Son Dakika | CHP'den Erdoğan'a 'temiz dil' yanıtı! "İnsan kulaklarına inanamıyor"
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik sözlerine tepki gösterdi. Emre, Erdoğan’ın halkın gerçeklerinden rahatsız olduğunu savunup ve şöyle konuştu:
“Sayın Erdoğan tabii bunu bilmiyor, duymuyor, görmüyor belki. Çünkü Sarayın sağır duvarları arkasında kapalı salonlarda konuşup o konuşmaları 20 kanalda zorla yayınlatıp ayrılıyor.”
Emre, CHP Lideri Özel’in milletin her kesimiyle kucaklaşan bir siyaset dili kurmaya çalıştığını, buna karşılık Erdoğan’ın üslubunun asıl problem olduğunu söyledi.
Emre, Erdoğan'ın Özel'e yönelik 'temiz dil' eleştirisine şöyle yanıt verdi:
"Ne yazık ki genel başkanımız hitaben temiz bir dil kullanmadığı yönünde de bir eleştiri getirmiş.
Şimdi açıkçası bunu Sayın Erdoğan söyleyince insan kulaklarına inanamıyor.
Çünkü herhalde bizim siyasi tarihimizde yoktur ama dünya siyasi tarihinde kendi vatandaşıyla bu kadar kavga eden, hakaret eden, kendi vatandaşınıza çok affedersiniz... Burada bazı kelimeleri söylemem lazım derdi anlatmak açısından. Sürtük diyen, çürük diyen, iftira atan. Öyle değil mi? Gezideki o genç kardeşlerimize benim başörtülü bacıma saldırdılar deyip iftira atmıştı.
Cibilyetsiz diyen... Kendi hakkını arayan öğrencilere terörist diyen. Kendisine ulaşıp da dert anlatmaya çalışan öğretmenlere yalancı diyen. Burada dilimizin artık söylemek istemeyeceğimiz kadar hakaretle, hakaretamiz sözlerle konuşan Sayın Erdoğan'ın genel başkanımızı temiz bir dile davet etmesi kadar da ironik bir durum yok açıkçası"
CHP’nin emeklilerle Meclis’te süren eylemine de değinen Emre, yapılan maaş artışlarını yetersiz bulduklarını söyledi:
“667 TL günlük geliri olan bir yurttaşın bu ülkede hayatta kalabilmesi imkânsız. Barınma problemi ortaya çıkıyor.”
Emekli maaşlarının insani bir düzeye artırılması için de Emre şu çağrıyı yaptı:
"Adalet ve Kalkınma Partisi hariç Milliyetçi Hareket Partisi dahil....
Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partiler bu konuda büyük duyarlılık gösteriyorsa o zaman mecliste emekliler için ortaklaşalım.
Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun gelin emekliliği hiç olmazsa yoksulluk sınırı, açlık sınırının altında yoksulluk sınırı çok uzağında elbette ama açlık sınırının altında bir rakamda burada yaşamaya mahkum etmeyelim.
Gerekli düzenlemeyi yapalım. Hep birlikte bunu yapalım değerli arkadaşlar. Bu da bu konuda dile getiren, konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere bu haftaki göreceğimiz şey en büyük samimiyet testi olacak"
CHP Sözcüsü, Suriye ile ilgili açıklamalarda da bulundu Suriye’nin toprak bütünlüğü, anayasal süreci ve kapsayıcı yönetim modelinin Türkiye için de güvenlik açısından önemli olduğunu vurguladı:
"Suriye'deki yaşayan farklı kimlik ve inançtaki insanların akrabaları burada yaşıyor. Oradaki Kürtler de, Türkmenler de oradaki Aleviler de, Sünniler de, Araplar da burada aile bağları var. Dolayısıyla hep şunu ifade ettik.
Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'deki barış, huzur ortamı ve oradaki yeni dönem sonrasında kurulacak anayasal anayasa yapım süreci, anayasal süreç ve gerçekleşecek seçimler çok kapsayıcı bir yönetim modeli olması, demokratik bir Suriye'nin varlığı bizim için çok önemli, bizim güvenliğimiz açısından çok önemli. yurttaşlık bilincinin öne çıkardığı çıkartıldığı bir ülke yapısı, herkesin kendini bir ve eşit hissettiği, kimsenin dışlanmış hissetmediği.
Tabii haliyle farklı kimliklerin bulunduğu bir coğrafya ve burada akrabalık ilişkilerinin de bulunması nedeniyle farklı hassasiyetlerin ortaya çıktığını gerek söylem bazlı, gerek eylem bazlı buradaki yurttaşlarımızı da ciddi şekilde etkileyen süreçler olduğunu görüyoruz."
Emre'nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan Genel başkanımıza hitaben dedi ki tabii genel başkanımızın her fırsatta milletimizin derdiyle dertlenmesi, milletin sorunlarını dile getirmesi karşısında halkın gerçeklerini yüzüne vurmasından rahatsız olmuş, çokça konuşmasını dile getirdi. Kıymetli arkadaşlar, Sayın Erdoğan tabii bunu bilmiyor, duymuyor, görmüyor belki. Çünkü Sarayın sağır duvarları arkasında kapalı salonlarda konuşup o konuşmaları 20 kanalda zorla yayınlatıp ayrılıyor.
Halbuki bizler sokakta, pazarda, fabrikada milletimizin feryadını duyuyoruz. Sokağa çıktığımızda o milletin feryadını gördüğünüzde vicdanı olan tüm siyasetçiler milletin derdiyle dertlenir.
Genel başkanımız da burada büyük bir gayretle haftanın neredeyse her günü büyük bir özveriyle çalışarak toplumun her kesimiyle seçmenlerle kucaklaşacak bir dil inşa etme amacında ve Türkiye'yi gelecekte iktidara nasıl hazırlarız heyecanı içerisinde ve burada ne yazık ki genel başkanımız hitaben temiz bir dil kullanmadığı yönünde de bir eleştiri getirmiş.
Şimdi açıkçası bunu Sayın Erdoğan söyleyince insan kulaklarına inanamıyor.
Çünkü herhalde bizim siyasi tarihimizde yoktur ama dünya siyasi tarihinde kendi vatandaşıyla bu kadar kavga eden, hakaret eden, kendi vatandaşınıza çok affedersiniz... Burada bazı kelimeleri söylemem lazım derdi anlatmak açısından. Sürtük diyen, çürük diyen, iftira atan. Öyle değil mi? Gezideki o genç kardeşlerimize benim başörtülü bacıma saldırdılar deyip iftira atmıştı.
Cibilyetsiz diyen... Kendi hakkını arayan öğrencilere terörist diyen. Kendisine ulaşıp da dert anlatmaya çalışan öğretmenlere yalancı diyen. Burada dilimizin artık söylemek istemeyeceğimiz kadar hakaretle, hakaretamiz sözlerle konuşan Sayın Erdoğan'ın genel başkanımızı temiz bir dile davet etmesi kadar da ironik bir durum yok açıkçası.
Değerli arkadaşlar. Şimdi bir tabii önemli konu daha var. Bir önceki basın toplantımızda demiştik ki Ankara'nın bir billboard kampanyası yürütüldüğü.
İller bazında baktığınız zaman aldıkları oylarla örtüşmeyecek. Siyaset bilimi açısından şüpheli görülecek. Bir birçok vatandaşımızın bizlere başvurusu, farklı mecralara başvurusuyla haberi olmadan dahi üye yapıldığı ve bunun da reklamının yapıldığı bir bilboardla bir reklam kampanyası görmüştük.
Şimdi bunun daha ayıbını İstanbul'da görüyoruz. Çünkü biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir Belediyemize bir soruşturma ve o soruşturmadan kaynaklı aslında hukuk devletinde yeri olmayan şekilde masumiyet karinesine aykırı, mülkiyet hakkına aykırı. Henüz daha soruşturmalar devam ederken yargılama olmamışken, kesinleşmiş bir mahkumiyet yokken insanların mal varlığına, şirketlere el konuldu ve çok sayıda şirket TMSF'ye devredildi.
Ve bu şirketlerin içerisinde önemli sayıda Türkiye hava açık hava reklamlarına baktığımız zaman %90-95'ine kontrol altında tutan şirketlere de el koyduğu görüldü. Ve oralardan da bir reklam kampanyası nedir o? Cumhuriyet Halk Partisi'ni kötüleyen, Cumhuriyet Halk Partisi'ni karalayan. Yani hani diyorlar ya sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak. İşte birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız, derdinizi anlatamayacaksınız.
Biz her gün sokaktayız, çarşıdayız, pazardayız ve bu soruşturmalardan kaynaklı halkı ikna sorunu yaşayan iktidarın bu sefer de bu bilboardlar üzerinden bir algı kampanyasına giriştiğini görüyoruz. Ne dedi orada Sayın Genel başkanımız bunu görünce. "Madem siz bu kadar haklsınız inanıyorsunuz, bu iddialarınızın arkasındasınız, gelin İstanbul seçimiyle yenileyelim ve size de 1,5 milyon oy avans verelim. Hadi buyurun seçimi yapalım, halkın hakemliğine gidelim. Orada görelim bakalım" Yani İstanbul'un gönlünden geçen ne? İstanbul'un gönlünden geçen gerçeği değiştiremezsiniz. Çünkü İstanbul'un kimin metro yaptığını, kimin metro yapılmasın diye imza atmadığını, kimin kreş açtığını, kimin kreş açmanın önüne geçecek düzenlemeler yaptığını, kimin hak süt dağıttığını ve bütün bu hizmetlerin önüne geçmeye çalışan iktidarın da en sonunda bir yargısal operasyonla İstanbul iradesini tanımadığını, Büyükşehir Belediye Başkanımızın Sayın İmamoğlu'nun ve çok sayıda bürokratı belediye başkanı arkadaşımıza haksız hukuksuz bir şekilde cezaevine gönderdiğini biliyor. Biz vatandaşımızın hayatını çileye çeviren, mutfakta yangın, sokakta güvenlik krizi yaratan sorunları konuşmaya, bunları gündeme getirmeye devam edeceğiz ve ülkemizin en yakıcı problemleri için en gerçekçi çözüm önerilerimizde halkımızın karşısında olacağız. Burada değerli arkadaşlar, biz biliyorsunuz mecliste 10 günü aşan bir süredir milletvekili arkadaşlarımızla birlikte meclisi terk etmiyoruz. Emeklilerimizle bir dayanışma eylemi gerçekleştiriyoruz ve bununla ilgili çok pozitif geri dönüşler de alıyoruz. Çünkü biliyorsunuz ilk başta sanki emekliye çok büyük bir mükafatmış gibi 16.881 TL olan en düşük emekli maaşını 18.839 TL olarak açıklanmıştı. Tabii burada en başta bizlerin ve toplumsal muhalefetin bu kadar vicdansızlık olmaz. Emekli açlık Sınırının 30.000 lira olduğu bir ülkede böyle nasıl geçilecek, nasıl barılacak, nasıl ısınacak dedik ve onlarla dayanışma mitingleri eylemleri düzenlemeye başladık. Çok büyük mükafatmış gibi bu sefer bunu 20.000 lira olarak açıkladılar. Biraz daha yükselttiler. Şimdi tabii günlük ne yapar değerli arkadaşlar? 667 TL yapar. 667 TL ile bu ülkede bir yurttaşın, bir emeklinin geçinebilmesi imkanı yok, hayatta kalabilmesi imkanı yok. TÜİK artık hani güvenilirliği tartışmalı olan kalmamış verilerinde dahi yıllık enflasyon 30'un üzerinde ve ocak ayında kirasına zam yapılacak bir emekli bu oranlarla karşılaşacak. Ha böyle olunca barınma problemi ortaya çıkıyor ve ne acıdır ki, ne acıdır ki kirasını ödeyemediği için evinden çıkartılan ve sokakta yaşamaya başlayan 66 yaşındaki emekçimiz Cemal Ertürk'ün soğuktan korunmak için girdiği otomobilde yangın çıkması sonrası hayatını kaybettiği gibi çok dramatik sahnelerle karşı karşıya kalıyoruz. O nedenle madem bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi hariç Milliyetçi Hareket Partisi dahil....
Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partiler bu konuda büyük duyarlılık gösteriyorsa o zaman mecliste emekliler için ortaklaşalım.
Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun gelin emekliliği hiç olmazsa yoksulluk sınırı, açlık sınırının altında yoksulluk sınırı çok uzağında elbette ama açlık sınırının altında bir rakamda burada yaşamaya mahkum etmeyelim.
Gerekli düzenlemeyi yapalım. Hep birlikte bunu yapalım değerli arkadaşlar. Bu da bu konuda dile getiren, konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere bu haftaki göreceğimiz şey en büyük samimiyet testi olacak. Değerli arkadaşlar burada tabii bir sosyal mühendislik uygulandığını da görüyoruz. Çünkü bu ülkedeki 2019 yılında sadece 1 milyon yurttaşımız en düşük emekli aylığı alırken bugün itibariyle yaklaşık 5 milyona geldi. Tam rakam 4.917.000 kişi. Şimdi bu ne demek? Emeklilerimiz yoksullukta eşitleniyor. Yani zamanla herkes en dipteki maaşa mahkum olacak bir politika gütülüyor. Bunu kimse EYT'nin EYT ile açıklamaya kalkmasın. Çünkü burada esnek çalışma sömürüsünün, kayıt dışılığının, sendikalaşmanın önüne geçilmesinin bir sonucunu yaşıyoruz hep birlikte. Aslında 2019'da en düşük emekli aylığı artış oranında bir artış olsaydı o gün 2.000 lira alan emekli bugün 40.000, 5.000 lira alan ise 100.000 lira alacaktı.
Halbuki bugün o rakamların çok ötesinde bir Türkiye ile Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Değerli arkadaşlar, biz kimseden lütuf falan beklemiyoruz. Yıllarca çalışmış, didinmiş, alın dökmüş bu ülkenin kıymetli yurttaşlarını insanca bir ortamda yaşaması için çaba sarf ediyoruz. Bu bir haktır. Emeklilerimizin bu haklı talebinin yanındayız ve bu konuda düzenleme oluncaya kadar ne kadar sürerse sürsün çabamız devam edecek Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ve kaynak problemine gelince, kaynak söylemine gelince bakın bizde bir vergi politikası uygulanıyor. Yani az kazanandan çok, çok kazanandan az alındığı bir vergi düzeni var. Maliye Bakanlığı'nın uyguladığı bu düzen baktığınız zaman geri geliyor motokuryenin bahşişine gözüküyor ama milyarderlerin borcunun sürekli meclis eliyle çeşitli uzlaşma komisyonları adı altında silindiğini görüyoruz.
Burada asgari ücretli kaybediyor, öğrenci kaybediyor. Ekonominin direği orta sınıf kaybediyor, eriyor ama Türkiye'deki fark makas açılıyor. Yani en zengin %5'lik kesimin zenginleşmesi artıyor ve aradaki makasın sürekli açıldığına şahit oluyoruz. Ve gelirin ve servetin adaletsiz paylaşımı gitgide derinleşiyor. Şimdi değerli arkadaşlar bizim milletvekili arkadaşlarımız, alanında uzman olanlar bu konuda ciddi çalışmalar içerisinde. Mesela buradan söyleyelim. Karabük Milletvekilimiz Sayın Cevdet Akay Gelir İdaresi Başkanlığı verileri ve şirket bilançolarını tek tek inceleyerek bir sonuca vardı ve bir tablo oluşturdu. O tabloya baktığınız zaman aslında 2013-2024 yani son 10 yıllık dönem içerisinde bir defa vergi uzlaşma komisyonu adı altında milyarlarca TL'lik verginin affedildiğini görüyoruz. İkincisi buradan daha büyük bir şey şunu gösteriyor. Vergi harcaması denilen o kara delikte saklı aslında. Yani Bütçeye baktığımız zaman 2026 yılında bu yolla vazgeçilmesi öngörülen tutar 3 trilyon 597 milyar TL. Buna ilave özellikle kamu özel işbirliği ve o meşhur yap işlet devlet modeliyle hazineyi sömüren yaklaşık sayıları 44'ü bulan o şanslı şirketlerin ödedikleri vergilere baktığımız zaman mesela 2025'te 701 milyar, 2026'da 768 milyar olarak açıklanıyor ama bu iktidar döneminde 13 ayrı vergi affı çıkartarak o şirketlerden çoğunlukla bu parayı tahsil etmedi. Gece yarısı kararnameleriyle bu paralar tahsil edilmedi. Değerli arkadaşlar, onun için diyoruz. Bizim ülke olarak kaynak sorunumuz yok. Kaynakların yönetimi problemi var. Ve burada yine Maliye Bakanı geçen gün bir açıklama yapıyor. Evlere şenlik diyor ki "Türkiye'nin toplam borcunun milli geliri oranı %94 e bize benzer ülkelerde bu oran %236 da bilmem kaç." Yani şimdi eğer bir karşılaştırma yapacaksak Arkadaşlar biz dünyada enflasyonun en önde olduğu 10 ülke içerisindeyiz ve bizimle altlı üstlü olan ülkeler Burundi, Zimbabve, Venezuela gibi ülkeler. Yine genç işsizlikte baktığımız zaman OECD ülkelerinin en dibinde yer alıyoruz. Asgari ücretteki alım gücüne baktığımızda Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en dipte yer alıyoruz. Bu iktidarın birincilikleri baktığımız zaman hep olumsuz rakamlarda çıkıyor. Vatandaşın kredi kartı borcu patlamış durumda. Bakın sadece 2025 yılı ilk 11 ayında 1.946.000 kişi kredi kartı borcunu ödeyemediği için takibe düşmüş durumda. Burada da %20'lik bir artış var ve toplam rakama baktığımız zaman icra dosya sayısı 24,5 milyonu buldu. Türkiye tarihinin rekoru. Peki bankalar, bankalar da risk altında. Çünkü 2025'te bireysel kredi ve kredi kartlarında tahsili olacak alacaklar %137 artmış durumda, 247 milyara çıkmış durumda. Tabii insanlar keyfinden harcamıyor. Eczaneye gidiyor, kredi kartı. Vatandaş pazara gidiyor, kredi kartı harcıyor. Çocuğuna süt alıyor, kartla çekiyor. E tabii bakkala gidiyor, kartla çekiyor. Ay sonu geldiğinde onu ödeyemiyor. İşte hani Türkiye yüzyılı diyorlardı ya. Onlar masal arkadaşlar, Türkiye'nin gerçeği bu, bu rakamlar. Burada bir konunun daha altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi biz ülkemizdeki ekonomik kaynaklı birçok problemin hep dile getiriyoruz. Bunun yaşadığı içeride ayrımcılık işte karşılaştığımız iklim hukuk sistemi ve bunun sonuçları ülkeye verdiği zararlar. Geçtiğimiz günlerde de hakikaten çok tabii üzücü bir tabloyla bir kez daha karşı karşıya kaldık. Biz dedik ki bu iktidar dönemindeki ülkede kadına yönelik şiddetin, kötü muamelenin, istismarın hani rekor rakamlar kırması geçmişle kıyasladığımızda çok çok yüksek rakamlar çıkması buna ilişkin bir çok yönlü politikanın benimsenmesi gerektiği kendi önerilerimiz de var bu konuda. Dedik ki burada yapılması gereken çok boyutlu politikalar var kadına yönelik şiddeti önleme konusunda ama her geçen gün bu rakamlarda kötüye gidildiği gibi çok çarpıcı olayları da hakikaten biz yaşayaduruyoruz. Mesela geçtiğimiz günlerde hakikaten ibretlik ve üzücü bir tablo olduğunun altını çizelim. Bir adliye içerisinde saldırıya uğrayan bir hakim var. Saldırıyı gerçekleştiren kim dediğimizde saldırıyı gerçekleştiren bir Cumhuriyet savcısı ve o Cumhuriyet savcısı gidip hakimi vuruyor. Saldırıyı önleyen kim dediğimizde de bir mahkum. Hakikaten o kadar ibretlik ki yani bir ülkede kadın tehdit ediliyorsa gideceği başvuracağı kim dediğimizde savcıdır ama savcı bizzati gidip bir kadını adliye içerisinde vurabiliyor ve o savcı da açıkçası şunun da tabii altını çizmek lazım. Bu ülkedeki pırıl pırıl çocuklar giriyor yazılı sınavlara çok yüksek puanlar alıyor. Mesela bir tanesinde ismini verelim. 9 Ocak'ta İstanbul Barosu avukatlarından Mert Akdoğan hakimlik sınavında 115'inci olmasına rağmen sözlü mülakatta elendiği için canına kıyabiliyor ama kimin referansıyla alındığını bilmediğimiz ki buradan çağrı yapalım iktidar temsilcilerine. Buyurun söylesinler bu kimin yeğeni? Bunun arkasında kim var? Bunun halası dayısı kim? Sizin döneminizde alındı bu savcı. Alınma tarihi 2017 görünüyor. Dolayısıyla bu hangi testlerden geçti? Hangi mülakat kurulu bunu savcılık yapmaya, yargı mensubu olmaya ehil buldu ve diğer çocukları pırıl pırıl çocukları bulmadı ve bu adliye içerisinde bir suç işleyecek duruma gelebiliyor. Şimdi bu bir çürümenin işareti değerli arkadaşlar. Bakın bununla birlikte iki olay var. Birlikte değerlendirmek lazım. Adana'da 3 Ağır Ceza Mahkemesi eski narkotik polisi ve eski terör savcısı yargılandığı uyuşturucu davasından geçen hafta karar çıkıyor. Birisi 26 yıl, biri 31 yıl 6 ay alıyor savcı ve savcının cezası 8 yıla düşürüyor. Yardım ettiği gerekçesiyle oradan da indirimle 6 yıla düşüyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani bizzati bulunduğu meslekler itibarıyla adı geçen suçları önlemekle sorumlu kimseler bizzati o suçların faili olabiliyor. Peki değerli arkadaşlar çeyrek yüzyıllık bu iktidarın hiç mi günahı yok? Hiç mi kusuru yok? Hiç mi bu sistemin eksiği gediği yok? Bu insanları, bu kriminal kişileri bu görevlere getiren bizzati bu iktidar. Ve biz dedik ki kadına yönelik şiddet politik buna yönelik çok yönlü politika geliştirmemiz lazım. Kendi yenilediğimiz parti programımızda da dile getirdik. Dedik ki birincisi İstanbul Sözleşmesi buradan tek taraflı çıkarken biz kadın hakları konusunda daha dikkatli olacağız, daha iyi düzenlemeler yapacağız dediğiniz ama suç oranları ve işlenen rakamlara baktığımız zaman artıyor. Bir daha İstanbul Sözleşmesi'ne ve benzeri sözleşmelere muhakkak geri dönmek lazım. İkincisi burada bilinçli mücadele için veri önemli, strateji önemli. Dolayısıyla düzgün verilerle uygun stratejiler hazırlayarak kadın sivil toplum örgütleriyle işbirlikleri gerçekleştirmek lazım. Dil ve eğitim üçüncüsü. Yani söz konusu kadın olunca kullanılan dil ve gerek eğitimde gerekse medyada, dijital platformda buralara ilişkin kadına yönelik ayrımcı dille mücadele edilmesi. Kadının her alanda bulunması. Mor ekonomik dönüşüm dedik. Yani iş yaşam dengesini sağlayacak, dengeleyecek bir politika gütmemiz lazım. Yoksullukla mücadele, kadın yoksulluğunu yoksaymayacak bir mücadele. Dolayısıyla birçok alanda bu işin önüne geçmek mümkün. Yeter ki buna uygun bir irade ortaya konulsun. Şimdi değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu daha. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda da etraflıca tartıştık, konuştuk.
Biliyorsunuz biz 14 yıldır Suriye'nin sınır komşusu olarak Suriye'de gerçekleşen iç savaş ve iç savaş kaynaklı ölümler, yaralanmalar, sakat kalma, göçler ve bunlardan kaynaklı en fazla zarar gören ülkelerin başındayız maddi manevi olarak. Bir defa milyonlarca mülteci ülkemizde misafir ettik. Bunun sosyoekonomik sonuçları var. İlerisi için problemleri var. Ancak bizim Suriye ile güçlü akrabalıklarımız var. Çünkü Suriye'deki yaşayan farklı kimlik ve inançtaki insanların akrabaları burada yaşıyor. Oradaki Kürtler de, Türkmenler de oradaki Aleviler de, Sünniler de, Araplar da burada aile bağları var. Dolayısıyla hep şunu ifade ettik. Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'deki barış, huzur ortamı ve oradaki yeni dönem sonrasında kurulacak anayasal anayasa yapım süreci, anayasal süreç ve gerçekleşecek seçimler çok kapsayıcı bir yönetim modeli olması, demokratik bir Suriye'nin varlığı bizim için çok önemli, bizim güvenliğimiz açısından çok önemli. yurttaşlık bilincinin öne çıkardığı çıkartıldığı bir ülke yapısı, herkesin kendini bir ve eşit hissettiği, kimsenin dışlanmış hissetmediği. Tabii haliyle farklı kimliklerin bulunduğu bir coğrafya ve burada akrabalık ilişkilerinin de bulunması nedeniyle farklı hassasiyetlerin ortaya çıktığını gerek söylem bazlı, gerek eylem bazlı buradaki yurttaşlarımızı da ciddi şekilde etkileyen süreçler olduğunu görüyoruz. Genel Başkanımız bir yıldan beridir Suriye'de sürekli sabrı tavsiye etmektedir. Sürekli diplomasiyi tavsiye etmektedir. Sürekli oradaki çatışmaların şiddetlenmemesi, bir şekilde anlaşmaların olması, kimsenin burnunun kanamaması için özel çaba sarf edilmesi ve defalarca diyalog, diyalog, diyalog diye altını çizmiştir. Ve biz bunu önemsiyoruz gerçekten. Orada kimsenin bundan sonra artık acı yaşamamasını önemsiyoruz. Çünkü çok büyük acılar yaşandı o coğrafyada. Artık huzur bulmasını istiyoruz. Ülkemizde yürüyen, gerçekleşen bir ideal bir her türlü çelişkiden, her türlü farklı görüşten, her türlü uğradığımız haksızlığa karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bizim de bulunduğumuz Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu ve nihai olarak Türkiye'de terörün topyekün sonlanmasına yönelik çalışmada ülkemizde de birçok demokratik adımın atılmasını önemsiyoruz. Bütün bunları biz Ankara'nın yol göstericiliğinde olması da önemli. Bölge ülkeleri açısından dediğim gibi en çok etkilenen ülkelerin başı olmamız bakımından. Dolayısıyla bir daha oralarda hiçbir şekilde şiddetin yaşanmamasını diliyoruz. tabii burada şunu ifade edelim değerli arkadaşlar. Bazen biz şimdi burada bu olaydan sonra Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü olarak partimizin görüşlerini ben burada dile getiriyorum. Yarın da Sayın Genel Başkanımız grup toplantısında halkımıza seslenecek yine bu konuda görüşlerimizi dile getirecek. Bu konular hassas işler. Hep söyledik bunu. Hamasetten uzak içerideki işbirliği pekiştirecek, kutuplaştırmadan uzak bir dilde kullanmak lazım. Özellikle Suriye gibi böyle dışarıyı etkileyen meseleler olduğu zaman biz o çizgide o hassasiyetle değerlendirmelerimize devam ediyoruz ve şunu söyleyelim yani iktidar çevrelerinde de bu hassasiyetle olması lazım. Bakıyorsunuz burada daha yetkili azlar konuşmadan işte sosyal medyada önce troller konuşmaya başlıyor. Oradan başka tartışmalar oluyor. Bunun toplumda yarattığı reaksiyonlar oluyor ve peşine yetkililerin konuşmasını görüyoruz. Dolayısıyla şu dili de teşvik etmek lazım. Çünkü bazen kullanacağınız bir dil söz konusu insanların inancı olduğunda, kimliği olduğunda, yaşamı olduğunda bazen öyle olur ki bir silahtan, bir tanktan, bir toptan daha yaralayıcı olabilir, daha uzun süreli yaralar bırakabilir. O nedenle hep altını çizerek ifade ettik."