Acının yıl dönümünde Kartalkaya aileleri kayıplarını andı!
Bolu’nun Kartalkaya kayak merkezindeki Grand Kartal Oteli’nde 21 Ocak 2025 gecesi çıkan yangında 34’ü çocuk 78 kişi yaşamını yitirdi, 133 kişi yaralandı.
Facianın ardından bir yıl geçti. Yangının çıkış saati 03.17'de yanan otelin önünde anma düzenledi. Havanın eksi 15 dereceye kadar düştüğü dondurucu soğukta bir araya gelen aileler, kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını ve isimlerinin yer aldığı pankartlar astı. Anma sırasında karanfiller bırakıldı, dilek balonları gökyüzüne salındı. Otelin dış cephesine ise yangında hayatını kaybeden 78 kişinin isimleri yansıtıldı.
Gece başlayan anma bu sabah da yürüyüş ile devam etti. Aileler, İzzet Baysal Caddesi'nden İzzet Baysal Anıtı'na kadar yürüyüp çiçek bırakarak basın açıklaması düzenledi.
Yangında oğulları Bilal Gültekin, Enes Gültekin, kızı Rümeysa Gültekin, gelini Sena Gültekin ve 4 torunu olmak üzere toplamda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin basın mensuplarına hitaben, "Çekiyorsunuz ama yayınlamıyorsunuz" dedi.
"BİZİM SABRIMIZ TÜKENDİ"
Gültekin bu ifadeleri kullandı:
Arkadaşlar, Türkiye bir hukuk devleti. Türkiye'nin bir hukuk devleti olmasını istiyoruz. Bakın, bu olayın üzerinden tam bir yıl geçti. Olaydan hemen sonra düzenlenen, savcılığın düzenlediği bilirkişi raporunda; bu olayda birinci derece sorumlu olanlardan bir tanesinin, belki de en önemli sorumlunun Turizm Bakanlığı olduğu net bir şekilde ortaya kondu. Bir yıldan beri bu Turizm Bakanı görevde. Bir yıldan beri susuyoruz, sabrediyoruz. 'Devlettir, devlet zor durumdadır, bizim bilmediğimiz işler vardır' diyoruz ama bizim sabrımız tükendi.
"VİCDAN SAHİBİ AKP'LİLERE SESLENİYORUM"
"Ben buradan vicdan sahibi AK Partililere seslenmek istiyorum, vicdan sahiplerine seslenmek istiyorum. Be güzel kardeşlerim, Turizm Bakanlığı bütçesi görüşülürken gerek Adalet Komisyonu'nda gerekse Meclis kürsüsünde bir taneniz bile vicdan sahibi olarak çıkıp 'Ya kardeşim sorumlusun, istifa et. Sorumlular yargılansın' niye demediniz ya? Ya bu koltuk... Bakın, bu hayat çok fani, ben size söyleyeyim. Bütün Türkiye'ye buradan söylemek istiyorum: Benim 40 yıllık yuvam 40 dakikada yok oldu. Neticede bu koltuklar gidecek, bu koltuklar gidecek. Niye susuyorsunuz? Kapalı kapılar ardında benim yanıma gelip 'Her şey yapılacak, gerekli sorumlular cezalandırılacak' deyip bir yıldan beri bu adam, bu Turizm Bakanı fink atıyor; fütursuzca, ahlaksızca, merhametsizce, vicdansızca! İki tane de çocuğu onun var. Buradan tüm Türkiye'de bak bu kameralara onlara sesleniyorum: Yaşadığım sürece, yaşadığım sürece bu 78 tane canın eli yakasındadır. Zannediyor mu ki, zannediyor mu ki bu makamlar geçici. Bizim acımız bitecek, bizim acımız bitecek, hadise soğuyacak ve biz bu hadiseden vazgeçeceğiz. Böyle bir şey yok.
"TURİZM BAKANI FÜTURSUZCA BODRUM KIYILARINDA ELİNDE VİSKİ ŞİŞESİYLE FİNK ATACAK..."
"Ben sekiz evladımın mezarına hem sabah hem akşam gidiyorum. Bir yıl boyunca, 365 gün hiç aksatmadım. Biz 78 can, biz her gün, her sabah bu acıyı hissederken; bu hadisenin birinci derece sorumlusu Turizm Bakanı, birinci derece sorumlusu Turizm Bakanı fütursuzca Bodrum kıyılarında elinde viski şişesiyle fink atacak, acımızı paylaşmayacak! Oraya bunu getiren muhafazakar AK Partililer susacak. Hakkımı helal etmem size; ne bu dünyada ne öbür dünyada. Bunu böyle bilesiniz."
Ailelerin acısı halen taze... Kartalkaya faciasının üzerinden bir yıl geçti

"BEN EVLADIMI ÖPÜP KOKLAYARAK TOPRAĞA VEREMEDİM"
Yangında tıp öğrencisi oğlu Yiğit Gençbay'ı kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay bu ifadeleri kullandı:
"Bu süreç aslında iyilerle kötülerin mücadelesiydi. Bu süreç zalimlerle mazlumların mücadelesiydi. Bu süreç bu topluma, bu mazlum millete tepeden bakanlarla bu mazlum milletin mücadelesiydi. O nedenle bu mazlum millet 84 milyon televizyonlarının başında, buraya kadar gelebilenler de duruşma esnasında hepimizle birlikte bizim yanımızda oldular.
İlk günden itibaren ben evladımı öpüp koklayarak toprağa veremedim. Yüzünü açıp bakamadım çünkü DNA testiyle benim evladımın tespit etmişlerdi. Ve benim evladım çıkmış olmasına rağmen, arkadaşı Alp ile beraber o canların, içeride kalan canların yardım çığlıklarına duyarsız kalmayarak içeri tekrar girdi ve orada şehadete erdiler. Ama bunu yapması gereken o işletme sahipleri ise adeta bir paçavra gibi hiç kimseye haber vermeden o otelden kaçtılar. Kaçarken de -bu mahkeme kararıyla da teyit altına alındı- kaçarken de birbirleriyle iletişime geçerek 'Hiçbir misafire haber vermeyin, kendiniz halletmeye çalışın.' düsturuyla hareket ettiler. Ve kaybettiğimiz bütün canlar orada kalan misafirlerdi. Yaralılarımız bütün orada kalan misafirlerdi. Bir tane işletme sahibinin yakını, işletmecisi, işletme sahibi ya da oradaki personelden hiçbir kimsenin ne canına ne hayatına hiçbir zarar gelmedi. Bu tesadüf olamazdı.
Yargılama bu ortamda daha başlamadan bizi de endişeye sevk eden oydu. Bu olayda Cumhuriyet Başsavcılığı'nın görevlendirdiği bilirkişi raporundaki -ki bana göre bugüne kadar bunu bir hukukçu olarak söylüyorum, o gözle okudum, bugüne kadar yayınlanmış olan, yazılmış olan bilirkişi raporlarının en donanımlısı bir bilirkişi raporuydu- 179 sayfa ve bir akademik dille bile üniversitelerde okutulabilecek yeterlilikte bir rapordu. Bu raporda birinci derecede özellikle bu turizm işletmelerinin denetiminden sorumlu Turizm Bakanlığı'nın sorumlu olduğu, denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmemekten dolayı olayın olmasında birinci derecede etkili olduğunu belirtmiş olmasına karşın, daha ilk gün Turizm Bakanı televizyon kanallarını dolaşıp sanki bir ceza hukukçusuymuş gibi, sanki bir idare hukukçusuymuş gibi hiçbir Turizm Bakanlığı personelinin sorumlu olmadığını 84 milyon insana inandırmaya çalışmıştır. Aslında bu inandırmadan da öte bana göre anayasal bir suç olan yargıyı etkilemeye, etkin soruşturmayı etkilemeye ve olumsuz etkilemeye yönelik bir tavır idi. Bunların hesabı elbet ileride sorulacaktır. Bunları biz hiçbir zaman unutmadık"

NELER OLMUŞTU?
Kamu görevlilerinin sorumluluğuna yönelik tartışmalar da bitmedi. Ceza davasında otel yetkilileri ceza alsa da acılı aileler, denetim ile mükellef kamu personellerinin yargılanmamasına sık sık tepki gösterdi.
Facia, dünya tarihinin en fazla can kaybı yaşanan otel yangınlarından biri olarak kayda geçti.
Yangının ardından bir günlük ulusal yas ilan edildi, TBMM’de araştırma komisyonu kuruldu ve geniş çaplı soruşturma başlatıldı.
Yangının birinci yıl dönümünde, facianın başladığı saat olan 03.17' e otelin önünde anma töreni düzenlendi. Sıfırın altında 15 derecelik soğukta toplanan aileler, hayatını kaybedenlerin fotoğraflarını ve isimlerini taşıyan pankartlar astı, karanfiller bıraktı, mumlar yaktı ve dilek balonları uçurdu. Otelin cephesine 78 kişinin ismi lazerle yansıtıldı. Tören boyunca aileler birbirlerine sarılarak gözyaşı döktü.
Yakınlarını kaybeden aileler, bir yıldır “yaşayan ölüler” gibi hissettiklerini söyledi. Eşini ve kızını kaybeden Rıfat Doğan, “Hayat devam ediyor belki ama biz yaşayan ölüleriz” dedi. Oğlunu kaybeden Eray Mercan, oğlunun kıyafetlerini giyerek anmaya geldiğini, onunla yaşamaya devam etmeye çalıştığını anlattı. Serpil Gençbay ise her gecenin kabus gibi geçtiğini, sorumluların tamamının cezalandırılmasını istediklerini söyledi.
Yangında oğlunu, içeride kalanları kurtarmak için tekrar otele girerken kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay, yaşananları “organize bir kötülük” olarak tanımladı. Basit bir yangının ihmaller, hatalar ve kasıtlarla büyük bir faciaya dönüştüğünü söyledi. Adalete tutunduklarını, verilen mahkeme kararının toplum vicdanında karşılık bulduğunu ve “Kartalkaya adaleti” diye anılmaya başlandığını vurguladı. Ancak bazı kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesini eleştirdi, bu kişilerin görevden alınmasını talep ettiklerini ama olumlu yanıt alamadıklarını açıkladı.
Faciayla ilgili dava 7 Temmuz’da başladı, 31 Ekim’de karar çıktı. Bilirkişi raporları, yangına çok sayıda ihmalin yol açtığını ortaya koydu. Otel sahibi Halit Ergül’ün de aralarında olduğu 11 sanık, 34 çocuğun ölümü için 34’er kez ağırlaştırılmış müebbet, 44 yetişkinin ölümü için ise 44’er kez 24 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı. Diğer bazı sanıklara “bilinçli taksir” suçundan 12 ila 22 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi, bazı sanıklar ise beraat etti.
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı sanıklar için verilen “olası kast” cezalarını ağır bularak kararı istinafa taşıdı ve daha hafif suçlardan cezalandırılmalarını talep etti. Bu durum, ailelerin tepkisine yol açtı. Aileler, verilen kararın toplum vicdanında kabul gördüğünü, bu kararın zedelenmemesi gerektiğini savundu.
Ana dava sonuçlanmış olsa da, özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi kurumlarda görevli bazı yetkililerle ilgili soruşturmalar sürüyor. Aileler, tüm sorumluların yargılanması ve cezalandırılması için hukuk mücadelesini devam ettiriyor. Bir yıl sonra bile acının azalmadığını söyleyen aileler, tek tesellilerinin adaletin yerini bulması ve benzer faciaların bir daha yaşanmaması olduğunu vurguluyor.