Son Dakika | ABD'nin İran'a müdahale tehdidine Hakan Fidan'dan açıklama

Son Dakika | ABD'nin İran'a müdahale tehdidine Hakan Fidan'dan açıklama
Son dakika... ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahale tehdidine ilişkin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açıklama yaptı. Fidan, " Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek. Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük...Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. İran, Gazze, Suriye, ABD, Çin, Avrupa, Yunanistan ve daha pek çok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu.

Fidan, ABD'nin İran'a yönelik tehdidi için hiçbir başlıkta güç kullanımını onaylamadıklarını vurguladı. Fidan, İran konusunda ise şu ifadeleri kullandı:

  • “Bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek. Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail’in, sonra da Amerika’nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok altında olduğunu, üstünde olduğunu düşünüyorum ben.”

Fidan, bu çerçevede İran’ın “komşu ve dost ülke” olarak Türkiye için önemini vurgularken, “diplomatik çabalara devam edileceğini” belirtti.

GAZZE'DEKİ BARIŞ SÜRECİ

Gazze’ye yönelik uluslararası çabalar hakkında bilgi veren Fidan, teknik komitenin öncelikli olarak Gazze’nin idaresini devralacağını açıkladı. Fidan şu bilgileri verdi:

  • “Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması 1. öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek Yönetim Kurulu’nun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz.”

İsrail’in yardımları sistemli olarak engellediğini söyleyen Fidan, “İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planını Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz” dedi.

"SDG'NİN HER ADIMINI KANDİL ONAYLIYOR"

Suriye'deki gelişmeler ve 10 Mart Mutabakatı'nın durumu hakkında konuşan Fidan, SDG’nin yapısını şöyle yorumladı:

“SDG’nin Kandille bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle Batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Bu 2 + 2 4 eder kadar net olan bir bilgi.”

Fidan, örgütün her adımdan önce Kandil’den onay aldığını belirterek, şunları ekledi:

“SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde.”

Suriye’deki azınlık grupların temsil hakkı konusundaki soruya Fidan şu yanıtı verdi:

“Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal etnisite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması bunun ikisi ayrı şey arkadaşlar. Ülkeyi siyasal etnisitelere bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktır.”

F-35 ve CAATSA AÇIKLAMASI

ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın F-35 konsunun çözülmesi için irade sergilediklerini belirtFidan, Türkiye’nin F-35 programına dönüşüyle ilgili şunları söyledi:

“Bu yıl Caatsa’nın kalktığına şahit oluruz. Sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer.”

VİZE KRİZİ İÇİN AÇIKLAMA

Türk vatandaşlarının Avrupa’da yaşadığı vize sıkıntısı için Fidan, mevcut durumun siyasi gerekçelerine dikkat çekti. Avrupa'ya göç dalgasının durduğunu söyleyen Fidan, aşırı sağın Avrupa'da büyümesinin vize sorununun temelini oluşturduğunu söyledi. Fidan, şunları ifade etti:

“Yabancı girişi artık Avrupa’da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Bu sorunun çözümü vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir.”

KONTEYNERLER GAZZE'YE GİDECEK Mİ?

Gazze’ye konteyner sevkiyatına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, İsrail’in engellemeleri nedeniyle sevkiyatın yapılamadığını belirtti:

“Konteynerlar metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında bir takım problemler var. Bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye’nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor. Ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor.”


TRUMP'IN İRAN POLİTİKASI

ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik açıklamaları hakkında sorulan soruya Fidan şu sözlerle yanıt verdi:

“Biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz. Ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuları çok fazla yani gündeme getireceğini düşünmüyorum.”

ÇİNLİ GAZETECİNİN TÜRKİYE SORUSUNA YANIT

Çinli gazetecinin Türkiye–Çin ilişkilerine dair sorusunu yanıtlayan Fidan, ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki iradeyi vurguladı:

“Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Çin vatandaşlarına vize uygulamama konusunu hayata geçirdik. Bu tabii aslında bizim Çin ile ilişkileri ilerletme arzumuzun da bir yansıması.”

Çin’in Türkiye’deki yatırımlar konusunda tereddüt yaşadığını ancak Türkiye’nin her türlü yapıcı işbirliğine açık olduğunu belirtti: "Bizim irademiz Çin’le ilişkileri her alanda ilerletmek. Çünkü Çin güçlü bir ülke. Türkiye ile hiçbir sorunu yok.”

Fidan, Türkiye'nin Uygurlara yönelik politikasının net olduğunu da yanıtında belirtti.

ERDOĞAN VE MİÇOTAKİS ZİRVESİ İÇİN TARİH

Yunan gazetecinin Erdoğan–Miçotakis görüşmesinin tarihiyle ilgili sorusunu Fidan şöyle yanıtladı:

“Kendileri de bunu Ramazan’dan önce yapmak istiyorlar. Birkaç tarih üzerinde çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın programının uygunluğuna göre bu toplantıyı bir an önce yapmak istiyorlar.”

Türk-Yunan ilişkilerinin geleceği hakkında soruya Fidan şöyle yanıt verdi:

“Biz nitelikli görüşmeleri yapmaya yani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye, kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Ama Yunanistan iç politikasında Türkiye’nin tehdit olarak algılanması her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Bu sorunları çözmemiz mümkün. Ama ne yaptık son iki yılda? En azından eskisi gibi çok fazla uçakların it dalaşı yaptığı, çok fazla gerilim alanı olmadı.”

“Şam–SDG diyaloğu tıkanırsa operasyon olabilir”

10 Mart Mutabakatı’nın bitimi sonrası başlayan sürece dair Fidan, Suriye hükümetinin anayasal haklarını kullanabileceğini söyledi:

“Benim değerlendirmem çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum. Yani görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan yani kendi ülkesinde birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum.”

TRUMP'IN İRAN'A VERGİ AMBARGOSU

ABD’nin İran’la ticaret yapan ülkelere getirmeyi planladığı vergiye dair Fidan, Türkiye'nin etkilenip etkilenmeyeceği sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Halihazırda şu ana kadar biliyorsunuz bu bir deklarasyon. Bununla ilgili bir başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler bundan etkilenecek etkilenmeyecek bir çalışma yapılmış değil. Dolayısıyla biz onu gündemimize gerçekçi olarak alacak bir somut başkanlık kararı henüz yok.”

Zengezur Koridoru ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Fidan, Azerbaycan ve Türkiye’nin bu konuda kararlı olduğunu belirtti:

“Biz Azerbaycan’la Ermenistan arasında bu tarafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hâle gelmesi ve arkasından Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin de bir an önce hayata geçerek artık yolumuza bölgede istikrarla, refahla devam edelim istiyoruz.”

GRAHAM'IN SÖZLERİNE YANIT

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın “Kürt müttefiklerimize saldırı kabul edilemez” açıklamasına Fidan şu yanıtı verdi:

“Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Beyaz Saray’daki irade ne söylüyor, bizim muhataplarımız neler yapıyor biz onlarla yolumuza devam ediyoruz.”

TÜRKİYE- İSRAİL İLİŞKİLERİ

Türkiye–İsrail ilişkilerinin geleceğiyle ilgili soruya Fidan şu net ifadelerle yanıt verdi:

“Şu anda İsrail’le biz niye ilişkileri kesiyoruz, ticareti kesiyoruz? En son 7 Ekim’den sonra başlattıkları soykırım. Bundan dolayı biz ilişkileri bu noktaya getirdik. İsrail’in Filistinlilere yönelik baskısı, zulmü durduğu zaman normal hayata her şey döndüğü zaman Türkiye’nin de kendi ilişkilerinde bir normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz.”

TEK CÜMLE İLE BU SORUYA YANIT VERDİ

İran’daki istikrarsızlığın PKK’nın Suriye ve Irak’taki faaliyetlerine etkisi sorulduğunda Fidan yalnızca şu cümleyi kurdu:

“Yakından takip etmeye devam edeceğiz bu önemli bir konu.”

Grönland'a ilişkin bir soruya Fidan şu net ifadelerle yanıt verdi:

“Çevreleme politikalarını biz tabii ki önden görüp reddediyoruz. Gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu kimsenin menfaatine değil. Bu sadece bölgesel bölünmeyi derinleştirir. Onu söylemiş olayım. Bu da bizim yakından takip ettiğimiz bir gerilim alanı. Neden önemli? Çünkü yani Rusya, Ukrayna Savaşı ve Amerika’nın buradaki duruşu Avrupa Güvenlik Mimarisi üzerinde bir baskı oluştururken şimdi Grönland üzerinden yeni bir tartışma alanının açılması ve bu baskının daha farklı bir boyuta evrilmesi...” Bu istikrar alanı —yani Avrupa— bizim için önemli. Hemen batımız, yani istikrarlı olan tek alanımız. Kuzeyimiz, güneyimiz, doğumuz sürekli problem alanı.”

DEM PARTİ SORUSUNA 'ZİHNİYET' YANITI

Şam yönetiminin Halep’teki operasyonları ve DEM Parti’nin tavrı üzerine yöneltilen soruya Fidan kapsamlı bir değerlendirmeyle karşılık verdi:

"Değerli arkadaşlar yani Türkiye'deki yani Cumhurbaşkanımızın tabii büyük bir siyasi dirayeti ve liderliği ile ve Sayın Bahçeli'nin de gerçekten büyük desteğiyle yürüyen bu süreç tarihi ve kıymetli bir süreç. Eee özellikle Sayın Bahçeli'nin bu konudaki aldığı tarihi sorumluluk, inisiyatif, not edilmeli ve hiçbir şekilde bu fırsat kaçırılmamalı. Şimdi geldiğimiz noktada daha önceden tabii analizlerini yaptığımız, her zaman önüne çıkacağını, önümüze çıkacağını gördüğümüz konuların teker teker çıkıyor olması bizi aslında şaşırtmıyor.

Fakat şimdi bu söylenmemiş olan konuların ve şimdi ortaya çıkan bu konuların bir siyasal perspektif içerisinde, bir siyasal zihin içerisinde var olan sürece nasıl alınabilir? Bütün onun bir parçası nasıl olabilir? Nasıl yönetilebilir? Bu konuda adım atılması gerekiyor. Bu konuda yapılan görüşmeler neticesinde biliyorsunuz istihbaratımız marifetiyle.

Yani örgütün lideri Öcalan'ın adadan talimat verdiğini biliyoruz.

Hem Irak'dakilere hem Suriye'dekilere.Yani bu sorunun sadece Türkiye ayağını kapsayan bir yön değil. Biz sınırın öbür tarafında hani bizim için güvenlik tehdidi olan terör unsurları altyapısı varsa. Yani biz burada temizledikten sonra daha sonra tekrar enfekte olmayacağının garantisi ne? Yani bunun bir şeyinin ortaya çıkması gerekiyor.

Güvencesinin ortaya çıkması gerekiyor. Şimdi buna ilişkin tabii örgütün ben kalıcı adımlar atmaktan çekiniyor olmasını tek bir şeye bağlıyorum. Özellikle Suriye'de ve Irak'ta bölgesel krizlerin neye evrileceğini kendileri bir değerlendirmeye çalışıyorlar.

İran'dan daha fazla bir imkan çıkar mı? Suriye'den daha fazla bir imkan çıkar mı? İsrail bu konuda hani bir istikrarsızlaştırıcı rol oynuyor. Bu rolden hani nereye gidebiliriz gibi bir şeyleri var. Yani bu çok net gözüküyor. İkincisi de yani tekrar açık konuşmak gerekirse. Tabii bölgede var olabilmek için başkalarının toprağında uzun yıllardır geliştirdikleri ilişkiler var. Yani. İran'la var, İsrail'le var, Iraklılar'la var, onlarla var. Herkes de var. Şimdi bu ilişkilerin sahiplerinin bölge güvenliğine ilişkin, bölge menfaatine ilişkin değerlendirmelerin hiçbiri birbiriyle uymuyor.

Şimdi bir de oradaki yani bizim dışımızda herkesin menfaatini gözetir, bizim aleyhimize çalışan bir örgütten bahsediyoruz.

Şimdi yani o alanı da kendilerince hani yönetmeleri gerektiği zaman yine Türkiye ile iyi olmamaları çıkıyor sonuç olarak karşılarına. Yani inşallah bu süreç iyi gider. Yani gerçekten niyetimiz o ama kendileri de bu ilişkiler yumağından, batağından çıkarlar. Yani daha sahici, daha otantik hedefleri olur. Çünkü halkın hizmetine çalışmakla örgütün hizmetine çalışmak iki ayrı konu. Örgütü siz yaşatmaya devam ettiğiniz sürece o ilişki batağından çıkamazsınız. Ama halkın menfaati, genel maslahat nerede derseniz kendinize daha kolay yol bulursunuz. Ama o zihin düzeyine gelinir mi? O çok zor bir şey."

VENEZUELA SORUSUNA YANIT

Fidan, Venezuela’daki geçici Cumhurbaşkanı ve Trump’ın açıklamalarıyla ilgili soruya da şu yanıtı verdi:

“Venezuela’nın hem yeni geçici Cumhurbaşkanı hem Sayın Trump ayrı ayrı açıklamada bulundular. Beraber yaptıkları telefon görüşmesinin ne kadar verimli olduğunu, bundan sonra ticaretin, ekonominin, işbirliğinin, zenginin ne kadar ileriye gideceğini ifade ettiler. Biz Venezuela ile ilişkilerimizi mümkün olduğunca ticari olarak ve diğer alanlarda ilerletmeye tabii ki devam edeceğiz.”

İRAN'DAN OLASI GÖÇ İÇİN TEDBİRLER

İran’daki iç karışıklıkların Türkiye’ye olası göç etkileriyle ilgili bir soruya Fidan şu yanıtı verdi:

“İran’daki tabii olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Konsolosluk tedbirlerimizi bizim bütün ülkelere yönelik ve senaryolara yönelik aldığımız tedbirler var. İnşallah İran’daki olaylar en kısa zamanda yatışır, daha büyük bir drama şahit olmayız. Mülteciler meselesi... İnşallah böyle bir noktaya gelmeyiz. Açıkçası düşünmüyorum.”

Çin’le İpek Yolu, Orta Koridor ve demir yolu işbirliği konularında gelen soruya Fidan şöyle karşılık verdi:

“Çin büyük bir üretim hub’ına dönmüş durumda. Bu üretim hub’ının birkaç tane şeye ihtiyacı var: enerji, ulaştırma altyapısı, bağlantısallık. Çin bunu yaparken kazan-kazan modeliyle ilerlediğini söylüyor. Biz orta koridoru hayata geçireceğiz. Türkiye’nin altyapısı önemli. Türkiye’nin demir yollarına 30 milyar dolarlık bir yatırım yapacağım. Bu hem Türkiye için hem Çin için önemli. Ama Çin’in şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı, proje bir noktaya kadar geldi, sonra durdu. Bu proje tekrar hayata geçirilebilir. Her iki taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok büyük mesai sarf etti. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde çok yoğun mesai yapılmış evraklar var.”

Hakan Fidan'a yönelik tüm sorular ve Fidan'ın açıklamaları şöyle:

ABD'NİN İRAN'A TEHDİDİ

Değerli arkadaşlar biliyorsunuz bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var.

Yani bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran'ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor. Yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek. Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail'in, sonra da Amerika'nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu.

Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok altında olduğunu üstünde olduğunu düşünüyorum ben.

Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika'yla İran kendi arasında bu konuyu gerek arabucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.

GAZZE'DEKİ İSTİKRAR GÜCÜ

Evet dün özel temsilci Steve Vitkov'un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bunun bir gün öncesinde takip etmiş olabilirsiniz. Bizlerin yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık. 2. aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye.

Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami'de yapmıştık. Yeni yıla girmeden birkaç hafta önce.

Sistem yani sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Yani biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta, barınmasız kalması, ilaçsız kalması gıdasız kalması e yani hepimizin vicdanı çok derinden yaralamakta. İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planını Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Yani onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması. Ama uluslararası toplum başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle Amerika'nın şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi. Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde yani grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması 1. öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek Yönetim Kurulu'nun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada bir takım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olası sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Yani olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada İsrail'in niyeti de ortada.

ŞAM YÖNETİMİNİN SDG OPERASYONU

"SDG'nin çok başlı yapısına dikkat çekiyor. Kandille bağı çözüme engel diyor Suriye'deki genel durum ve 10 Mart mutabakatı için ne söylersiniz" sorusuna Fidan şöyle yanıt verdi:

Hani SDG'nin Kandille bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle batılı muhataplar tarafından hani karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2 + 2 4 eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmeden sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması YPG olması yani bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin yani bu bu herkes bilincinde.

Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus. Öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart mutabakatının uygulanarak ülkede de istikrarın sağlanması.

Bakın Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım.

Olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat'ın batısında özellikle 2024 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması,

Unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin'den Resulayın'dan yani itibariyle Tel Rifat'tan itibaren Halep'ten her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani giriyoruz diyoruz ki ya bakın burada duruşunuz illegal. Şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım. Yok. Direniyorlar. Sonra güç kullanılıyor. Geri adım atıyor. Sonra güç kullanılıyor. Geri adım atıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloga dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha da fazla istifade edeceğimiz bir kırış çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip ya bu kadar parametreyi yönetecek ne zihniniz var, ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye'de istikrarı istiyoruz. Suriyeli Kürtlerin müreffeh olmasını istiyoruz. Emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz inşallah olur. Yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür.

SURİYE'DE ENTEGRASYON AÇIKLAMASI

"Entegrasyonun önemini sıklıkla vurguluyorsunuz. Fakat aynı mutabakatın içerisinde tüm Suriyelilerin siyasi süreçlerde temsil edilmelerinin güvence altına alınacağı ve Kürtlerin anayasa haklarının temin edeceği maddeleri de bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Alevilerle Dürzdelerin karşı karşıya durumları da göz önüne alırsak bu iki maddenin hayata geçtiğinden söz edebilir miyiz?" sorusuna da Hakan Fidan şöyle yanıt verdi:

Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart mutabakatında yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak hani dışlayarak bir yere gitme şansınız yok.

Ama burada altın oran şu. Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıklarının yönetime dahil olmasıyla kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal etnisite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması bunun ikisi ayrı şey arkadaşlar.

Bunun ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Ya bizim istediğimiz modern zamanların artık evirilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak ülke yani insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal etnisitelere bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktır.

Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Ha buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.

F-35 AÇIKLAMASI

Fidan, "Acaba bu sene biz F35'leri alabilir miyiz?" sorusuna da şöyle yanıt verdi:

Ukrayna konusunda biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Paris'te liderler toplantısı düzenlendi. Gönüllüler koalisyonuna ait ülkelerin liderleri o toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek dokümanın planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Sayın şimdi daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibariyle Avrupa'yla Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Biliyorsunuz Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya Ukrayna Savaşı'nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa Güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya Ukrayna Savaşı bir sorunken Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı. Yani sorun içinde sorun çıktı.

Aslında ortaya baktığımız zaman yani Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışıl askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Hani biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Şimdi esas itibariyle gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa 3 tane husus var.

Askeri boyutu olan. Birincisi bu anlaşmanın takibi, doğrulanması izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem Secure hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler. Avrupa Müttefik Komutanlığı NATO'nun. İkincisi Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak. Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Tabii Barış Anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanacak yapıların 3 tane biliyorsunuz klasik yeri var. Karadeniz, Hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var.

Karadeniz bizim de bulunduğumuz en büyük NATO üyesi olarak Türkiye'nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komitesini Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda.

Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere'nin Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek. F35 konusuna gelince biliyorsunuz bu aslında Kasa'nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F35 açısından bakmıyoruz. Kasa'nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington'ı ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında da 25 Eylül'de aslında Sayın Trump'la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke arası gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, ikili taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların problemlerini ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene Kasa'nın kalktığına şahit oluruz. Sizin dediğiniz F35 ve diğer başka konular da hayata geçer.

AVRUPA'YA VİZE AÇIKLAMASI

Avrupa'nın Türk vatandaşlarına yönelik vizelerde zorluk çıkarması hakkındaki soruya Fidan şöyle yanıt verdi:

Bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa'da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor.

Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman o devletin tek bir ülkeye müracaat ediyorsunuz. Yani işlem olarak giderek daha merkezileşiyor. Kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var.

Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemide kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. Ve şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar. Belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın şey boyutu,

Yani daha daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, değerli arkadaşlar bildiğiniz gibi Avrupa'da aslında göçten dolayı göçmenlik meselesinden dolayı. Yani son yıllarda değil hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması.

Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun. Yani siz doktor, mühendis diyorsunuz. Fark etmiyor. Onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor. Tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa'nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı. Yani insanlık adına.

Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin. Ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün. Yani bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum. Bakın ben korkumu söyleyeyim burada. Bu konuda zaten artık yığılımsal göç durmuştur. Kendileri de biliyorlar. Ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Yani çünkü artık aşırı sağa bakıyor. Merkezi hükümetler, merkez sol, merkez sağ hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. Remigration dedikleri kavramı yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar.

Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı. Ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancı ile yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancı ile beraber olabilme konusunda ki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz.

Tabii buna baktığımız zaman AB'ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye'nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması Avrupa ülkeleri tarafından onların da defaatle söylediği bir problem alanı. Bunun ortadan kaldırılmasının çözümü vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku olması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Ve biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti iradesi çok muhkem.

KONTEYNERLER NE ZAMAN GAZZE'YE GİDECEK?

6 Şubat depremlerinden kalan ve artık kullanılmayan konteynerlerin ne zaman Gazze'ye gideceği hususunda Fidan şunları kaydetti:

Arkadaşlar Gazze'ye insani yardım konusu 1 numaralı işlem alanı bizim için şu anda özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim. Oradaki kardeşlerimizin soğukta bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerlar meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler. malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar.

Oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. Tabii işgal güçlerinin etkisini aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM'nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direnişin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki yani başvurularımızı görüşmelerimizi çok önceden yaptık.

Hem ilgili platformlarla görüştük. Hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik.

Bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu göotantikrdük. Yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler. Şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze'ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok.

Ama dediğim gibi konteynerlar metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında bir takım problemler var. Bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye'nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor. Ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor.

TÜRKİYE SUUDİ ARABİSTAN VEYA MISIR'LA İTTİFAK YAPAR MI? FİDAN GÖRÜŞMELERİ DUYURDU

Fidan, "Yabancı basına da şöyle haberler yansıdı. Türkiye, tıpkı Pakistan ve Suudi Arabistan'ın kurduğu ittifak gibi, bir ittifak içerisinde bulunmak istiyor, diye. Önümüzdeki dönemde, böyle bir güvenlik ittifakı Suudi Arabistan'la ya da Mısır'la, görür müyüz?" sorusuna şöyle yanıt verdi:

Değerli arkadaşlar, bu önemli bir konu. Yani bizim Cumhurbaşkanımızın, bizlerin yaptığı açıklamaları takip ederseniz biz aslında bölgedeki istikrarın huzurun, bölge ülkelerinin bir araya gelmesinden ve nitelikli işbirliği ortaya koymasından geçtiğini her zaman söylüyoruz.

Bölgenin kronik sorunlarını incelediğiniz zaman bunun başında bölge ülkelerinin birbirlerine güvenmemesi geldiğini, bu güvensizliğin arada çatlaklar oluşturduğunu, sorunlar oluşturduğunu, ve ya dışarıdan hegemonun geldiğini problem oluşturduğunu ya da içeriden terör örgütlerinin baş göstererek, iç savaşların ortaya çıkmasına atarak başka istikrarsızlık parametrelerinin hep gündemde olduğunu gördük. Biz bunları yıllardır yaşıyoruz, mücadele ediyoruz, analiz ediyoruz. Ve bütün bunların sonunda şöyle bir önermemiz var. Diyoruz ki, bölge ülkelerinin hepsi artık bir araya gelerek, önceden şey olurdu. Ekonomiden güvenliğe geçelim, diye. Aslında direkt biz uzun yıllardır ekonomik işbirliği yapıyoruz.

Güvenlik konusunda bir işbirliğinin, bir platformun oluşturulması gerekiyor. Bu neden? Bu dışarısı için değil. Bölge ülkeleri birbirlerinin güvenliğine, kendi, bir taahhütte bulunmaları gerekiyor. Hani bölge ülkelerinin hepsi birbirinden emin olduktan sonra, sorunun %80'i zaten çözülmüş oluyor. Körfez'deki ülkeler birbirinden emin olmalı.

Diğer ülkeler birbirinden emin olmalı. Ve geniş bir yelpazede, bu platformun ortaya çıkmasından sonra, ben sorunun büyük oranda çözüleceğini düşünüyorum. Diğer sorunlar rahatlıkla çözülebilir. Yani an itibarıyla bu görüşmeler var, konuşmalar var ama biz herhangi bir, anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform.

"İRAN'A ASKERİ MÜDAHALE KARŞIYIZ"

Trump'ın İran'a 'yardım geliyoruz' açıklamasının hatırlatılması üzerine Fidan şöyle yanıt verdi:

Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor.

Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var. O da nedir? Yaptırımlara tabi, yaptırımlar da neden tabi takip ettiği bazı politikalardan dolayı.

Gerek küresel, gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz. Bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal bir takım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlandıyor. İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var. Sofistike. Şimdi bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor. Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok. Yani rejime düşmanlık açısından ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz.

Ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuları çok fazla yani gündeme getireceğini düşünmüyorum.

ÇİN MUHABİRİNİN SORUSUNA YANIT

Çin devlet televizyonu muhabirinin Çin Türkiye ilişkileri üzerine sorusuna Fidan şöyle yanıt verdi:

Çin ilişkileri bizim için önemli bir başlık. Biliyorsunuz sizin de ifade ettiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Çin vatandaşlarına vize uygulamama konusunu hayata geçirdik. Bu tabii aslında bizim Çin ile ilişkileri ilerletme arzumuzun da bir yansıması. Yani ticareti yatırımı bağlantısallığı yani ana gündem maddeleri olan bir politika setimiz var. Tabii Çinli olan özellikle ticaret politikalarımızın bizim ne şekilde seyrettiğini yakından takip eden arkadaşlarımız bilirler. Yani Ticaret Bakanımızla Maliye Bakanımızla bir araya geldiğimiz zaman en fazla konuştuğumuz konulardan biri bu. Bizim en fazla ticaret yaptığımız birkaç ülkeden biri yaklaşık 50 milyar dolar ama çok büyük bir dış ticaret açığı var Çinli aramızda. Tabii bu dış ticaret açığının giderilmesi için görüşmeler devam ediyor. Belli bir noktada daha iyi koordine olmamız, daha fazla birbirimize anlayış göstermemiz gerekiyor. Şu anda hani Türk dış ticareti her sene kendi rekorunu kırıyor. Sanayimiz hizmet sektörümüz gerçekten çok şükür çok güçlü ama diyelim şimdi Avrupa Birliği ile çok dengeli bir dış ticaretmiz var. 230 milyar dolarlar civarında dönüyor. Bu neredeyse %50 ithalat ihracat. Bu her iki tarafında çok lehine olan muazzam bir ekonomik fayda üreten hareketlilik üreten bir durum. Şimdi bunu aynısını biz Çin'de de yapmak istiyoruz. Şimdi bazı ülkeler var. Rusya gibi buralayla da dış ticaret açığımız var ama burada tek kalem çalışıyoruz. Büyük miktarda enerji alıyoruz, büyük para veriyoruz. Sattıklarımız şeyler sınırlı kalabiliyor ama Çin öyle değil. Çin'de elimizde enstrüman çok fazla var. Bunları yapabiliriz. Şimdi bunun başında Çin'in Türkiye'deki yatırımlarını arttırması geliyor. Yani biz bazı Çinli yatırımcıların başta elektrikli araba üreticileri olmak üzere Türkiye'de yatırım yapmaları konusunda yani gerçekten Sanayi ve Teknoloji Bakanımız yoğun bir mesai sarf etti ve bu konudaki tekliflerini Cumhurbaşkanımız da büyük memnuniyetle kabul ettiler. Ama buralarda tabii Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz. Türkiye'ye belli yatırımları getirmek konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil. Ama şunu ifade etmek istiyorum. Bizim irademiz Çin'le ilişkileri her alanda ilerletmek. Çünkü Çin güçlü bir ülke. Türkiye ile hiçbir sorunu yok. Türkiye ile bir sınırıyor. Bazı güvenlikle ilgili sorun varmış gibi de gözükebilir ama yani bunlar ben önceki görevimde de yıllardır Çinli meslektaşlarımızla da konuştuk. Aslında hep cevabı olan konular. Burada çok fazla bir sıkıntı olmaması lazım.

Uygur meselesi konusunda bizim durduğumuz yeri biliyorsunuz. Yani burada Çin'in önünde tarihi bir fırsat var diye değerlendiriyorum. Çünkü Cumhurbaşkanımız gibi bir liderin olduğu Türkiye'de yani her ülkeyle her yapıyla gerçekten nitelikli kazan kazan ilkesine dayalı hakkını kaybettirmeden hak da yemeyen bir politika üreten ülkeyle ilişkiler daha da ileri gidebilir. Biz Yol Kuşak projesinde de özellikle orta koridorda biliyorsunuz Türkiye başat aktörlerden biri coğrafyası itibariyle ortaya koymaya ortaya koyabildiği kapasitesiyle. Şimdi burada da aslında potansiyelin tam gerçekleşmediğini biz görüyoruz. Bağlantısallık konusu bizim hem bakanlık olarak hem hükümet olarak çok fazla üstünde durduğumuz bir konu. Her türlü bağlantısallığı hayata geçirip mobilize edip buradan menfaat üretmek istiyoruz. Ama önümüzdeki yıllarda görüşmelerimiz devam edecek. Cumhurbaşkanımız en son biliyorsunuz Çin'i ziyaret ettiler. Orada Şangay İşbirliği Zirvesi'ne katıldık. Daha sonrasında ben kaldım oradaki kutlamalara da katıldık. Görüşmelerimiz çok yoğundu. Dışişleri Bakanı meslektaşım Sayın Wang Yi ile ne zaman bir sorun olsa bölgesel konularda görüşüyoruz. Yani Çin'in bölgedeki sorunlarla alakalı yapıcı sorun rol oynamasını biz olumlu karşılıyoruz. Hani İran'la Suudi Arabistan'ın biliyorsunuz bir bir araya getirilmesinde bir arabulucu rol oynamıştı Çin. Yani buna benzer yapıcı rollerin oynamasını açıkçası destekliyoruz.

YUNAN MÜFTÜ İLE İLGİLİ SORU

Fidan, Yunan Open televizyonunun "Birkaç gün önce Sayın Bakan Yunan müftüsü Görgos Gerapetritis ile bir telefon Bu görüşmede Mitsotakis ve Erdoğan'ın Ankara'da yapılması planlanan buluşmasıyla yüksek işbirliği Konseyi toplanmasıyla alındı bildiğimiz kadarıyla. Herhangi bir tarih belirlendi mi bu bu toplantı için ve görüşmenin Ramazan'dan önce yani Şubat ortasında yapılması söz konusu mu acaba?" sorusuna şöyle yanıt verdi:

Evet söz konusu. Bunun için çalışıyoruz. Değerli dostumla geçtiğimiz günlerde tekrar konuştuk. Hatta Paris'i liderler zirvesine katıldığımızda Sayın Miçotakis'le de ayaküstü bir araya geldiğimizde de bu konu konuşuldu. Kendileri de bunu Ramazan'dan önce yapmak istiyorlar. Bir birkaç tarih üzerinde çalışıyoruz. Yani Cumhurbaşkanımızın programının uygunluğuna göre Cumhurbaşkanımızla bu toplantıyı bir an önce yapmak istiyorlar kendileri. İnşallah halledeceğiz.

Katimeri Gazetesi'nden Yunan muhabirin "Bu görüşmeden bahsettiniz. Türk Yunan ilişkilerinde artık beklenti nedir? Yani siz görevi aldığınızdan itibaren bir farklılık söz konusu mu? Sanki bir buçuk iki yıl öncesine göre bir gerginlik demeyelim ama sakin suda biraz bazen karışıyor gibi yani gelen açıklamalar hem Yunanistan'dan hem Türkiye'den bazı soru işaretleri yaratıyor. Yunanist Miçotakis Erdoğan görüşmesinden beklentimiz ne olabilir? Sizin Sayın Yerapetritis'te iletişiminiz çok iyi bildiğimiz kadarıyla. Kendisi de bunu belirtiyor ve bir güven ortamı yaratılmış durumda. Bir sonraki adımı ne bekleyebiliriz?" sorusuna şöyle yanıt verdi:

Şimdi aslında bir sonraki adım bir önceki adım diye tek bir adım var. Yani var olan sorunları çözmek için bir niyetle bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege'deki sorunun başta Ege olmak üzere çözülmesi. Şimdi tabii bu karasuları kıta sahanlığı bu meselenin eee çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Şimdi Cumhurbaşkanımızın hani uzun erimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir hani hem vizyonu var iradesi var.

Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor. Ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan'daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Sayın Miçotakis 2023 Haziran'ında seçildi. değil mi? Tekrar seçildi. Dedi ki biz Mayıs'ta seçildik. Kendisi Haziran'ında seçildi. Yani büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler. Kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konarak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya yani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye, kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik.

Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor. bu noktada hani Türkiye'de ben hani biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum. Gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum. Ama hani Yunanistan iç politikasında hani Türkiye'nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Yani Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan'da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım. Ha bizim ne yapmamız gerekiyor? Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü hiç yani politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle. Ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Hani gerginlik arttığı zaman tehdit arttığı zaman birtakım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz. Halkımız başta bu tepkiyi koyuyor. Ama ifade etmek istediğim şu. yani Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor.

Bu sorunları çözmemiz mümkün. Ama ne yaptık son iki yılda? En azından eskisi gibi çok fazla uçakların it dalaşı yaptığı birbirine girdiği çok fazla gerilim alanı olmadı. Bu konuda ortaya konan mekanizmalar belli oranda çalıştı. Özellikle Silahlı Kuvvetlerimiz bu konuda büyük hassasiyet gösterdi.

Göçmen konusunda işbirliği var. Diğer konularda işbirliği var. Ama umuyorum ki yani gerçekten biz bu tarihi fırsatı heba etmeden bu Ege sorununu kalıcı olarak çözelim. Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Yani bütün gerçek analizlerimle ama dediğim gibi şeyden Yunanistan'daki özellikle iç siyasi baskıdan meseleyi kurtarıp yani Yunanistan'ın milli menfaatini esas alan Türkiye'nin milli menfaatini esas alan bir çizgide bu konunun rasyonel bir zeminde tartışılması gerekiyor."

ŞAM YÖNETİMİNİN OPERASYONLARI HAKKINDA AÇIKLAMA

"Suriye ile ilgili SDG konusunda 10 Mart Mutabakatından bahsetmiştiniz. Şimdi o Mutabakatın 31 Aralık'ta sona erdiği bir süreç var. Şimdi tekrar bir diyalog dönemi başladı. İşte süreç işletilmeye çalışılıyor. Bu bir yeni takvim mi demek? Eğer bu bir takvimse nereye kadar bir süreç bizi bekliyor? Eğer orada da mesafe katedilmezse bir operasyon harekat öngörüyor musunuz?" sorusuna Fidan şöyle yanıt verdi:

Değerli arkadaşlar yani bu konuda şimdi önümüzde şöyle bir süreç var. Halihazırda Suriye Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda yani ciddi bir arabuluculuk faaliyeti içerisinde. Kamuoyuna yansımayan çok fazla görüşme var. YPG ile görüşüyor. Suriye hükümeti ile görüşüyor. Üçlü görüşmeler oluyor. YPG ile Suriye hükümetinin zaman zaman hani yetkilileri beraber görüştüğü görüşmeler oluyor. Şimdi burada yani Ahmet Şara'nın beyanlarında da gördünüz.

Bir niyet sorunu olduğu bir irade sorunu olduğu görüşmeler yapıldıkça ortaya çıkıyor YPG tarafındaki bu sorunların. Şimdi benim değerlendirmem çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum. Yani görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan egemenlik hakkı olan yani kendi ülkesinde birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adımlar atacağını öngörüyorum. Şimdi neden? Yani sonuçta bir şey yani konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz ve bir arabulucu var ortada. Yani Amerikalılar var.

Onlar bakıyorlar. Yani kim ne kadar mantıklı geliyor. Kim ne kadar mantıksız geliyor. Şimdi yakından baktıkları zaman aslında YPG'nin uzun yıllardır propaganda yoluyla ürettikleri yalanın çok fazla bir gerçek tabanının olmadığını onlar da görüyorlar. Dolayısıyla hükümetin gerektiği zamanda güç kullanımı artık başkaları için daha anormal bir durum olmuyor. Çünkü görüyorsunuz başka bir çare kalmıyor. Umarım o noktaya gelmez. Umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür ama ben o noktaya sorunların diyalog yoluyla çözülmediği zaman iyi niyetle maalesef güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına buradan görüyorum.

TRUMP'UN İRAN'A TİCARET AMBARGOSU VE ZENGEZUR KORİDORU

"ABD Başkanı Donald Trump İran'la ticaret yapan ülkelere ek %25 vergi getirileceğine dair bir açıklamada bulundu. Türkiye'de İran'la ticaret yapan ülkeler arasında. Bu konu Amerika'yla yaptığınız görüşmelerde gündeme geliyor mu diye merak ederim. Bir de malumunuz Orta koridor Orta koridor Zengezur bunlar Türkiye için önemli ticaret planları. Ermenistan'la olan ilişkiler bu konuda ya da bu bağlamda nasıl bir önem taşıyor ve biz 2026'da Ermenistan'la yeni bir dönem ilişkilerde bekliyor muyuz?" sorusuna da Fidan şöyle yanıt verdi:

Zengezur koridorunun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz. Çünkü bu dediğiniz gibi orta koridor açısından önemli. Büyük stratejik resimde daha bölgesel alanda ise yani Nahçıvan'la Azerbaycan ana kıtası karasının birleşmesi açısından önemli. Tabii orta koridorun Türkiye'nin artık direkt olarak bura üzerinden hani Türk dünyasına açılması meselesi de Orta Asya'ya gitmesi konusu da bunlar hep faydalı konular. Bunun üzerinde yoğun çalışma var. Biliyorsunuz dün dündü herhalde veya evvelsi gün Ermenistan Dışişleri Bakanı Amerika'dayken bir kağıt yayınlandı.

Bim Zengezur koridoru dediğimiz yeri nasıl hayata geçirebiliriz diye. Şimdi ona ilişkin birtakım teknik konular var. Biz o kağıdı çok inceledik. Daha sonra değerli meslektaşım Ceyhun Bayramov'la belki toplamda iki saat konuştuk dün gün boyu içerisinde. Bu kağıtta neler yazıyor, onlar nasıl bakıyor. Çünkü onların perspektifi önemli.

Cumhurbaşkanımıza da bu konuda bilgi verdik. Şimdi bizim amacımız şu. Kısaca. Çok fazla teknik konu var. Bununla zamanınızı almayın.

Biz Azerbaycan'la Ermenistan arasında bu tarafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesi ve arkasından Türkiye Ermenistan normalleşmesinin de bir an önce hayata geçerek artık yolumuza bölgede istikrarla, refahla devam edelim. Şu anda hem Azerbaycan'da hem Ermenistan'da hem Türkiye'deki siyasal liderlikte bu üç tarafta bu irade var. Sadece şimdi Ermenistan'ın işte yapması gereken birkaç konu var.

Bu konuda seçimler var biliyorsunuz önümüzdeki Haziran'ın başında Ermenistan'da. O da önemli bir aşama olacak.

Ama biz Sayın Paşinyan'ın yani şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz. Bu konudaki oynadığı yapıcı rolü de gerçekten destekliyoruz. Bu çizginin bu iradenin devam etmesi lazım.

İran'a yapılan bu yani Sayın Trump'ın deklare ettiği vergilerde ilave gümrük vergilerinde ticaret yapan ülkelere bu haber geldiğinde biz şeydeydik. Abu Dabi'de oradaki kardeşlerimizle görüşüyorduk.

Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Onlar çünkü çok fazla ticaret yapıyorlar İran'la. Ama halihazırda şu ana kadar biliyorsunuz bu bir deklarasyon. Bununla ilgili bir başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler bundan etkilenecek etkilenmeyecek bir çalışma yapılmış değil. Böyle bir ifade var. Bunun dan sonra başka bir şey yok. Dolayısıyla şu anda hani biz onu gündemimize gerçekçi olarak alacak bir hani ortada somut bir başkanlık kararı henüz yok.

GRAHAM'IN SÖZLERİNE YANIT

"Senatör Lindsey Graham bir açıklama yaptı. Kürt müttefiklerimize yönelik küstahça bir saldırıyı ne tolere ederim ne de kabul ederim. Suriye hükümetine ve Türkiye'ye sesleniyorum. Akıllıca bir tercih yapın" sözleri hakkında Fidan şöyle konuştu:

Şimdi değerli arkadaşlar tabii yani Amerika'da Senato'da birçok senatör var Temsilciler Meclisi'nde birçok Temsilciler Meclisi üyesi var. Yani biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan hani yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi veya bölgesel politikaları açıkçası belirlemiyoruz. Tabii ki her siyasetçinin ifade ettiği şeyler değerlidir ama bizim için esas olan bizim meclisimizde de çok değişik görüşler, çok farklı şeyleri ifade ediyor. Sayın milletvekilleri her konuda çok zıt fikirleri ortaya koyabiliyorlar ve onların hakkıdır. Dolayısıyla biz yani Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, bizim muhataplarımız neler yapıyor biz onlarla yolumuza devam ediyoruz. Şu anda yani o konuda bizim bir sıkıntımız yok.

İSRAİL SORUSUNA YANIT

Yunan medyasından bir muhabirin "Bir Amerikan yetkilisi Washington'un Türkiye ve İsrail'in ilişkilerini farklı bir formata dönüştürmesi gerektiğini ifade ediyor. Şimdi Türkiye bunu değerlendirebilir mi ve eğer cevabınız evetse hangi koşullarda bu ilişki farklı bir formata dönüşebilir? " sorusuna Fidan şöyle yanıt verdi:

Evet yani bu soruya daha önce de biliyorsunuz birkaç defa cevap vermiştik. Yani bu konuda Cumhurbaşkanımızın iradesi, vizyonu son derece net. Yani biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımış bir ülkeyiz. Şu anda İsrail'le biz niye ilişkileri kesiyoruz, ticareti kesiyoruz. Bunun müteaddit defalar söyledik kendilerine. En son 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım. Bundan dolayı biz ilişkileri bu noktaya getirdik. İsrail'in Filistinlilere yönelik baskısı, zulmü durduğu zaman normal hayata her şey döndüğü zaman Türkiye'nin de kendi ilişkilerinde bir normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Ama bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece bakın şu anda yani uçaklardan atılan bomba yoluyla keskin nişancılar marifetiyle insan öldürülmesi durmuş olabilir ama hala yeterli miktar insani yardım malzemesinin girişine izin verilmediği için her gün ekranlarda ölen çocukları, kadınları, yaşlıları görüyoruz soğuktan.

Açlıktan, ilaçsızlıktan, tedavisizlikten. Şimdi bunlar olduğu sürece yani bizim değil sadece birçok ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil. Bakın siz görebiliyor musunuz? Yani Yunanistan başbakanı dışında herhangi bir başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğini Avrupa'dan. Görmüyorsunuz. Kimse gitmiyor. Niye gitmiyor? Yani Avrupalı liderler seçimle geliyorlar. Biliyorlar ki onunla resim vermek bu günlerde hiç hoş olan bir şey değil. Herkes kendi oy tabanını düşünüyor. Kendisi bir yere gidebiliyor mu Amerika dışında? Gidemiyor. Belki Yunanistan'a gelir onu bilmiyorum yani ama dolayısıyla yani bu sadece bizim tavrımız değil. Aynı vicdanı aynı değerleri taşıyan uluslararası toplumun değişik formatlarda ve tarzlarda ortaya koyduğu kimilerinin bizim gibi açıktan ifade edebildiği kimilerinin açıktan ifade etmeden yürüttüğü bir politika.

İRAN OLAYLARI PKK'NIN FAALİYETLERİNE SİRAYET EDER Mİ SORUSUNA TEK CÜMLELİK YANIT

"ABD'nin olası İran'a müdahalesi ile gelişebilecek yeni durumların Irak ve Suriye PKK'sı ya Irak ve Suriye'deki PKK varlığı ve bunların ayrılıkçı ee faaliyetlerine yönelik etkisi nasıl olabilir? bu konuda Türkiye'nin tavrı ne olur?

İran'daki durumun daha da istikrarsızlaşması halinde Irak ve Suriye'deki PKK'nın ayrılıkçı faaliyetleri buradan nasıl bir etki olabilir. İran İran'daki durumun ve bu konuda Türkiye'nin tavrı ne olur?" sorusuna Fidan tek cümle ile yanıt verdi:

"Yakından takip etmeye devam edeceğiz bu önemli bir konu."

DOĞU AKDENİZ SORUSU

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki politikası hakkındaki soruya Fidan şöyle yanıt verdi:

Biim ulusal güvenliğimizle alakalı konulara gelince yani biz gerçekten çok yakından takip ediyoruz. Özellikle yani çevreleme dediğimiz politika uygulayan ülkeler varsa, ülke grupları varsa, çeşitli oluşumlar varsa daimi veya geçici spesifik veya genel hangileri olursa olsun bunları çok yakından takip ediyoruz. Bu bizim çünkü ulusal güvenliğimizle alakalı. Şimdi burada biz bir yani çevreleme çalışma, bir örüntü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı gerekli yani meslektaşlarımızla yaptık. Onu söyleyeyim. Yani bu hassas bir konu olduğu için bununla ilgili yaptığımız görüşmeleri, kullandığımız söylemleri, ifadeleri çok açıktan hani kullanmak istemiyorum ama şu anda çok ani etkileri olan bir konu değil ama potansiyel etkisi itibariyle, verdiği imaj itibariyle tabii bizim tehlike en baştayken, küçükken öngörüp üstünde durmamız gerekiyor. Bu çevrelemeye çalışma politikaları, çevreleme politikası, çevrelemeye çalışma politikalarını biz tabii ki önden görüp reddediyoruz. Gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu kimsenin menfaatine değil. Kimsenin menfaatine değil.

Bu sadece bölgesel bölünmeyi derinleştirir. Onun söylemiş olayım.

Bu da bizim yakından takip ettiğimiz bir gerilim alanı. Neden önemli? Çünkü yani Rusya, Ukrayna Savaşı ve Amerika'nın buradaki duruşu Avrupa Güvenlik Mimarisi üzerinde bir baskı oluştururken şimdi Gröndlan üzerinden yeni bir tartışma alanının açılması ve bu baskının daha farklı bir boyuta evrilmesi ve bölünmenin daha aslında açık hale gelmesi tabii Avrupa Güvenlik Mimarisi ne olacak? Bizim için önemli. Yani az önce de ifade ettim yani bizim 1'inci ticaret ortağımız. Tarihi olarak çok yoğun ilişkilerimizin bulunduğu sosyal, beşeri her türlü konuda ve Avrupa Birliği'ne de üye olmak istiyoruz.

Bu alan önemli bir alan bizim için. Hemen batımız yani istikrarlı olan tek alanımız yani. Kuzeyimiz, güneyimiz doğumuz sürekli problem alanı. Bu istikrar alanda biz AB'yle beraber korumak istiyoruz. Yani buraya etki edecek bu tartışmayı da biz yakından takip ediyoruz. Dünkü görüşmeler önemliydi onu söyleyeyim. Dün ilk defa karşılıklı çok fazla beyanatlardan sonra tarafların nihayet bir araya gelip açılış pozisyonlarını birbirlerine ifade etmeleri önemli bir başlangıçtı. Daha sonra biliyorsunuz bir daimi çalışma komitesi kurma kararı aldılar. Ben bu açılış pozisyonları her zaman maksimalist olur ama ortada bir yerde buluşabileceklerini düşünüyorum. Biraz da tabii iç siyaset yapılıyor her bu konu üzerinden. Ama dış siyasete yansıması, stratejiye yansıması önemli.

ŞAM VE DEM PARTİ SORUSUN YANIT

Şam yönetiminin Halep'teki operasyonu ve DEM Parti'nin tutumuna ilişkin soruya Fidan şöyle yanıt verdi:

"Değerli arkadaşlar yani Türkiye'deki yani Cumhurbaşkanımızın tabii büyük bir siyasi dirayeti ve liderliği ile ve Sayın Bahçeli'nin de gerçekten büyük desteğiyle yürüyen bu süreç tarihi ve kıymetli bir süreç. Eee özellikle Sayın Bahçeli'nin bu konudaki aldığı tarihi sorumluluk, inisiyatif, not edilmeli ve hiçbir şekilde bu fırsat kaçırılmamalı. Şimdi geldiğimiz noktada daha önceden tabii analizlerini yaptığımız, her zaman önüne çıkacağını, önümüze çıkacağını gördüğümüz konuların teker teker çıkıyor olması bizi aslında şaşırtmıyor.

Fakat şimdi bu söylenmemiş olan konuların ve şimdi ortaya çıkan bu konuların bir siyasal perspektif içerisinde, bir siyasal zihin içerisinde var olan sürece nasıl alınabilir? Bütün onun bir parçası nasıl olabilir? Nasıl yönetilebilir? Bu konuda adım atılması gerekiyor. Bu konuda yapılan görüşmeler neticesinde biliyorsunuz istihbaratımız marifetiyle.

Yani örgütün lideri Öcalan'ın adadan talimat verdiğini biliyoruz.

Hem Irak'dakilere hem Suriye'dekilere.Yani bu sorunun sadece Türkiye ayağını kapsayan bir yön değil. Biz sınırın öbür tarafında hani bizim için güvenlik tehdidi olan terör unsurları altyapısı varsa. Yani biz burada temizledikten sonra daha sonra tekrar enfekte olmayacağının garantisi ne? Yani bunun bir şeyinin ortaya çıkması gerekiyor.

Güvencesinin ortaya çıkması gerekiyor. Şimdi buna ilişkin tabii örgütün ben kalıcı adımlar atmaktan çekiniyor olmasını tek bir şeye bağlıyorum. Özellikle Suriye'de ve Irak'ta bölgesel krizlerin neye evrileceğini kendileri bir değerlendirmeye çalışıyorlar.

İran'dan daha fazla bir imkan çıkar mı? Suriye'den daha fazla bir imkan çıkar mı? İsrail bu konuda hani bir istikrarsızlaştırıcı rol oynuyor. Bu rolden hani nereye gidebiliriz gibi bir şeyleri var. Yani bu çok net gözüküyor. İkincisi de yani tekrar açık konuşmak gerekirse. Tabii bölgede var olabilmek için başkalarının toprağında uzun yıllardır geliştirdikleri ilişkiler var. Yani. İran'la var, İsrail'le var, Iraklılar'la var, onlarla var. Herkes de var. Şimdi bu ilişkilerin sahiplerinin bölge güvenliğine ilişkin, bölge menfaatine ilişkin değerlendirmelerin hiçbiri birbiriyle uymuyor.

Şimdi bir de oradaki yani bizim dışımızda herkesin menfaatini gözetir, bizim aleyhimize çalışan bir örgütten bahsediyoruz.

Şimdi yani o alanı da kendilerince hani yönetmeleri gerektiği zaman yine Türkiye ile iyi olmamaları çıkıyor sonuç olarak karşılarına. Yani inşallah bu süreç iyi gider. Yani gerçekten niyetimiz o ama kendileri de bu ilişkiler yumağından, batağından çıkarlar. Yani daha sahici, daha otantik hedefleri olur. Çünkü halkın hizmetine çalışmakla örgütün hizmetine çalışmak iki ayrı konu. Örgütü siz yaşatmaya devam ettiğiniz sürece o ilişki batağından çıkamazsınız. Ama halkın menfaati, genel maslahat nerede derseniz kendinize daha kolay yol bulursunuz. Ama o zihin düzeyine gelinir mi? O çok zor bir şey."

VENEZUELA SORUSU

Fidan, Venezuela ile ilgili soruya şöyle yanıt verdi:

Venezuela'nın hem yeni geçici Cumhurbaşkanı hem Sayın Trump ayrı ayrı açıklamada bulundular. Beraber yaptıkları telefon görüşmesinin ne kadar verimli olduğunu, bundan sonra ticaretin, ekonominin, işbirliğinin, zenginin ne kadar ileriye gideceğini ifade ettiler.

Aslında burada tabii hani kendine has bir durum var Venezuela öznesinde. Biz Venezuela ile e ilişkilerimizi mümkün olduğunca ticari olarak ve diğer alanlarda ilerletmeye tabii ki devam edeceğiz. Yani şu anda Venezuela'nın Amerika'daki yönetimle bir anlayış birliği içerisinde olduğunu görüyoruz. Bir yol haritası oluşturmuşlar son maalesef olan olaydan sonra ve şimdi yollarına devam eden bir iki ülke görüyoruz açıkçası

İRAN'DAN GÖÇ VE ÇİN İLE TİCARET AÇIKLAMASI

"İran'daki duruma ilişkin olarak sizin vatandaşlarınızın İran'dan ayrılmaları ile ilgili herhangi bir planınız var mı? Çünkü ülkelerin büyük bir kısmı böyle bir çağrı yaptılar vatandaşlarına. gelecekte böyle bir plan var mı ya da daha fazla sayıda İranlı mültecinin sınırı geçip Türkiye'ye gelmelerini kabul edecek misiniz?

Çin ve Türkiye arasında in a Circle Road and Orta Koridor işbirliği konusunda eee bir işbirliği gelişiyor. Yine aynı zamanda orta koridor aracılığıyla Çin'den Türkiye'ye hatta Avrupa'ya tren seyahatleri mümkün. Ve iki ülkenin işbirliği açısından İpek Yolu ve orta koridor işbirliği konusunda gelecek ne olabilir?" sorularına da Fidan şu yanıtı verdi:

şimdi biz İran'daki tabii olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Konsolosluk tedbirlerimizi bizim bütün ülkelere yönelik ve senaryolara yönelik konsolosluk vakaları ile alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz.

İran konusunda da bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada. Kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz bunlarla ilgili gerekli planlamalarımız var. Ama inşallah İran'daki olaylar en kısa zamanda yatışır. daha büyük bir drama şahit olmayız.

mülteciler meselesi yani inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz. Geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum. ama Türkiye yani büyük bir ülke. yani tarihten örneklerini yakın tarihten görüyorsunuz ama dediğim gibi yani bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum. İpek Yolu ile ilgili bizim yani Çin'le olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız az önceki soruda da ifade etmeye çalıştım. önemli. Çin büyük bir üretim hub'ına dönmüş durumda. Bu üretim hub'ının birkaç tane şeye ihtiyacı var. 1'incisi olabilen her yerden enerji çekmeye ihtiyacı var. 2'incisi hem ürettiğini satması için hem de malzeme üreteceği üreteceği malzemeler için ham maddeleri elde etmesi için büyük ulaştırma altyapılarına ihtiyacı var. Bölgesel ulaştırma altyapılarına. Çin'in başta Tek Yol Tek Kuşak olmak üzere orta koridor, İpek Yolu gibi birçok projeyle aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Tabii Çin bunu yaparken bir konuyu da gündeme getiriyordu. Zaten önemli olan o. Ben bunu yapıyorum ama burada kazan kazan modeline gidiyorum. Sizin için de bir menfaat alanı açıyorum. Yani benim istediğim sadece Çin için değil, sizin için. Nedir mesela? İşte ben orta koridoru hayata geçireceğim.

Türkiye'nin altyapısı önemli. Diyelim Türkiye'nin demir yollarına 30 milyar dolar'lık bir yatırım yapacağım. Bu hem Türkiye için hem Çin'in geniş bağlantısallık stratejileri için önemli bir konu. Buna benzer konuları var. Ama biz Çin'in tabii liman meseleleri olmak üzere esas itibariyle bu projelere çok önem verdiğini tek kuşak tek yolda ve enerji hatlarının hayata geçirmede çok ciddi bir çaba gösterdiğini, liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçirmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı. Bu proje bir noktaya kadar geldi. Daha sonra durdu. benim tabii yani buradan söylemek istediğim bu proje tekrar hayata geçirilebilir. yani her iki taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok büyük mesai sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun yani mesaisi yapılmış evraklar var.

Çin tarafı da bunu iyi biliyor. Diğer taraftan yani Çin'in üretim hub'larını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de işbirliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaate ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaddit defalar ifade ettiler. Biz Çin'le işbirliğimize önem veriyoruz.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi