Yıllarca AKP hükümetlerinde bakanlık koltuğunda oturan, partinin "hafızası" sayılabilecek isimlerden Hüseyin Çelik, iktidarın bugünkü tablosunu çok sert sözlerle eleştirdi. Çelik, partinin kuruluş ilkelerinden tamamen koptuğunu, devletin partileştiğini, partinin ise devletleştiğini vurguladı. Medyascope'tan Emir Berke Yaşar'ın sorularını yanıtlayan Çelik, Gezi Parkı eylemlerinden, Ekrem İmamoğlu davasına ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne kadar birçok konuya dair açıklama yaptı.
"AK PARTİ BİR KADRO HAREKETİ OLMAKTAN ÇIKIP TEK ADAM PARTİSİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA"
Partinin kurmay kadrolarının tasfiye edildiğini belirten Hüseyin Çelik, AKP'nin mevcut durumunu şu sözlerle ifade etti:
"Üzülerek ifade etmeliyim ki, AK Parti'nin kendini restore etme gibi bir ihtimal yok. Çünkü AK Parti, bir kadro hareketi olmaktan çıkıp tek adam partisine dönüşmüş durumda. Başlangıçta partinin kurmay kadrosunda bulunan insanların yüzde doksanı zaman içinde tasfiye edildi. Parti'yi kurduğumuz zaman lideri, 'eşitler arasında birinci' diye tanımlamıştık. Dünyanın en yüksek tepesi Everest Tepesi'dir ama Everest oradaki varlığını ve duruşunu Himalaya Dağları'na borçludur. Himalayalar olmazsa Everest de orada olmazdı."
"PARTİ DEVLETLEŞMİŞ DEVLET DE PARTİLEŞMİŞ DURUMDADIR"
Çelik, partinin demokratik programının rafa kalktığını ve devletle bütünleşerek hantallaştığını ifade ederek şu sözleri kullandı:
"AK Parti'nin programı, son derece çoğulcu ve demokratik bir programdır. Ancak on yıldan fazla bir süredir bu program adeta rafa kalkmış durumda. Kuruluşta milletin partisi olarak kurulan parti, şu anda devlet partisi görünümündedir. Parti devletleşmiş, ne yazık ki devlet de partileşmiş durumdadır. Bugüne kadar parti içinden 'fabrika ayarlarına dönün' diyen herkese 'Ne demek fabrika ayarları?' diye itiraz edilmektedir. Fabrika ayarları, partinin programıdır. Uygulanmayan bir program ölü metinler mezarlığıdır."
"ÖZGÜRLÜKLER, GÜVENLİKÇİ KAYGI VE POLİTİKALARA KURBAN EDİLDİ"
Kırılma noktası olarak Gezi Parkı eylemlerini işaret eden Çelik, özgürlüklerin güvenliğe kurban edildiğini vurguladı:
"AK Parti'nin kendisi olmaktan çıkmasının başlangıcı Gezi Olayları'dır. O günden sonra özgürlük-güvenlik dengesi kayboldu. Özgürlükler, güvenlikçi kaygı ve politikalara kurban edildi. 2010 yılındaki Anayasa değişikliği çok iyi niyetlerle yapıldı. Ancak uygulamada denge ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılınca, siyasetin şeffaflığı ve hesap verebilirliği de ortadan kalktı. Partinin kendisini restore etmesi hem ülkede hem de partide gerçek anlamda demokratikleşme anlamına gelir ki, o da mevcut yapının işine gelmez."
"AK PARTİ MHP İLE İTTİFAK KURDUĞUNDAN BERİ SÜREKLİ OY KAYBEDİYOR"
Çelik, AKP'nin MHP ile kurduğu ittifakı sert bir dille eleştirdi ve MHP'yi "sorumsuz yetki kullanan" bir yapı olarak tanımladı. Çelik'in "sarmaşık" benzetmesi yaparak şu ifadeleri kullandı:
"Ben buna her zaman karşı oldum. AK Parti'nin sadece MHP ile değil, DEM Parti ile ittifak kurmasına da karşıydım. Din üzerinden ve etnisite üzerinden siyaset yapmayı her zaman tehlikeli bulmuşumdur. AK Parti, her bölgeden ve her etnik unsurdan homojen bir biçimde oy alıyordu. 2010'lu yılların başında bu konular gündeme geldikçe, MKYK'da, MYK'da - ki ben o zaman parti sözcüsüyüm -Türkçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde Kürtleri; Kürtçü siyasetle yakınlaşmamız hâlinde ise Türkleri kaybedeceğimizi hep söyledim. MHP, hangi merkez parti ile ittifak kurmuşsa kendisi avantajlı çıkmış, günün sonunda ise o partiye çok büyük zararlar vermiştir."
MHP'nin hükümet içinde olmadan devleti yönettiğine söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün MHP, Cumhur İttifakı içinde ama hükümetin içinde değil. Herkesin bildiği bir şey var ki MHP, sorumluluk yüklenmeden her türlü etkinliği ve yetkinliği kullanıyor. MHP, özgül ağırlığıyla şu anda devlette ciddi anlamda söz sahibidir. AK Parti, MHP ile ittifak kurduğundan beri, bu kadar kötü bir muhalefet olmasına rağmen, sürekli oy kaybediyor. MHP'yi hep Arapça ismi 'aşeka' (aşk kelimesi buradan türetilmiştir) olan sarmaşığa benzetiyorum. Aşeka, kendisi büyürken sarıldığı diğer bitkileri kurutur."
"İMAMOĞLU CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUNU AÇIKLAMASAYDI MUHTEMELEN BU DAVALARA MUHATAP OLMAZDI"
Hüseyin Çelik, yargının siyasetin sopası haline geldiğini İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu örneği üzerinden belirterek İmamoğlu'na yönelik davaların zamanlamasına ve içeriğine dikkat çekti. Çelik, "Utanç duyulması gereken bir durum" dedi:
"Adaletin terazisi şaştı mı, toplumda doğru hiçbir şey kalmaz. İmamoğlu'nun da başkasının da suç işleme imtiyazı yoktur. Hukuk, suç işleyen herkesin yakasına yapışır. Ancak İmamoğlu'nun yargılanmasında hem usulle ilgili, hem de esasla ilgili birçok sıkıntı var. Ben davanın ne savcısı ne de hâkimiyim. Günün sonunda ben vicdanen İmamoğlu'nun ekibiyle birlikte yolsuzluk yaptığına, suç işlediğine kani olursam aldığı cezaya “oh olsun” derim. Peki ya günün sonunda beraat ederse, bu yaşanan rezillikleri nereye koyacağız? İstanbul gibi bir metropolün belediye başkanı, iddialara dayalı olarak tutuklu yargılanmamalıydı. Gizli tanıklar, aleyhte delil oluşturma çabaları, davanın sürüncemede bırakılması ve daha birçok yönden bu dava sıkıntılıdır."
Çelik, İmamoğlu'nun adaylığının süreci başlattığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Sayın İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamasaydı muhtemelen bu davalara muhatap olmazdı. Belki de şu an görevinin başında olurdu. Adil yargılama konusunda, kamuoyundaki birçok kimse gibi ben de vicdanen tatmin olmuş değilim. Hele diplomasının otuz küsur yıl sonra iptal edilmesi, utanç duyulması gereken bir durumdur. Türkiye'de üniversite camiasının muktedirler karşısındaki zilleti bugüne mahsus değildir. 60 darbesini alkışlayan, neredeyse Cemal Gürsel'in elini öpecek olan İstanbul Üniversitesi'nin o zamanki, üstelik hukuk profesörü olan Rektörü Sıddık Sami Onar'ın duruşu ile İstanbul Üniversitesi'nin diploma iptaline imza atan mevcut rektörünün duruşu arasında ilkesel olarak bir fark yoktur. Sayın Erdoğan'ın belediye başkanlığını düşürüp onu cezaevine gönderen yargı anlayışı ile bugünkü arasında da prensipte bir fark yoktur. Güç kimdeyse, yargı ve üniversite ona mı çalışacak? Biz yıllar yılı 'Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü' dedik. Bugün yaşananlar, tam da üstünlerin hukukunun işlediğini gösteriyor. Hukuk, siyasetin enstrümanı hâline geldi mi, orada tuz kokmuş demektir."
"BU BAŞKANLIK SİSTEMİ BİZE MAHSUS BİR GARABETTİR"
Çelik, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni de "garabet" olarak niteleyerek şu ifadeleri kullandı:
"Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denen yapı, Türkiye'nin derdine deva olamamıştır. Bu sisteme geçildikten sonra başta hukuk devleti, adalet, demokratik standartlar, insan hakları, fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, şeffaflık ve hesap verilebilirlik olmak üzere her alanda katbekat geriye gidilmiştir. Ekonominin durumu zaten içler acısı. Bu sisteme geçildikten sonra tek bir göstergede bile bir iyileşmeden söz edilemez. Bu sisteme güya siyasî istikrar için gidildi. Sözüm ona Türkiye, bölük pörçük koalisyonların kucağına düşmeyecekti. Hani nerede? Parlamenter sistemde koalisyonlar seçimden sonra kurulurdu; şimdi seçimden önce kuruluyor. AK Parti, MHP, YRP, HÜDAPAR, BBP, DSP'den oluşan garip bir koalisyon var şimdi. Koalisyonun başında Sayın Erdoğan var ama koalisyonun ruhu MHP'ye teslim. Bu başkanlık sistemi, bize mahsus bir garabettir."
Çelik, "tek imza" yetkisinin devleti kilitlediğini belirtti:
"Bizde bütün büyükelçiler, rektörler, bütün üst düzey bürokratlar tek imza ile atanıyor. Hakkâri Millî Eğitim Müdürü'nü de Hatay Tarım İl Müdürü'nü de Yozgat Kültür ve Turizm İl Müdürünü de Sayın Cumhurbaşkanı tek imza ile atıyor... Bu kadar yetki ve sorumluluk bir insana yüklenmemeli. Yüklenirse ne olur? Bizdeki gibi devlet işlemez hâle gelir."
"SURİYE'DEKİ KÜRTLER TÜRKİYE'DEKİ KÜRTLERİN AKRABALARIDIR"
Suriye politikasına da değinen Çelik, "Türkiye, Suriye'de bir tarafa ilan-ı aşk ederken, diğer tarafa aleni düşmanlık yaparak orada arabulucu olamaz" dedi ve ekledi:
"Türkiye'de başlatılmış bir 'Terörsüz Türkiye' süreci var. Devlet, Parlamento, PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'la görüşüp konuşuyor. Ancak ne gariptir ki, PKK'nın uzantısı olduğu ifade edilen SDG, YPG, PYD ile görüşmeyiz diyoruz... Madem ki Türk ile Kürt kardeştir, kardeşlik hukuku neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız. Suriye'deki Kürtler, Türkiye'deki Kürtlerin akrabalarıdır... Dolayısıyla devletimiz bu bölge ile ilgili politikalar yaparken, Türkiye'deki Kürtlerle, Suriye'deki Kürtler arasındaki duygudaşlığı göz ardı etmemelidir. Bir yandan iç bünyeyi tahkim etmekten söz ederken, diğer yandan içeride yeni arızaların çıkmasına meydan vermemeliyiz."
"BİZDE SİYASET REKABET ZEMİNİNDE DEĞİL HUSUMET ZEMİNİNDE YAPILIYOR"
Son olarak AKP'nin kullandığı siyaset dilini "kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve gerginliği tırmandırıcı" olarak niteleyen Çelik, Erdoğan'a sorumluluk çağrısı yaptı:
"İktidar, bir sorumluluk makamıdır. Herkesin söylemde yanlış yapma lüksü var ama sizin yoktur... Sayın Cumhurbaşkanı isterse, bir hafta içinde Türkiye'de pırıl pırıl bir siyaset dili oluşur. Siyasette nezaket, zarafet, barış içinde yarış artık hayal oldu. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değil rakibidir. Bizde ne yazık ki siyaset, rekabet zemininde değil, husumet zemininde yapılıyor."