Halk TV Canlı Yayın
Halk TV'de Gökmen Karadağ ile Haberaktif Kriz Masası'na bağlanan Gazeteci-Yazar Kadri Gürsel, Erdoğan'ın kabine toplantısı sonrası sarf ettiği sözleri değerlendirdi.

Baskın seçim tartışmaları başlatan konuşmayı "nefret söylemi" olarak değerlendiren Gürsel, "hastalıklı siyaset" sözlerinin ise muhalefeti ötekileştirme amacını taşıdığını söyledi.

Koronavirüs salgınıyla birlikte derinleşen ekonomik krizin iktidarı çaresiz bıraktığını ve bu nedenle bir erken seçim beklemediğini ifade eden Gürsel, "Eğer seçmen iktidara oy verecekse, tenceresi kaynıyor mu kaynamıyor mu ona bakar" ifadelerini kullandı.

Gürsel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Nefret söylemi bu. Muhalefeti virüsle, hastalıkla eşleştirmek ister seçim için ister başka bir amaçla söylenmiş olsun muhalefeti ötekileştirmek amacını taşıyor.

Bu erken seçim için kullanılmak zorunda değil. Memlekette şu an bir salgın problemi ve bununla derinleşen ekonomik kriz var. 2019 yılının aralık ayında, "2020'de seçim mecburiyeti" diye bir yazı yazmıştım. Bu mecburiyetin de, 2020'de seçime gitmezse ondan sonra gireceği seçimi kazanamayacağından ileri geldiğini söylemiştim o yazıda.

İlk defa Cumhuriyet tarihinde, çok partili hayata geçtikten sonra, ucu açık bir ekonomik kriz yaşıyoruz. İnsanlar, "Şu vadeye kadar dişimizi sıkalım, sonra düze çıkarız" diyemiyor. 

2001 yılındaki krizde, bir program kapsamında çıkış öngörülmekteydi. Buna rağmen 2002 kasım seçiminde, geleneksel sağ ve sol siyaset sınıfı sandıktan çıkamadı.

Covid-19 salgını olmasaydı, iktidarın bir erken seçimi kazanma şansı vardı. Ben artık bu şansın da kalmadığı kanaatindeyim. Bu salgın ve ekonomik kriz, işsizlik, kur krizi, artan hayat pahalılığı 2020'nin ikinci yarısında 2001'deki krize benzer bir tablo çıkaracak karşımıza. Şimdi insanlar can derdinde ve konu daha taze.

Halkın önüne sandık koyarsanız, seçmen "Salgında performansı iyiydi iktidarın, iyi ki hasta olmadık" diyerek gidip oy vermez. Eğer iktidara oy verecekse tenceresi kaynıyor mu kaynamıyor mu, ona bakar.

Tarihte istisnasız, salgınların ardından gelen ekonomik çöküntüler siyasi sonuçlar doğurmuştur.

2019 yılındaki yerel seçimleri kazandı muhalefet. Niçin demokrasiden ümidini kessin?

Erdoğan'ın nefret söylemini, yandaş medya bile manşete taşımadı. Erdoğan'ın medyasında bile konuşma, önlemler üzerinden öne çıkarıldı.

Darbe kışkırtıcılığı iddialarının inandırıcılığı yok. Bu ülkede ordu, emniyet ve istihbaratı CHP mi kontrol ediyor? Darbe olacaksa bu güçleri kontrol edenler yapar darbeyi.

2020'de bir seçime girerse iktidar, bu seçim tercihen gidilmiş bir seçim olmaz. İktidarın derdi, "2023'e kadar idare edebilir miyim" derdi. 2023'te gireceği seçimi kazanma şansı da pek yok. O zamana kadar ekonomiyi taşıyacak enstrümanı yok elinde. Çaresiz durumda bence iktidar.

Baskın seçime götürüyorsa ülkeyi iktidar, siyasi değerlendirmeler sonucunda alınacak bir karar mevzubahis. Ben tam tersine, böyle bir hesabın sonucunda bugün artık seçim yapılamayacağı kanaatindeyim. Şöyle bir şey olabilir; araba devrilir, ittifak dağılır. MHP belirleyici konuma geçer yine, ülke yönetilmez konuma gelir ve artık zaruret sonucu seçime gidilir.

Gayrimeşru bir opsiyon da var; muhalefeti bastırıp seçime gitmek. Eğer kaybedeceği kesin olan bir seçimse ve "Muhalefeti bastırayım, elini kolunu bağlayayım, ondan sonra seçime gideyim" derse kendi meşruiyetini de büsbütün ortadan kaldırır.

Günübirlik bir anlayışları var. Her şeyi günübirlik yapıyorlar. Siyasetleri, ekonomi yönetimleri... Şimdi karşılarına çıkan sorunu çözebilmek için, yarın yeni bir sorun çıkarma pahasına bir karar alıyorlar. Yarın da o sorunu çözmek için yeni bir sorun çıkarıyorlar. 2013 yılından beri böyle getirdiler.