Gelir 5 kat arttı, emekli yerinde saydı! İbrahim Kahveci vahim tabloyu açıkladı
Halk TV'de Ebru Baki'nin sunduğu Para Siyaset programında konuşan Gazeteci İbrahim Kahveci, emeklilerin 2002 yılında, yani AKP iktidarının ilk yılında açlık sınırının yüzde 37 altında yaşadığını, aradan geçen 20 yılda kişi başına düşen gelirin 5 kat artmasının ifade edilmesine karşın emeklilerin açlık sınırının yüzde 28 altında olduğunu verilerle açıkladı.
Kahveci, emeklilerin gerçekte konumunun aradan geçen onca yıla rağmen değişmediğini ifade edip, "Şimdi diyor ki dün Cumhurbaşkanı "Ben emeklilere diyor kalkınmadan pay verdim." 3.600 dolardı. Bununla övünüyoruz. E benim şimdi kişi başına gelirim 18.000 dolar. Benim payım nerede? " sorusunun sorulduğunu kaydetti.
Erdoğan'dan emekli maaşı açıklaması! Dolar hesabı yaptı
10 ayda ortalama 16.973.000 kişiye maaş ödendiğini kaydeden Kahveci, bunun maliyetinin 3 trilyon 101 milyar lira olduğunu, kişi başına düşen aylığın 18.273 liraya tekabül ettiğini söyleyen Kahveci; bu paranın açlık sınırının yüzde 28 altında olduğunu söyledi.

Ülkenin ne kadar temel değeri varsa başkanlık sistemi ile bunun bozulduğunu söyleyen Kahveci, tek kişinin aldığı kararın kimse tarafından itiraz edilmediğini söyledi. Sözlerinin devamında Güney Kore ve Filipinler'deki ekonomi ve kalkınma düzeyinin tarihsel gelişimini aktaran Kahveci şu ifadeleri kullandı:

"2002 yılında, 2002 yılında 6.550.184 kişi emekli. Şimdi AK Parti iktidara geldiğinde yıllık ortalama veriyorum sevgili seyirciler. Sevgili AK Partililere söyleyeyim ben bunu aslında. 2002 yılında 6.550.184 kişiye 16 milyar 687.400 lira para ödenmiş.
Yani kişi başına emekli dul yetim. Bakın yazıyorum. Emekli dul yetim toplam hepsi 16 milyar para 6,5 milyon kişiye verilmiş. Ayda 212 lira. Peki 2002 yılının 12 aylık açlık sınırı ne? 337 lira.
Emekli maaşı açlık sınırının, dolar kuru almıyorum. Dolar kurunu niye almadığımı biraz sonra söyleyeceğim. Açlık sınırının %37 altındaymış.
%30 altında %26 altına düşmüş. Sonra düzelmiş. Emeklilerin durumu mesela nerelerde? 2012, 2013'te, 2016, 17, 18, 19'da fark azalmış. Emeklilerin toplam eline geçen para açlık sınırına göre yani açlık sınırı şu: Gıda alım gücü. Et, yoğurt, süt, peynir, ekmek, ne dersek diyelim.
TÜRK-İŞ'in ölçtüğü bu TÜİK de değil. TÜRK-İŞ'in ölçtüğü açlık sınırı. Sonra nereye gelmiş? Son 4 yıla bakın. E AK Parti aldığı yere tekrar getirmiş. Peki sorumuz şu: Aynı yere getirmiş de benim burada kişi başına gelirim 3.600 dolardı.
Şimdi diyor ki dün Cumhurbaşkanı "Ben emeklilere diyor kalkınmadan pay verdim." Benim burada kişi başına gelirim 3.600 dolardı. Bununla övünüyoruz.
E benim buradaki kişi başına gelirim 18.000 dolar. Benim payım nerede? Şimdi bakın arkadaşlar. Ortalama alıyorum. 2025 yılının en son veri Ekim ayı. 10 aylık yani.
10 ayda ortalama 16.973.000 kişiye maaş ödenmiş. Ne kadar? 3 trilyon 101 milyar. Kişi başına aylık neymiş? 18.273. Peki açlık sınırı neymiş? 25.422.
Yani yüzde 28 altında. E arkadaş benim 25 yıl önce, 23 yıl önce de durumum aynıydı. O zaman kişi başına gelirim 3.600 dolardı.
Başkanlık sistemi ülkeyi mahvetti. Başkanlık sistemi ülkenin, ben size gelir dağılımını verdim. Gelir dağılımı da burada başlıyor bozulmaya. Ben size neyi verdim? Mesela kiracılık, ev sahibi oranı, kiracılık oranı burada başlıyor bozulmaya.
Ülkenin temel ne kadar değeri varsa bak ülkenin temel ne kadar değeri varsa başkanlık sistemi gelmiş hepsini darmadağın etmiş. Ülkenin yapısal, kurumsal ne kadar değeri varsa başkanlık sistemi. Ya biz başkanlık sisteminin faturasını o kadar ağır, o kadar ağır ödüyoruz ki o mühürsüz oyların faturasını... Al size emekli.
İsmail Saymaz:
Başkanlık sistemi mi ya da Erdoğan'ın bu sistem içerisinde uyguladığı bazı politikalar mı? Yani başkan olmasaydı da başkanlık sistemi olmasaydı da e parlamenter usulle devam etseydi de yine 2019'daki karar alınsaydı yine aynı şey olacaktı.
İbrahim Kahveci:
Tabii ki. Yani Başkanlık sistemini şöyle. Şöyle bir örnek vereyim. Mesela 2011-12'de ben Bakanlar Kurulu'nda yer alan bazı isimlerle konuşurdum. Diyordu ki mesela biz hızlı karar almak için uğraşıyorduk. Ya Bakanlar Kurulu'ndan geçmeyen kararlarımız vardı. Sonra bakıyorduk ki "Aa meğer doğruymuş."
Başkanlık sisteminde sorun şu: Yukarıdaki, en yukarıdaki kişi yanlış karar verdiğinde o yanlış kararını düzeltecek "Efendim, bu öyle değil. Şu şöyle." diyebilecek bir kişi var mı? Sayın Cumhurbaşkanı etrafında
İsmail Saymaz:
İtirazım yok. Ama 2015'ten sonra zaten fiilen aslında parlamenter sistem içerisinde başkanlık yetkileri kullanılıyordu. Olağanüstü halle beraber. Yani tek başına sistem sistemden kaynaklı çok arıza var elbette. Aynı fikirdeyim seninle. Fakat 2019 faiz indirme kararı parlamenter sistemde de alınabilirdi.
İbrahim Kahveci:
Şöyle senin sorunu şöyle örnek vereyim, karşılık vereyim. Uzak Doğu'da iki ülke var. Biri Filipinler, birisi Güney Kore. 1940'lar sonrasında, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Uzak Doğu'nun en parlak ülkesi Filipinler'dir.
Filipinler'de de bir diktatör iş başına geliyor. Güney Kore'de de bir diktatör iş başına geliyor. Biliyorsunuz Amerika o dönemlerde komünizme karşı olsun da diktatör de olsa mesele değil.
Askeri darbe de yapan diktatör de olsa, darbeci şeyler de olsa mesele değil. Amerika açısından. Filipinler'deki diktatör darbe yapan diktatör sadece kendine baktı. Eşinin çantasına baktı. Eşinin ayakkabısına baktı. Kendisinin saraylarına baktı. Lüksüne baktı.
Hayatına baktı. Ülkesini mahvetti. Aynı benzer diktatör Güney Kore'de O da diktatör, o da zalim. O da bir sürü insan astı, öldürdü etti filan. Ama Güney Kore'deki diktatör gitti. Ekonomik kalkınmanın temelini attı.
Birisi kendi sarayına, kendi karısına, kendi ayakkabılarına, lüksüne baktı. Öbürü ülkenin geleceğine baktı. İki diktatör farkı. Filipinler bugün Uzak Doğu'nun sürünen ülkesi, Güney Kore Uzak Doğu'nun en parlak ülkelerinden birisi.
Bir başkası. 1980'lerde bile neredeyse Güney Kore ile eşittik. 1980'lere gelirken bile. 60'larda, 70'lerde Güney Kore bizden çok fakirdi. 1980'lerde kişi başına gelir açısından söylüyorum bunu. Güney Kore bizi yakaladı, geçti.
Ve Güney Kore markalar çıkardı, şeyler çıkardı. Bugün bizim iki katımızdan fazla zengin. Şirketlerin büyüklüğü açısından baktığınız zaman bizi fersah fersah geçiyor. Yani mesele sadece sistem değil. O sistemde mesele yanlış kararlar alındığı zaman sistem onu düzeltebiliyor mu? Mesela çok baskıcı yönetim Güney Kore diktatörü ama doğru kararlar aldı ülkesini büyüttü.