Buğra Gökçe'den 300'üncü gün mesajı: Erdoğan ile kendi koşullarını karşılaştırdı

Buğra Gökçe'den 300'üncü gün mesajı: Erdoğan ile kendi koşullarını karşılaştırdı
İPA Başkanı Buğra Gökçe, tutukluluğunun 300'üncü günü nedeniyle bir mesaj paylaştı. Gökçe, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "hükümlü" iken kaldığı cezaevi ile kendilerinin "tedbirli" oldukları halde kaldıkları cezaevi koşullarını karşılaştırdı.

İBB soruşturmasında tutuklanan İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökçe, sosyal medya hesabından tutukluluğunun 300'üncü günü nedeniyle bir mesaj paylaştı.

Yapay zeka ile oluşturulmuş fotoğraf ile paylaşım yapan Gökçe, söz konusu paylaşımda AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 120 gün "hükümlü" olarak kaldığı cezaevi ile kendilerinin "tedbirli" oldukları halde kaldıkları cezaevi koşullarını karşılaştırdı.

Buğra Gökçe'nin paylaşımı şöyle:

"BURADA İNSANIĞIN BULDUĞU İLK İCAT BİLE YOK"

300 gün!

Dile kolay. Küçücük bir hücre. Ondan da küçük bir pencere. Burada insanlığın bulduğu ilk icat bile yok. Ateşten mahrumuz. Değil sıcak bir yemek yapmak, sahanda yumurta yapmak bile mümkün değil. Hepimizin her gün kullandığı ve ihtiyaç duyduğu aletler ve teknolojiler de bizden uzak. Bilgisayar yok, sansürlü de olsa internet yok, küçücük televizyonlar, izin verilen matbu yayınlar, kalem - kağıt dışında iletişim bütünüyle kuşatma altında.

ERDOĞAN'IN 'HÜKÜMLÜ', KENDİLERİNİN 'TEDBİRLİ' OLDUĞU CEZAEVİ KOŞULLARINI KARŞILAŞTIRDI

Avukatlarımız, bizi ziyaret eden milletvekilleri ve sınırlı koşullarda ailemiz dışında bir başka insanla görüşmek, fikir alışverişinde bulunmak, sohbet etmek mümkün değil. Sayın Erdoğan’ın 120 gün hükümlü olarak Pınarhisar Cezaevi’nde sahip olduğu koşulları okuyorum:

”Derin donduruculu büyük boy bir buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, toplantı ve çalışma masaları, deri koltuklar, oturma grupları ve büyük ekran bir televizyonla, kalacakları koğuşu ve cezaevi kütüphanesini bir çalışma alanına dönüştürülür.

Yakınlarına göre Erdoğan burada tam 30 bin kişiyle görüşür.”

Bizim böyle imkanlarımız yok. Biz yalnızca adli bir tedbire maruz kalan masum insanlar olmamıza rağmen, büyük bir tecride, baskıya maruz kalıyoruz.

Değerli Tayfun Kahraman’ın hakkında Anayasa Mahkemesi bir karar verdi. Anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararı yok sayılarak tutuklu tutulmaya devam ediyor. Başka adli tedbirler almak mümkünken Mehmet Murat Çalık başkanımız sağlık durumuna rağmen tutuklu tutuluyor. Bir çok arkadaşımız çok ağır koşullarda özgürlüğünden mahrum bırakılıyor. Tutuklu yargılamaya itiraz başvurularımız ya işleme konulmuyor ya da matbu kararlarla geçiştiriliyor.

"7 SUÇLAMANIN 6'SINDA İSTANBUL'DA BİLE DEĞİLDİM"

Hakkımdaki suçlamalara bakıyorum. Kendi ayağımla emniyete gittim. İfadem alınırken 7 suçlama yönelttiler. 6’sında İstanbul’da bile değildim. Rüşvet suçlaması yönelttiler. İddianame açıklanınca gördük ki rüşvet suçlaması da ortadan kalktı. İhaleye fesat karıştırma dediler. 4 suçlamada yine İstanbul’da bile değilim. Kalanlarda ise ihaleye fesat karıştırmam mümkün değil. Sorumlu değilim. Yapılan ihaleler önceki dönem yapılan ihalelerin aynısı. İhale açılmış, ihale komisyonu belli, yetkililer belli, ihaleyi Belediye iştiraki kazanmış. Her şey usulüne, kanuna, ölçüye uygun.

Hukuk ölçüdür. Ölçü kaybolursa hukuk kaybolur. Hukuk kaybolursa bütün bir mekanizma yalnızca insanların hak ve özgürlüklerini yok eden bir araca dönüşür.

"HALK NEDEN KENDİSİNE HİZMET ETSİN DİYE KURDUĞU DEVLETTEN KORKSUN"

Sayın Erdoğan uluslararası hukukta ölçünün, hukukun ortadan kalkmasından yakınıyor. Haklı. Ulusal hukukta da ölçünün, hukukun uygulanması gerekir. Anayasa ortada olmasına, Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı olmasına rağmen bu kararları uygulamamak da ölçüsüzlük, hukuksuzluktur. “Dünyada hukuk egemen olsun ama Türkiye’de olmasın” demek herhalde kabul görecek bir mantık değil.

Biz güzel ülkemize böyle ölçüsüz, hukuksuz, normsuz bir ülke olmayı reva görmüyoruz. Biz insanların korku içerisinde yaşadığı, herkesin kaygı içerisinde hayatını sürdüğü, düşünmekten, konuşmaktan çekindiği bir tek günü bile insanlarımızın hak ettiğini düşünmüyoruz. Halk neden kendisine hizmet etsin diye kurduğu devletten korksun? Neden halkımız dertlerini, sıkıntılarını, taleplerini anlatamasın? Neden halkımız göreve getirdiği bir iktidar kendi sorunlarını çözemiyor, kendisine hizmet edemiyorsa değiştiremesin?

"GÜZEL GÜNLERİN UMUDUYLA DAYANIYORUZ"

300 gündür ailemize, sevdiklerimize, bir sohbete hasret nasıl dayanıyoruz derseniz, güzel günlerin umuduyla, milyonların bize verdiği destek ve güçle direniyoruz.

Görüyoruz ki milyonlar dua ediyor, görüyoruz ki yaşlı anneler, babalar dualarına bizi de ekliyor, ülkemizin huzura, özgürlüğe, adalete kavuşması için adeta şafak sayar gibi gün sayıyor.

Geçecek elbette bu günler. Hak ve adaletin hakim olduğu günlere de kavuşacağız. 86 milyon vatandaşımız için hayallerimiz, umutlarımız, rüyalarımız var. Çile çiçekleri gibi çilenin içerisinden doğan güzel bir bahçeye kavuşacağız.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi