Halk TV Canlı Yayın
AKP'ye Dokunan Yanar
Son 13 yıldır yaşanan rezaletlerin sadece bir kısmını yazabildim. Cüneyt Ülsever yazdı.Başlığı Ahmet Şık’tan borç aldım. O (Cemaat’e) “dokunan yanar” diye haykırmıştı. Ben de 7 Haziran sonrası “AKP’ye dokunan...

Son 13 yıldır yaşanan rezaletlerin sadece bir kısmını yazabildim. Cüneyt Ülsever yazdı.

Başlığı Ahmet Şık’tan borç aldım. O (Cemaat’e) “dokunan yanar” diye haykırmıştı. Ben de 7 Haziran sonrası “AKP’ye dokunan yanar!” (AKP ile işbirliği yapan) diye haykırıyorum.

Bir önceki yazımda gönlümde yatan aslanın CHP+MHP+HDP Koalisyonu olduğunu yazmış ve gerekçelerimi sıralamıştım.

Bugün tersine; neden AKP ile işbirliği (koalisyon veya dışarıdan AKP Azınlık Hükümetine destek vermek) yapılmaması gerektiğini yazacağım.

Doğrudur, bu seçim “Başkanlık Rejimi”nin sınandığı bir seçim oldu. Millet rejimi değiştirmeyi ret etti ve Başkanlık tartışmaları tedavülden kalktı.

Bundan böyle AKP ile koalisyon yapacak bir siyasi parti illa ki Anayasa’yı “Başkanlık Rejimi”ne açacak bir çalışmaya cevaz verecek diye bir kural yok. Tersine, üç muhalefet partisi de bu konuda millete garanti vererek 7 Haziran’da aldıkları oylara kavuştular. Kimsenin aldığı oyları (emanet oylar dâhil) satacağını sanmam.

***

Ancak; AKP ile şu veya bu şekilde ortaklık yapacak bir siyasi parti AKP’nin aşağıda sıraladığım ve esasında RTE’nin müsebbibi olduğu günahlarına ister istemez göz yumacaktır. Vebal bu sefer o partinin sırtına da binecektir.

AKP günahlarını görmezden gelmeyen bir sürece rıza gösteremez. Başka şansı yoktur.

***

AKP’nin veballeri:

1) 17-25 Aralık Rezaleti. 17-25 Aralık tapeleri illegal yollardan elde edilmiş olsa da içindeki konuşmalar ve ardından basılan evlerde bulunan cukkalar, kasalar, kutular gerçektir. 17-25 Aralık sürecinde elde edilen bulgular; Rıza Sarraf üzerinden, karşılaştığı ambargo bahane edilerek İran’la (Mahmut Ahmedinejad dönemi) ortaklaşa sürdürülen“Altın Kaçakçılığının” ortaya dökülen sinir uçlarıdır. Uzun süre hayata geçirilmiş bu işbirliğinin içinde muhakkak ki hem Ahmedinejad, hem de RTE vardır. (Zaten İran harıl harıl bu konuyu didikliyor.) Mesele sadece dört bakanın yediği herzeler değildir. Ancak, işe bu dört eski bakanı yargılayarak başlamak elzemdir.

***

2) 25 Aralık 2013’de ortaya çıkan “sıfırlama meselesi” ise başka bir meseledir. RTE, oğlu ve kızının 17 Aralık’ta yaptıkları “evdeki paraları sıfırlama” çalışmasının detaylarını Umut Oran ortaya koymuştu. Bu tapeler ile ilgili olarak TÜBİTAK’ın hecelerden kelime, kelimelerden cümle üretilerek montaj yapıldığına dair verdiği rapor sadece bir zırvadır. Böyle bir montajın yapılabilmesi için binlerce hecenin ses tınısının ve arka seslerin tıpatıp aynı olması gerekir. Bilimsel olarak bu imkânsızdır. RTE cumhurbaşkanlığı sırasında yargılanamaz ama tapelerin gerçek olduğu bilimsel namusa sahip kuruluşlar tarafından yeni Hükümetin girişimi ile teyit edilmelidir. Zaten bu teyit yeteri kadar rezaletyaratacaktır.

***

3) MİT-TIR’larında Suriye’ye silah (ister İŞİD, ister Türkmenlere olsun) taşındığı artık ispatlanmıştır. Resimlere istendiği kadar yasak konsun artık bu mesele ayağa düşmüştür.BM Sözleşmesine göre bir başka ülkedeki meşru hükümeti yıkmak üzere o hükümetin muarızlarına silah yardımı yapmak açık suçtur. Mesele Lahey Mahkemesi’ne dek gider. Bu uluslararası suçlama hiçbir şey yapmasa bile; dönemin AKP Hükümeti’ni değil yurt dışına, insan arasına çıkamaz hale getirir. Türkiye “namusunu temizlemek” için uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak zorundadır.

***

4) 28 Aralık 2011 akşamı Türk Hava Kuvvetlerinin, Şırnak'ın Uludere ilçesi yakınlarındaki Irak topraklarında F-16 savaş uçaklarıyla yaptığı bombardıman sonucunda 34 Kürt kökenli vatandaşın hayatını kaybetmesi olayı Uludere saldırısı/ Roboski katliamı olarak tarihimize bir yüzkarası olarak geçmiştir. F-16 savaş uçaklarının saldırıya geçme emrini kimlerin verebileceği, kimlerin onaylayabileceği hukuken malumdur ama sorumlular bugüne dek ortaya çıkarılmamış, henüz hesap sorulmamıştır. Olayın yine AKP iktidarı döneminde gerçekleştiği Fırat’taki sağır ve kör çobana bile malumdur. Türkiye Cumhuriyeti 34 vatandaşını katleden sorumluları ortaya çıkarmak ve hesap sormak zorundadır.

***

5) Üçüncü Köprü, Üçüncü Havaalanının başı çektiği olağanüstü büyük ihaleler toplumdaHavuzcular olarak bilinen bir avuç işbirlikçi işadamına verilmiştir. Onlar da “milletin a… koymak” uğruna Havuz Medyasını finanse etmişlerdir. Bu ihalelerin tekrar gözden geçirilmesi elzemdir. Kimlerin dürüst ihale yaptıkları, kimlerin kimleri beslediği, kimlerin ihalelere desise karıştırdığı ortaya konulmalıdır.

***

6) Dünyanın en garabet kredisi hiçbir teminat alınmadan, sadece gelecekteki gelirine karşılık (bu mantıkla kredi Fırat’taki çobana da verilebilirdi.) Ahmet Çalık’a iki devlet bankası tarafından (Halkbank ve Vakıflar Bankası) AKP döneminde siyasi emir ile verilmiştir. (Toplam 750 milyon dolar!). Kanunların ruhuna sadık kalınınca; o tarih itibari ile Türkiye’de en yüksek kredi (200 milyon dolar) Koç Grubu’na verilmişti. Türkiye’nin en büyük holdingi ancak bu miktar krediye teminat gösterebiliyordu. Nitekim bu abuk sabuk krediyi Ahmet Çalık geri ödeyemeyince Sabah/ATV elden ele gezen saçları tarumar bir güle dönüşmüştür. Bu kredinin de hesabı sorulmak zorundadır.

***

7) AKP Döneminde basın ve düşünce özgürlüğü RTE’nin ve ona Sahibinin Sesi olarak hizmet veren Yalçın Akdoğan’ın iki dudağının ucuna bağlanmıştır. Gazeteciler mağdur edilmiş, işten atılmış, yetmedi hapse konmuş, RTE tek başına gazetecilere suç ve hapis süresi biçmiştir (son örnek Can Dündar). “Otosansür” dönemin en önemli medya kelimesidir. Ortalığı yandaş gazeteler/TV’ler ve ne idüğü belirsiz yalaka gazetecilersarmıştır. Türkiye’de eğer bir restorasyon yapılacaksa restorasyona hürriyetlerin en büyük darbeyi yediği alan olan medya ile başlanmalıdır. Besleme basından kurtulmanın tek yolu ise Hükümetten (AKP’den) beslenmeyen bir basın yaratmaktır.

***

8) (Kaç)AK Saray’ın hesabı da muhakkak sorulmalıdır. Milletin parası ile padişah olmanın sembolü olan bu Saray hakkında “tüm gerçekler” ortaya çıkmalıdır.

***

9) Israrla iddia ediyorum. Milletin tokadını yiyen RTE belki bir süre susacaktır. Ancak, içinde AKP’nin olduğu (hele hele Başbakan’ın AKP’li olduğu) bir hükümete Cumhurbaşkanı’nın karışmaması mümkün değildir. Bir süre sonra her şeye ama her şeye burnunu sokacak, ülkeyi her gün tekrar tekrar gerecektir. RTE’nin haddini bileceği tek hükümet içinde AKP’nin bulunmadığı bir hükümet olacaktır.

***

Son 13 yıldır yaşanan rezaletlerin sadece bir kısmını yazabildim.

Meramım şu:

1) Yukarıda bahis ettiğim konularda bağırsaklarını temizlemeyen ülke restorasyon falan yapamaz. Eski tas, eski hamam devam eder.

2) AKP ile işbirliği yapacak bir siyasi parti saydığım bu kepazelikleri yalayıp, yutmak zorundadır. Kimse AKP ile hem ortaklık yapıp, hem de AKP (RTE)’den hesap soramaz. Sadece bu kepazelikleri o da yüklenir. Millet de en geç bir seçim sonrası o siyasi partiden hesap sorar.

AKP ile işbirliğini aklından geçirecekler bilsinler ki, fukara millet aldığı sosyal yardımlar, lehine gelişen sağlık politikaları, bedava eğitimde gelişmeler, toplu konuttaki muazzam ilerlemeye rağmen diktatörlüğün suyunu çıkaran RTE’ye 7 Haziran günü “al kolumu, diyetini de başına çal!” demiştir.

Dr. Cüneyt Ülsever