Belediye Başkanı Oya Tekin'in savunmasının tam metni!
“Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü” davası bugün İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. ilk duruşması dün Silivri Cezaevi yerleşkesindeki büyük salonda görülen davada bugün tutuklu belediye başkanları savunma verdi.
Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün!
Tutuklu belediye başkanlarından birisi de 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile yargılanan Adana Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin. Savunmasını tamamlayan Tekin, arkasında üç evladı olduğunu ve onlara miras bırakacağı tek şeyin de onuru olduğunu söyledi.

Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in savunmasının tamamı şu şekilde oldu:
Sayın Başkan, Saygıdeğer Heyet Üyeleri,
35 yıllık bir hukukçu ve Seyhan Halkının iradesini temsilen karşınızdayım ve sekiz aylık bir tutukluluk sürecinin sonunda ilk kez kendimi ifade etme fırsatı buluyorum.
Savunmama başlamadan önce ufak bir anekdotu aktarmak istiyorum. Savunmamı nasıl kurgulayacağımı düşünürken, avukatlarımla fikir alışverişi yaparken bir noktayı aşmakta zorlandım. O da, bir suç örgütü yargılamasında suç örgütünün kurucusu, yöneticisi, üyesi olan hiç kimsenin tutuklu olmadığı, elini kolunu sallayarak gezdiği, hiçbir örgüt üyesinin tutuklu olmadığı yerde, karşınıza tutuklu olduğum Silivri Cezaevi'nden getiriliyor olmamdı. Bu yüzden uğradığımız haksızlığı ve masumiyetimizi, ceza genel teorisinden başlayarak anlatmanın Seyhan iradesi adına ve bir hukukçu olarak benim için en doğru şey olacağına karar verdim.
ŞAFAK OPERASYONU
İfadeye çağırılsam gideceğim halde, 31 Mayıs 2025 tarihinde bir şafak operasyonu ile Yörük Türkmen festivali için gittiğim Antalya’da otel odasından apar topar gözaltına alınıyorum. Antalya’dan İstanbul’a Vatan Emniyet’e getiriliyorum. Eşim de aynı sabah evimize yapılan şafak operasyonu ile Adana’dan İstanbul’a Vatan Emniyet’e getiriliyor.
Ve Vatan’da bekleyiş... 24 saat, 48 saat bir kuru ekmek, bir bardak su. 72. saatin sonuna doğru Emniyet ifadeleri başlıyor ve hakkımızdaki iddiayı öğreniyoruz. Bu arada da o gün sağlık kontrolüne götürülürken aynı operasyonla Vatan’da bulunan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, önceki dönem Milletvekilimiz Aykut Erdoğdu ve belediye bürokratları, diğer iki günden farklı olarak nizami olarak sıraya diziliyoruz iki yanımızda çevik kuvvetten polisler kollarımıza giriyor ve basında aylardır tekrarlanan görüntüler kameraya alınıyor. “Bu kameralar nedir?” diye sorduğumuzda, “Polis kamerası” deniyor.
Bizler bütün bunları yaşarken, kapıda çocuklarımız, ailelerimiz, bizlere güvenen, bizleri seven, oy veren vatandaşlarımız bekliyor, yaşanılanları anlamaya çalışıyor. Ardından medyada görüntülerimizi izlemeye başlıyorlar…
96 saati doldurmak üzere iken Çağlayan’dayız. Savcılık, sonrasında Sulh Ceza Hakimliği ve tutuklama kararları.
Silivri,
Silivri’de söylediklerimizin dinlenmediği, dinlenilse de beyanlarımızın yanlış zapta geçtiği, yüzümüze dahi bakılmadan SEGBİS’le bağlanarak yapılan tutukluluk değerlendirmeleriyle geçen 8 aydan sonra Sayın mahkemenin, sizlerin huzurunuzdayım.
Başta söylediğim gibi çağırılsam gelecekken, iddialara cevap verecekken, sekiz aylık tutukluluk süreci ile iki yanımda jandarmalar eşliğinde huzurunuzdayım. Bir milyonluk bir şehrin güveni ile Belediyeyi yönetme görevi verilmiş bir kadın olarak, hem de 35 yıllık hukukçu, avukat bir kadın olarak huzurunuzdayım. Hem de hakkımda iddianame düzenlenmesini gerektirecek ‘yeterli şüphe’ olmadığını bilebilecek durumda olan 35 yıllık hukukçu bir kadın olarak huzurunuzdayım.
SOMUT DELİLLERLE MADDİ GERÇEKLİK
İddianameye konu edilen 59 nolu eyleme ilişkin, maddi delillerle desteklenmiş somut olay şu şekildedir ;
Ben Belediye Başkanı seçildikten sonra ilk iş Belediye’nin güncel durumunu tespite çalıştım, Belediye’nin mevcut bütçesini, borç ve alacakları ile personel ve mali durumunu gözden geçirdim. Bu kapsamda, her birimin kendi başına ihale yapmasına ilişkin uygulamayı kaldırdım. Belediye’nin çöp hizmetleri ile ilgili sıkıntılar olduğunu tespit ettim, bu kapsamda Bilginay firmasına olan borcun fazlalığı dikkatimi çekince hakedişlerin araştırılmasını talep ettim, bunun için personel görevlendirdim, bu süreç yaklaşık 3 ay kadar sürdü, bu süreçte aleyhime birçok sosyal medya paylaşımı yapıldı, Seyhan’da çöplerin toplanmadığı, çöp kamyonlarının pis su akıttığı gibi haberler çıktı, ben de basına ve çalışma arkadaşlarına bu ihalenin yaklaşık 4 ay kadar sonra sona ereceğini tespit ettiğimden temizlik ihalesi şartlarını değiştireceğimi ifade ettim.
Belediyenin mali durumu iyi değildi, ben de biten ihalelerin ödemelerinin bekletilmesini, bu süreçte “öncelik temizlik ve hizmet” anlayışı ile devam eden işlere ilişkin ödemelere öncelik verilmesini söyledim, İlbank’tan 10.07.2024 tarihinde gelen ödemenin 255.729.664,33-TL ödeme ve Mayıs - Temmuz dönemi emlak vergileri tahsilatı toplamı 135.664.196,35 TL’nin Belediye kasasına girmesi sonrasında ancak 2024 yılı Temmuz ayında borçları ödemeye başlayabildik, borçlara ilişkin ödeme planlaması yaptık, bu kapsamda güncel hakedişlerin yapılarak Belediye’nin ekonomisini bozmadan ödenmesini söyledim, bunun üzerine Bilginay firması hakediş talebinde bulundu, bürokratik işlemler yapıldı, faturadır, ödeme belgesi hazırlanması derken 19.07.2024 tarihinde 75 milyonluk ödeme gerçekleştirildi,
Burada İller Bankasından ödeme geleceğinden tabii ki yükleniciler de haberdardı, biz de haberdardık, bu kapsamda 17 ve 18 nolu hakedişler yapıldı ve ödemesi planlandı, bu ödeme süreci kurumlarda hakkediş talebi ve onayı, fatura gönderilmesi, ödeme onayı ve nihayetinde ödeme şeklinde bir süreci ihtiva eder,
Ben Seyhan Belediye Başkanı olarak kurum amirleri ve müdürleri ile rutin olarak haftanın hemen başında toplantılar yapar, yapılacak işler, planlanan ödemeler konuşulur ve buna göre talimat veririm, ben de bu kapsamda Bilginay firmasına ödeme yapılması ile birlikte birçok ödeme işlemine bu şekilde onay verdim, ancak ödemenin hangi gün ve saatte yapılacağını takip etmem, bu yönde bir uygulamam da yoktur, bu nedenle de ödemenin 19.07.2024 tarihinde Cuma günü yapılacağını ben bilemem, bilmeme de gerek yoktur,
Ben Aziz İhsan AKTAŞ’ı sadece bir kez hayırlı olsun diyerek geldiği Seyhan Belediyesi’nde bir kez gördüm, kendisi ile başkaca herhangi bir diyaloğum olmamıştır, kendisini dışarda görsem tanımam, Aziz İhsan AKTAŞ benimle ödeme konusunda hiçbir kez görüşme yapmamıştır, ben Bilginay firmasının Aziz İhsan AKTAŞ’a mı Ramazan Murat AKTAŞ ve Tekin AKTAŞ’a mı ait olduğunu dahi bu süreç öncesinde bilmiyordum. Ramazan Murat AKTAŞ ve Tekin AKTAŞ ile hiç karşılaşmadım. Aziz İhsan AKTAŞ, 2025 yılı Ocak ayında tutuklandığında, “iyi ki bunlar bizden ihale alamamışlar” dedim, bu konuda Adana’da yerel siyasette takdir dahi edildim, lakin ihale alamadıkları için iftiraya maruz kalarak burada 8 aydır tutuklu kalacağımı öngöremedim.
Eşim CELAL TEKİN’in 19.07.2024 tarihinde Ankara’ya gitmesi, burada Aziz İhsan AKTAŞ ile görüşmesi ile yapılan ödeme arasında bir bağlantı yoktur, burada iddianamede belirtilen “tesadüf” ibaresi ile somut olayın bir bağlantısı yoktur, olaya hangi açıdan baktığınızla ilgilidir,
Buradan iddianameye ve dayanıldığı iddia edilen “sözde” delillere gelmek istiyorum;
1-) İDDİANAMEDE GENEL ANLATIM
İddianame, Aziz İhsan Aktaş’ın, tutuklu iken etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadesinde benimle ilgili iddiasına dayanmaktadır, burada benim Belediye Başkanı seçilmemden önceki dönemden birikmiş ve devam eden temizlik ihalesinden doğan alacaklarını alamadığını, bu alacaklarını alabilmek için eşim Celal Tekin’e bir milyon dolar verdiğini, benim de aynı gün Aziz İhsan Aktaş’ın resmen ya da fiilen ortağı olduğu şirketlerin alacaklarının 75 milyon Türk Lirasını ödediğimdir. Fakat Aziz İhsan Aktaş, soruşturma kapsamında alınan ifadelerinde bu rüşvet anlaşması için benimle görüştüğünü iddia etmiyor, hatta adımı bile telaffuz etme gereği duymuyor. İddianameye ancak bir parantez içerisinde “TEMSİLEN” dahil ediliyorum.
Cumhuriyet Savcısı’nın iddia ederken, suçun her bir unsuru bakımından değerlendirmede bulunması gerekmektedir: Burada suçun ;
- Kanunilik,
- Maddi,
- Hukuka aykırılık,
- Manevi unsur (kast veya taksir),
Şeklindeki 4 unsurun hepsinin bulunması, bunları değerlendirmesi, hareket, netice ve kast değerlendirmesi, delilleri birbiriyle ilişkilendirmesi gerekmekte, varsa kendisinde oluşan şüphesini delillere dayandırmalıdır. Savcının söz konusu şüphesi kendinden menkul olmamalı, doğrudan delillerden kaynaklanmalıdır. Ben bir Belediye Başkanı olarak, Anayasa gereği her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının sahip olduğu kabul edilen adil şekilde yargılanmak en doğal hakkımdır, ben bir Belediye Başkanı olarak yargılanmamayı beklemiyorum, bir imtiyaz veya dokunulmazlık talebim de yoktur, ancak bir Belediye Başkanı olarak, halk tarafından seçilmiş ve meşruiyeti olan bir kişi olarak tutuksuz yargılanmayı beklemek de en doğal hakkımdır, bir Belediye başkanının kişisel ve siyasi itibarının soyut beyanlarla lekelenmemesi gerektiği de açıktır.
SONUÇ OLARAK,
LEKELENMEME HAKKI, geniş anlamıyla masumiyet karinesi, ADİL YARGILANMA HAKKININ ihlal edilmemesi; ceza yargılamasının son çare olması, eksiksiz soruşturma ve tek oturumda duruşma ilkelerinin gereğinin yerine getirilmesi, diğer gerekliliklerinin yanı sıra, YARARSIZ HAKSIZ VE YASAL KOŞULLARA uygun olmayan davaların açılmaması ile mümkündür.
3-) RÜŞVET ALMA SUÇU
Rüşvet suçunun unsurlarına baktığımızda; ‘Rüşvet anlaşmasının’ yapılması şartı bulunmaktadır. Şimdi iddianame tanzim edilirken rüşvet suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı tarafsız bir şekilde değerlendirilmiş midir?
Anlaşmanın olmadığı, parantez içerisinde “TEMSİLEN”, niyet okuma ile dahil edildiğim iddianamedeki eylemde Aziz İhsan Aktaş’ın bahsettiği ödemenin doğrusu nedir?
Bir belediyede, bu büyüklükteki ödemeler gün içinde organize edilmez. Burada da kamu kurumunda hak edişler ve ödeme ile ilgili tüm işlemler yapılmış, ödeme yapılacağı en az bir ay öncesinden belli ve son on gün içerisinde de Mali Hizmetlerden ödeme onayı verilerek iki fatura ile kesinleşen, yaklaşık bir ay önce toplanan Emlak vergileri ile İller bankasından gelecek ödemeyi bekleyen 75 milyon ödemenin akıbetini Aziz İhsan Aktaş ve alacaklı firmanın Belediyedeki temsilcileri ve ilgili olan herkesin bildiği ödemeden bahsediliyor.
Hakedişler yapılmış -Temizlik İşleri Müdürlüğü
Mali Hizmetler / ödeme onayı verilmiş.
Böyle bir ödemeyi Belediye Başkanının günü gününe takip etmesi mümkün değil ve hayatın olağan akışına da uygun değil. Genel yönetimsel talimatlar verilir, belediyenin işleyişi rutin devam eder. Belediyenin en önemli hizmeti, kentin temizliğidir. Sık sık çöp, çamur, çukur eleştirileri yapılır, bu sebeple en hassas olduğumuz hizmet budur.
Kaldı ki Belediye Başkanının, ne hakediş ne de mali hizmetler aşamalarında imza yetkisi bulunmamaktadır. Ödeme işlemi birden çok kişinin belirli bir sıra ile imzalanması veya işlem yapması sonucunda meydana gelebilen nitelikte bir iştir ve bu imza silsilesinde Belediye Başkanı imzası bulunmamaktadır.
Bu noktada dikkat çekmek istediğim basit bir gerçek var: Belediye zaten ödemesi gereken bir borcu ödemiştir. Aziz İhsan Aktaş ve alacaklı firma tarafından bakarsak da zaten tahsil edecekleri bir alacaktan bahsediyoruz.
Diğer taraftan ‘bir işin yapılması veya yapılmaması’ konusunda ise alacaklı zaten icra takipleri açmış ve açmakta olup ki şimdilerde yaklaşık 500.000.000-TL’lik icra takibi ile alacağını tahsil ediyor durumdadır.
4-) MEVCUT DELİLLERİN CUMHURİYET SAVCISI TARAFINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Şu ana kadar anlattıklarım kolay anlaşılır ve belgelerle kolay doğrulanır şeylerdir. Peki Cumhuriyet Savcısı tarafından deliller değerlendirildiğinde nasıl bir kanaate varılmış?
Oya Tekin, eşi Celal Tekin’in yaptığı görüşmeden haberi olmadığını,
Firmalara yapılan ödemelerden bilgisi olmadığını,
Beyanlarımın kendi içerisinde tutarsız olduğunu, söylüyor.
Evet, eşimin Aziz İhsan Aktaş’la görüştüğünden haberim yok. Firmalara o gün ödeme yapıldığından da haberim yok. Haberim yok çünkü talimat ve onay aşamaları geçeli uzun zaman olmuş, devraldığım borca batık belediyenin temel işlerini yoluna koymaya çalışan henüz 3 aylık bir belediye başkanıyım olay tarihinden.
Kaldı ki; belediyeden firmaların alacağını ifademde anlatmışım, icra takiplerini anlatmışım, tehditlerde ve baskılarda bulunduklarını anlatmışım. Beyanlarım bırakın tutarsız olmayı, fazlasıyla tutarlı.
Ayrıca ben bu firmalara yapılacak yüklü miktarda ödemeyi biliyorum. Genel talimatım var, ödemeyi talep edip ayrıca talimat vermiyorum. Böylesi bir görevim olmadığı gibi imzam dahi yok. Belediye başkanı olarak bütçeyi bilmeden, planlama yapmadan, stratejik plana uymadan belediye yönetilemeyeceğini bilebilecek mesleki ve siyasi tecrübeye sahibim. Bu sürece de vakıf olduğumu ifadem boyunca anlatıyorum.
Olayda da benim “çantacım” olarak konumlandırılan eşim Celal Tekin, boş gezenin boş kalfası değil. 36-37 yıllık avukat. Son yıllarda en az 35-40 kişinin çalıştığı ofisin sahibi, Çukurova’nın en büyük hukuk ofisinin hem de. Emekli oluncaya kadar ise Türkiye’nin sayılı holdinglerinden birinin Çukurova bölgesinde hukuk müşaviri- Akdeniz bölgesinden sorumlu. Aktif iş insanı, avukat ve siyaset içerisinde, serbest avukatlık yaptığım dönemlerde dahi birlikte çalışmamışız. İkimizde kendi bireyselliği ile iş yaşamında, toplum yaşamında var olabilen insanlarız. İkimizde mesleğe başladığımızdan bu yana hep yoğun çalışan kendi işlerini yapan iki ayrı insan olduk. (Aile yaşamımız dışında)
Hadi belgeleri bir kenara bırakalım. Aziz İhsan Aktaş, hızlı ve düzenli ödeme alabilmek için parayı rüşvet olarak verdiğini söylüyor. Hızlı ve düzenli ödeme niçin devam etmemiş? Bu ödemenin hangi hızda ve düzende yapıldığı neden araştırılmamış ? İşte bunların cevabı, avukatım tarafından dosyaya sunulan Belediye’nin Aziz İhsan AKTAŞ bağlantılı firmalara yapılan ödeme dökümlerinde harfiyen mevcuttur.
İddianamede benim çelişkiye düştüğüm iddia edilmektedir ki, bu tamamen hayal ürünüdür.
Ben bir Belediye Başkanı olarak, Bilginay firmasının Belediye’den en yüksek tutarda alacağı olan firma olduğunu da biliyorum, bu firmaya o hafta ödeme yapılacağını da biliyorum, ifadem bilinçli şekilde niyet okuması yapılarak belli bir kalıba sokulmaya çalışılmıştır. İfadenin bütününde bu hususları def’aten söyledim, açıp okuduğunuzda da göreceksiniz, burada rutin bir Belediyecilik faaliyetine, Belediyecilik ve hakediş ödemesinin nasıl olduğu bilinmeden, ifadenin tamamı değerlendirilmeden olumsuz anlam yüklenmeye çalışılmakta, bir itibar suikasti yapılmaya çalışılmaktadır.
İddianamede yine aleyhime olarak değerlendirilen ödeme ile eşimin AZİZ İHSAN AKTAŞ ile aynı gün görüşmesine dair “tesadüf olduğuna dair iddianın olağan olmadığı” şeklindeki değerlendirme de tamamen önyargılı ve niyet okumaya dayalı bir değerlendirmedir.
Eşim CELAL TEKİN’in 19.07.2024 tarihinde Ankara’ya gitmesi, burada Aziz İhsan AKTAŞ ile görüşmesi ile yapılan ödeme arasında bir bağlantı yoktur, AZİZİ İHSAN AKTAŞ siyasi parti kanalından bir şekilde eşime ulaşarak görüşmek istemi ve eşim de görüşmüştür, bu görüşme ne daha fazla ne de eksiktir, sadece bu kadardır, AZİZ İHSAN AKTAŞ’ın HTS kaydında görüştüğü kişilerin listesi çıkartıldığında görüleceği üzere o tarihlerde kendisiyle görüşülmesinde herhangi bir sorun olmadığı veya buradan bir delil ve dolayısıyla suç çıkarılmasının anlamsız olacağı görülecektir. Eşim CELAL TEKİN, büyük bir hukuk ofisinin başındadır, birçok yerde müvekkili bulunmaktadır, ilaveten Adana – Ankara arası 4 saat bile değildir, Adana’lılar için günü birlik gidip gelinen sıradan bir seyahattir. Burada iddianamede belirtilen “tesadüf” ibaresi ile somut olayın bir bağlantısı yoktur, olaya Belediyecilik ve hakediş ödemelerinin nasıl yapıldığını bilerek hangi açıdan baktığınızla ilgilidir,
Etkin Pişmanlık :
Rüşvet verenin pişmanlık göstererek durumu yetkili makamlara bildirmesi
ne zaman etkin pişmanlık olarak değerlendirilebilir?
Etkin pişmanlık ifadesi, özünde bir tanık delilidir. Maddi delillerle ispatlanmadıkça tanığın beyanıyla dava açılamayacağı açıktır. Etkin pişmanlık ifadesinin soruşturmanın hangi aşamasında ortaya çıktığı burada önem arz etmektedir. Kişinin tutuklu olduğu aşamada hukuka uygun veya hukuka aykırı bir vaatle etkin pişmanlık ifadesi alınması halinde bu durumun, tanık delilini hukuka aykırı hale getireceği açıktır.
Etkin pişmanlıkta bulunan kişinin özgür iradesiyle mi ifade verdiği yoksa bir vaat üzerine mi ifade verdiği dikkate alınmalıdır. Buradan bu açıklamanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı ve samimi olup olmadığı ortaya çıkacaktır.
Burada kişi, hiçbir suretle olayda dahli olmayan bir kişiyi dosyaya katarak ifade vermiş olması mümkün hale getirilmektedir. Kişinin, kanundaki bu boşluğu kullanarak daha az ceza almak veya ceza almamayı sağlamak için gerçekte faal nedamet göstermeden ve gerçek anlamda pişmanlığını ortaya koymadan salt kendi çıkarı için suçsuz bir kişiyi şüpheli konumuna getirmesine soruşturma makamlarınca imkan sağlanmaktadır.
Somut yargılamaya gelirsek;
Aziz İhsan Aktaş burada hangi aşamada etkin pişmanlıktan yararlanmış?
Aziz İhsan Aktaş, örgüt liderliğinden tutuklu iken, rüşvet verme suçundan tutuklu iken, sayısız suçla itham ediliyorken, anlamlandıramadığımız bir şekilde henüz soruşturma konusu olmayan sözde iddiaların bir etkin pişmanlık ifadesine büründürülerek soruşturmanın başkaca belediyelere ve kişilere, sonuncunda da bana gelmesi sağlanmıştır.
Bu bizim aklımızla alay etmektir. Hepimiz aynı hukuk fakültelerinde okuduk. Bir yargıcın bakıp ; suçtan kurtulmaya çalışıyor diyerek kenara atması gereken bu beyan, beni, dolayısıyla Seyhan halkının iradesini sanık sıfatıyla karşınıza getirdi. Tıpkı birçok halkın iradesini yansıtan yol arkadaşlarım gibi.
Aziz İhsan Aktaş ;
17 Ocak 2025’te birçok suçtan tutuklanmış,
11 Mayıs 2025 tarihinde sözde etkin pişmanlık ifadesi vermiş, birçok belediye başkanının ismini vermiş,
Bu ifadesinde 19 Temmuz'da rüşvet verdiğini iddia etmiş.
04.06.2025 tarihinde tahliye olmuş, aynı tarihte de ben tutuklanmışım, iddianamede “tesadüf tesadüf “ denmiş ya işte tesadüf bu.
Sonuç olarak etkin pişmanlık yok, tahliye olmak için verilen ve ihaleye giremediği için mevcut soruşturmayı bir “hesaplaşma aracı” olarak kullanan Aziz İhsan Aktaş’ın iftiraları var.
Para çekme dekontları :
İddianameye bakıldığında parayı çektiği görülen RAMAZAN MURAT AKTAŞ, parayı eşim CELAL TEKİN’e teslim ettiği iddia edilen ise AZİZ İHSAN AKTAŞ, peki iddianamede ne yok ? Ramazan Murat AKTAŞ’ın ifadesi yok, başka ne yok, Ramazan Murat AKTAŞ’ın Aziz İhsan AKTAŞ ile buluşması yok, yine başka ne yok Ramazan Murat AKTAŞ ile şirket ortağı Tekin AKTAŞ iddianamede 59 nolu eylemde “SANIK” bile değil.
1 milyon dolar, 3 ayrı banka şubesinden çekilmiş, o gün Aziz İhsan AKTAŞ ise İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş ve akşamında İstanbul’a geri dönmüş, bu paraların çekileceği ne zamandan belli olduğu iddianamede belli olmadığı gibi bu paranın Aziz İhsan AKTAŞ tarafından teslim alındığı da belli değil, belki de Aziz İhsan AKTAŞ bu parayı almış ve İstanbul’a yanında götürmüş ya da iddianamede anlatıldığı gibi diğer şirket hesaplarına aktarmış, bu da belli değil, bu haliyle salt para çekildiğine dair dekontun “maddi delil” olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
İlaveten, benim veya eşimin, hatta çocuklarımın malvarlığı, banka hesap hareketleri itibariyle malvarlığımızda bu denli büyük bir miktarda orantısız herhangi bir artış olmadığı da açıktır.
SEYHAN BELEDİYESİ ÖDEME DEKONTU
Ben Seyhan Belediye Başkanı olarak kurum amirleri ve müdürleri ile rutin olarak haftanın hemen başında toplantılar yapar, yapılacak işler, planlanan ödemeler konuşulur ve buna göre talimat veririm, ben de bu kapsamda Bilginay firmasına ödeme yapılması işlemine bu şekilde onay verdim, ancak ödemenin hangi gün ve saatte yapılacağını takip etmem, bu yönde bir uygulamam da yoktur, bu nedenle de ödemenin 19.07.2024 tarihinde Cuma günü yapılacağını ben bilemem, bilmeme de gerek yoktur,
Suç örgütüne ait olduğu iddia edilen firmalara yapılan ödemeler ve düzenli ödeme iddiası
İddianamede “Firmaya ödenen 220.000.000 lira ve kalan 119.793.491 lira esas alındığında 1.000.000 Doların Oya TEKIN Cumhuriyet Halk Partisi'nden belediye başkanı seçildikten sonra belediyeden toplam alacağının %10-11' ine (fiyat farkı uygulaması nedeniyle oranın bu arada olduğu) denk gelmektedir. …
hızlı ve düzenli ödeme almak için için parayı rüşvet olarak verdiği (19.07.2024-26.12.2024 tarihleri arasında 12 defa hak ediş ödemesi aldığı) anlaşılmıştır” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Belediye kayıtlarına bakıldığında, iddianamede geçen 19 firmanın toplamına 19.07.2024 itibariyle 714.958.289,48 TL borç bulunmaktadır. 19.07.2024 – 26.12.2024 arasında bu firmalara 205.000.000,00 TL ödeme yapılmıştır.
Bu halde, rüşvet iddiasına konu bir milyon doların toplam alacağa oranının %5’te kaldığı görülmektedir.
Bu kapsamda, iddianamedeki yüzde 10’luk oranın tutmadığı ve yapılan ödemelerin 220 milyon değil 205 milyon olduğu görülmekte, ilaveten 19.07.2024 tarihinden sonraki diğer ödeme tutarları itibariyle de “hızlı ve düzenli” ödeme yapılmadığı da görülmektedir.
Seyhan Belediyesi’nin toplam borcu, bütçesi, kaynaktan kesintiler itibariyle hızlı ve düzenli ödeme yapılmasına fiilen olanak da yoktur. Burada Belediyenin bütçesi ve giderler itibariyle gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasını da talep etmekteyim.
İddianamede, SEYHAN BELEDİYESİ tarafından benim belediye başkanlığım öncesinde AZİZ İHSAN AKTAŞ ile bağlantılı olduğu iddia edilen firmalara ödemelerinin benden önce yapılmış ve borç kalmadığının belirtildiğini gördüğümde benim bu firmalardan ancak haberim oldu, burada benim masum olduğum daha iyi anlatılamazdı.
Burada bir hususa da değinmek isterim, iddianamede diğer eylemlerde AZİZ İHSAN AKTAŞ için “ihalenin devamlılığını sağlamak” amacıyla rüşvet verdiği iddia edilmesine karşın, 59 nolu eylemde bu hususun iddianamede belirtilmemesini dikkate değer bulmaktayım. Şöyle ki, ben SEYHAN BELEDİYE BAŞKANI olarak iddianamede belirtilen firmaların hiçbiri benden ihale alamadılar, ihaleye dahi giremediler, benim yönetim ve farklı hizmet anlayışım itibariyle ihaleye dahi katılamadılar, Bilginay firmasının ihalesi sonlandığında ihale şartnamesini güncelleyerek yeni bir ihaleye çıktım ve bu ihaleyi başka bir firma kazanmıştır, iddianamedeki firmalar ihaleye bile girmemiştir, yine iddianamede sanık olan YUSUF YILDIZ bağlantılı firma ile olan park ve bahçeler ihalesini sonlandırdım, Park ve Bahçeler ihalesi yapmayıp, kendi kaynaklarım ve 270 kadına serbest ve yarı zamanlı- Desteklemekten güçlendirmeye projesi ile iş imkanı sağlayarak- en az 500 milyonluk kamu kaynağından tasarruf ettim.
Size sormak isterim, 1 milyon dolar rüşvet alındığı iddia edilen kişiye düzenli ödeme yapılmamış, devamında ihaleye bile girememişken ben neden burada sanık sandalyesinde bulunuyorum ?
Tam da bu kişilerin işine belki de bilmeden taş koyduğum için bana güdülen husumet ile bir etkin pişmanlık ifadesindeki “TEMSİLEN” ibaresi ile sanık sandalyesine oturtuldum.
CELAL TEKİN’in HTS kaydı ve AZİZ İHSAN AKTAŞ ile buluşması
Eşim Celal TEKİN’in, Belediye’nin tüm borçlarını, tüm alacaklı firmaları tüm Seyhan halkı gibi kendisi de biliyordu, Bilginay firmasının Belediye’de bana uyguladıkları baskı ve tehditlerden haberi vardı, Seyhan büyük olsa da siyasi çevre ve mesleği itibariyle bundan haberdar olmuştu, ben Adana’nın ilk kadın belediye başkanı olmam nedeniyle benimle görüşmek isteyip nasıl görüşeceğini bilemeyen birçok kişi bir şekilde erkekleri aracı kılmak anlayışıyla eşimi arayarak kendisiyle görüşmek istemiştir, eşim bir avukattır, ulaşılabilir olmalıdır ve ulaşılabilirdir, bu nedenle eşim ulaşılamayacak bir kişi değildir, eşim de bu kapsamda Aziz İhsan AKTAŞ ile olağan bir şekilde görüşmüştür.
“Evde Celal ile bu konuyu konuştuk, ben moralsizdim, sordu, anlattım, Bu işler belediyenin işleri sen karışma dedim, o da tamam dedi, sonrasında bu konu ile ilgili bir konuşma olmadı, benden habersiz görüşmüş”
Eşim CELAL TEKİN, yukarda da anlattığım gibi bir avukat, Ankara’da müvekkilleri, mesleki ve siyasi işleri var, ben de sıradan bir ilçe belediyesi olmayan yaklaşık 1 milyonluk nüfusa sahip SEYHAN BELEDİYE BAŞKANI’yım, bu nedenle her ikimizin de işleri yoğun olduğundan birbirimizin seyahatlerini ve işlerini bilme imkanımız yok, bu nedenle eşimin 19.07.2024 tarihinde Ankara’ya gidip gitmediğinden ve Aziz İhsan AKTAŞ ile görüştüğünden bilgim yoktur, kaldı ki o tarihte Aziz İhsan AKTAŞ bir iş insanı olarak bilinmekte, basına yansıdığı ve HTS kayıtlarından da gördüğüm kadarıyla birçok resmi kurum yetkilileri ve iktidar partisi mensuplarıyla birçok görüşmesi mevcuttur, buradan hareketle mevcut buluşmaya delil olarak anlam yüklenemeyeceği açıktır.
Dava açıldıktan sonra eşimin HTS kayıtlarını kontrol ettiğimde, 19.07.2024 tarihinde eşimle hiç telefon görüşmesi yapmadığımı, örneğin 16, 17, 18, 23 ve 25 Temmuzda eşimle telefonla görüştüğümü tespit ettim. Burada, bir şeyin varlığının delil kuvveti ile var olmamasının delil kuvveti aynıdır, bu haliyle eşimin AZİZ İHSAN AKTAŞ ile görüştüğü gün, benim kendisiyle görüşmemiş olmam suçsuzluğumu ortaya koyan kuvvetli bir delildir.
Burada değinmekte yine fayda var, Aziz İhsan AKTAŞ tutuklandıktan hemen sonra eşimi yurtdışı numarasından bir kişi arayarak, ki bu kişinin Ramazan Murat Aktaş olabileceğini düşünüyorum, şirketlere elkonulabileceğini belirterek ödemeleri talep etmiş, eşim de yasal yollara başvurması gerektiğini ifade etmiş, daha sonra aynı kişi AZİZ İHSAN AKTAŞ’ın itirafçı olacağını, ödeme yapılmazsa isimlerimizi verebileceğini belirtmiş, eşim de “ekşi yemedik neden karnımız ağrısın” diyerek dikkate almamış, sonrasında biz etkin pişmanlık ifadesine eklendik, tutuklandık, daha sonra ve iddianame yazılmadan bir ay kadar önce ancak bu şirketlere kayyum atandı ve tüm şirketlerin yönetimi TMSF’ye devredildi, TMSF belediye gelirlerine ve banka hesaplarına haciz uyguladı, sonuç olarak burada bize yönelik planlı bir hesaplaşma amacı olduğu görülmektedir.
SONUÇ DEĞERLENDİRME
Yukarda madde madde anlattığım şekliyle, madem bu dosyada suç yoktur, madem delil yoktur, madem tutuklama hukuka aykırıdır; o hâlde şu soruyu açıkça sormak zorundayım: Ben neden buradayım?
Aziz İhsan Aktaş’ın soruşturmayı bir “hesaplaşma aracı” olarak kullanması sonucu buradayım. Evet, hesaplaşma aracı.
Peki Aziz İhsan Aktaş beni neden hedef seçti?
Aslında Aziz İhsan Aktaş; hakkında açılan soruşturmayı, devamında yararlandığı ‘etkin pişmanlık’ düzenlemesini BİZİMLE BİR HESAPLAŞMA ARACI OLARAK KULLANMIŞTIR.
Soruyorum: 19 Temmuz 2024 tarihinde rüşvet aldığım iddia ediliyor. İddianameyi düzenleyen savcı, “Rüşvetin, hızlı ve düzenli ödeme alabilmek için rüşvet verildi” iddiasında, fakat yapılan ödemeler açıkça gösteriyor ki Aziz İhsan Aktaş 2024'ün sonuna kadar bekliyor. 2025’te de beklemeye devam ederken 17 Ocak 2025’te tutuklanıyor. Tutuklu iken etkin pişmanlıktan faydalanıyor. 11 Mayıs 2025’te en son beyanında isimlerimizi veriyor. Sonra mı? Bizler 04.06.2025 te tutuklanıyoruz, Aziz İhsan Aktaş aynı gün serbest kalıyor. Oysaki;
Aziz İhsan Aktaş’ın örgüt liderliğinden hakkında soruşturma açılıp tutuklanması ve bu süreçte fiilinin haksızlığının farkında olarak değil hukukun boşluğundan faydalanarak iftira atması, soruşturmanın bir hesaplaşma aracı olarak kullanması, elindeki tüm firmaları ile 15 yıldır çalıştığı belediyeden ihaleyi alamamış olması, etkin pişmanlık çerçevesindeki suçlayıcı/iftiradan ibaret olan beyanının hukuka aykırı elde edilen delil olarak değerlendirilmesini gerektiriyor.
Aziz İhsan Aktaş, Belediye Başkanı olarak benimle istediği irtibatı kuramamıştır. Bu öylesine aşikardır ki ne kendisi, ne de soruşturma savcısı hakkımda böyle bir irtibat isnadında bulunmamıştır.
Peki bu hesaplaşma isteği, bu HUSUMET NEDEN?
Cevap benim Belediye Başkanı olarak çalışma yöntemlerim daha önemlisi ise Belediyecilik anlayışım.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde, %41.51 oy oranıyla en yakın rakibimizle ise %10 oy farkı ile Seyhan Belediye Başkanlığını kazanmıştık. Üstelik bu sonuç; hiçbir ittifakın olmadığı tüm partilerin adaylarının olduğu mevcut belediye başkanının partisinden istifa ederek, başka bir partiye geçerek, tüm imkânları ile yarıştığı, son derece sert geçen bir seçim ortamında elde edildi.
Bu sonuç, yıllardır süren siyasi mücadelemin, parti örgütümüz ve Seyhanlı hemşerilerimizle birlikte başardığımız en hak edilmiş başarılardan biriydi. Adana’nın, Seyhan’ın ilk kadın belediye başkanı olarak tarihe geçildi.
Göreve büyük bir coşku ve sorumluluk duygusu ile başladım. Adaylık dönemimde de yaptığım çalışmalar ve seçim söylemlerine esas olmak üzere Seyhan Belediyesi’nin birtakım sayıştay ve denetim raporlarını, stratejik planını ve bütçeyi biliyordum. Detaya girme ve vizyonumu ortaya koyma vakti gelmişti.
Sayıştay raporunu detaylı inceleyerek ve bu raporlar doğrultusunda başkan yardımcıları ve müdürlerle toplantı yaparak başladım.
Belediyemizin vatandaş şikayetlerini alan Ulak-bel birimi kayıtları vardı. Aksiyon hizmetleri, iyi yapılan hizmetleri görebiliyorduk. Buradan da sorumlu hizmetleri kısa sürede tespit etmiştim. Temizlik ve park bahçeler başta idi. Belediyenin gelir ve gider durumunu ise ilk üç hafta sonunda anlayabilmiştim.
Net tablo ortaya çıkmıştı. Kurumsal yapı ve mali disiplin dengeleri sarsılmış bir belediye devir almıştım. 3.600 milyon tahmini bütçe/ 2024 öngörülen gerçekleşme oranı ise 2800 milyonlar olan bütçenin, 2.200 milyon belediye+ iştirak+ borç vardı. Bu borcun 1.500 milyonu hizmet alımları, piyasa borcu kalanı ise SGK ve vergi borçlarıydı. Kasa boştu. Bu duruma bir de seçim tarihinden bir ay önce imzalanan ve asgari ücretin üç katına ücretleri çıkaran %140 artış- TİS sözleşmesi eklenmişti ki Seyhan halkına hizmet vermek olanaksız duruma geliyordu. Bütçenin neredeyse %95’i personel maaşlarına gider durumdaydı.
Borçları ödesem, personel maaşı ödenmiyor. Geçmiş borçları ödesem güncel hizmetler aksıyor. Yeni hizmetler, yeni harcama kalemleri mümkün değil. Burada yılların tecrübeli avukatı/ hukukçu kimliğim yol gösterici oluyordu bana. Belediye mevzuatı ve kamu mali yönetim esasları temel yol göstericim oldu. Kurumsal yapısı ve mali disiplini bozulmuş bir kurumu yönetmem ve hizmet üretmem, hizmetin devamlılığını sağlamam gerekiyordu.
Bütün bunlara çalışırken, büyük bir heyecanla tebrik ziyaretleri devam ediyordu. Şahıslar, dernekler, sivil toplum Seyhan’ın tüm dinamikleri, vatandaşlarımız her gün büyük kalabalıklar ziyaret geliyordu. Yanı sıra belediyemiz ile iş yapan, ihale alan hizmetlerimize katkı koyan şahıs ve şirketlerde geliyorlardı tanışmak için, tanışma ziyaretinde alacaklarının olduğunu nezaketle araya sıkıştırıyorlardı. İnceliyoruz tablo tam olarak çıktığında ödemelerimiz başlayacak diyorduk, alacaklı haklı idi.
İlk ayımız biterken mali tablo tam olarak ortaya çıktığında ise alacaklıların nezaketi de, sabrı da azalmaya başlamıştı. Mali hizmetler müdürlüğümüz ve iş yaptıkları ilgili birimlerde hırçın tavırlar başlamıştı. Devam eden ihalelerimizde, hizmetimizi aksatıcı tutum ve davranışlar, temizlik ve park bahçeler başta olmak üzere ardından icra takipleri ve hacizler başlamıştı. Belediyeye hacze geliyorlar ve bir sonraki ‘makam haczi olacak’ diyerekten tehdit savuruyorlardı personellerimize,
Biz ise bir yandan personel maaşlarını, diğer taraftan güncel hizmetlerimizi aksatmadan, kamu mali kontrol mevzuatını da dikkate alarak, ödemeleri yapmak konusunda kararlar alıyorduk ve sınırlı gelirimizle ödeme yapmaya çalışıyorduk.
Bütün bu problemli durum içerisinde asıl dikkat çekici olan ise; Alacaklılar seçimden aylar önce aylarca ödemelerini alamamış hatta takip dahi etmemiş, sessiz kalmışlardı. Oysa tam seçim dönemi takip etmiş olsalar büyük bir kısmını alabilirler ya da daha fazla zarara girmemek için mal, ürün hizmet teslimlerini durdurabilirlerdi. Seçim sonucunu beklemişlerdi. Bu durum şüpheli bir hal almıştı. Bunun üzerine piyasaya borçlarımıza ilişkin ihale dosyaları ve hizmetlerin yapılışı ve ürün teslimlerini incelemeye başladık. Avukatlar ve mali hizmet ile, Park ve Bahçeler için sayıştay raporunda uyarı vardı. İç denetim ve müdürlükte inceleme başlattım…
Bu incelemeler tüm belediyelerde duyuluyor ve konuşuluyordu. Alacaklılarsa her gün belediye içerisinde ve irtibatlarım olduğu için yönetim anlayışımızı sorgulamaya başlamışlardı bile ve birbirleri ile dayanışma içerisine girmeye başlamışlardı. Şehirde, sosyal medyada, yerel basında hakkımızda asılsız haberler çıkıyor, rakiplerimizi asılsız meseleler ile konuşturuyorlar, baskı uygulamaya çalışıyorlardı.
Devam eden en büyük ihalemiz ve önemlisi hizmetimiz temizlikte de aynı durumda hizmetleri aksatmaya başlamıştı ve şehir de şöyle bir algı yaratılıyordu ‘Seyhan’ı çöp götürüyor.’ Bir ay, iki ay önce de aynı firma şehri temizlerken ne oldu diye ben soruyordum. Temizlik şantiyesi problem, araçlar bozuk, sayısı eksik, sözleşmeye uygun olmayan çalışma usulleri, uyarıyorduk sürekli. Onlar da yaklaşık beş-altı aydır alacaklarını alamadıklarını gerekçe gösteriyorlardı. Biz de mali durumumuzu anlatıyoruz ki onlar bizden iyi biliyorlardı, her gün belediyedeler on beş yıldır çalıştıkları kurumda derin ilişkiler kurmuşlardı. Emlak vergisi ayından toplu ödeme yapacağımızı söylüyor, hizmeti de aksatmamalarını istiyorduk. Müdürlük ve kendi temsilcileri ile sürekli toplantılar oluyordu…
Toplantılarda karşılıklı konuşulup anlaşılıyor fakat bir süre sonra yine tüm dinamikler harekete geçiyor temizlik şehirde problem olarak karşımıza çıkıyordu. Şimdi daha iyi anlıyorum “Sana bela oluruz” sözlerini.
Belediye başkanı olarak ben hizmete bakıyordum ve ilgili müdürlüğün, hizmet alıcıların, ihale alan firmalarla muhatap oluyorlardı. Kimin yaptığı değil hizmetin kalitesi ile ilgileniyordum. Bu durumdan rahatsız olanlar vardı.
Zımni tehditler, laf arası tehditler, açık tehditler…
Park bahçeler müteahhidi ‘bize hırsız diyormuşsun’ dedi bir gün, açıkken tehdit ediyordu… Hak edişlerini inceliyorduk ve personel anlatıyordu durumu. Hacizler sıklaşıp, hırçınlaşmaya başlamıştı. Haziran ve temmuz ayı gibi emlak vergisi ve İller bankası ödemesi, Nisan- Mayıs ayı ilk iki ayından sonra kasaya giren ilk toplu para oluyordu. Önce de söylediğimiz gibi en büyük borç, en önemli hizmet temizlik ilk toplu ödeme yapıldı. Bizim için planlı ve normal olan tüm ilgililerin bilgisinde olan ödeme bugün suç oluşturan bir ödeme gibi gösterilerek yargılama konusu yapılıyor!...
Diğer büyük borç ve ödeme kalemimiz Park ve Bahçeler, sona eren bir ihale ve kendi kaynaklarımızla yapabileceğimiz hizmet olduğu ve hak edişlerini müdürlükçe de usulüne uygun görülmeyerek, imzalanmadığı ve sayıştay uyarısı olduğu için ilk ödeme kalemi yapılmamıştır.
Bu iki problemli ihale ve hizmet alımında neden bu kadar detaylı bahsettiğimi birazdan anlayacaksınız…
Bütün bunlar olurken usulsüzlüklerle mücadele ederken; Kamu kaynaklarının etkili, verimli ve ekonomik bir şekilde kullanması için
-Kamu kaynaklarının tasarruflu bir şekilde
- Kamu yararı öncelikli çalışmalar yaptım.
- Park ve Bahçeler ihalesi yapmayıp, kendi kaynaklarım ve 270 kadına serbest ve yarı zamanlı- Desteklemekten güçlendirmeye projesi ile iş imkanı sağlayarak- en az 500 milyonluk kamu kaynağından tasarruf ettim.
- Adana demek Seyhan demektir. Tesisleri, binaların bir kısmı atıl bırakılıp kullanılmamış. İhtiyaçları için ise binalar kiralanmış. Kiraların hepsini boşaltıp, atıl binaları bakım ve onarım yaparak faaliyete geçirdim.
Hedef alındığımı fark ediyordum. Sebeplerini de tahmin edebiliyordum. Fakat “başka bir belediyecilik mümkün iddiası” ve inancı ile kararlılıkla devam ediyor, kurumun bozulan idari ve mali yapısını, kanun ve yönetmelikler çerçevesinde çalışır duruma getirmeye çalışıyordum.
Seyhan halkına söz vermiştim, “Sözüm söz” diyordum. Mali disiplinine kavuşmuş, hesap verebilir, şeffaflık anlayışı ile yönetilen sosyal Belediyecilik.
Kamuyu bir harcama alanı değil, ortak değer üretme aracı olarak görmek; ekoloji-iklim krizi ve atık yönetimi gibi problemlerin, kavramdan öteye geçip tartışıldığı ve çözüm üretildiği, asli sorumluluk haline geldiği temel hizmetleri günü kurtaran çözümlerle değil nitelikli ve sürdürebilir anlayışla yürütmeye başlıyorduk.
Bu kapsamda Belediye başkanlığı seçiminden hemen önce 241 işçi işe alınmıştı, bu işçileri işten çıkardım, sadece İmar A.Ş.’ye 11 kişi işe aldım, ayrıca 48 memur da kardoya dahil oldu, Desteklemekten Güçlendirmeye projesi kapsamında part-time 267 kadın işe aldım, tasarruf tedbirleri genelgesi kapsamında personel giderini azaltmaya ve bütçe disiplinini sağlamaya çalıştım.
Borçlarımızın ve kaynak problemlerimizin de farkında olarak yapacaklarımızı planlıyorduk. Önceki dönemle kıyasladığımızda ihalelerimizde, doğrudan teminlerimizde hem sayısal hem de rakamsal olarak azalma oluyordu. Daha çok kendi kaynaklarımız -tesislerimizi kullanıyor, üretime yöneliyorduk- bizden önceki dönemde park ve bahçeler için bitki alımları yapılırken, biz üretmeye başlamıştık bitkileri.
Bu yaklaşım belediye içerisinde konuşulmaya başlanmıştı. Seyhan’da konuşulur olmuştu. Kendi kaynaklarımız ile tasarruf yaparak ihaleleri- alımları en aza indirerek çalışma prensibi,
Bu arada da 17.05.2024 tarihinde tasarruf tedbirleri genelgesi yayınlandı, bizim yapmak istediğimiz, bir bakıma da diğer taraftan ise yıllardır belediyelerin ödemeyip biriktirdiği vergi, SGK borçlarının tahsilatı 28.07.2024 tarihinden itibaren kaynaktan kesilerek yapılmaya başlandı.
Borçlarla, hacizlerle adeta boğuşan nefes dahi alamayan kurumumuz bu kesinti ile sarılmıştı adeta.
Ben hizmetleri kimden, hangi firmadan aldığıma bakmıyordum, doğru hizmet yapıyor mu? Diye bakardım. Ve de aldığım hizmetleri denetliyordum. Hem de kararlılıkla, her geçen gün anlayışıma uygun yapılandırmayı kuruyor, ilgili müdürlüklerde revizyona gidiyor. Kısacası kendi yönetim anlayışıma uygun yapılandırıyordum. Son sayıştay ve denetim raporları da bunun göstergesidir.
Bu kararlılık ve tavizsizlik, yıllardır belediyede bir takım ilişki ağları kuranları rahatsız ediyor, hem de çok rahatsız ediyordu. Bugünkü yargılamanın dayanağı iddianamede, sanık olarak geçen ve Aziz İhsan Aktaş’la bağlantılı olduğunu öğrendiğim isimler ki ben bu yakın bağlantıyı iddianameden öğreniyorum. Park ve bahçeler ihalesini önceki dönemden yapan, benim dönemimde ihale sona ermesi ile ihale açmayıp, kendi kaynağımla hizmete devam ettiğim için Seyhan Belediyesi ile bağlantısı kesilen Hasfalt şirketi sahibi Yusuf Yıldız.
Aziz İhsan Aktaş bağlantılı şirketleri hiçbiri Seyhan Belediyesi ile çalışmaya devam edememiştir. Hem hizmetlerimizi kendi kaynaklarımız ile yapmaya başlamamız, kaynak kullanımında tasarruf etmemiz itibariyle, ben tanımadan, yönetim anlayışım ve uyguladığım çalışma prensibi ile AZİZ İHSAN AKTAŞ’ın Seyhan Belediyesi ile bağı kesilmiştir.
Rahatsızlık büyüdükçe, üzerimdeki baskı artırılıyor. Bu baskılar yaptığımız her türlü eylem ve işleme itiraz etmek, yasal yol açıksa yasal yoldan, değilse kamuoyu baskısı ile basın ile sosyal medya ile meclis üyeleri, muhtarlar toplamında tüm yerel dinamiklerde “Çöp, çamur, çukur” formülü “Seyhan’ı çöp götürüyor” söylemi örgütleniyordu. Oysaki önceki dönemden devam eden ihale, firma ayrı, ihale aynıydı, değişen sadece Belediye Başkanı olarak ben ve bir kısım meclis üyeleri.
Park ve Bahçeler Müdürlüğümüz problemli alan idi. Başlarda bahsettiğimiz sayıştay raporları ve denetim alanı hatta savcılık suç duyurumuz var. Burada YUSUF YILDIZ bağlantılı HASFALT firması yüklenici, ihale 24.07.2023 – 24.07.2024 tarihleri arası, bu firmanın hakkedişlerinde sorun vardı. İhale yapmayıp kendi kaynaklarımızı kullanmaya başlamanın, hem oradaki müteahhit firma ile ilişkilenen bir kısım personelin hem de bu dosyada sanık olan firma sahibini rahatsız ediyordu. Çünkü son hak edişlerini müdür ve ilgili personel imzalamamış, geriye dönük bir kısmı ise şaibeli olduğu iddiası ile inceleniyordu. Savcılıkta bu dosya, bu müdürlükten 2024 sonları, 2025 yılında ‘Belediyeye Kayyum tayin edilecek’‘, Başkanı hapse attıracağız’ dedikoduları geliyordu, sık sık…
Yusuf YILDIZ’ın Aziz İhsan Aktaş’la bağlantısını iddianamede görüyorum şimdilerde, tutuklanması Aktaş’ın ve etkin pişmanlık süreleri ile eşleşiyor bu söylentiler, dedikodular…
Belediye ile yıllarca iş yapmış ve alacakları olan- fakat geçen dönem son dört ay alacağını talep etmemiş- firmaların hacizleri ve alacak talepleri sürekli oluyor, zaman zaman olay çıkarıyorlardı Belediyede, makamıma hacizleri en büyük tehditler oluyor, zaman zaman haciz için çıkıyorlar makama süre veriyorlardı. Bu arada da taşınmaz hacizleri vs. uygulanıyordu. Tüm şehir duymaya başlamıştı borçlarımızı anlatıyorduk. Meclis toplantılarımızda, muhtarlar toplantılarımızda borçlarımızı anlatıyoruz, SGK ve vergi borçlarının kaynaktan kesilmesi ile güncel hizmetlerde dahi zorlanır duruma geldiğimizi anlatıyorduk. Fakat bu defada ‘doğruyu söylemiyor. Koskoca Seyhan Belediyesi kaynak bol’ şeklinde propaganda yapılıyordu. Oysaki Belediye içerisinde tasarruflarımız görülüyor ve konuşuluyordu. Araç sayılarını azaltıyorduk, örneğin bizden önce araç bakımları piyasada yapılırken Makine İkmal müdürlüğü çalışır hale getirmiş, bakım ve tamirleri kendi kaynaklarımızdan yapıyorduk.
Seyhan Belediyesi’nin 2024 ve 2025 yılı tahmini ve gerçekleşen bütçe rakamlarına baktığımda, tahmini gelirin 2024 yılında neredeyse yarı oranında gerçekleştiğini ve büyük bir bütçe açığı olduğunu ortaya koymaktadır. 2025 yılına bakıldığında ise bu oranın Belediye lehine iyileştiğini de görmek mümkün, bu durum bir çalışmanın, stratejinin sonucudur.
Ve 2025 yılı Ocak ayında beş ayrı firma aynı anda hacze gelip makam koltuklarını muhafaza altına aldılar. Bu tutum tamamen bana göz dağı idi. Bu yapılan işin, alınan mal ve hizmetin kamu hizmetinin gerekçesine uygun olup olmadığına bakıyordum. Hizmeti kimden aldığıma değil!
Onlarda bana had bildiriyorlardı, beni iş yapmaz duruma düşürüp siyaseten de imajımı zedelemeye çalışıyorlardı.
Makam haczine aynı gün gelen beş firma;
Sinan Elektromarket elektrik elektronik inş. San. Ve tic. Ltd.-28.01.2025,
Erciyes pazarlama hırdavat temizlik san. Ve tic Ltd. Sti. – 28.01.2025,
Lavanta plastik temizlik kimya dekorasyon hırdavat ithalat ihracat san. Ve tic Ltd. Şti - 28 .01. 2025,
Atanaz inşaat a.ş - 28.01.2025 şeklindedir.
Yine makam haczine 30.01.2025 tarihinde gelen diğer firma ise Tam tek tek. Elk. Şti.
Burada dikkat çekmek istediğim husus, bu firmalar AZİZ İHSAN AKTAŞ ve YUSUF YILDIZ ile bağlantılı olması ve hepsinin AZİZ İHSAN AKTAŞ tutuklandıktan sonra tek elden gönderilmiş gibi hepsinin makam haczine gelmiş olması, bana karşı hesaplaşmanın açık ispatıdır.
Burada, eşim Celal TEKİN’in 2025 yılı Ocak ayından itibaren yurtdışı üzerinden tehdit içerikli arandığı tarih ve gelişen sürecin, makam haczi ile doğrudan bağlantılı olduğu açıktır.
Makam koltuklarımın kaldırıldığı gün ben basına yaptığım açıklamada, seçim döneminde söylediğim gibi ‘Benim için masa sandalyelerin bir önemi yok, Belediyenin her makamı beim çalışma masam. Benim makamım Seyhan’ın sokakları’ dedim.
Belediye Başkanı olarak benden bekledikleri tavizleri alamayınca bana ulaşabilecekleri herkese özellikle Adana’da yıllardır avukatlık yapan mesleği gereği ulaşılması çok kolay eşime ulaşmaya, CHP genel merkeze ulaşmaya çalışıyor ve dolaylı baskı kurmaya çalışıyorlardı.
Ben teslim olmadım. Bedeli ne olursa olsun, Seyhan’ın kamu kaynaklarının talan edilmesine, belediyenin bir avuç çıkar grubunun aracı haline getirilmesine razı olmadım. Şuan da da 239 gündür Tutuklu-Seçilmiş bir Belediye Başkanı olarak karşınızdayım. Yaptığını ispat edemeyenlerin karşısında yapmadığımı ispat etmek için anlatıyorum!
Aziz İhsan Aktaş’ın 17 Ocak 2025’te tutuklanmasının ardından, özellikle temizlik ihalesini başka bir firmanın almasının ardından tehditler somutlaşmaya başlamıştı. Alacakları vardı evet, ödemeye çalışıyorduk. Fakat bütçe kaynakları vergi- SGK kesintilerinden sonra çok kötü duruma gelmişti. Buna bir de seçim arifesi, gider ayak imzalanan TİS’in ocak ayı artışı eklenince bütçenin %95’i personel gideri oluyor, vergi/SGK’ da aynı oradan artış gösteriyordu. Her ikisini de taksitlendirerek taleplerimiz bütün çabalarımız sonuçsuz kalıyor. İller Bankası kredi başvurumuz vs. hep olumsuz dönüyor ve hacizler geliyordu. Vergi ve SGK borçları için,
Bütün bunlara ek TİS’in piyasa şartlarına uyumlandıralım talebimize hatta davamıza-iş mahkemesinde açtığımız davaya- karşılık sendika ile anlaşıyorduk ve eylemler başlamıştı. ‘Alacaklarımızı ödeyemiyor, ancak güncel hizmetleri devam ettirebiliyorlardı. Sınırlı kaynaklarla, sınırsız talepleri karşılayamıyorduk.’
Tehditler devam ediyor, Aziz İhsan Aktaş, Park ve Bahçeler, diğer alacaklılar, yıkım yapıyorsun- kaçak yapı sahipleri, personel zaman zaman, istediği olmayan herkes diyelim. Seyhan şiddet oranı yüksek bir ilçeydi, biliyordum yıllarca avukatlık yapmıştım. Siyaseten yoğun çalışmalarım vardı, sahayı biliyordum, Seyhan’ı biliyordum. Bu sorunlarla baş edecek birikimim ve tecrübem vardı.
Aziz İhsan AKTAŞ tutuklandıktan sonra bu tehditler somutlaştı, yurtdışından çoğunlukla ben sonradan fark ediyordum telefonuma sürekli bakamadığım için, kayıtlı olmayan aramaları da açmıyorum, personellerime, özel kaleme, Belediyeye geliyorlar. Bana bilgi verildiğinde kasa durumunu söylüyordum. Zaten ilgili müdürlüklerinin gereğini söylüyorken de, eşimi de aramaya başlamışlar tehditler, tehditler, tutuklatacakları yönünde….
Şimdi daha iyi anlıyorum. Suçum? Belediye Başkanı olmak, benden beklenilen tavizleri vermemiştim. Baskı giderek artıyordu. İhaleyi yeniden alamamak … Oysaki ihaleye bile girmemişlerdi. İddianamede belirtildiği üzere bir rüşvet ilişkisine girmiş olsaydım, bu ilişkiyi kolayca devam ettirebilirdim.
Rüşvet aldığım için değil almadığım için buradayım. Seyhan’ın ve Kamu Kaynaklarımın sahibi olan yurttaşlarımızın kaynaklarına sahip çıktığım için, savunduğum için suçlandım. Hedef alındım. Bugün yaşadıklarım bir suçun değil bir tavrın sonucudur. İstediklerini verseydim, uyum sağlasaydım bütün bunlar yaşanır mıydı?
4 Haziran’dan bu yana Silivri Cezaevinde yargılanmayı bekler miydim?
Ben bu haksız 8 aylık tutukluluk sürecimin bu duruşmada son bulacağına da gönülden inanıyorum. Ancak tarih önünde bizimle böyle ahlaksızca hesaplaşmayı seçenler hak ettikleri şekilde mahkum olacaktır.
Ben en başta da söyledim. Aziz İhsan AKTAŞ dışarıda, ben içerideyim demiştim. AZİZ İHSAN AKTAŞ dışarıda gazetecilere gidip röportaj verirken, halkın hakkıyla zenginleşirken, ömrü boyunca halkı için dertlenmiş, mücadele etmiş, emek vermiş ben, bizler seçilmişler, cezaevinden kelepçelerle jandarma aracında buraya getirildik. Biz kimin tarafından seçildiğimizi biliyoruz. Biz uğruna gıkımız çıkmadan cezaevinde kendimizi ifade edeceğimiz bugünü beklediğimiz halkımız tarafından seçildik. Bizimle bu şekilde ahlaksızca yalanlarla, hukuku alet ederek hesaplaşma yoluna gidenleri kimler seçmiştir? Asıl ortaya çıkması ve tarih karşısında yargılanması gereken onlardır.
Son söz olarak; bugün bu hukuksuzluğun muhatabı oldum ve hukuk herkese eşit uygulanana kadar, ömrümün sonuna kadar mücadele edeceğim.
Ancak bir başkası için ne istiyorsam kendim için de isteyeceğim. Lekelenmeme hakkım ihlal edilmiştir. Benim suçluluğum mahkeme salonlarında, duruşma salonlarında değil, medyada üç kuruşluk onurları olan medya tetikçileri eliyle karara bağlanmak istenmiştir ancak bir şeyi hesaplayamamışlardır: Bu planları yapanlar, halkın vicdanında, milletin vicdanında mahkum edilemeyeceğimi hesaba katmamışlardır.
Geldiğimiz noktada biliyorum ki bu hukuksuzluk günleri geçecek. Ancak tarihe geçmesi ve herkesin ders çıkarması için bazı sorular sormak istiyorum:
-Soruyorum, örgüt liderliği iddiasıyla yargılanan Aziz İhsan Aktaş, gazetecilere röportaj verirken ben de tutuksuz yargılanamaz mıydım? Örgüt üyeliğinden yargılanan bir kişi dahi olmayan dosyada, bizler de elimizde giyinip, takım elbisemizi giyip karşınıza gelemez miydik?
-Soruyorum, 35 yıllık bir hukukçu olarak kendi ofisimde, masamda, kitaplığımdan faydalanarak savunmamı hazırlayamaz mıydım?
-Soruyorum, iddia makamının lehime delilleri dahi toplamaktan imtina ettiği bir iddianame üzerinden yapılan yargılama nasıl hukuki ve sağlıklı sonuç verecektir?
Sayın Mahkemenizin bu celsede tutukluluğumuza son vereceğine, hukuk güvenliğinin ayaklar altına daha fazla alınmasını engelleyeceğine inancım tam.
Çocuklarım burada, üç oğlum var, duruşmayı izliyorlar. Onların yüzüne bakamayacağım hiçbir şeyi yapmadım, yapmam.
Ancak ben bu memleketin bütün çocuklarının, gençlerinin geleceğini kendi çocuklarımın geleceği kadar dert ediyorum. Memleketimin çocuklarının geleceğini düşünerek kamunun bir delikli kuruşu dahi boşa gitmesin diye çalıştım, mücadele ettim ve bu benim hayatımın 8 ayında özgürlüğüme mal oldu. Soruyorum şimdi kendime, yine olsa yine öyle mi yönetirdim belediyeyi? Yine halkın parası, kolay zenginleşmek isteyenlere gitmesin diye tehditlere, baskılara direnir miydim? Cevabım evet. Çocuklarımın yüzüne bakabileyim diye, memleketimin bütün çocuklarının yüzüne bakabileyim diye cevabım evet. Çünkü biz istiyoruz ki bu memleketin bütün evlatları en güzel yiyecekleri yesin, en güzel eğitimleri alsın, hak ettikleri gibi yaşasın. Ben bundan sonra da halkımın hakkını koruyacağım, belediyeyi de böyle yöneteceğim, halkın parasına, hakkına göz diken herkesin karşısında olacağım. Bu da benim, Adana’ma, Türkiye’me namus sözümdür!
Teşekkür ederim.