Tarık Balyalı tarihe not düştü! “Hesap Sorulmalı” dedi İBB’de AKP dönemi yolsuzluklarını yazdı

İBB Başkanı İmamoğlu, belediye başkanları, bürokratlar, çalışanlar... Yüzlerce kişinin tutuklu olduğu İBB dosyasındaki suçlamalar 2019 ve sonrasına ilişkin. Önceki dönem İBB Meclisi CHP Grup Sözcüsü Tarık Balyalı ise, öncesini inceledi, yıllar içinde üzerinde çalıştığı dosyaları “Hesap Sorulmalı” diyerek kitap haline getirdi. Kitapta yer alan dosyaların her biri okuyanı hayrete düşürecek cinsten.

İBB’de AKP yönetiminin sona erdiği 2019 yılına dek yapılan usulsüzlükler, oluşan kamu zararı, kişiye özel imtiyazlar, vakıflara aktarılan devasa kaynaklar Tekin Yayınevi’nden çıkan “HESAP -AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları- SORULMALI” adıyla kitap oldu.

Kitabı yazan isim, İBB Meclis Grubu’nda uzun süre sözcülük yapan, denetim komisyonunda görev alan, 2024 seçiminde de Pendik Belediye Başkan adayı olarak yarışan Tarık Balyalı.

Kitabı İBB dosyasından tutuklu olan çalışma arkadaşlarına adayan, gelirini de Aile Dayanışma Ağı’na bağışlayan Balyalı ile yargı süreçleri açısından tam bir ‘milat’ olan 2019 öncesini konuştuk.

Bahadır Özgür’le birlikte sorularımızı yanıtlayan Balyalı “Devlet kaydına giren hiçbir şey yok olmaz” dedi ve günü geldiğinde bu yolsuzluk dosyalarının hepsinin açılacağını söyledi.

İşte Tarık Balyalı'nın her biri okuyanı hayrete düşürecek nitelikte olan dosyalar hakkındaki sorularımıza verdiği yanıtlar...

B.Ş.B: Kaleme aldığınız “Hesap Sorulmalı” kitabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 2019 öncesi yani AKP dönemi yolsuzluk dosyalarına odaklanıyor. Bir yıldır İBB’ye dönük çok katmanlı ve artık sayısını bile bilemediğimiz davalar, suçlamalar var, İBB Başkanı İmamoğlu başta olmak üzere yüzlerce bürokrat, belediye başkanı, İBB çalışanı tutuklu. Bu dosyalarda İBB’ye yönelik incelemelerin 2019 bir milatmışçasına o tarihten başladığını görüyoruz, öncesi yok sayılıyor. Öncesine de siz yazdıklarınızla ışık tutmaya çalıştınız. Bu da 2019 öncesinin iddianamesi diyebilir miyiz?

- -Ben hatıralarımı yazdım aslında. Görev yaptığım sürede ortaya çıkarttığımız işler. Belediye meclis üyeliği görevimizi yerine getirirken bulduğumuz dosyalar. Onları yazdım ama bunu iddianame gibi değerlendirenler de oluyor.2019 öncesine ilişkin dosyalar bize “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” sözünün gerçek anlamını da anlatıyor. İlk zamanlar biz bu sözün ne anlama geldiğini, tam anlayamamışız. İstanbul’u kaybetmeyi neden topyekun kaybetmek olarak görüyorlar, biz göreve gelip o dönemi incelemeye başlayınca anladık. Burada yazılanlar aslında bunun hikayesi. Özellikle bizim muhalefette olduğumuz son iki dönem, yani Kadir Topbaş'ın dönemi ve daha sonrasında da Kadir Topbaş istifa ettirilince Mevlüt Uysal'ın olduğu dönem, gerçekten çok ciddi yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin olduğu bir dönemdi.

"AKP'NİN SON 5 YILI TAM BİR TALAN DÖNEMİ"

Bizim o dönemde belediye meclisinde yolsuzluk ya da usulsüzlük, özellikle imarla ilgili yolsuzluklar hakkında konuşmadığımız gün yoktu. Belki hatırlarsınız, o dönemde Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi, İstanbul'a ihanet eden çok sayıda imar tadilatları gelirdi. Mesela bizim dönemimizde bir tane bile bu şekilde imar plan tadilatı olmadı. Yine çok çeşitli ihalelere ilişkin de yolsuzluk iddiaları gelirdi. Ben mesleğim itibarıyla mali müşavir olduğum için daha çok bu alanlarla ilgiliydim. Muhalefette olduğumuz son dönemde de özellikle iştirakler üstünden çok sayıda önerge verdik. Sonrasında tabii fikri takip yaparak da yönetime geldiğimiz zaman iddia ettiklerimizin aslında ne olduğunu görmek istemiştik. Buralarda İBB müfettişleri çok önemli soruşturmalar açtılar, kamu zararları ortaya çıkarttılar, geçmiş döneme ilişkin usulsüzlükler ortaya çıktı. Hatta bazı noktalarda da, ‘ya bu da olur mu?’ dediğimiz, bilmediğimiz olaylarla karşılaştık. Ama dönüp baktığımızda evet yani AKP'nin özellikle son beş yılı İstanbul'da tam bir talan dönemiydi.

"96 DOSYA... HEPSİ KAPATILDI"

B.Ş.B: Savcılıklara gönderilen 62 dosya, Mülkiye müfettişlerince el konulan 34 dosya. Bunlar üzerine odaklanıyorsunuz ve bunların güncel durumlarını anlatıyorsunuz kitapta. Nedir güncel durumları?

- Bahsettiğiniz 62 artı 34 yani 96 tane dosyadan, şu ana kadar suç isnadı görülen bir tane dosya bulunmuyor. Hatta bunların yarısıyla ilgili de herhangi bir işlem yapılmış değil. İBB'ye dönen herhangi bir evrak ya da bilgi de yok. Tamamen siyasi gerekçelerle üstü kapatılan dosyalardan bahsediyoruz burada. Bu kitapta yazılan çalışmaların önemli bir kısmı benim meclis üyeliğim döneminde ortaya çıkarttığım ya da duyurulmasına katkı sağladığım işlerdi. Burada özellikle makam araçlarından yandaş vakıf ve derneklere yapılan tahsislere, Kiptaş'taki usulsüzlüklerden TÜGVA Genel Merkezi'nin nasıl yapıldığına kadar çok sayıda usulsüzlük ve yolsuzluk bulunuyor.

B.Ö: Bunlar hakkında suç duyuruları olmuş, müfettişler incelemiş, araştırmış, dosyalar hazırlanmış ama sonuçta bunlar buharlaşmış mı? Mesela soruşturma açılan dosya yok mu hiç?

- Sıfır... 96 tane dosyanın 62’si savcılığa iletilmiş, 34’ü İçişleri Bakanlığı'nın el koyduğu dosya sayısı ve soruşturma açılan dosya sayısı sıfır.

B.Ö: Herhangi bir karar çıkan kaç tane var? Mesela takipsizlik, izin verilmedi gibi...

-Bakanlığın el koyduğu 34 dosyadan 4’ü zaman aşımına uğramış, biri hakkında kovuşturmaya yer yoktur kararı verilmiş, 4’ünde de İçişleri Bakanlığı'nın işleme konulmama kararı var. 25 tanesiyle ilgili İBB'ye iletilen hiçbir bilgi yok. Savcılıklara giden 62 dosyanın 37 tanesiyle ilgili hiçbir bilgi bulunmuyor, hiçbir geri dönüş yok. 21 tanesine kovuşturmaya yer yoktur kararı vermişler. Üç tanesinde dosyanın işlemden kaldırılması kararı uygulanmış, birinde de hiçbir soruşturma bulunmuyormuş. Onu da Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı demiş. Yani 96 dosyada, Allah için yani "şurada da bir yolsuzluk ya da usulsüzlük olabilir, bir suç olabilir" denen bir tane dosya bulamamışlar.

Bu kitapta yazılan her konu, daha önce Belediye Meclisi'nde konuşulmuş, görüşülmüş konulardan oluşuyor. O yüzden kitabın içerisinde görüşme tutanakları mevcut. Bu konulara ilişkin önerge verdiysek önergeler mevcut, suç duyuruları varsa suç duyuruları mevcut, İBB müfettişlerinin yapmış olduğu incelemeler varsa onların raporları da burada mevcut. Okuyanlar karar verecekler bakalım bunlarda suç var mı yok mu diye.

AZİZ İHSAN AKTAŞ'IN İETT İHALESİ

B.Ö: Birkaç tane çok çarpıcı olay var. İhaleler, usulsüzlükler teftiş raporları, imar yolsuzlukları, bunlar çok konuşuldu, kitapta da ayrıntılarıyla büyük bölümü var ancak kitabı okurken benim çok ilgimi çeken çarpıcı birkaç konu vardı. Bunlar bir sistemi, bir çarkı göstermesi açısından çok ilgi çekici üstelik bugünle de bağlantılı. Örneğin bugün İBB davasının merkezinde yer alan konulardan birisi Aziz İhsan Aktaş ve İETT iştirakleriyle ilgili soruşturmalar... Sizin ortaya çıkarttığınız, 2019 öncesi çok çarpıcı bir İETT konusu var. Onu bir özetler misiniz?

- AKP döneminde belediyenin, İETT'nin belli garajları özelleştiriliyordu. O garajlarda bulunan belediye otobüsleri, işletmeyi, ihaleyi alan firmaya veriliyordu. Orada belediye otobüsleri firmadan gelen belediye şoförleriyle birlikte işletiliyordu. Hatta bu ihalelerin bir tanesinde, o dönemin parasıyla, 2018'in parasıyla 100 bin liraya kadar olan masrafları da İETT ödüyordu.

B.Ö: Yani trafikte bir kaza yaptı ya da araç bozuldu, bunu da belediye ödüyor öyle mi?

- Evet. İhalelerin bir tanesinde böyle bir unsur da vardı. Daha sonra onu kaldırdılar, çünkü gerçekten çok saçma, adam kaza yapıyor, parasını siz ödüyorsunuz. Biz o zaman isimleri falan bilmezdik, Aziz İhsan Aktaş’ı tanımazdık. Firmaları bilirdik ama... İhaleleri alan şirketlerin hiçbirinin tek bir otobüsü yoktu, belediye otobüslerinin tamamı İETT'ye aitti. Sistem şuydu yani: Şoför İETT'nin, otobüs İETT'nin, garaj İETT'nin, masraflar İETT'nin, parayı kazanan şirketler oluyordu... Biz daha sonrasında yönetime geldikten sonra bu uygulamayı tamamen kaldırdık. Otobüsleri tekrar İETT'ye aldık. O şirketlerde çalışan 2200 arkadaşımızı da o taşeron sisteminden kurtararak yine İETT'nin kadrosuna geçirdik.

B.Ş.B: Bu sistemin dayanağı, açıklaması neydi peki?

-Hiçbir, hiçbir dayanağı yoktu. Sadece böyle bir yöntem içerisinde kazancı şirketlere aktarmaya çalışıyorlardı ama hem otobüslerin bakım onarımı açısından, hem çalışanların sağlığı açısından son derece kötü sonuçlar doğuran bir uygulamaydı .

B.Ö: İETT otobüsleri çok bozuluyor diye iktidar medyası bol bol görüntü yayınlıyor. Siz otobüslerin neden bu kadar bozulduğunu da anlatıyorsunuz aslında kitapta...

-Otobüsler bozuluyor çünkü bakım onarımları doğru düzgün yapılmıyordu. Eskiden otobüslerin bakım ve onarımı İETT garajlarda yapılırdı. AKP bunu kaldırdı, bütün ustaları dağıttılar ve onları şoför yaptılar. Bu bakım onarımlar da şirketlere bırakıldı. Otobüslerin bakım ve onarımları da doğru düzgün yapılmayınca ortaya bu tablo çıktı. Gerçekten otobüslerin çoğu tenekeye dönmüştü açıkçası. Klasik taşeron mantığı işte, bakım işini alan firmalar para harcamamak için otobüsleri gidebildiği kadar, son noktaya kadar götürüyorlardı. Bakım süreleri çok geçiyordu, çok ciddi yıpranmalar vardı. Otobüs yolda kaldıktan sonra kısmi bakımla tekrar çalıştırılıyordu. Bunlar otobüslere çok büyük zarar verdi.

3 AKP'LİYE BURS DİYE AKTARILAN SERVET

B.Ş.B: Kitabın önemli bir başlığı da İBB bursları. AKP'li bazı isimlere verilen eğitim burslarını anlatıyorsunuz. Bu bursları birkaç yıl önce çok tartıştık ama tabii ki hepsi unutuldu gitti. Şimdi burs deyince toplumun aklına mütevazı paralar geliyor. Bu konuyu biraz açar mısınız? İBB, 2019 öncesinde kimlere burs verdi ve bursların toplam tutarı ne oldu?

-İBB, o dönem kendi çalışanı 39 kişiye yurt dışında yüksek lisans ve doktora için burs vermeye karar veriyor. Göreve geldikten sonra arkadaşlarımız bursları incelemeye başlayınca bu 39 kişinin 34'üne ulaşabiliyorlar. Çünkü 5’i daha önce özelleştirilen İDO şirketinde oldukları için onların bilgileri bizde yok ama 34 kişiye ulaşıyorlar. Burs alan bu 34 kişiden üçünün siyasetçi olduğu ortaya çıktı. Ravza Kavakcı Kan, Fatma Betül Sayan Kaya ve Rabia İlhan Kalender. Üçü de AKP’de siyaset yapan isimler.

Burada ilginç olan şu; mesela Ravza Kavakcı Kan, elektronik mühendisi. Raylı sistemlerde görev yapıyor İBB'de. Ama yurt dışına siyaset bilimi eğitimi için gidiyor. Elektrik elektronik mezunu olan ve raylı sistemde çalışan biri mesela, raylı sistemlerle ilgili yurt dışında bir eğitim görse makul karşılanabilir. Ama raylı sistemlerle ilgili kişi, siyasi kişiliğinden dolayı gidip yurt dışında siyaset bilimi eğitimi alıyorsa ve bunu belediyenin parasıyla yapıyorsa, yani bunun tek bir anlamı olabilir, kendisinin siyasi kişiliğinden kaynaklı olarak bu işlerin yapıldığı.

B.Ş: Ne kadar burs verilmiş? Ne ödenmiş bu üç isme?

-Tüm masrafları, uçak biletlerinden ev kiralarına, günlük harcamalarına kadar herşeyi İBB ödemiş. Ravza Kavakcı Kan'a 155 bin dolar, 58.781,49 Türk Lirası.(O dönemin parasıyla) Fatma Betül Sayan Kaya için 85.791 dolar, ayrıca 20.289,25 Türk Lirası ödeme yapılmış. Rabia İlhan Kalender için de 671 Pound -Kiptaş'tan ödeniyor bunlar- 9.940 Dolar, 123.722 Türk Lirası ve 128.247 Euro.

Müfettişlerimiz bunların hepsini tespit ettiler. Şimdi bu eğitimden sonra, bursu aldıktan sonra ilgili kişilerin dönüp zorunlu olarak İBB'de çalışmaya devam etmeleri gerekiyor. Biri bile tekrar İBB'ye geri dönüp çalışmıyorlar, bir para iadesi de söz konusu değil. Yani imzaladıkları sözleşmeye aykırı tutumları sebebiyle de bizim İBB müfettişleri bu raporları yazdılar. O dönemde hatırlarsanız belki, o günkü kur üstünden üçüne verilen bu ödemeler 61 milyon lira civarında bir paraydı. 61 milyon lirayla biz İstanbul'da binlerce üniversite öğrencisine burs veriyorduk. Şimdi hani tercih şöyle yapacaksınız: 3 tane siyasiye verdiğiniz 61 milyon lira mı? Yoksa İstanbul'da okuyan binlerce üniversite öğrencisine burs olarak verdiğiniz 61 milyon lira mı? Elbette ki bizim tercihimiz son derece net.

B.Ö: Bir çay meselesi var, o da çok dikkat çekici AKP’nin konuya nasıl baktığını göstermesi açısından. Pendik Belediyesi’nden çay harcamaları konusunda sizin bir sözünüz de var, “Bütün Erzurum bir araya gelse bu kadar çay içemez” diye, nedir bu olay anlatır mısınız?

-Aslında çok ciddi bir kontrolsüzlüğü anlatan bir iş. 2012 yılı denetim komisyonunda çalışma yaparken müdürlüklerden ödeme listelerini istedim. İki-üç tane müdürlükte ay sonunda belediye şirketine o günün parasıyla 70- 80 bin lira çay ödemesi gözüküyor. Ben de baktım, yıl sonunda 785 bin lira civarında bir çay ödemesi gözüküyor. Yani bugünkü rakamla karşılaştırdığımda 20 ile falan çarpmak gerekir bunu en azından. Öyle bir paradan bahsediyoruz. Bu nedir diye merak ettik, inceledim. İlgili arkadaşlara da sordum. Herhalde bir yanlışlık var dediler, bu kadar bir çay ödemesi, çay kahve ödemesi olamaz diye. Sonra dönüp baktılar ki yanlışlık yok, rakamlar doğruymuş. Öyle bir kontrolsüzlük var ki, belediye şirketi "şu kadar çay ikram ettim" diye belediyeye fatura kesiyor, belediyedeki de hiçbir şekilde kontrol etmeden onu ödüyor ve sene sonunda ortaya devasa bir rakam çıkıyor. Şimdi dönüp baktığımda korkunç bir kontrolsüzlük bu. Elbette ki belediyeye gelen herkese belediye hizmet edecek, ikramlarda bulunacak bu başka bir şey ama böyle kontrolsüzlük de kabul edilebilir bir şey değil. Sonra huylarından da vazgeçmediler, ertesi sene de yok limonata, yok kurabiye masrafları vardı. Her sene bir şey buluyorlar yani.

B.Ö: Tam 2019 seçimlerinden önce 24-30 Mart arasına ait bir yemek meselesi var. 35.675 kişilik yemek verilmiş İBB'ye. Yani sadece altı günde. 31 Mart seçimlerinden önceki altı günde 35.675 kişilik yemek masrafı çıkartılmış. Bu nasıl bir şey. burada neye rastlamıştınız siz?

-Çünkü seçime gidiyorlar. Seçim masraflarını İBB üstünden karşılıyorlar. Biz yönetime geldikten sonra bunları görüyoruz çünkü o konuda hazırlanmış olan excel dosyaları, listeleri falan var. Mesela 30 Mart 2019 tarihinde İSPER şirketi var belediyenin, oradaki akşam yemeği etkinliğinde şöyle yazıyor: "Seçim sabahı ilçe teşkilatlarına verilen sandviçler- catering işi" diyor. Başka bir yerde "Seçim sabahı ilçe teşkilatlarına verilen sandviçler-catering" yazıyor. 5 bin kişilik bir ödemeyi mesela Kasımpaşa'da Hamidiye A.Ş.'ye yaptırıyorlar, Beltur'a yaptırıyorlar. "Vefa yemeği" yapıyorlar mesela, bunun dışında miting, Kartal İmam Hatip Lisesi'nin yemeği, Beyaz Gezi VIP, fuar yemeği, AK Parti grup yemeği, Binali Bey'in korumalarının yemeği, Beşiktaş ilçe teşkilatı yemeği gibi harcamalar var. Yani bütün seçim masraflarını, yeme-içmesini belediyeye ödetiyorlar. Bugün Ekrem Bey ve arkadaşlarının suçlandığı konunun da fazlası aslında o gün, 24-30 Mart 2019’da yapılandır...

"BENİM YEMEĞİMİ KİM YEDİ"


Bunun dışında bir de şöyle komik bir olay var. 2019'da seçime giderken, 2018'de Ramazan ayında İBB protokol iftarı vermiş. Hatırlıyorum, bizi de o iftara davet etmişlerdi. Seçime gidiyorduk, biz arkadaşlarla katılsak mı katılmasak mı diye düşündüğümüzde katılmamaya karar vermiştik. Yönetime geldikten sonra bu yemekle ilgili de dosyaları aldık, inceledik. Protokol iftarına 3 bin kişi davet edilmiş. Davetliler arasında ben de varım, Ekrem İmamoğlu da var, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağ da var, bütün CHP grubu da var. Ama biz hiçbirimiz gitmedik o iftar yemeğine. Yaptığımız incelemede davet edilen 3 bin kişiden yaklaşık bin 200’ünün gitmediğini, davetin bin 800 kişiye verildiğini gördük. Ama 3 bin kişinin parası ödenmiş. Yani Ekrem İmamoğlu'nun gitmediği iftara, Ekrem İmamoğlu adına belediye ödeme yapmış. Ben de gitmedim. Ekrem Başkan da gitmedi, hiçbirimiz gitmedik ama o ödemeler yapılmış. Ben de bunun üstünde belediye meclisinde esprili bir şekilde, "Yani ben bu yemeğe gitmedim ama ödemesi yapılmış, o zaman bizim yemeğimizi kim yedi?" demiştim. Gerçekten böyle garip bir durum vardı. Ama sonra dönüp o bin 800 kişinin kim olduğuna baktığımızda; AK Parti'nin genel başkan yardımcılarından milletvekillerinden, milletvekili aday adaylarından, AK Parti ilçe teşkilatları, yandaş vakıf ve derneklerin şubelerinden gelenler, gençlik kolları, kadın kolları... Yani AK Parti iftarını sanki bir protokol iftarı gibi gösterip paralarını İBB’ye ödemişler.

B.Ö: Yanılmıyorsam CHP Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel belediye binası içinde bulunan çay ocağını belediye iştiraki işletmesine verdiği için yargılanıyor değil mi?

-Orada şöyle bir farklılık var. Gökhan Yüksel CHP'li. Bunu yapanlar AK Partili. CHP’liler yargılanabiliyor.


B.Ö: Siz belediyeyi kazandıktan sonra, Yenikapı'da devasa bir araç sergisi yaptınız. O dönem bu çok konuşuldu ama ben oradaki asıl suçu sizin kitabınızı okurken anladım. Araçlar için iki takip sistemi varmış. Biri herkesin bildiği açık, biri de gizli. Siz bunu ortaya çıkardınız değil mi? Bir de kayıtları silmişler değil mi?

- İşte mazbatanın niye iptal edildiğini, bir zarftan çıkan dört oy pusulasının bir tanesinin nasıl iptal edildiğini, hangi gerekçeyle iptal edildiğini burada da çok net biçimde anlıyoruz. O arada suçları sakladılar. O şöyle oluyor; AKP döneminde belediyede iki ayrı araç tanıma sistemi var, araç takip sistemi var. Bunlardan biri resmi işlemler için bütün belediyenin bildiği, ilgili müdürlüklerin kullandığı bir araç takip sistemi. Bir de sadece az sayıda kişinin bildiği, dışarıya tahsis edilen araçların listesinin bulunduğu, takip edildiği ayrı bir araç takip sistemi var. Bir paralel sistem kurmuşlar. 31 Mart seçimlerini kaybedince de bunu silmişler.

23 Haziran seçimlerini kazandıktan sonra belediye çalışanlarından biri bize ulaşarak, yasal olmayan araç takip sistemini bir şekilde yedeklediğini, yedeklemesinden sonra da ilgililer tarafından bu araç takip sisteminin tamamen silindiğini ama yedeklerin de kendisinde olduğunu bize ifade etti. Onun üstüne ilgili arkadaşlarımız bölüme teftiş çıkarttılar. Bütün bilgisayarlara el konuldu. O bilgisayarlar içerisinde saklanmış bir biçimde, 31 Mart öncesinde AKP'li yöneticilere, milletvekillerine, yandaş vakıflara, derneklere, spor kulüplerine ya da Binali Yıldırım'ın ve Mevlüt Uysal'ın İstanbul Büyükşehir ve Büyükçekmece kampanyalarına çalışan araçların olduğu bir sistemi bulduk. Bu sistem içerisinde kamuoyunda bahsedilen bütün lüks araçların orada yer aldığını da tespit ettik.

Sadece bununla kalmadık. Arkadaşlarımız o dönemde yaptıkları çalışma sırasında ıslak imzalı teslim tutanaklarını da buldular. O teslim tutanaklarıyla o kayıtlardan çıkan bilgiler eşleştikten sonra biz bunları kamuoyuyla paylaştık ki bunun çalışması altı ay civarında bir zaman sürdü. Oldukça karmaşık bir işlemdi. Orada ortaya çıkan tablo şuydu: Araçların önemli bir kısmının AK Parti'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki grup başkanlığına, grup başkanvekilliğine, AK Parti'nin genel başkan yardımcılarına, AK Parti'nin gençlik kollarına, AK Parti'nin il başkanlıklarına, ilçe başkanlıklarına, yandaş vakıf ve derneklere hatta spor kulüplerine otobüsler biçiminde, Mercedes otobüsler biçiminde ve Binali Yıldırım ve Mevlüt Uysal'ın kampanyalarına verildiği ortaya çıktı.

Burada ortaya çıkan yolsuzluk ve usulsüzlük sadece araçla ilgili değil. Hani tamam aracı kiralıyorsunuz ama o aracı kullanan şoför var. Şoförün maaşı var, vergisi var, sigortası var, aracın trafik sigortası var, kaskosu var, yakıtı var, HGS'si var. Bütün bunlar var. Ve bütün bunların hepsi çok ciddi bir rakam oluşturuyordu. Toplamda da 900 küsur tane aracın bu kapsamda ihtiyaç dışı olduğunu ve makam aracı olduğunu tespit ettik. Buna ilişkin de yine İBB müfettişlerinin raporu var ama ne yazık ki savcılıklar bu konuda herhangi bir işlem yapmamayı tercih ediyorlar.

B.Ş.B: Tüm bu dosyaların tutarı, yolsuzluklar, usulsüzlükler hesaplansa nasıl bir rakam çıkar, nasıl bir toplamdan söz ediyoruz?

- Hesaplaması zor ve karmaşık bir süreç ama çok milyarlar çıkar. Mesela 2019'da dolar 6 liraydı, şimdi 43 lira civarında. Özellikle iptal edilen metro hatları meselesi var. Sadece oradaki kur farkından ve diğer emtianın zamlanmasından kaynaklı olarak ortaya çıkan kur zararlarını milyarlarla ölçmek mümkün değil, devasa rakamlardan bahsederiz burada. Hepsinde önemli rakamlar var. Size bir somut örnek anlatayım. Mesela burada Selatin Camileri'nin temizliği diye bir dosya var. Ben bu dosyayı çok önemserim. Ben Türkiye Cumhuriyeti'nde böyle bir dosyaya "burada yolsuzluk yoktur" diyebilecek bir savcı, hakim ya da bilirkişi olabileceğini düşünmüyorum bile. Selatin Camileri bizim tarihi camilerimiz, hepsi birbirinden özel. Tabii ki de Büyükşehir Belediyesi bunların temizliğini yapacak, biz de yapıyoruz en iyi şekilde ama o dönem yapılan başka...

"CAMİ TEMİZLİĞİNDEN BİLE..."

2018’de o dosyaları incelediğimizde, çalışan kaç kişi, yapılacak iş ne diye bakıp kolay bir hesap yaptım, 2018 rakamlarıyla ben 35 milyonu aşamadım, ihale 99 milyon lirayla sonuçlanmıştı. Maksimum verilmesi gereken fiyat 35 milyon liraydı ama bunun üç katı ödenmişti. İkincisi biz yönetime geldikten sonra bir çalışma yaptı İBB müfettişleri. Onlar da 65 milyon lira civarında, 2018 rakamıyla bir farklılık buldular. Yani gerçekten 35 milyon liraya bitebilecek olan bir işin 99 milyon liraya bitmesi, olağanüstü bir rakamdı. 65 milyon lira dediğimiz, dolar kurundan hesaplarsak 10’la çarpmamız lazım. Yani sadece Selatin Camileri temizliğinde yapılan fazla ödeme nedeniyle 650 milyon lira kamu zararı oluştu.

B.Ö: Kitabınızda bir detay daha var. Bugünü de ilgilendiren. Meşhur bir İSPARK yolsuzluğu vardı, onun ikinci perdesi olarak sayabileceğimiz bir de İtaksi vurgunu vardı. Yani belediye taksilerinde araç içi kamera ihalesi. Orada siz yolsuzluğu ortaya çıkarttınız, konu savcılığa gitti, savcılık bilirkişiye gönderdi, bilirkişi burada yolsuzluk bulmadı ve dosya kapandı. Buradaki bilirkişi kimdi?

"ÇOK TANIDIK BİR BİLİRKİŞİ..."

--Evet. Buradaki bilirkişi çok meşhur bir bilirkişi. Aslında mali işlerle ilgili mali müşavir olduğunu bildiğimiz bilirkişi ama bilgi işlemle ilgili bir bilirkişilik yapmış. Ekrem Başkanın ve İBB'nin her davasında karşımıza çıkan meşhur bilirkişinin İtaksi’nin bilirkişisi de olduğu ortaya çıkıyor ve kendisinin verdiği bilirkişi raporu doğrultusunda Savcılık da burada soruşturma yapmaya gerek olmadığı kararı veriyor. O da bu işin sürprizi.

B.Ö: Peki bunları tespit ettiniz, belgelediniz geriye dönük ne olacak? Vatandaş şöyle düşünüyor, “Tamam bunları yaptılar da, yanlarına mı kalacak? Günü geldiğinde iktidar değişimi olduğu zaman geriye dönük olarak bu yolsuzlukları sorgulamak, yargılamak, yargıya götürmenin bir imkanı var mı Türkiye'de?

- Devletin arşivine giren kaybolmaz. Bunların hepsiyle ilgili suç duyuruları savcılıklarda duruyor. İsteyen savcı, bırakın geleceği, bugün bile oradaki suç duyurularımızı dikkate alarak soruşturma yapabilir. Gereken her türlü bilgiyi zaten istedikleri anda biz kendilerine veririz. Yeter ki bunu yapmak istesinler. Hepsi devletin arşivinde duran, devletin kayıtlarında duran evraklardır. İstedikleri her zaman bu yapılabilir.

B.Ş.B: Siz bu kitabı yazarken eşiniz, dostunuz, arkadaşlarınız bol bol "Silivri soğuktur, arkadaşlarını özledin herhalde" demişler değil mi? Bu da dönemin ruhuna ilişkin önemli bir ayrıntı.

- Evet ama benim hiçbir endişem yok. Çünkü kitapta yer alanlar belediye meclisinde konuştuğum konular. Belediye meclisinde konuşmadığım, önergesini vermediğim, belgesini açıklamadığım hiçbir şeyi burada yazmadım. O dönemde de herhangi bir soruşturmayla karşı karşıya kalmadık, bugün de kalacağımız kanaatinde değilim. Burada bir soruşturma olacaksa soruşturmanın yapılması gereken kişiler bu kitapta yazdığım olayların muhataplarıdır. Onlar soruşturulmalı. Kamu vicdanında büyük yaralar açan ve herkes tarafından bilinen olaylar var burada. Bir soruşturma açılacaksa onlara açılması gerekiyor. Arkadaşlarımızı özlüyoruz, arkadaşlarımızla en kısa zamanda dışarıda buluşmak ümidiyle bunları yazıyorum. Elbette ki bizim arkadaşlarımız haksız, hukuksuz yerde cezaevinde yatarken, hatta bazı arkadaşlarımızın iddianamesi bile yokken, iddianamesi bile yazılamazken boşu boşuna cezaevinde yatarken birilerinin de böyle ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezmeleri insanı da içini bir cız ettiriyor, bizi üzüyor. O yüzden de kitaptaki her bölümü özellikle cezaevinde bulunan çok sayıda masum arkadaşıma adadım.


Türkiye Haberleri