Prof. Dr. Bengi Başer'den aşı karşıtı doktorlara: Hekim demeye utandığım insanlar, yetkileri ellerinden alınmalı

Türkiye’de ve dünyada aşılama hızı düştü. Koronavirüse bağlı yatış ve ölümlerin büyük çoğunluğu aşısızlardan oluşuyor. Bu durum toplumsal bağışıklığı kazanma anlamında dünyanın önünde çok büyük bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Peki insanlar neden aşı olmak istemiyor? Aşı karşıtı olan hekimlerin argümanları neler? Prof. Dr. Bengi Başer ile konuştuk.

DOĞU TUNÇ

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer ile aşı karşıtlığı hakkında konuştuk. Başer, virüsün varyantlarla değişime uğradığını, aşılama ile toplumsal bağışıklık kazanılmadığı sürece bu döngünün süreceğini öngörüyor. Salgının bitmesinin önündeki en önemli sorun olarak aşısızları ve aşı karşıtlarını gösteren Başer,  4. dalganın aşısızlar dalgası olacağını vurguluyor. 

Aşı karşıtları arasında profesör ünvanı olan hekimlerin olduğunu belirten Başer, bu hekimlerin hiçbir yaptırımla karşılaşmadan insan hayatını riske attıklarını söylüyor. Virüsün vücutta uzun vadede bırakacağı hasarlar bilinmiyorken, aşının vücutta uzun vadede bırakacağı hasarı hiçbir bilimsel dayanakları olmadan dile getirmelerinin anlamsız olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Başer'e göre, olası kısılamalar sadece aşısızlara getirilmeli. Bakanlığın aşı olan ve olmayan hastalarla ilgili bilgi vermesi gerektiğini söyleyen Başer, bu oranlarla aşının teşvik edilebileceğini belirtiyor. 

-Merhabalar hocam. Aşılamada ne durumdayız gibi sizin de giriş yapabileceğiniz bir soruyla başlamak isterim.

"Merhabalar. Tabi ki. Öyle bir sürece girdik ki, virüs varyantlarla değişime uğradı. Bunun sonu gelmeyecek gibi gözüküyor. Özellikle bu sonun gelmeyeceği aşılama oranlarının çok düşük olmasından belli oluyor. Dünya genelinde aşılama oranı gerçekten düşük. Dünyada öyle bir aşı adaletsizliği var ki, yoksul ülkelerin sadece %1’i aşıya ulaşabiliyor. Böyle olduğu sürece de bu varyantlardan kurtulamayacağız gibi gözüküyor. Aşı bu anlamda en önemli odak noktası. Çünkü şunu biliyoruz ki ancak aşıların yaygın yapılmasıyla bu son gelir.  Son varyantlardan sonra toplumların %80’i aşılanırsa ancak rahatlama olacağını biliyoruz. Bunun için yaygın aşılama ve bu yaygın aşılama olana kadar maske, mesafe, havalandırma, hijyen gibi önlemlerle devam ederek bu virüsün hükmünü sürdürmesini engelleyebiliriz. Daha sonrasında bu virüs kaybolacak bir yer de. Basit bir gribal enfeksiyon gibi dolaşacak ve bugünkü ölümcüllüğünden eser kalmayacak. Bunun için bir an önce hem aşı adaleti sağlanmalı hem de aşıya ulaşan toplumlarda aşıya ulaşılabilirlik ve aşı karşıtlığıyla mücadele ile devam etmeliyiz. Hepimizin amacı bu virüsü endemik hale getirmek, bir an önce ölümcüllüğünden kurtulabilmek, toplumların artık daha rahat açılarak ekonomik sorunların ortadan kalkması ve insanların yoksullaşmasının önüne geçebilmek. Tabi ki bu noktada en büyük sorun aşı karşıtları! Tam gaz onlarla her türlü hakareti göze alarak büyük bir özveriyle mücadele ediyoruz."

-Aşı adaletinden bahsettiniz, aşı patentinin kaldırılması ile ilgili tartışmalar var? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

"Aşı patentinin kaldırılması ile ilgili Çin’in bir girişimi oldu. Anlaşma yaptığımız bazı ülkelerde üretim yapacağız dediler. Yaklaşık olarak 5 ülke ile başlayıp sonra bunu diğer ülkelere yayacağız dediler. Güzel bir yaklaşım. Fakat bu aşılar teknolojik aşılardır. Ülkelerin bu teknolojik aşıları üretebilir hale gelebilmesi için altyapı uygulanması gerekir. Bende bu patentlerin kaldırılması ve aşıların diğer ülkelerde de üretilmesi taraftarıyım. Diliyorum ilerleyen süreçlerde dünyanın ihtiyacını karşılayacak şekilde aşı üretimleri diğer ülkelere taşınacak. Çünkü dönem artık salgınlar dönemi. Bu bitecek başka bir şey başlayacak. O yüzden ülkelerin kendi aşılarını üretebilmeleri çok önemli. Bu anlamda da bilgi ve teknoloji alışverişleri yapılması gereklidir."

-Aşı karşıtlığı genel anlamda ülkemizde aşının uzun vadede vücutta bırakacağı hasarlar, sperm sayısının azalttığı, kalp hastalıklarını tetiklediği… gibi söylemler üzerinden ilerliyor. Aşı karşıtı olan insanlar, bu söylemleri aşı karşıtı olan profesör unvanı olan hekimlerin söylemlerini referans alarak üretiyorlar. Bu konu hakkında düşünceleriniz neler?

"Bu aşı karşıtı profesör dediğimiz insanların en önemli özelliği hastaları ile alakadar değiller. Sahada çok yetkin çalışmaları yok. Konunun aslında tamamen dışında olan bir kesim. Genellikle ortak noktaları tamamlayıcı tıbbı çok ön planda tutmaları. Ben de tamamlayıcı tıp anlamında eğitim aldım, adı üstünde ‘tamamlayıcı tıp’, yani destek tedavi, yani var olan tedavinin yanında olan bir şey. Başlı başına bir tedavi olamaz. Mevcut var olan bir tedavinin desteklenmesidir bu. Bu kişiler bu işin suyunu kaçırmış vaziyetteler. İşte ‘bağışıklık sistemini geliştirirsek zaten hastalar etkilenmez’ gibi düşünceleri var. Bunlar yanlıştır. Bilimsel hiçbir dayanakları yok. Aşı ile ilgili bir sürü bilimsel makale var, saha çalışmaları var, bunun ötesinde gerçek yaşam verileri var. Bugün dünyada 4 milyar civarında insan aşılandı. Evet aşılama ilgili bazı yan etkiler var. Fakat, dünya nüfusu ve salgının can kaybı verilerini hesapladığımızda, aşının o kadar az yan etkisi var ki, öte tarafta covidin öldürdüğü milyonlarca insan var. Şimdi bunlar covide bağlı hastalıkları, covide bağlı uzun vade de etkileri, covide bağlı ölümleri, kalıcı hasarlarını görmezden geliyorlar. Aşının kurtardığı insanları, aşının sonlandıracağı pandemiyi bırakıyorlar ve aşılanmış birkaç vakayı ön planda tutup, bunu dilden dile yayarak sanki çok fazla büyük rakamlarmış gibi lanse ediyorlar. Bakın, dünyada hiçbir tedavi yoktur ki, sıfır risk olsun. Aşı çok büyük bir şanstır, fakat ne olursa olsun bazı sorunlar yaşanabilir. Biz burada hasta anlamında, iyileştirme anlamında, tedavi anlamında, koruma anlamında kar ve zarar oranına bakarız. Koruduğu insan sayısı çok çok yüksek. Düşünsenize bugün Amerika’da covide bağlı ölüm %99 aşısızlardan, %97,5 hastane yatışı aşısızlardan. Şimdi tüm bu oranlara rağmen nasıl aşı olmayın diyebiliriz. Bunlar bilimsel veriler. Birileri çıkıyor sonbaharda aşı ölümleri olacak diyor. Böyle hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir şeyi nasıl söyleyebilirsin. Halkını %80 aşılamış bir İsrail var, %70 aşılamış bir İngiltere var, %60 aşılamış Kanada var. O zaman bu ülkeler halkını yok etmeye çalışıyor. Yani bunumu anlamalıyız. Yani hiçbir şekilde bir dayanakları yok. Böyle şeylere insanların inanıyor olması bile hakikaten şaşkınlık verici. Bu durumun sosyolojik ve psikolojik çok yönü var tabi ki. Bu yaklaşımı incelemek gerekir. Tüm dünyada tıp dünyası bu yaklaşıma sahip bir grup insanla mücadele ediyor. İnsanları korkutuyorlar. Korkuttukları için de bir takım komplo teorileri üretiyorlar. Çip takılacakmış, ya çip takmak isteyen aşı ile değil ellerindeki cep telefonuyla yapar. Böyle şeylerin gerçeklikle bağlantısı asla yok."

-Aşı karşıtlığı yapan ve bunu örgütleyen hekimler hakkında idari ve hukuki yaptırımlar uygulanmalı mı sizce?

"Gerçeklikle hiçbir bilimsel dayanağı olmayan birtakım söylentilerle ortaya çıkan bu insanlar ABD’de de var. Fakat, Türkiye ile ABD arasındaki en büyük fark şu. ABD’de bu insanlar cezalandırılıyor, doktorluk belgeleri ve unvanları ellerinden alınıyor. Türkiye’de bu söylemleri çok rahat yapan insanlar, medyada yer bulan insanlar, bu şekilde yanlış bilgilendirme yaparak insanların hayatlarıyla oynayan insanlar, hiçbir yaptırımla karşılaşmıyor. Mesleklerini icra ediyorlar, kitaplarını satıyorlar, film yapıyorlar, bazı kanallar bunları ekranlarına çıkararak bu duruma çanak tutuyor. Burada Sağlık Bakanlığı’nın ve Türk Tabipler Birliğinin yaptırımı olması lazım. Onların yetkileri ve doktorluk sertifikaları ellerinden almalı. Çünkü insanların hayatlarına mal olacak, toplumları zarara uğratacak bu söylemleri hiçbir bilimsel veri olmadan, insanları kışkırtmaya yönelik hareketler yapıyorlar. Rahatlıkla bu işi yapamamalılar. Bu bugünün derdi de değil aslında. Çok uzun süredir birtakım ilaçlara karşı insanları kışkırtıyorlar. Buna rağmen her kanalda çıkıyorlar. Bu görüşlerini film yapıyorlar. Çok büyük bir ticari girişim içinde olanları da işin içine katmak gerekiyor. Ne yazık ki bizim ülkemizde bunları yapanın yanına kar kalıyor bu olaylar. O yüzden çok daha etkili çok daha katı kurallarımız, kanunlarımız olması gerekir. İnsanlık için gerekir."

-Uzun vadede virüsün bırakacağı etkiler bilinmiyorken, aşının uzun vadede bırakacağı etkiyi nasıl öngörebiliyorlar?

"Mesela şunu diyorlar aşı miyokardit yapıyor diyorlar. Ya sadece bu aşının değil ki, yıllardır yapılan grip aşısının da böyle bir etkisi olabilir. Ancak bu etkiler çok düşüktür. Dediğim gibi yaşamsal açıdan kar ve zarar oranına bakarsın. Yani, 1 milyon insanda, 16 kişide görülen miyokarditi gündem ediliyorlar. Kaldı ki bu çok hafif geçiyor. İsrail’de 3 tane ağır vakaya rastladılar. Zaten bunlarında farklı etkenleri varmış. Yani sadece aşı kaynaklı değil, hastanın hikayesinde altta yatan başka sebeplerden kaynaklı. Aşının yaptığı miyokardit, geçici ve çok hafif seyirli, çok nadir. Oysa, covidin yaptığı miyokardit, 100 kat fazla ve daha ağır seyirli. Diyorlar ki aşı olduğumuzda başımıza ne gelecek bilmiyoruz. Bakın ben söyleyeyim, ABD’de makaleler yayınlandı, 2 yıl sonra hastalara ‘siz covid geçirmiş miydiniz’ diye soracağız diyorlar. covid geçirenlerde ani kalp ölümleri yaşandığını biliyoruz. Bunların hepsi makalelerle verilerle kanıtlanmış ve doğrulanmış olan açıklamalar. covid nedeniyle pek çok endokrin organı bozula biliyor. Nörolojik çok büyük etkileri var. Beynin gri tabakasında deformasyonlar yapıyor. Ama bunları hiçbir şekilde göz önüne almıyorlar. Aşı hastaneye yatışı engelleyen, ağır hastalığı engelleyen bir noktada. Birtakım uydurmalarla; işte fazlarını bilmiyoruz, faz 3ünü bilmiyoruz gibi saçmalıklar öne sürüyorlar. Bütün çalışmaları yayınlanmış olan bir aşıya kara leke sürüyorlar. Üstelikte bunu hekim demeye utandığım insanlar yapıyorlar. Çünkü hekimliğin birinci amacı insanların canını kurtarmaktır. Kendi cebini düşünmek değildir. Bizler can kurtarma derdindeyiz. Popüler olma derdinde değiliz. Bizim insan kurtarma derdimiz var, insan. Hekimlerin insanların canını her şeyden fazla düşünmek gibi sorumlukları var. Bunu ön planda tutmalıyız."

-Bilime inancı olmayan, yok sayan, reddeden, bilimin her zaman doğru söylemeyeceğini düşünen birinin bu mesleği yapabileceğini düşünüyor musunuz?

"Asla! Tıp demek, bilim demektir, yenilik demektir. Ben bir makale yazarım, 3 ay sonra o makale güncellenir. Çünkü bilim budur, bilim sürekli değişkenliktir. Veriler ve araştırmalar ışığında bugün bunu dersin, yarın bunu dersin. Ama bu hep olumlu yönde gider ve ilerler. Bilime inanmayan insanlar asla ve asla hekim olamazlar. Çünkü, bilime inanmayan insan yeniyi takip etmez. Yeniyi takip etmezse, hastasına asla yardımcı olamaz. Bugün aşı karşıtı, yarın ilaç karşıtı. Ne yapacağız Anadolu tıbbını mı uygulayacağız. Bunca tedavi uygulanabilir bir dönemde, insanları bitkisel tedavilere mi mahkum edeceğiz. Çiçek aşısı ilk uygulanmaya başlandığında, büyük baş hayvanların serumları kullanıldığı için, ‘sığıra mı döneceğiz’ gibi tepkiler olmuştu. Aşıya karşı her zaman bir karşı duruş vardı. Aşı karşıtları tarihte hep olmuştur. Ama yanılanlar her zaman aşı karşıtları olmuştur. Tarihte pek çok hastalığın üstesinden aşılarla gelinmiştir. Bilime inanmayan hekim eksik hekimdir."

'Aşı yaptırmayan sağlıkçıysa İtalya ve Macaristan iş akdini feshediyor'

-Aşı karşıtlığını örgütleyen hekimler bir kenara, bunlardan etkilenip aşı olmayanlar ile ilgili ne yapılmalı? Nasıl bir çalışma izlenmeli, ne gibi yaptırımlar uygulanmalı?

"Şimdi aşı yaptırmayan eğer bir sağlıkçıysa İtalya ve Macaristan gibi ülkeler kesinlikle iş akdini feshediyor. Amerika’da üniversiteler çalışanına, öğretim görevlisine, hekimine, öğrencisine kadar ‘sen çift doz aşılanmadıysan, buraya adımını atamazsın’ şeklinde yaptırımlar uyguluyor. Fransa çok ciddi bir çıkış yaptı, Macron “artık aşılılar değil, aşısızların eve kapanma vaktidir” dedi. Aşısızlar ile ilgili büyük yaptırımlar yürürlüğe girdi. Sadece 3 günlük PCR testi zorunluluğu geliyor. Tabi ki eskisi gibi devlet karşılamıyor. 50 EURO gibi ciddi bir para ile yapıyor. Bu söylemlerin ardından Fransa’da 2 milyon civarında insan aşı için randevu aldı. Bence de bu etkili bir yaklaşım. Arkasından Yunanistan ve İsrail gibi ülkelerde de benzer yaptırımlar oldu. Gün ve gün yaptırım uygulayan ülkeler fazlalaşıyor. ABD’de temsilciler meclisinden, senatörlere, valilerden, Biden’a kadar ‘aşı karşıtlığı ile mücadele etmemiz gerekiyor’ gibi sesler yükseliyor. Çeşitli öneriler geliyor. 'Madem aşı olmuyorlarsa, kendileri covid olmayı onaylıyor demektir, hiçbir şekilde sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanamasınlar' gibi öneriler geliyor. Yani anladığım kadarıyla gün geçtikçe, bu kısır döngü arttıkça ve varyantlar geliştikçe aşısızlar nedeniyle yaptırımların gündeme gelmesi söz konusu olacaktır. Bence önümüzdeki süreçte, aşı kararsızlarının bilgilendirilmesi, doğru enformasyonlarla tekrar onları ikna yoluna gidilmesi, ancak yapılamıyorsa yaptırımların uygulanması gerekiyor. Toplu ortamlara giremezler, toplu taşımaya binemezler gibi yaptırımlar uygulanmalı."

-Sağlık Bakanlığı’ndan size ulaştırılan aşı karşıtlığı ile ilgili yakın zamana dair bir veri var mı?

"Hayır. Aslında Sağlık Bakanlığı şunu paylaşması lazım. Aşı karşıtlarının savundukları tezleri paylaşması lazım. Yani Türkiye’de aşı olanların yüzde kaçının hastanede yattığı, yüzde kaçı ağır hasta, yüzde kaçı normal hasta, yüzde kaçında ölüm var. Eğer Sağlık Bakanlığı tüm bu verileri net bir şekilde paylaşırsa bu çok etkili olacaktır. Karşıtlar için bir sözüm yok onlar farklı bir grup, ama tereddütte olanlar için etkili olacaktır."

-Vaka sayıları şu an 14 bin civarında ve bunun bir dalga yaratacağı söyleniyor. Bu dalganın da 4. dalga değil ‘aşısızlar dalgası’ olduğu söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

"Kesinlikle. Çünkü neden? Aşı %90 civarında bulaşmayı engelliyor. Bakın, bilimsel bir araştırma ve veri var elimizde. Hane halkı ve yetişkinler aşılanarak en az %50 bulaşmayı engelliyor. Aşılı olanlar bulaştırıcılığı en az olan kesim oluyor. Sağlığın yükünü çok çok az etkileyen kesim oluyor. Çünkü ağır hastalanmıyorlar, hastaneye yatmıyorlar, hem ekonomik anlamında, hem ölümler anlamında, hem bulaştırıcılık anlamında sadece aşısızlar risk teşkil ediyor. Aşısızların en büyük riski, onların taşıdığı virüslerin kişiden kişiye geçerken yapıları değişerek yeni varyantlar oluşturması. Aşısızlar, varyant fabrikası gibi çalışıp, dünyanın en büyük sorunu haline geliyor. O yüzden ‘pandemi, aşısızlar pandemisine dönüşmüştür’ tanımı kullanılıyor artık."

'Kapanma olmaz, kısıtlamalar gelir'

-Bayram sonrası kapanma olacak mı veya olacaksa kapanma sadece aşısızlar için olmalı mı?

"Açıkçası çok katı bir kapanma olmayacaktır. Birtakım kısıtlamalar olacaktır. Çünkü bizdeki kapanma, ancak sağlığın yükü bu durumu kaldıramaz hale geldiğinde oluyor. Bunun için beklenecektir. Kapanma olmaz. Ancak kısıtlamalar gelecektir. Bu kısıtlamaların da aşısızlarla başlaması makul olan yoldur."

-Mevcut aşıların yeni çıkan varyantlar üzerindeki etkileri neler?

"Özellikle İngiltere ve Amerika’dan gelen yeni bir çalışma var. Bunların son ifadeleri şöyle: “Daha önceki Alfa yani İngiltere’de ortaya çıkan varyanta mRNA aşılarının çift dozda koruyuculuğu %93.5, tek doz da %70. Fakat şimdi ki delta varyantında çift dozda %88, tek dozda %30lar civarında” diyor. Astra Zeneca içinde “çift dozda %66 civarında” diyor. Astra Zeneca’da yüzde %10, BioNTech’de ise %5 düşüş var. Yani burada en önemli detay tek doz aşı delta da çok ciddi bir etkinlik düşüşüne neden oluyor, ancak çift dozda etkinlik düşüşü çok minimal. Bunun için ne olursa olsun, çift doz aşı yapılması gerekli. En etkili olan mRNA aşıları. İnaktif aşılar içinse delta varyantı ile ilgili çok net veri olmaması ile birlikte etkinliğinin çok düşük olduğunu biliyoruz."

-Aşı olmayan gençlerin, ‘ben gencim ve virüs bulaşsa bile ağır geçirmem zaten’ gibi söylemleri var. Fakat delta varyantının özellikle 50 yaş altında daha çok görüldüğü söyleniyor. Bununla ilgili bilimsel bir veri var mı?

"Şimdi aslında delta varyantının daha genç yaşlarda görülme sebebi, daha ileri yaş grubunun tüm ülkelerde ilk aşılanan grup olmasından kaynaklanıyor. Ancak aşılamada alt yaşlara inildikçe, bu fark ortadan kalkıyor. Genç yaş grubu covidin ilk başında daha az etkisi altında olması, daha az ölümcül seyrediyor oluşu psikolojisiyle davranıyor. ‘Biz zaten genciz, bize nasıl olsa bir şey olmaz, bilmediğimiz şeyi yaptırmayalım’ şeklinde öngörüleri oluyor. Hatta içlerinde kısırlık yapıyor gibi söylemleri olanlar var. Böyle bir şey yok. Hatta tam tersini yaptığı, sperm sayısını yükselttiğine dair yayınlar var. Kısırlık yapan hiçbir aşı yok. HPV aşısına da böyle söylentiler çıktı. HPV aşısı da bir mRNA aşısı. Doğru olmadığı ortaya çıkınca, herkes koştura koştura HPV aşısı olmaya gitti."

-Sağlık bakanı Fahrettin Koca delta varyantının görüldüğü illeri açıklarken bazı illeri söylemekten kaçındı. Bunun turistik Muğla ve Antalya gibi iller olduğu düşünülüyor. Sağlık bakanının veri saklamasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

"Bu son derece yanlış. Bir salgın yönetilirken gizlilik olmaz. Salgın şeffaflıkla doğrulukla ve özveriyle olur. Biz bu yüzden insanları inandıramıyoruz. TTB, hastanede yatan hastaların %90’ı aşısızlar dediğinde kimse inanmıyor. O yüzden devlet salgın yönetirken insanların güvenini kazanmalıdır. O güveni kazandığınızda ve doğruları söylediğinizde insanlar işin ciddiyetine inanır. İnsanlar ölüm oranlarına, aşılılar ve aşısızlar arasındaki oranlara bakıp karara verir. Delta varyantının en yoğun, aşılamanın da en az olduğu ülke olan Rusya’dan akın akın turist geliyor. Delta varyantının yayılmaması beklenemez ki zaten."

-Ortada 2 senelik bir salgın yönetimi var. İktidarın, hükümetin ve bilim kurulunun salgın yönetimini nasıl buldunuz?

"Bilim Kurulu olarak başlayan, daha sonra Danışma Kurulu’na evirilen bir kurul var ortada. Bunların çok büyük bir söz hakları yok. Onlar sadece tavsiye kurulu niteliğinde çalışıyorlar. Öneri yapıyorlar. Ancak o öneriler, ekonomik kaygılarla masaya yatırılarak, daha farklı noktalara kaydırılıyor. İlk başta iyi başlıyor gibiydik salgın yönetimi olarak. Ama daha sonra 1. dalganın bitimindeki açılışla birlikte, ekonomik gücümüz bunu kaldıramaz hale geldiği için, salgın yönetimini algı yönetimine evirdik. O da tabi ki doğru olmadı. Güzel bir şey var. Sağlık sistemimiz ve sağlıkçılarımız çok güçlü. Bu salgını hep sağlıkçının sırtından yürütmeye çalıştık. Yoruldular, tükendiler. O yüzden devletin sağlık yönetimini devletin tüm birimleriyle yönetmesi gerekir. Aşı konusunda başta çok tökezledik. Bir ara yaptık, sonra ara verdik. Ama en azından büyük bir şansımız var. Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in ülkemizin birer parçası olması nedeniyle, büyük bir şans yakaladık. Aşıya birçok Avrupa ülkesi bile erişemezken, aşıya Almanya ve biz eriştik. Bu aşının yapılması konusunda büyük bir altyapı hazırlandı. Ancak şeffaf olmamak büyük bir hata. İnsanlar birtakım şüphelerde bırakıldığı için, aşılama yavaşlıyor. Evet artılarımız var, ama eksilerimiz artılarımızdan fazla."

-Ben çok teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için. Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

"Ben de çok teşekkür ederim. Sizlere medya olarak, bizlere de hekimler olarak çok görev düşüyor. Yılmamak gerekiyor. Aşı karşıtları terbiye ve edep seviyesinin çok çok dışına çıkarak saldırıyor bize. Çoğunlukla sabır gösteriyoruz. Çok muhatap olmamaya çalışıyoruz. Fakat biz de insanız. Bizim de hakikatten çıldırdığımız noktalar oluyor. Ama her şeye rağmen, biz onlar için de görevimizin başındayız. Biz kimsenin burnu kanamasın istiyoruz. O yüzden, hep birlikte bu salgının üstesinden geleceğiz. Eninde, sonunda bunların bunu baltalamaya çalışmasına rağmen biz galip geleceğiz."

Sağlık Haberleri