İstanbul Barosu davasında savunmalar alındı: 'Savunma sanık sandalyesinde'
İstanbul Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerinin, “basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yolu ile yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla yargılandığı davanın duruşması, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan 1 No’lu duruşma salonunda görüldü.
Duruşmada, yönetim kurulu üyeleri avukat Yelda Koçak Urfa, avukat Mehmedali Barış Beşli ve avukat Hürrem Sönmez mütalaaya karşı savunmalarını sundu. Avukat Metin İriz ise savunmasını avukatları aracılığıyla yapacağını belirterek söz almadı.
Mahkeme, savunması henüz alınmayan sanıklara söz verilmek üzere duruşmayı yarın saat 10.30’a erteledi.
KABOĞLU: ADİL YARGILANMA HAKKI İHLALLER ZİNCİRİYLE KARŞI KARŞIYA
Duruşma sonrası ANKA Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, yargılamaya konu olan sürecin hukuka aykırı şekilde yürütüldüğünü savundu.
Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun yaklaşık 14 ay önce yaşam hakkını savunmak amacıyla, görev ve sorumlulukları kapsamında bir açıklama yaptığını hatırlatarak, bu açıklamanın soruşturma ve kovuşturmalara gerekçe yapıldığını söyledi.
Yargılamanın Çağlayan Adliyesi yerine Silivri’de yapılmasına da dikkat çeken Kaboğlu, “Adil yargılanma hakkı, daha en başından itibaren bugüne kadar sürekli bir ihlaller zinciriyle karşı karşıya bırakıldı” dedi.
Buna rağmen sürecin hukuk zemininde yürütülmesi için çaba gösterdiklerini vurgulayan Kaboğlu, davanın Türkiye’de hukuk devletine dönüşe katkı sunması gerektiğini ifade etti.
Kaboğlu konuşmasına şu şekilde devam etti:
"İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri, bugün yaptıkları savunmalarla adeta Türk yargı ve savunma tarihine kilometre taşları eklediler. Bugün başlayan ve cuma gününe kadar sürecek olan bu duruşma, yalnızca Türkiye’den katılan baro başkanları ve baro temsilcileriyle sınırlı değildir. Şu anda da gördüğünüz gibi, sağımızda solumuzda ve göremediğiniz şekilde, özellikle Avrupa ülkelerinden gelen ve dünya genelinde altmıştan fazla devleti temsil eden baro başkanları, uluslararası savunma örgütleri, kuruluşları ve baro birlikleri temsilcileri aramızdadır.
Onların burada bulunması İstanbul Barosu’na değil, doğrudan savunmaya verilen bir destektir. Bu katkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana hedeflediği çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma idealine, aynı hukuki zemini paylaştığımız Avrupa’daki meslektaşlarımızın sunduğu bir katkıdır. Zorlu kış koşullarına rağmen ülkelerinden kalkıp gelerek, Türkiye’de hukukun sağlığına ilişkin dayanışmalarını göstermişlerdir. Kendilerine teşekkür ediyoruz.
Biz, haklı olduğumuza inandığımız bu davayı sonuna kadar hukuk zemininde yürütmek için tüm çabamızı göstermeye devam edeceğiz.”

Ardından Fransız avukat Justine Devred, Fransa Baro Başkanları Konferansı Başkanı Raphael Dana, Paris Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Antonio Fraticelli de ANKA'ya açıklamalarda bulunarak "Biz avukatız" dediler.
"TOPLUMUN, MEZAR TAŞI GİBİ SUSKUNLUK TİMSALİ OLMAYAN BİR YAPIDA VARLIĞINI SÜRDÜREBİLMESİ İÇİN"
Antalya Barosu Başkanı Ali Çağdaş Bozaner ise şunları söyledi:
"İstanbul Barosu adına açılmış olan davanın duruşmasına katılmak ve bu duruşmaya erişimin sağlandığını göstermek üzere bugün buradaydım.
Maalesef yöneltilen yargı eliyle, İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerine yönelik bu müdahale; aslında yalnızca hukuka, savunmaya ya da barolara değil, yurttaşların kendini ifade edebilme özgürlüğüne, anayasal haklarına ve toplumun genel olarak konuşma, dile getirme ve sorgulama hakkına yönelik bir gözdağı niteliği taşımaktadır.
Barolar, yalnızca tarihsel sorumluluklarından dolayı değil; aynı zamanda Avukatlık Kanunu’nun 76 ve 95’inci maddelerinin kendilerine yüklediği görevler gereği, beğenilsin ya da beğenilmesin, açıklamalar yapmak ve görüşlerini dile getirmek durumundadır. Bu açıklamalara yönelik yargısal müdahaleler ise demokratik toplumun temel taşlarına yönelmiş bir müdahaleyi de içinde barındırmaktadır.
Toplumun, mezar taşı gibi suskunluk timsali olmayan bir yapıda varlığını sürdürebilmesi için; yurttaşların da kurumların da ve elbette bu mücadelenin bayraktarlığını tarih boyunca üstlenmiş olan baroların da üzerine düşen görev ve sorumluluklar vardır.
Bizler de hem bugün hem bundan sonrasında, hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesini hep birlikte, dayanışma içerisinde vermeyi sürdüreceğiz"
Kaynak:ANKA