Son dakika | İstanbul Barosu terör davasından beraat etti
Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan'ın Suriye'de Türkiye’nin SİHA saldırısı sonucu hayatını kaybetmelerinin ardından İstanbul Barosu'nun yaptığı açıklamaya ilişkin soruşturma başlatılmıştı.
Soruşturma kapsamında İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile 10 yönetim kurulu üyesi hakkında "terör" davası açıldı.

DAVADAN "BERAAT" KARARI ÇIKTI
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafındna yürütülen yargılamada ilk duruşma bugün Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda görüldü.
Mahkeme, Kaboğlu ve 10 üye hakkında beraat kararı verdi.
NE OLMUŞTU?
Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan, kuzeydoğu Suriye’de Türkiye’nin SİHA saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti.
İstanbul Barosu, saldırının ardından 21 Aralık 2024 tarihinde yaptığı açıklama ile iki gazetecinin öldürülmesine tepki göstermişti.
İstanbul Barosu terör soruşturması kapsamında ifade verdi: 147 yıldır susmadı
Açıklamada, "Basın mensuplarının çatışma bölgelerinde hedef alınması, Uluslararası İnsancıl Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi'nin ihlali niteliğindedir. Dahası, savaşa taraf olmayan sivillerin hedef alınması, Roma Statüsü 8/2/b/ii. maddesinde savaş suçlarından biri olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla, silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir" ifadelerine yer verildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazetecilerin Suriye'nin kuzeydoğusunda insansız hava aracı ile öldürülmesi hakkında 21 Aralık 2024'teki paylaşımı nedeniyle İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu hakkında "terör" ve "dezenformasyon" suçlamalarıyla soruşturma başlatmıştı.

KABOĞLU'NDAN İLK AÇIKLAMA
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, duruşmanın ardından basın mensuplarına ilk açıklamayı yaptı.
Mahkeme heyetine hukuka uygun bir karar verdikleri için teşekkür eden Kaboğlu, açıklamasında şunları söyledi:
"Bugün haklılığımız İstanbul 26. Ağı Ceza Mahkemesi lararı ile tescil edildi. Öncelikle mahkeme başkanı ve heyetine hukuku tescil etme cesaretini gösterdiği için, hukuka uygun bir karar vediği için teşekkür etmek isterim. Biz İstanbul Barosu olarak 2024'ten başlayarak bugüne kadar hep hukuk dedik, herkes için hukuk, her zaman hukuk ve her yerde hukuk söylemi ile yönetim anlayışımızı uygulamaya koyduk. Ve aslında seçilmemizden sonra izleyen haftalarda karşılaştığmız davalar zinciri de hukuku etkili kılma çabamıza karşı verilen bir yanıttı.
Sayın başkanının da belirttiği üzere bu davalar zinciri gerek hukuk davası gerek ceza davası yasalara, Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasamıza ve hukukun genel ilkerinden oluşan hukuk düzenimize tümüyle aykırıydı. Ama biz bu süreçte hep hukuku yolunda hareket ettik. Yalnızca kullandımız araçlar hukuki araçlar oldu. Yargı sürecine hep saygı duyduk. Başından sonuna kadar usül gerekliliklerine titizlikle bağlı kaldık. Ve nihayet burada az önce hukuk ortaya çıktı. Hukukun ne olduğu geç de olsa kaydedildi.
Bu İstanbul Barosu'nun aklanması değil, aslında Baroların savunma hakkı öznelerinin hukuka dönüş için, hukuku etkili kılmak için, insan haklarına dayanan laik ve demokratik, sosyal hukuk develerinin ilerletilmesi için vermiş oldukları bireysel ve ortak çabaların yeni bir eşiğe taşınmasının bir eşiği olmuştur. Bu bakımdan sevindiricidir.
Her ne kadar biz haksız davalarla çok mesai harcamış olsak da İstanbul Barosu gibi devasa bir baronun yönetimini görevini hiçbir zaman aksatmadık. Bu hafta sonucu yüzlerce evrakı sanık sandalyesinde otururken imzaladım. Dolaysıyla bu kararlığımız devam edecek."
TBB BAŞKANI'NDAN AÇIKLAMA
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Erinç Sağkan ise yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Bir seneyi aşkın süredir İstanbul Barosu'na, başkanına ve Yönetim Kurulu'na dönük hukuka aykırı bir soruşturma sürecinden bahsediyorduk. Bu soruşturma süreci en başından itibaren hukuka, Anayasa'ya ve Avukatlık Kanunu'nun avukatlara dönük özel soruşturma usullerine aykırı olarak yürütüldü. En başından itibaren bu hukuka aykırılığa bir son verilmesi çağrısında bulunuyorduk. Ve hatta bu açıklamaya dayanılarak Türkiye'de ilk defa Avukatlık Kanunu'nun 77. maddesi işletilerek İstanbul Barosu'nun Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile, bir davaname ile görevden alınmaları kararına şahit olduk. O mahkemede de şunu ifade etmiştik: Bu tamamen hukuka aykırı bir yöntemdir, bunun reddine karar verilmesi gerekir. Aksi kanaat hakimse eğer mahkemede, en azından bu ceza yargılamasının sonucu beklenilsin demiştik. Ancak mahkemenin bir acelesi vardı. Ne olduğunu aşağı yukarı tahmin ettiğimiz ama ifade etmediğimiz bir acelesi vardı. O karar şu anda Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf aşamasında devam ediyor.
Aynı konuda açılan ceza davasında ise; soruşturma aşaması hukuka aykırı yürütülmekle birlikte, kovuşturma aşamasının ise adil şekilde yürütüldüğünü salı günü burada yaptığım savunmamda, mahkemede de ifade etmiştim. Biz yargılamanın kovuşturma sürecinin adil şekilde işlediğini hissettik. Bunun savunma hakkının kısıtlanmamasıyla, duruşmada usule dair güvencelerin hayata geçirilmesiyle yaşadık ve gördük. Ve bugünkü kararla birlikte İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin barodaki görevlerinden kaynaklı eylemlerinin herhangi bir şekilde suç teşkil etmediği mahkeme kararıyla birlikte ortaya konulmuştur.
Biz tabii ki bir hakkın iade edilmiş olmasını sevinç çığlıklarıyla karşılayacak durumda değiliz. Ancak hukukun işlediğini görmek, özellikle bu günlerde çok ama çok kıymetliydi. İstanbul Barosu Başkanımız ve Yönetim Kurulu üyeleri ve onları savunmak üzere hazır bulunan avukatlar, davanın başladığı ilk günden itibaren bu yargılamanın siyasi bir yanı bulunduğunu, ancak siyasi yargılamalardan çıkışın hukukun üstünlüğünün tesisiyle mümkün olduğu bilinciyle hareket etmişlerdir. Ve yargılamanın başından sonuna kadar hep hukuku savunduk ve Türkiye'yi bir hukuk devleti içerisine çekmeye gayret ettik. Yargısal süreçleri de "üstünlerin hukukundan" yana değil, "hukukun üstünlüğünden" yana işler hale getirmeye gayret ettik. Bugün bunun olumlu sonuçlarından birinin hayata geçmiş olmasını memnuniyetle karşıladığımızı ifade ediyor; Türkiye'deki siyasi yanı bulunduğuna inandığımız bütün yargılamalarda da hukukun üstünlüğünün tesisi için mücadele etmeye devam edeceğimizi sizlerle tekrar paylaşıyorum. Her birinize, katılan, destek veren baro başkanlarımıza, yurt dışından gelen konuklara, en başta da meslektaşlarıma ayrı ayrı teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum."
