Halk TV Canlı Yayın
Tolga Şardan (Büyüteç)

Tolga Şardan (Büyüteç)

Günümüzde toplumun en önemli sorunlarının başında “aile içi ve kadına yönelik şiddet ile kadına yönelik istismar” konuları geliyor.

Kadına yönelik şiddet veya aile içi şiddet haberiyle karşılaşmadığımız gün yok neredeyse.

Sosyal medyanın gelişmesiyle toplum, benzeri olaylarla daha çok karşılaşır oldu.

Gazetelerin ve televizyonların haber bültenlerinin en çok yer verdiği olayların ön sıralarında kadına yönelik şiddet konusu yer alıyor.

Ülke genelinde bu olayların önlenmesi için ciddi çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri var.

Keza ülke yönetimindeki hükümetlerin önleyici uygulamaları var. Buna karşın aile içi ve kadına yönelik şiddet olaylarında her gün vahim sonuçlar yaşanıyor, maalesef.

Bu noktada, aile içi ve kadına yönelik şiddetle mücadelede yaşanan temel sorun, sadece mağdur odaklı yaklaşımla sorunun çözülmeye çalışılmasıdır.

Yaşanan olaylara ve yürürlükteki uygulamalara bakıldığında, sorunun çözümü için sadece “koruyucu politikalara önem verildiği” görülüyor.

Oysa hesap edilmesi gereken bir de madalyonun diğer yüzü var: Önleyici politikalar geliştirilmesi.

Aile içi ve kadına yönelik şiddet olaylarının yaşanmamasını sağlamak amacıyla koruyucu politika ve uygulamalar kadar önleyici uygulamalara da önem verilmesi artık kaçınılmaz noktaya geldi.

Bu başlığı şöyle açabilirim.

Mevcut uygulamalarda; şiddet mağdurunu – çoğunlukla kadın veya çocuk - korumak amacı ile her türlü önlem alınıyor. Buna karşın, şiddet uygulayana yönelik – ki çoğunlukla erkek oluyor - öfke kontrolü, stresle başa çıkma gibi tedavi ve rehabilitasyon sürecinin uygulanması eksikliği var.

Şiddet uygulayana yönelik bu süreçlerin uygulanması zorunlu hale geliyor.

Ancak, yine mevcut uygulamalara baktığımızda, bu konuda çalışmalar yapan devletin ilgili kurumlarının pek çaba harcamadığını görüyoruz.

Şiddet sorununun temel kaynağı olan şiddet uygulayanın, şiddete başvurmasına neden olan psiko - sosyal sorunları çözüme kavuşturulmadan “mağdur – fail” arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılamayacağı ortada.

Bu kapsamda, kadına yönelik şiddet uygulayana yönelik uzun süreli verilen uzaklaştırma kararları şiddeti körüklemekte, öfkenin büyümesine ve içinden çıkılamayacak bir boyuta ulaşmasına sebep oluyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede asıl hedef kitlenin, şiddeti uygulayanlar olarak belirlenmesi ve önleyici tedbir ve politikalarda şiddet uygulayanların rehabilitesini sağlayacak yöntem ve stratejilere geniş yer verilmesi de en az kadını koruma kadar devletin önceliği olmalı artık.

Özellikle aile içi şiddet olaylarına karışan erkeğe verilen evden uzaklaştırma tedbirinin, kalacak yeri olmayan erkeği daha da öfkelendirdiği, öfke kontrolü ve rehabilitasyon sürecini yaşamayan erkeğin öfkesini katlayarak, bu kez öncekine göre daha ağır biçimde sonuçlanan cinayet veya yaralama olaylarını gerçekleştirdiği, yaşanan olayların incelenmesinden anlaşılıyor.

Dolayısıyla, evden uzaklaştırma tedbiri verilen şiddet uygulayanlara, barınma imkânı verilmesi aynı zamanda rehabilite programlarına zorunlu katılmalarının sağlanması şart.

Devletin bu yönde farklı bir bakış açısı getirmesi gerekli.

Elektronik kelepçe kararları

Halen uygulamadaki mevzuata göre, aile içi ya da kadına yönelik şiddet eylemlerini gerçekleştirenlere şiddet mağduru kadını koruma kapsamında elektronik kelepçe takılıyor.

6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın 12. maddesindeki “Teknik Yöntemlerle Takip” hükmü gereğince, 2015’ten bu yana şiddeti uygulayanlara takılan elektronik kelepçe uygulamasındaki kısıtlama, öldürme veya yaralama eylemin artışında etkili oluyor.

Şöyle ki, şiddet eylemi nedeniyle şiddet uygulayana elektronik kelepçe takılması uygulaması 6 kentte sıklıkla uygulanan bir yöntem.

Uygulama büyük çoğunlukla Ankara, Antalya, Bursa, Gaziantep, İstanbul ve İzmir’de kullanılıyor.

Başka bir ifade ile bu 6 kent dışında kalan kentlerdeki aile mahkemesi hâkimlerinin, mağdurları korumada çok etkili olduğu tecrübe edilen “elektronik kelepçe ile takip kararını veremediği” gerçeği var.

Aile içi ve kadına yönelik şiddet olaylarında ülke genelinde “elektronik kelepçe takılması” kararlarının mahkemelerce verilmemesi, kadının üst düzeyde korunmasının önündeki engel olarak görünüyor.

 

Bu yazı toplam 4891 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »