Son Dakika | Bahçeli iktidara süreç uyarısı yapıp Öcalan'a statünün ismini koydu!

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İmralı Süreci için Öcalan’a statü önerdi, iktidar kanadına da “aynı hedefe bakma” uyarısı yaptı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı İmralı Süreci’ne ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın statüsünün yok sayılarak sürecin sağlıklı ilerleyemeyeceğini söyledi. Bahçeli, bu konuda kurulacak mekanizma için de “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” adını önerdi.

Bahçeli'nin statü önerisinin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile dört gün önceki yaptığı Saray'daki sürpriz zirvenin ardından geldi. Erdoğan ve Bahçeli, bu görüşmeye kadar 3 ay boyunca birebir görüşmemişti.

Bahçeli, kabineye, bürokrasiye ve Cumhur İttifakı unsurlarına da süreç uyarısında bulundu. Bahçeli, “Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır.” dedi.

ÖCALAN'A STATÜ UYARISI

Bahçeli, 11 Temmuz 2025’te PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakmasını “önemli bir aşama” olarak değerlendirdi. Bunun nihai sonuç olmadığını belirten Bahçeli, sürecin güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Bahçeli, Öcalan’ın statüsünün açıkça ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"Nitekim 11 Temmuz 2025’te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması, bu tarihi çağrının ve terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.

Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yargılara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz.

Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, toplumsal barışı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilinir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması"

SÜREÇ DÜZENLEMELERİ HIZ KAZANACAK

Bahçeli, sürecin TBMM çatısı altında ele alınmasını önemli bulduğunu söyledi. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun tarihi bir görev üstlendiğini belirten Bahçeli, sırada siyasi ve hukuki düzenlemelerin bulunduğunu ifade etti.

Bahçeli, “Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır.” dedi.

Bahçeli, bu aşamada siyasi kutuplaşmadan kaçınılması gerektiğini belirterek, “Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir.” ifadelerini kullandı.

İKTİDAR AÇIK AÇIK SÜREÇ UYARISI

Bahçeli, konuşmasının devamında Cumhur İttifakı’nın yalnızca seçim dönemlerinde kurulan bir sandık birlikteliği olmadığını söyledi. İttifakın terörle mücadelede, millî iradenin korunmasında, savunma sanayiinde, dış politika kararlılığında ve kriz dönemlerinde önemli bir siyasi hat oluşturduğunu belirtti.

"Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları" diyen Bahçeli, iktidara çok açık bir süreç uyarısı yaptı.

"TÜRKİYE'Yİ YÖNETMEK CİDDİYET İSTER"

Türkiye'yi yönetmenin 'ciddiyet istediğini' belirten Bahçeli, şunları ifade etti:

"Değerli dava arkadaşlarım, çok iyi idrak edilmelidir ki Cumhur İttifakı yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği değildir. Türkiye’nin terörle mücadelesinde, milli iradenin korunmasında, savunma sanayi hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat oluşturmuştur. Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir. İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.

Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye’yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talibin uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talibin zihnindeki ve kalbindeki yük onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez, onu sürekli yere ve millete hakikate bağlar. Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız, rehberimiz, imanımız, kalkanımız, sabrımız, siperimiz oldukça Allah’ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır. Merhum şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un o güzel ifadesiyle bu ülküyle sevdalanıp coşanlar, gönül verip arkasından koşanlar; Türk İslam yolunda ayrı düşenler bir araya derilecek gün gelir."

DOĞU VE GÜNEYDOĞU İÇİN KALKINMA MESAJI

Bahçeli, terörün sona ermesiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kalkınma merkezine dönüşeceğini söyledi. Bölgenin yalnızca güvenlik raporlarının konusu olmaması gerektiğini belirten Bahçeli, tarım, hayvancılık, sınır ticareti, lojistik, kültür turizmi, sanayi ve teknoloji yatırımlarına dikkat çekti.

Bahçeli, “Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar. Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur. Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter.” dedi.

Diyarbakır’ın kültür turizmi ve gastronomiyle, Şırnak’ın sınır ticaretiyle, Van’ın ise Türk dünyasına açılan ticaret kapısı olarak anılacağını söyledi. Bahçeli, “Hakkari gözyaşlarının değil, hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır.” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye'de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır.

Bizler vatan sevdalısı Türk milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah'ın izniyle baş koyduk. Türk milliyetçiliği kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof nutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil, karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir.

Bu şuur vatan sınırlarına çizgi, toprağa arazi, millete nüfus olarak bakmayanların anlayışıdır. Ay yıldızlı al bayrağın dalgalanmasında 3 bin yıllık tarihi, minarelerden duyulan ezanda bağımsızlığın mahiyetini idrak edebilenlerin ferasetidir. Bir taşı için, bir avuç toprağı için, zirvesini göremediği dağı, nerede olduğunu dahi bilmediği ovası, bağı, bahçesi, merası, suyu için gerekirse can alıp can vermektir.

Türk milliyetçiliği her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır. Türk milletini bir bütün olarak kavramaktır. Tarlada sapan süren çiftçiyi, fabrikada ter döken işçiyi, tezgahının başında rızkını arayan esnafı, sınıfta evlatlarımızı yetiştiren öğretmeni, hastanede insanımıza şifa dağıtan hekimi, devletimizin yükünü omuzlayan memuru, emeğiyle ailesini geçindiren her vatandaşımızı ayrı ayrı dert edinmektir.

Türk milliyetçiliği vatanı alın teriyle işlenecek bir emanet, milleti huzur ve refah için hizmet edebilecek mukaddes bir sorumluluk olarak bilmektir. 'Sabaha kadar ülkeyi düşüneceksiniz' öğüdümüzü kulağına küpe edinen; tasada, temennide, tercihte ve tavırda birleşen dava arkadaşlarımın duyusudur. Geçmişin hatıralarına sığınıp orada yaşayanların değil, geleceğin Türkiye'sini inşa etmeye namzet olanların ufkudur.

Tarihimizin şanlı sayfalarına, ecdadının bıraktığı mirasa bakıp övgüsünü lafa bırakanların değil, icraata dökenlerin vizyonudur. Bugünün sorunlarına cesaretle eğilenlerin ve elini taşın altına koyanların, hatta ve hatta o taşın altına gerekirse gövdesiyle girmeyi vazife bilenlerin anlayışıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu büyük fikriyatın Türk siyasetindeki köklü ve kutlu karargahıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasi taşıyıcısı, milli vicdanın gür sesi, milli beka mücadelesinin öncü kuvvetidir.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serdengeçti siperidir.

Milliyetçi Hareket Partisi, dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin sigortasıdır. Bu sigorta; kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği istikamet, hizip ortamlarında devreye giren hakikat, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir. Ayrılığı kollayanlara, yorgunluğu kulaklara fısıldayanlara, yılgınlığı gözlerinden okunanlara, mevkisiz kaldığında mevziyi terk edenlere, sadakati makamla ölçülenlere, davasını şahsi istikbaline bağlayanlara inat dimdik ayaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi diyoruz ki; Türk milliyetçiliğinin bir gereği de istikbalimizin önündeki düğümleri çözmek, ufukta görünen Sırat köprülerini tez elden geçmektir. Türk milliyetçileri olarak milletimizin bağrına saplanan hançerleri sökmek, devletimizin kesesine geçirilen prangalardan azat etmek, vatanın her karışında kardeşliği hakim kılmak arzusundayız. Yaraları deşmek yerine sarmayı, ayrılıkları derinleştirmek yerine birlik olmayı, inceldiği yerden koparmak yerine onarmayı, mazimize karşı bir sorumluluk telakki ederiz.

Bu sorumluluğun bugünkü aşaması, terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir, terörsüz Türkiye taviz değildir, terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.

Terörsüz Türkiye; devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir. Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa, Milliyetçi Hareket Partisi'ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa, Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi'nin adını terörle yan yana getiremez!

Bu hareketin Ülkücü şehitlerimizin kanıyla, Taşmedreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki terörsüz Türkiye, Türk milletinin tarihi bir musibetten kurtulmasıdır. Devletimizin güvenliğimize harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde Anadolu’nun her karışında kavileşmesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bugünün değil, yarının meselesidir.

Terörsüz Türkiye yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir.

Gündemimizi işgal eden Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, İran gerilimi yalnızca üç ülke arasında geçen bir askeri veya diplomatik çekişme değildir. Bu gerilim Türkiye’nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekte; değişen rotalar mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanmaktadır. Enerji arzındaki her kırılma tarımsal üretimi baskılar.

Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar. Lojistik maliyetlerdeki her yükseliş pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder.

Bu nedenle dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir. Bir buçuk yıl önce 'Bugün mesele Beyrut değil Ankara’dır, gizli gündem Türk vatanıdır, Orta Doğu’da ateşlenen füzelerin, suikastların bir sonraki etabı Anadolu coğrafyasıdır' derken altı boş bir değerlendirmede bulunmuyorduk. Sokağın başındaki yangının kapımızın önüne gelebileceğinin uyarısını yapıyorduk. Evimizin içinde huzuru temin etmeden bahçemizin dışına adım dahi atamayacağımızı anlatıyorduk. Dışarıda kazan kaynıyorken evimizin içinde aşımızı pişiremeyeceğimizi ifade ediyorduk.

Duyan değil dinleyen, bakan değil gören gözler için terörsüz Türkiye’nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir. Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçalarıdır. İşte biz bu denklemi görüyoruz. Biz Türkiye’nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil, tekraren ifade ediyorum; 2023’te müjdelediğimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın idrakine, 2053’ün ufkuna, 2071’in kavrayışına göre değerlendiriyoruz.

Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetçilerine, emperyalizmin vekalet unsurlarına, mezhep simsarlarının istismarlarına kapımızı kapatıyoruz. Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın, Süryani’nin, Doğulu’nun, Batılı’nın aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz.

Terörsüz Türkiye; komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye, annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye, esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu'nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi kol kola, el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir.

Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimize hedef alan, karakollarımıza çıkartma yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran, analarımızın gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur. Kalkınma irademize pusu kuran, ekmeğimizi küçülten, yatırımların, ihracatın önüne mayın döşeyen terör illetinden kurtulmak haysiyet meselesidir. Esendere'de, Üzümlü'de gümrük kapılarımızda ticari hayatımıza zincir vuran terör belası Aydın'da, Muğla'da, Antalya'da turizme hançer olmamalıdır.

Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayrılmak zorunda kalınan devasa kaynakları artık çocuklarımıza okul, yaşlılarımıza hastane ve bakım hizmeti, çiftçimize sulama kanalı, tarımsal destek, kırsal kalkınma, gençlerimize teknoloji merkezi, üniversite yatırımı, gençlik projesi, kadınlarımıza istihdam ve sosyal refah, esnafımıza kredi, sanayicimize yatırım, şehirlerimize altyapı, köylerimize yol, mezralarımıza ışık, tarlalarımıza bereket olarak döndürmeliyiz. Dağlardaki korku sofralarımıza çöreklenmemelidir. Sınır boylarında kazılan hendekler kalkınma hamlelerimizi gölgelememelidir.

Ekonomimiz terörün getirdiği güvenlik maliyetleriyle sınanırken çocuklarımızın rızkı savunma harcamalarına ayrılmamalıdır. Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkanları kalkınma seferberliğine dönüştürmek terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır. Terörsüz Türkiye güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacaktır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel ilgi alanı, Milli Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Milli İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır.

Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjiciliğin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri haline gelmelidir. Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu düşlüyoruz. Terörün bittiği yerde bereketın izleri başlar. Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur. Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter. Terörün gölgesinden arınan yerde istihdamın yolu açılır. Terörün tasfiye edildiği yerde ovalar hayat bulur.

Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil, kültür turizminin, gastronomisinin merkezi akla gelecektir. Şırnak şehit haberleriyle değil, sınır ticaretiyle ve lojistik kapasitesiyle anılacaktır. Van, Türk dünyasına açılan ticaret kapısı ve turizm merkezi olarak öne çıkacaktır.

"HAKKARİ GÖZYAŞLARININ DEĞİL HAYVANCILIĞIN MERKEZİ OLACAK"

Hakkari gözyaşlarının değil, hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır. Batman'dan Bingöl'e, Tunceli'den Iğdır'a, Ağrı'dan Bitlis'e kadar terörün bütün izleri silinecektir. Ticaret damarlarımızın açıldığı, kırsal üretimin canlandığı, sanayileşmenin hızlandığı bir gelecek için terörsüz Türkiye diyoruz.

Doğduğu şehirde okuyan, okuduğu şehirde yaşayan, yaşadığı şehirde iş bulup yuva kuran, göç etmeyen ve istikbalini doğduğu yerde arayacak bir Türk gençliği için terörsüz Türkiye diyoruz. Bütün şehirlerimizde hayatın ve emeğin eşit ölçüde karşılık bulduğu, demografik dokumuzun dengeli bir zemine kavuştuğu yarınlar için terörsüz Türkiye diyoruz.

Değerli dava arkadaşlarım; bu sürecin en önemli yönlerinden biri de meselenin Gazi Meclisimizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. Milli iradenin tecelligahı, Kurtuluş Savaşımızın karargahı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecessümü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakerelerle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır.

Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihi bir vazife üstlenmiştir. Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır.

Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaşma gafletine düşürülmemelidir.

Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli, kimse gazilerimizin fedakarlıklarına gölge düşürmemeli, kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemeli, kimse kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır.

Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin ortak mesajı olmalıdır. Terörsüz Türkiye sınır ötesinde kabaran kriz dalgalarına, bölgemizi saran istikrarsızlık kuşağına, küresel güç mücadelelerine karşı hazır bulunduğumuzun ilanı olmalıdır.

Cenabı Allah Al-i İmran Suresi'nde 'Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın' buyurmaktadır. Bugün bize düşen de budur. Ayrılığa kapılarımızı kapatmak, kardeşliğe omuz vermek, gönül köprüleri inşa etmek milletimize borcumuzdur. Değerli dava arkadaşlarım bugün Hıdırellez..

Türk milletinin gönlünde Hıdırellez baharın muştusu, tabiatın uyanışı, darlığın bitişi, duanın arşa yükselişi, umudun yeniden yeşerişidir. Hazreti Hızır ile Hazreti İlyas Peygamberlerin yeryüzünde buluştuğuna inanılan bu kutlu vakit; bolluğun ve bereketin müjdelendiğine, kışın kasvetine, kuruyan dala can geldiğine, çatlayan toprağa rahmet düştüğüne, gönüllerde saklı duaların semaya katlandığına inanılan gündür.

Orta Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlardan Kafkasya’ya uzanan geniş Türk coğrafyasında Hıdırellez; aynı bereket arayışının, aynı huzur özleminin, aynı duada buluşmanın karşılığıdır. Bugün Hıdırellez arifesinde dileğimiz nettir: Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil; milletimizin gönlüne; Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a, İzmir’den Ardahan’a yurdumuzun tamamına dokunsun.

Yine bu düşüncelerle 20 Mart 2025 tarihinde yaptığımız açıklamada terörsüz Türkiye hedefi bakımından Hıdırellez’in arifesine işaret etmiş; 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koymasını ve bu işi bitirmesini teklif etmiştik. Teklifimiz tesadüfün veya talihin oyunu değildi. Teklifimiz ecdadımızın imzasını taşıyan ve tarihimizin şanlı sayfalarını terörün bitişiyle taçlandırmak üzere yaptığımız bir atıftı. Teklifimiz terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve milli bir çağrıydı. Çünkü Malazgirt, Anadolu’nun kapısını açan iradenin adıdır. Çünkü Malazgirt, Türk milletinin bu topraklarda kıyamete kadar var olacağının ilanıdır.

Baharın, arınmanın, yeni başlangıçların habercisi olan Hıdırellez’in şafağında terörsüz Türkiye sürecinin kader tayin eden bir merhaleye ulaşmasını dilemiştik. Malazgirt’ten fetih ruhuyla Hıdırellez’in bereket iklimi aynı noktada buluşsun; silahların karanlığı baharın aydınlığına yenilsin, terörün kanlı sayfası Anadolu’nun kardeşlik ufkunda kapanıp gitsin istemiştik.

ÖCALAN'A STATÜ ÖNERİSİ

Nitekim 11 Temmuz 2025’te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması, bu tarihi çağrının ve terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir.

Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusuysa ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yargılara, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz.

Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, toplumsal barışı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmalara son vermek için bunun adının Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilinir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması

Ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır. Kimsenin en ufak kuşkuşu olmasın. Şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bizim yüz akımızdır. Terörle mücadele kahramanlarımız bu milletin ebedi şeref levhasına adlarını yazdırdıklarıdır. Terörsüz Türkiye hedefi şehitlerimizin ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafere ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Dağda, ovada, sınır hattında, karakolda, üs bölgesinde, şehir merkezinde, kırsalda, ayazda, pusuda, mayınlı arazide, hain saldırıların hedefinde görev yapan askerlerimizi, polisimizi, jandarmamızı, güvenlik korucularımızı, istihbarat mensuplarımızı hürmetle selamlıyorum. Onların kudreti olmasaydı bugün bu hedefleri konuşamazdık. Cenabı Allah aziz milletimizi terörden, tefrikadan, fitneden, savaştan, ihanetten ve vesayetten muhafaza buyursun. Terörsüz Türkiye hedefimiz kutlu olsun. Türk ve Türkiye yüzyılı daim olsun.

Değerli dava arkadaşlarım, çok iyi idrak edilmelidir ki Cumhur İttifakı yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği değildir. Türkiye’nin terörle mücadelesinde, milli iradenin korunmasında, savunma sanayi hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat oluşturmuştur. Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir. İç siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.

Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye’yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talibin uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talibin zihnindeki ve kalbindeki yük onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez, onu sürekli yere ve millete hakikate bağlar. Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız, rehberimiz, imanımız, kalkanımız, sabrımız, siperimiz oldukça Allah’ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır. Merhum şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un o güzel ifadesiyle bu ülküyle sevdalanıp coşanlar, gönül verip arkasından koşanlar; Türk İslam yolunda ayrı düşenler bir araya derilecek gün gelir.

Şu hususun da altını çizerek ifade ediyorum; Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye’nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, milli meselelerle ortak aklı zehirlemek başkadır. Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışı devlet ve siyaset ahlakının özüdür. Milli meselelerde sorumluluk almak, Türkiye’nin bekasını parti menfaatinin üstünde görmek, şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin fedakarlığını, annelerin duasını, çocukların geleceğini ve milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak demektir. Muhalefet yaparken düşülen temel zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihi dönemeçte doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkarı üzerinden okunmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir.

Türkiye’ye muhalefet edilmez, edilemez. İktidara muhalefet edilir. Hükümete eleştiri yöneltilir fakat Türkiye yok edilemez. Politikalara alternatif teklif edilir ancak Türkiye’nin imkanlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara içerideki söylem desteği veren her stratejik adımı itibarsızlaştırmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır. Bu noktada terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetın gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışı da milletin huzur arayışı da bölgemizdeki istikrar ihtiyacı da gündelik polemiklerin oyuncağı haline getirmeyiz. Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse Türkiye’nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa anaların gözyaşlarını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye’yi görmezden gelmiş olur. Terörsüz Türkiye meselesinde kaydedilecek her gün Türkiye’nin geleceğinden eksilmiş bir gündür.

Sözlerime son verirken evladını vatan toprağına emanet eden, acısını içine gömen 'vatan sağolsun' dualarıyla sabrın, teslimiyetle ve tevekkülün en şerefli timsali olan şehitlerimizin ve kahramanlarımızın, gazilerimizin annelerinin Anneler Günü'nü kutluyorum. Kahramanmaraş'ta yüreklerimizi yakan okul saldırısında evlatlarını ebediyete uğurlayan annelerimizin acısını yüreğimizde taşıyor, Anneler Günü vesilesiyle kendilerini derin bir hürmetle selamlıyor, kaybettiğimiz evlatlarımızın aziz hatıralarını rahmet ve dua ile yad ediyorum. Aynı okul saldırısında öğrencilerimiz üzerine kapanarak onları koruduğu için şehit düşen hem evlatlarımızı yetiştiren kıymetli bir öğretmen hem de bir anne olan Ayla öğretmenimizi Anneler Günü'nün arifesinde rahmetle anıyorum. Yüce meclisin çatısı altında nerede görev verilirse oraya koşan, mesai kavramını gözetmeksizin sahada emek veren bu milletin geleceği için kendi evlatlarıyla geçireceği zamandan feragat eden annelik ve milletvekilliği görevlerini millet terazisine yüklenerek yapan ve vatana hizmeti öncelik sayan kıymetli milletvekillerimizin ve dava arkadaşlarımızın yani sizlerin Anneler Günü'nü de kendilerine teşekkürlerimi ifade ederek kutluyorum. Emeğiyle yuvasının kahramanı, duasıyla evlatlarının koruyucu meleği, Cenabı Hakk’ın cenneti ayaklarının altında serdiği bütün annelerimizin Anneler Günü'nü kutluyorum. Ebediyete irtihal etmiş annelerimizi rahmetle yad ediyorum. Sağolun, varolun, alayınız Cenabı Allah’a emanet olun efendim, sağolun."

Siyaset Haberleri