Osman Kavala İmamoğlu ile Silivri'deki o anını ilk kez anlattı!

Osman Kavala İmamoğlu ile Silivri'deki o anını ilk kez anlattı!
Sekiz yıldır tutuklu bulunan Osman Kavala, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile cezaevindeki karşılaşmasını anlattı. İmamoğlu’ndan aldığı destek mesajına yanıt vermeye hazırlanırken yollarının Silivri'de kesiştiğini belirten Kavala, "Teşekkür edeyim derken burada karşılaştık" dedi. Kavala, belediye başkanlarının tutuklanma süreçlerini de şaşırtıcı bulduğunu ekledi.

Sekiz yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala, AİHM kararlarının inatla uygulanmamasını “insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren davranış” olarak niteleyerek sert bir eleştiride bulundu. Türkiye'nin siyasi atmosferine dair de tespitlerde bulunan Kavala, 2026’nın demokrasi için “salınan bir yıl” olacağını, PKK’nın silah bırakmasını olumlu bulduğunu ancak sürecin Suriye gelişmelerine bağlı olması nedeniyle belirsiz olduğunu söyledi.

BÜYÜK DAİRE KARARI VE YENİ İHLAL İDDİALARI

Gezi tutuklusu iş insanı Osman Kavala, AİHM Büyük Daire’ye gönderilen dosyasıyla ilgili kritik beklentilerini anlattı. Medyascope'a konuşan Kavala, Büyük Daire başvurusunun, onanan hüküm ve önceki kararlara uyulmamasının doğurduğu yeni ihlal iddialarını içerdiğini söyledi. Adalet Bakanlığı’nın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne verdiği gerekçeleri aktaran Kavala, bakanlığın önce, ilk AİHM kararının Gezi ve 15 Temmuz darbe girişimine katılmakla ilgili olduğunu iddia ettiğini belirterek sürecin nasıl manipüle edildiğine dikkat çekti.

"ÖNCEKİ İHLAL TESPİTLERİNE YENİLERİNİN DE EKLENECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUM"

AİHM’e yapılan başvuru dosyasının son olarak Büyük Daire’ye gönderilmesi üzerine, "Daha önceki AİHM kararlarını Türkiye uygulamamıştı, yeni gelecek karar ve Türkiye’nin tutumu konusunda beklentiniz nedir?" sorusunu yanıtlayan Kavala, şunları söyledi:

"Büyük Daire’ye başvurumuz, onanmış olan hükmün ve önceki kararlara uyulmamasının doğurduğu yeni ihlal iddialarını içeriyor. Önceki ihlal tespitlerine yenilerinin de ekleneceğini tahmin ediyorum. Adalet Bakanlığı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne önce, ilk AİHM kararının Gezi ve 15 Temmuz darbe girişimine katılmakla ilgili olduğu, ancak Gezi davasından zaten beraat ettiğim, yeni bir suçtan, casusluktan dolayı tutukluluğumun devam ettiği şeklinde bir açıklama yapmıştı."

osman-kavala-hapiste-7-yili-dold.jpg

"BU ÖNEMLİ TESPİT YARGITAY TARAFINDAN DİKKATE ALINMADI"

Kavala, sözlerine şöyle devam etti:

"Bakanlık daha sonra, Gezi davasındaki beraat kararı bozulup mahkûmiyet kararı verildiğinde de, AİHM kararının, tutuklama ile ilgili olduğu için artık geçersiz hale geldiğini iddia etti. AİHM, başlatılmış olan ihlal prosedürü uyarınca verdiği ikinci kararında, bir suç işlenmiş olduğuna dair şüphe uyandıracak nitelikte olmadıkları tespit edilmiş olan delillerde bir değişiklik olmadığını, aynı deliller kullanılarak yeni yargısal işlem yapılamayacağını belirterek, bu iki gerekçenin de hukuki geçerlilikten yoksun olduğunu vurguladı. Ancak, bu önemli tespit Yargıtay tarafından dikkate alınmadı."

"ARTIK GEREKÇE BULMALARI ZOR OLACAK"

"Büyük Daire’den çıkacak karar Yargıtay’ın onama sürecini de içerdiği için, bütün yargı süreciyle ilgili nihai karar olma özelliğini taşıyacak. Bu karara uymamazlık edilmesi halinde Adalet Bakanlığı’nın bu tutuma gerekçe bulması herhalde daha zor olacak."

thumbs-b-c-6615686ed8bcc7dd4cc40.jpg

"AKIL ALIR GİBİ DEĞİL"

Kavala, aldığı kararlarla yasalara ve Anayasal hukuka riayet edilmesini sağlamakla yükümlü olan yargı organlarının, bizzat Anayasa’nın AYM’nin yetkisi ile ilgili açık hükmüne riayet etmiyor olmasını "akıl alır bir şey değil" sözleriyle eleştirdi. Bu davranışın, herhangi bir devlet kurumunun Anayasa’ya aykırı hareket etmesinden çok daha vahim bir durum yarattığına dikkat çeken Kavala, AİHM kararlarına uyulmasının da anayasal temeli olan bir gereklilik olduğunu, bunların bilinen gerçekler olduğunu hatırlattı. Kavala, bu "uymama" davranışının sadece hukuki değil, insan hakları perspektifinden de değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

"İNSAN HAKLARINI KORUMA GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEKTEN KAÇINMAK ANLAMINA GELİR"

AİHM'in kuruluş amacına değinen Kavala, mahkemenin İkinci Dünya Savaşı sonrasında bireyin insan haklarını ve haysiyetini korumak için, ulusal yargı kurumlarının yetersiz görüldüğü durumlarda devreye girmek üzere yaratıldığını belirtti. AİHM'in ana görevinin, insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasında insan hakkı ihlali olup olmadığını denetlemek olduğunu vurgulayan Kavala, şu tespiti yaptı:

"Mahkeme bu kısıtlamanın suça işaret etmeyen bulgularla yapıldığı ve bu bulgularla suçlama arasında mantıkî bir bağ kurulmadığını gördüğü zaman, gerekçelerini anlaşılabilir şekilde ifade ederek ihlal tespiti yapmakla yükümlü. Böyle bir gerçeklik varken delillerin nasıl değerlendirildiğine karışmayayım şeklinde davranması, insan haklarını koruma görevini yerine getirmekten kaçınmak anlamına gelir."

osm1-2.jpg

AYM’nin de insan haklarını hukukun temel değeri olarak gördüğünü belirten Kavala, AİHM ve AYM’nin ihlal tespitlerinin, yargı kurumlarının insan haklarına yeterli derecede duyarlı olmadıkları "şüphesini" doğurduğunu ifade etti. Kavala, ulusal mahkemelerin bu kararları dikkate almamasının ise bu şüpheleri doğruladığını belirterek, "Söz konusu ihlal tespitleri halen özgürlükleri kısıtlanmakta olan kişilerle ilgiliyse, bunların cezaevinde tutulmaya devam edilmeleri bu insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren bir davranış olarak anlaşılabilir. Sayın Yargıtay Başkanı ihlallerin telafi edilmemesi ihlallerden daha vahimdir derken, bu soruna işaret etmiş oldu" dedi.

"GELEN MEKTUPLAR BURADAKİ YAŞAMIN ÖNEMLİ BİR UNSURU"

Bir yeni yılı daha Silivri’de, dört duvar arasında tutsak geçirecek olan Kavala, hapishanedeki yılbaşı rutinini ve yaşamını da anlattı. Yılın son gününün akşamında şiir okumayı adet edindiğini söyleyen Kavala, "Önceki yıllarda TRT’de Berlin Senfoni Orkestrası’nın yılbaşı konseri yayınlanıyordu. Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konseri vardı. İlk gün Viyana Filarmoni’nin yılbaşı konserini yayınlamaya da devam ediyorlar. Bir de eski mektuplara bakıyorum. Gelen mektuplar buradaki yaşamın önemli bir unsuru, bunları tekrar okumak yaşananların üzerinizden kayıp gitmesini engelliyor" ifadelerini kullandı.

Mevsimlerin değişmesini avludaki serçeler üzerinden takip ettiğini belirten Kavala, o anları şöyle resmetti:

"Avlunun duvarlarının üstünde serçe yuvaları var. Yaz başı önce erkek serçeler gelip bunları onarıyor, sonra eş seçimleri oluyor ve kuluçka dönemi başlıyor. Tabii sürekli yiyecek bırakıyoruz. Aşağı düşen yavrular oluyor. Anne babaları onlarla ilgilenmezse beslemeye çalışıyoruz. Bunları seyretmek, sabahtan akşama kadar serçe sesi duymak, tabiatla ilişkili olduğunuz hissi veriyor."

"NELER YAPACAĞIMI PLANLAMAK DA İÇİMDEN GELMİYOR"

"Ekim 2017 öncesinde farklı yapmayı arzuladığınız herhangi bir şey var mı?" sorusuna ise Kavala, geçen yılların ve belirsizliğin ağırlığını hissettiren şu yanıtı verdi:

"70 yaşına yaklaştım. 2017 öncesinde sivil toplumda yaptıklarıma aynen devam edebileceğimi sanmıyorum. Ancak neler yapacağımı planlamak da içimden gelmiyor. Ne zaman buradan çıkacağım belirsizliğini koruyor."

"İMAMOĞLU’NUN VE DİĞER BELEDİYE BAŞKANLARININ TUTUKLANMASI BENİM İÇİN EPEY ŞAŞIRTICI OLMUŞTU"

"Son 3000 günde en çok neye/nelere şaşırdınız?" sorusunu yanıtlayan Kavala, salgın sürecinden Türkiye'nin siyasi atmosferine kadar yaşadığı şaşkınlıkları anlattı. Özellikle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile cezaevinde yaşadığı tesadüfü şu sözlerle aktardı:

"Bu dönemde ülkemde ve dünyada beni şaşırtan epey şey gerçekleşti. Bunlar uzun bir liste oluşturur. En çarpıcı olanı COVID salgınının ülkemizi ve dünyayı nasıl etkilemiş olduğuydu. O sırada Albert Camus’nun Veba’sını yeniden okuyordum. Ülkemizdeki benim için özel bir yanı olanı anlatayım. Ablam telefonda, tesadüfen bir yerde Ekrem İmamoğlu ile karşılaştığını ve onun kardeş olduğumuzu öğrenince bana destek mesajı yolladığını söylemişti. Sevindim. Ben de kendisine teşekkür mesajı yollayayım diye düşünürken birkaç gün sonra burada karşılaştık! Bundan bağımsız olarak da, İmamoğlu’nun ve diğer belediye başkanlarının tutuklanması benim için epey şaşırtıcı olmuştu."

"BU TAHLİYE HUKUK İLKELERİNE RİAYET ETME KONUSUNDA ÖNEMLİ BİR İŞARET "

Kavala, gazeteci Fatih Altaylı hakkında verilen hapis cezası ve tahliye kararı üzerinden yargı sistemini şu sözlerle eleştirdi:

"Fatih Altaylı’ya yöneltilmiş olan suçlama, Nazi Almanyası’nda Ceza Yasasına monte edilen, eğer suçlu olduğu düşünülen birisinin eylemini suç sayan bir yasa yoksa, konuya en yakın yasa kullanılarak o kişi cezaya çarptırılır şeklindeki düzenlemeye uygun bir örnek. Benim iki yıl tutuklu kalmama yol açan casusluk suçlaması da böyle bir şeydi. Yasaların yazılı ifadelerine bağlı kalınmadan yapılmış olan bu suçlamadan beraat ettim, ama bu suçlamanın kullanılmasıyla tutukluluğum sürdürüldü. Altaylı’nın durumu farklı, zira ceza onansa da süresinden dolayı tahliye edilmesi gerekiyordu. Bu tahliyeyi hukuk ilkelerine riayet etme konusunda önemli bir işaret olarak değerlendiremiyorum."

"OLDUKÇA ZOR BİR YIL OLACAĞI BELLİ"

Türkiye'nin yakın geleceğine dair "2026’da Türkiye için neler umuyor, neler bekliyorsunuz?" sorusuna yanıt veren Kavala, ekonomik krizin derinleşeceğine işaret ederek halkı zor bir yılın beklediğini söyledi:

"2026’nın demokrasinin durumuyla ilgili olumlu ve olumsuz gelişmelerin birlikte yaşanacağı, deyim yerindeyse, salınan bir yıl olacağını tahmin ediyorum. Dar gelirliler, düşük maaş alan emekliler, iş bulamayanlar için oldukça zor bir yıl olacağı belli."

"PKK’NIN SİLAH BIRAKMASI UZUN ZAMANDIR BEKLEDİĞİMİZ OLUMLU BİR GELİŞME"

Gündemdeki çözüm süreci tartışmalarına da değinen Kavala, PKK'nın silah bırakmasını olumlu bulsa da, yargıdaki tahribat ve kutuplaşma nedeniyle temkinli konuştu:

"PKK’nın silahlı mücadeleye son verdiğini ilan etmesi elbette uzun zamandır beklediğimiz olumlu bir gelişme. Ancak, sürecin bundan sonrasının hukuk ve demokrasi sorunlarını nasıl etkileyeceği konusunda sağlıklı bir tahminde bulunmak kolay değil. Ekonomik sıkıntılar ve yargıdaki tahribatın devam etmesi, belediye başkanlarının tutuklanması ile uç noktaya varmış olan kutuplaşma, geniş bir toplumsal mutabakatın sağlanmasını olumsuz yönde etkiliyor. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelere çok bağlı olması da önemli bir öngörülemezlik unsuru. Suriye’de kurulması amaçlanan anayasal düzenin temel ilkeleri konusunda tüm kesimleri içeren bir mutabakatın sağlanmamış olması."

"UZUN SÜRELİ İKTİDAR DEMOKRASİ İÇİN TEHLİKEDİR"

Cezaevinde okuduğu kitaplar üzerinden güncel siyasi mesajlar veren Kavala, şu an Simon Bolivar ile ilgili UNESCO tarafından yayınlanan "Hope of the Universe" (Evrenin Umudu) kitabını okuduğunu belirtti. Bolivar’ın fikirleri ile bugünün otokratik liderleri arasındaki farka dikkat çeken Kavala, şunları söyledi:

"Kitabı okuyunca Bolivar’ın entelektüel birikimini, ideallerini, bu ülkelerde, özellikle Venezuela’da, nasıl bir sosyal-siyasal düzen kurulmasını hedeflediğini öğrenme imkânım oldu. Bolivar’ın dünya görüşünde özgürlük, eşitlik ve adalet arasındaki güçlü ilişkinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Söylevleri ve yazılarında Aydınlanma değerleriyle sosyal adalet anlayışını bütünleştirmiş. Venezuela’nın, özgürlüklerine kavuşan köleler ile ülkenin yerlileri dahil olmak üzere her yurttaşın yasalar önünde eşit haklara sahip olduğu, özgürlükleri koruyan anayasal bir devlet, bağımsız bir demokratik cumhuriyet olmasının önemini vurguluyor. Irkların kaynaşması, karışması ile yeni bir insanın yaratıldığı Latin Amerika’daki ülkelerin bir araya gelmesiyle yeni bir dünyanın yaratıldığını düşünüyor ve bunun Avrupa ile gelişmemiş ülkeler arasında dengeli ilişkiler kurulmasına yol açacağını umuyor."

"Bir kişinin çok uzun süre siyasi gücü elinde tutmasının demokrasi için büyük bir tehlike düşüncesinde"

Kavala, Bolivar'ın demokrasi anlayışını şu sözlerle aktardı:

"İlginç bulduğum, her ne kadar sık sık Rousseau’dan alıntı yapsa da Bolivar’ın Venezuela’ya örnek olarak devrim sonrası Fransa’yı değil İngiltere’yi göstermiş olması. Monarşi sayılsa da, İngiltere’yi demokratik temsiliyet, güçler ayrılığı, güçler arasında kurulu denge, sivil hakların ve özgürlüklerin kapsamı bakımından cumhuriyet değerlerinin en gelişmiş biçimde hayata geçirildiği ülke olarak görüyor. Bir kişinin çok uzun süre siyasi gücü elinde tutmasının demokrasi için büyük bir tehlike teşkil ettiği düşüncesinde. Okuduklarım ışığında Maduro’nun amaçladıkları ve icraatıyla Bolivar’ın fikirleri ve mücadelesi arasında paralellik kurmaya hiç imkân olmadığını düşünüyorum."

Son olarak Batı'nın demokrasi konusundaki ikiyüzlülüğüne değinen Kavala, Trump yönetimi ve İspanya Krallığı arasında paralellik kurarak Avrupa'ya Bolivar'ın sözleriyle seslendi:

"Ancak İspanya krallığının kolonilerinin bağımsızlığını hazmedememesiyle Trump yönetiminin Latin Amerika ülkelerine bakışı arasında benzerlikler olduğunu söyleyebiliriz. 1810’da kolonyal yönetime karşı başlayan isyan sonucu kurulan bağımsızlık yanlısı yönetim İspanya’ya bağlı güçler tarafından devriliyor, İspanya birkaç yıl boyunca bağımsızlık hareketini ezmeyi amaçlayan ağır saldırılarda bulunuyor. Bolivar’ın bu duruma kayıtsız kalan Avrupa devletlerine söyledikleri sanırım günümüzde de anlamlı olabilir: 'Özgürlük aşığı uygar Avrupa, kendi zehirli hırsını tatmin etmekten başka bir şey düşünmeyen yaşlı yılanın dünyanın en güzel parçasını yutmasına izin verecek mi? Adaleti gören gözlere sahip değil mi?' yoksa 'duyarsız kalacak kadar katılaşmış mı?'"

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi