Dilek İmamoğlu Çağlayan'dan seslendi! "Tarih susanları değil, dik duranları yazar!"

Dilek İmamoğlu Çağlayan'dan seslendi! "Tarih susanları değil, dik duranları yazar!"
Aile Dayanışma Ağı'nın 21'inci toplantısında konuşan Dilek İmamoğlu '300 gündür sevdiklerimizden ayrıyız' diyerek, sessiz kalanlara tepki gösterdi. İmamoğlu,'3 maymunu oynamak hiç kimseye hiç bir zaman fayda sağlamamıştır. Tarih susmayı seçenleri değil, haksızlık karşısında dik duranları yazacaktır' dedi.

19 Mart operasyonları ile yakınları tutuklanan aileler 21. kez buluştu. İstanbul Adliyesi'nde gerçekleştirilen buluşmada konuşan Dilek İmamoğlu, ''300 gündür sevdiklerimizden ayrıyız' diyerek başladığı konuşmasında 'Hayatlarımızdan geri gelmeyecek kadar kıymetli 300 gün çalındı. Ne yazık ki çalınmaya devam ediliyor. Bu 300 gün sadece takvim yapraklarından ibaret değil. Zamanın ağırlaşması, günlerin birbirine benzemesi hayatın dışarıda akıp giderken içeride durması demek. Ve bizler kalbimizde derin bir sızıyla, ama başımız dik omuz omuza asla yılmadan bir aradayız. Çünkü biliyoruz ki bu mücadele yalnızca bizim mücadelemiz değil bu mücadele Türkiye'nin mücadelesidir. Demokrasinin, adaletin, çocuklarımızın geleceğinin mücadelesidir'' ifadelerini kullandı.

'BU ÇIĞLIK TÜRKİYE'NİN ÇIĞLIĞI'


İmamoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Ülkede böyle büyük bir adaletsizlik yaşanırken, yargı siyasetin gölgesine sokulurken, demokrasi adım adım rafa kaldırılırken sessiz kalan kesimleri anlamamız mümkün değil. Desteğinizi arkamızda hissediyoruz evet. Bütün bu olanlara sessiz kalıyorsunuz evet. Ama artık söylemlere değil; demokratik bir duruş ve eylemlere ihtiyacımız var. Bu çığlık haftalardır aylardır sesimizi çıkardığımız her hafta yaptığımız bu çığlık sadece bizim çığlığımız değil. Bu Türkiye'nin çığlığıdır.

'Çünkü çalınan sadece bizim hayatlarımız değil. Çalınan hepimizin hayatı, zamanı, bu ülkenin vicdanı, evlatlarımızın geleceğidir. ' diyen İmamoğlu, sessiz kalanları eleştirdiği konuşmasında 'Kafanızı kuma gömerek tehlikelerden kurtulamazsınız' diyerek 3 maymunu oynamanın
hiç kimseye hiç bir zaman fayda sağlamadığını dile getirdi. Tarihin susmayı seçenleri değil, haksızlık karşısında dik duranları yazacağını vurgulayan İmamoğlu bir çağrıda bulunarak herkesi toplum vicdanının sesi olmaya ve yaşanan haksızlıklar karşısında sessiz kalmamaya davet ettiğini belirtti. 'Sessizlik büyür. Ama dayanışma her zaman çoğalarak umut olur. Ve bizler bu umudu büyütmeye devam edeceğiz' diye konuşan İmamoğlu tutukluluğu 200 günü aşan avukat Mehmet Pehlivan'ın mektubunu paylaştı.

Dilek Kaya İmamoğlu'nun okuduğu mektupta şu ifadeler yer alıyor:


''Sevgili, Aile Dayanışma Ağı üyeleri, bu mektubu tutukluluğumun 200. günü geride kalmışken yazıyorum. burada zaman dışarıdaki gibi takvimle
ilerlemiyor. günler sayılıyor fakat insanın aklında kalanlar sayılar olmuyor. Eksik kalan anlar, yarım kalan cümleler, ertelenmiş hayatlar öne çıkıyor.
İçerideyken insan kendi hayatından çok dışarıda kalanların düzeninde açılan boşlukları düşünmeye başlıyor. Bu süreçte şunu daha açık görüyorum.
Tutukluluk yalnızca bir kişinin özgürlüğünü sınırlamıyor. Evlerin düzenini Çocukların alışkanlıklarını, ailelerin günlük hayatını da sessizce değiştiriyor.
Dışarıda hayat devam ederken, bazı şeyler hep yarım kalıyor. Bu yarım kalmışlık zamanla insanın içine yerleşiyor. Kızım Alina'nın doğum gününü açık görüşte
onu görebildiğim tek gün olduğu için tutukluluğumun 200.gününde cezaevinde kutladık. Doğum günü dediğimiz şey burada başka bir anlama bürünüyor.
Ne mum üfleyebildik, ne pasta kesebildik. Bunun yerine bize tanınan sınırlı sürede birkaç oyunu art arda oynamaya çalıştık.Zamanın nasıl geçtiğini farketmeden
kapıların yeniden açılacağı ana kadar o kısa aralığı mümkün olduğunca doldurmaya uğraştık. Bu haksız tutukluluk, yalnızca benim hayatımdan alınmış günler anlamına gelmiyor.
Henüz çok küçük yaşta olan bir çocuğun dünyasında da sessiz ve kalıcı izler bırakıyor. Bir çocuğun, babasının yokluğunu kelimelerle değil, eksiklikle öğrenmesi ağır bir
deneyim. Bu eksikliğin hiçbir sorumluluğu olmayan bir çocuğun hayatına bu kadar erken girmesi insanın içini en çok acıtan şey oluyor. Ben burada savunma görevimi
yerine getirdiğim için bulunuyorum. Bir avukat olarak mesleğimin gereğini yaptım. Müvekkillerimin yanında durdum. Savunma yaptım.Hukukun bana yüklediği sorumluluğu
taşıdım. Dosyada yer alan birçok insan da yaptığı iş nedeniyle burada. Bürokratlar görevlerini yürüttükleri için; şoförler şoförlük yaptıkları için.
Özel Kalem Müdürleri başkanın görüşeceği kişileri organize ettiği için suçlanıyor. Günlük, sıradan ve mesleğin parçası olan işler geriye dönük olarak başka anlamlara
büründürülüyor. Bu durum yapılan iş ile yönetilen suçlama arasındaki bağın kopması ile ortaya çıkıyor. Hukuk görevini yapan insanları hedef alan bir düzene dönüşüyor.
Bugün burada olan pek çok kişi aslında işimi yaptığı için burada. Buraya gelinmesine yol açan yargılama pratiğinden söz etmeden de geçemem. İBB dosyasında geçmişte siyasi amaçlarla baskı kurulan başka soruşturmalardan tanıdığımız gizli tanık ve itirafçı uygulamaları olağan bir yönteme dönüştü. İstisna olması gereken bu araçlar dosyaların merkezine yerleşti. Somut deliller geri plana itilirken sonradan kurulan anlatılar belirleyici hale geliyor. Maddi gerçekliğin yerini denetlenmesi mümkün olmayan beyanlar alıyor. Bir insanın özgürlüğü çoğu zaman kendi eylemleriyle değil başkasının anlattıklarıyla şekilleniyor. Bu tablo yalnızca siyasileri kapsamıyor. Sanatçılar futbolcular iş insanları gazeteciler de aynı uygulamaların doğrudan muhatabı haline getiriliyor. Türkiye'de herkes her an işlemediği bir suçla ilişkilendirebileceği bir zeminde yaşamaya zorlanıyor. Bir avukat olarak beni en çok kaygılandıran nokta tam da burası. Hukuki güvenlik teknik bir kavramdan ibaret değildir. İnsanların yarın ne ile karşılaşacağını öngörebilerek hayat kurabilmesi anlamına gelir. Bugün bu öngörülebilirlik ciddi biçimde aşınmış durumda. İnsanlar yaptıkları işin söyledikleri sözün ya da kurdukları ilişkinin geride nasıl bir isnada dönüşeceğini kestiremez hale geliyor. Hukukun bu biçimde işlemesi yalnızca bireyleri etkilemiyor toplumun tamamını sessizliğe itiyor. Belirsizlik korkunun en kalıcı hali olarak herkesin hayatına sızıyor. Bu nedenle burada bulunmamı mümkün kılan yargı yargılama pratiği kişisel bir haksızlığın ötesinde hepimizi ilgilendiren bir meseleye dönüşüyor. Bu süreçte en ağır yükü aileler taşıyor. Beklemek anlamaya çalışmak çocuklara anlatmak Bazen de anlatacak bir söz bulamamak. Adanın bir araya gelişleri bu yükün tek tek değil birlikte taşınabileceğini hatırlatıyor. Bir mektubun birlikte dinlenmesi içeride olan biri için büyük bir anlam taşıyor. Buradan baktığımda en büyük dileğim şudur. Çocukların anne babalarının yokluğunu kabullenmek zorunda kalmadığı günlere bir an önce ulaşmak. Hukukun insanları hayatlarından koparmayan bir yere yeniden dönmesi. Bu yaşananların kimsenin hafızasından daha fazla yara bırakmaması. Gösterdiğiniz sabır birbirinize verdiğiniz destek ve bu dayanışmayı büyüttüğünüz için hepinize teşekkür ediyorum. Burada olan biri için dışarıda hatırlanmak insan kalmanın en güçlü dayanaklarından biridir. Saygılarımla Tutuklu avukat Mehmet Pehlivan / Çorlu Karatepe Cezaevi''


İmamoğlu, mektubu okunmasının ardından konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

Biz bugün Avrupa'nın en büyük adliye sarayındayız. Ama ne yazık ki adliye sarayının boyutu büyüdükçe daha adil bir ülke olunmuyor. Olunamıyor. Adalet Sarayları büyüdükçe adalette büyümüyor maalesef. Tam tersine kocaman binalarda bir adalet kırıntısını arar durumdayız. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki Adalet saraylarda dağıtılmaz. Adil ve tarafsız mahkemelerde dağıtılır. Adalet devasa binalarla yapmak yapmakla sağlanmaz. Temel hukuk ilkelerine riayet edilerek sağlanır. Adalet, siyasetin değil, yasaların işaret ettiği kararlarla inşa edilir. Bugün bir araya geldiğimiz İstanbul Adalet Sarayı'nın büyüklüğü yaşadığımız adaletsizlikleri kamufle etmekte yetersiz kalıyor. Adalet Saraylardan dağıtıldıkça yargı bağımsızlığı zedeleniyor. Masumiyet karinesi lekelenmeme hakkı ayaklar altına alınıyor. En son başvurulan tedbir olması gereken tutuklu yargılama artık bir norma haline gelmiş durumda. Her gün yeni bir operasyona uyanıyoruz.

'İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR'

Çağırıldığında ifadeye kendileri gelecek insanlar Şafak operasyonlarıyla ailelerinin çocuklarının yanında gözaltına alınıyor. İddianamede hakkında suç isnadı olmayan insanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor. Ciddi sağlık sorunu yaşayan insanlar kesinleşmiş bir ceza olmadığı halde sağlık yardımını alamadıkları zindanlarda tutuluyor. Burada Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık'a sevgili Tayfun Kahraman'a geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz. Onlara yapılanlar artık işkence boyutuna ulaşmıştır ve bu bir insanlık suçudur. Ne yazık ki her türlü suçun yanında insanlık suçu işlemekten de kaçınmayan bir rejimle mücadele etmek durumundayız. Adaletin bir simgesi olmasını umduğumuz bu bina ne yazık ki bugün tam tersine hak ihlallerinin bir sembolü haline gelmiş durumda. Bu durumun bir an önce değişmesi en büyük temennimizdir. Bu nedenle adil ve şeffaf bir yargılamanın temeli olan taleplerimizi bir kez daha buradan yinelemek istiyoruz. Biz tarafsız ve tutuksuz bir yargılama istiyoruz.

'MİLLETİN VİCDANI SARAYLARA SIĞMAZ'

Masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının korunmasını istiyoruz. Yargılamanın TRT'den ve isteyen her kanaldan canlı yayınlanmasını sağlayacak düzenin kurulmasını ve bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Doğal hakim ilkesi. Hakimlerin dosya sırasında değiştirilmemesi adil yargılamanın en temel kuralıdır. 10 dosyada hakim değişikliğine gidildi. Bu kural defalarca çiğnendi. Kurallar uygulansın istiyoruz. Kaldı ki biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz bir hukuk devletinde olması gerekenleri yani en doğal hakkımızı istiyoruz. Hukukun en temel ilkeleri ayaklar altına alındığında Avrupa'nın en büyük adliye sarayı bile yetmiyor. O nedenle şimdi Silivri'de yeni bir mahkeme salonu inşa ediyorlar. Biz şunu da biliyoruz ki Avrupa'nın değil dünyanın en büyük mahkeme salonu da inşa etseniz adil bir yargılama yürütmedikçe her yer Türkiye'deki her yer size dar gelecek. Milletin vicdanı, toplumun adalet duygusu saraylara sığmayacak. Bugün konuşmama Çağlayan Adliyesi'nin girişinde de bulunan adalet simgesi olan heykel ile çıktım. Temiz heykeli adalet heykeli adaletin karar verirken tarafsız olması gerektiği için gözleri bağlı olan bu heykel adaletin dengeli dağıtılmasını eşitliği simgeleyen terazi doğruluğu ve adaletin gücünü temsil eden elindeki kılıç adaletin toplumdaki kötülükleri alt edeceğini vurgulayan adalet vurgulayan ayaklarının altındaki yılan ile bize adaletin temel değerlerini hatırlatıyor. Bugün ne yazık ki adaletin simgesi olan bu heykelin ifade ettiği tüm temel değerlerden uzaklaşmış bir yargıyla karşı karşıyayız. Bugün Çağlayan Adliyesi'nin önünde herkesi hukukun bu evrensel değerlerini hatırlamaya ve uygulamaya çağırıyorum.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi