Ekrem Başkanı savundular ya. Helal olsun, Ekrem Başkanı savundular. Şimdi nasıl savunacaklar? Bu İstanbul Üniversitesi diyorsun ya... İstanbul Üniversitesi'ni savunayım derken, 35 yıl önceki İstanbul Üniversitesi'nde suç bulmaya çalışıp orayı karaladıkça, 19 yaşındaki masum Ekrem'e, 'Ya kardeşim bu avukatlar doğru söylüyorsa, bu haksızlık yapılır mı bu 18 yaşındaki çocuğa' diyorsun.

18 yaşındaki çocuk İstanbul Üniversitesi'nin ilanına bakmış. İstenen bütün belgeleri toplamış, kibar kibar da dilekçesini yazmış. Özenli, titiz her zamanki gibi, hala içeride de öyle. Bazen bizim notlar falan dağınık, Ekrem Başkanın hepsi disiplinli. İstenenden fazla evrağı da koymuş, götürmüş vermiş.

Bunlar da 'gel' demişler. Bir sürü dersini de saymayıp, sade iki dersini sayıp, 22 tane -birinci sınıftan fark dersi falan oluyor ya- birinci sınıfı Kıbrıs'ta, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıfı burada, 22 fark dersi de vererek diploma vermişler.

O diplomayı ondan, bir alan herkes İstanbul Üniversitesi'nden... Şimdi avukatlar dedi ki, biz diyoruz ki; 'Ya bir tek Ekrem Başkanın mı bu?' E 28 kişinin daha iptal oldu. Onlardan birisi bir üniversitenin, fakültenin dekanı Galatasaray'da. E onun verdiği diplomalar ne olacak? Cevap yok.

Şimdi dediler ki; 'Sadece İşletme Fakültesi değil, üzülerek söylüyorum' diyor avukat hanım, 'başka fakültelerde de olmuş.' Eyvah eyvah eyvah! Tıp Fakültesi olduysa ne olacak? 33 senedir ameliyat yapanlar var. Onları da mı iptal edeceksin? Aldığı apandisti iade mi edecek hastaya?

Ya böyle çılgınlık olur mu, delilik olur mu? Bu delilikle meşgulüz sabahtan beri ya. Sabahtan beri devletin 3 tane aslan gibi yetiştirdiği hakimi orada, mübaşir orada, jandarma kardeşim orada. Hepi... Ben Genel Başkan oradayım, İl Başkanım orada, Büyükşehir Belediye Başkanvekilim orada. Bir delilikle meşgulüz ya! Bir deliliği dinliyoruz.

Orada da iki -hani aşağılamak için sakın yanlış anlaşılmasın- iki zavallı... Zavallı duruma düşersin bu işi savunmaya çalışırken. Orada iki masum, zavallı avukat İstanbul Üniversitesi'nin bugünkü yönetimini koruyayım derken, eski yönetimine vurdukça vuruyor. Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu üniversiteye vuruyorlar.1453'ten beri. Türkiye'nin bir zaman tek hukuk fakültesinin olduğu yere... Olacak iş değil yani.

Neyse, bu savcı gitmiş, 'Bu diploma iptal edilsin' demiş. İstanbul Üniversitesi'ne yazdığı yazı var. Diyor ki; 'Bu diplomayı derhal iptal et.' Kardeşim sen savcısın ya. Nasıl İstanbul Üniversitesi'ne talimat yazıyorsun? Açacaksan dava açarsın, suç duyurusunda bulunursun, suç duyurusu kabul edersin, resen harekete geçersin. Sen İstanbul Üniversitesi'ne diyor ki; 'Bu diplomayı iptal et.' Hayır, yargılama oldu da bir karar var da o olsa, yine senin işin değil.

Tayyip Erdoğan'ın işlerinden sorumlu İstanbul Başsavcısı, diplomayı iptal et diye yazmış ya. Diyor ki; 'Bu diploma, YSK dahil -parantez içine yazmış- kullanılmaktadır.' Bir kere hiç kullanılmadı da. Cahil cühela adam, belediye başkanı olmak için üniversite diploması kullanmıyorsun. Milletvekili olmak için üniversite diplomasına ihtiyaç yok. Sadece Cumhurbaşkanlığı adaylığında var. Onun da daha başvurusunu yapmadık.

Diyor ki; 'Bu diploma YSK dahil kurumlarda kullanılıyor. Önlenemeyecek kayıplar olur.' Ne kaybolur? Erdoğan seçim kaybeder diyor. Açıkça söylüyor. Önlenemeyecek kayıplar... Açıkça söylemiş, yazmış oraya. 'Ekrem İmamoğlu'nda bu diploma olursa aday olur, olursa da Erdoğan'ı yener, biz bunu önleyemeyiz' diyor. Önleyin diye iptal yazmış.

Fakülte, dekanlık defalarca yazmış 'iptal edilemez' diye. Dekanın gırtlağına çökmüşler, istifa etmiş. Yerine dekan atamamışlar. Dekan atamadan önce de İstanbul Üniversitesi'nin yönetimini toplamışlar, orada da hukukçu yok. Bunlar ring seferi falan düzenleyecek görevleri var. Gitmişler diplomayı iptal etmişler.

Böyle bir delilikle meşgulüz arkadaşlar, böyle bir delilikle meşgulüz. Ve öyle şeyler ki; teker teker Ekrem Başkanın her yaptığının doğru, üniversitenin yaptıklarının yanlış olduğunu, son aldıkları kararı alabileceklerini söylüyorlar ama sundukları bütün belgeler, bütün bilgiler bizi destekledi.

Bir de oraya şey bulmuşlar bir tane, mesela bir yazı, atlayarak okuyor. Çünkü orada diyor ki; 'Danıştay' diyor 'bir kere' diyor 'şeyi kabul etti' diyor, 'üniversitenin yaptığı iptali kabul etti, neden fakülte yapmadı' diyor. Danıştay orada şey demiş; 'durumun özelliğinden ve yapılan soruşturma gereğince bu işlem olabilir' demiş. Orayı atlıyor. Allah'tan baktık da arkadaşlar attılar kararı. Perişan haldeler.

Türkiye'yi de rezil ettiler. Utanç içindeyiz harcadığımız zamana, orada yakılan elektriğe yazık ya. Orada yakılan elektriğe yazık.

Bir umudum var, o da şudur: Hakim Bey kendisi, salona hitaben; 'Vicdanımızla, hukukun gereğine uygun olarak en ahlaki kararı vereceğiz, vicdanımızla baş başayız' diyor. Eğer bu gerçekse, ben hiç gerekçeli kararı falan beklemem.

Vicdanın kırıntısı olan da 18 sene önceki Ekrem'i cumhurbaşkanlığına engel olmak için 35 yıllık diplomasını iptal etmez kimse. Edemez! Olamaz! Türkiye'de devleti kimse yok sayamaz. Türkiye Cumhuriyeti devleti evrak üretiyor kardeşim.

Eğer 35 sene önce üretilmiş diplomaya... Ağzımdan yel alsın, Ekrem Başkan değil birisi çıksa, gitse savcıya, 35 sene önce İstanbul Üniversitesi'nde adam öldürdüm, aha bu ağacın dibine gömdüm dese, açsalar kemikleri çıksa, yargılamıyorsun. Zaman aşımı var, zaman aşımı 30 yıl. İşkence ederek öldürdüyse 30 yıl, bilerek, kasten ama işkence etmeden, acı çektirmeden öldürdüyse 25 yıl.

Sonra zaman aşımı var. 35 yıl önceki diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar. İptal ediyorlar, edilmesine karşı dava açmışız, onu da savunan mavunan yok. Savunulacak yerleri yok, tutacak yerleri yok. O yüzden biz bugün geldik, tarihin önünde acı acı tebessüm ettik arkadaşlar, acı acı tebessüm ettik. Bundan sonraki süreçte de takip edeceğiz. Bu diploma iade olursa, en doğrusu olur. Kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin verdiği kağıt, Tayyip Erdoğan'ın aleyhine bir sonuç doğuruyorsa, onu korkutuyorsa iptal edilebilir deyince... Aha da hiçbirimizin diplomasının, hiçbirimizin evlilik cüzdanının, hiçbirimizin tapusunun, hiçbirimizin elindeki hisse senedinin, hiçbirimizin bankaya para koydum diye aldığı hesap cüzdanının anlamı yok. Hukuk güvencesi kalktı mı böyle olur arkadaşlar. Tayyip Bey'in rakibi diye 35 sene önce adamın aldığı diploma iptal edilir mi?

O yüzden bizim içimiz çok rahat, tarih önünde acı acı tebessüm ettik. Olmayacak, Aziz Nesin yazsa, 60. sayfada; 'Ya üstad da iyice abartmışlar' bırakırsın. Bugün yaşadığımız, bugün yaşadığımız Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'dan daha komik değilse ben bir şey bilmiyorum. Aziz Nesin şundan kitap yazdı ya, devlet Yaşar'ı ölü görüyormuş bir evrakında, askeri çağırırken diyor, Yaşar'ı çağırıyor, vergi alırken alıyor, ceza keserken alıyor. Yaşar'ın işine bir şey olduğunda, sen ölmüşsün diyor. Yaşar ne yaşar... Bu mu komik, 35 yıllık diploma davası mı komik? Allah gani gani rahmet eylesin, bunu yazmazdı Aziz Nesin ya. Bu kadar inandırıcılığı kalmıyor işin yani.

O yüzden bu dava nasıl yok hükmündeyse, Ekol nasıl yok hükmündeyse, bu savcının yaptıkları yok hükmündedir. Bizim önümüz açıktır, istikametimiz iktidardır. Tayyip Erdoğan'ı yeneceğiz! Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını ne yaparsanız yapın yeneceğiz.

Bizim elimizden Tayyip Erdoğan'ı siyaseten hiç kimse alamaz. Çünkü kararı millet verecek. Ben millete güveniyorum, millet böyle insafsız değil. Millet kendi torununun diplomasını tartışmaya açmaz.

  • Soru: Girişte bir, hem küçük salon krizi yaşandı, daha önce de yaşanmıştı. Hem de bir arbede çıktı, bazı müdahaleler oldu, kapı kısmında siz de içeriye girerken gördünüz aslında, ne yaşandı efendim?

Birincisi, akıl almaz bir şekilde, bu duruşma kendi yerinde yapılabilirdi. Ekrem Bey'i alıp idare mahkemesine götürebilirlerdi. Yok Silivri'ye geleceğiz. Silivri kampüsünde görülen ilk idare davası. Olacak iş değil. Onu da bu kadar ilginin yoğun olduğu bir yerde en küçük salona koymuşlar. Maksat AK Parti'nin kara düzeni. Bu duruşmanın böyle görülmesini talimatlandırmış. Yoksa akılla olacak bir şey değil.

Siz de sıkıştınız, gazeteciler sıkıştı, aileler sıkıştı, avukatlar sıkıştı. Zorla girildiği içeriye, nefes alınmıyor. Sonra bu barikatlardan öteye kimseyi salmıyorlar. Çekmişler jandarmanın aracını, jandarma aracından 70 yaşında insanlara su sıkıyorlar. Arkadaşlarımız gidiyor, 'yapmayın, etmeyin' diyor. Orada, ya 70 yaşındaki o insana su sıkılır, yerlerde sürüklenir mi ya? Ne yapmaya gelmiş? Ekrem İmamoğlu'nun diploma davasına desteğe gelmiş 70 yaşında insanlara. O sırada, o sırada yerde sürüklenenler var, üzeri ıslananlar var, perişan olanlar var. İçerideki arbedede de bir kadının kaburgalarını kırdılar ve maalesef, maalesef Ayşegül Hanım, Doktor Ayşegül Hanım müdahale etti. 45 dakikadan fazla sedye beklendi. Arkadaşlar, dışarıda alınan tedbirlerden, dışarıdaki ambulanslar gelemediği için, salondaki sağlık görevlileri yerde sürüklenen ve kaburgaları kırılan kişiye müdahale için gitti. Sedye 45 dakikada geldi, şimdi Silivri Devlet Hastanesi'nde 4 tane milletvekilimiz de eşlik ediyor kendisinin tedavisine, tetkiklerine falan.

Bu sırada, bu sırada bu mesele olurken, bir milletvekilimizin, Genel Başkan Yardımcımızın, yapılan işe tepki için söylerken ağzından istemedik bir cümle çıkmış. Efendim jandarmamıza bunu dedi. Kimse jandarmaya öyle bir şey demez Cumhuriyet Halk Partisi'nde, demiyor. O su sıktıran zihniyete, kızgınlığından, 70 yaşındaki teyzenin burasına su vurunca, 'yapma bunu' derken ağzından bir şey çıkıyor. Jandarmaya söylendi diyorlarsa, aha Özgür Özel olarak o sorumluluğu ben alıyorum, o kelimeyi ben geri alıyorum, ben özür diliyorum. Ancak yapılan iş soruşturmaya tabi tutulmalıdır, o emri verenler ve o kanunsuz emri uygulayanlar hakkında da jandarmanın üstüne düşeni, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yapması lazım. 70 yaşında, 80 yaşında kadına, amcaya, teyzeye, dedeye su sıkmak nedir ya? Su sıkmak nedir yani? Kaburgasını kırmak nedir ya? Olacak şey değil.

Böyle bir laf söylenmiş, bu jandarmaya söylenmiş... Öyle bir şey yok. O jandarma kendini buralara kimin sürüklediğini, bu emirleri kimin verdiğini, neler yapıldığını biliyor. Hepsi bizim canımız, ciğerimiz. Jandarmanın genelinden alınan varsa, ben özür diliyorum. Ama o emri veren ve o teyzeye o suyu sıkana da... Düşün be kardeşim; kendi annen var, baban var yani. Ne yapsın arkadaşlar? Telin ötesinden sıkıyor. Bir de... Şöyle oluyor: Su sıkıyor, arkadaşlar "yapma" diyor, "sen karışma" diyor. "Dur biraz daha hızlı sıkayım" diyor, basıncı iki kata çıkarıyor. Olacak iş değil yani.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi