CHP’li belediye başkanları, belediyelere yönelik operasyonlara karşı izlenecek yol haritasını belirlemek üzere CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara’da toplandı. Beş ayrı oturumda yapılacak görüşmelerde siyasi ve hukuki adımlar ele alındı. . Özel, toplantının ardından alınan kararları kamuoyuna açıklayacak.
CANLI- ÖZGÜR ÖZEL KONUŞUYOR | 16.02
CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşuyor:
"Bugün Türkiye'nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve 2 yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyükşehirlerde çok yüksek oy oranlarıyla, kimsenin beklemediği bir büyük zaferin yereldeki en büyük taşıyıcısı olan her birisiyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birisini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam 2 yıl önceydi. Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmiş.
Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, Cumhuriyet Halk Partili seçmenler için de %60'lara, bazı anketlere göre %70'lere ulaşmış. Seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı.
O günlerde, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimizin koluna girmeyi, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine, bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazmayı önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik bunu yapabileceğimizi.
Partimiz içinde, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş olgunlukta ve görülmemiş sonucu doğuran bir seçim sonucunda, yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötüyü duysa da kötüyü söylemeyen, yutkunmayı bilen ve dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışıyla yola çıktık. Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği özeleştiriye yapamayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu.
Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme değerlendirme yapmayı, vatandaşın önüne sunacağımız adayın, onun gönlünde olan, onu temsil eden, onun güvenebileceği, iyi insanlar olmasını, o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlerle, kadınlarla ve millete sorarak, anketler yaparak, yerinde partimizden görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla, kentleri anlamaya, onların sesini duymaya, onların beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde, 1970'lerde Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimden partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatıp, aynı iddiayı ortaya koyup yapamıyorsak yönetimde kalmayacağımızı da açık bir yüreklilikle, açık bir sözlülükle, büyük bir cesaretle "Yav daha 5 aylık yönetim nasıl yapsın partiyi birinci parti?" demeden, açık açık, büyük bir özgüvenle ifade ettik.
Bu gösterdiğimiz özgüven hem kendimize güven dendi hem bu salona olan güven dendi hem de bu salonda olmayan eşinden, evlatlarından, anasından, babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerinde duran Antalya'da, Bursa'da, İstanbul'da, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde duran arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst insanlar, mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına, önce ülkenin, sonra kentinin, sonra da partisinin hakkını, menfaatini koruyacak doğru insanlar olduklarına inanıyorduk. 105 miting yaptık.
Dolunun altında, yağmurun altında, rüzgarın altında birçok zorluklarla ama otobüsün üstünde her birinizle tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetiştiğimiz yere biz gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gittiler, sesimiz gitti, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. "Yerde siz, genelde Ankara'dan biz". Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Ve daha seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuklarında genel haber veren televizyonlar şöyle diyorlardı: "Seçime katılım oranında belirgin bir düşüklük var".
Bunu 7 ay, 8 ay, 10 ay önce öngörüyorduk korkarak ama çok emindik o düşüklüğün bizle ilgisi olmadığına. Hemen telefonlar açtık. Türkiye'nin dört bir yanından Cumhuriyet Halk Partisinin çok iddialı olduğu sandıklara, AK Partinin çok iddiasız olduğu sandıklara baktık. Türkiye'nin dört bir yanından şöyle haberler geldi, öğlenin 12'sinde, 1'inde: "Bizimkiler ya kullanmış ya kuyrukta, AK Parti ortalarda yok".
Sandıklar açılırken her sene birazcık kötü sonuçlar geldiğinde atılan o zaruri ama yürek yakan bir mesaja inat olsun diye, sandıklar açılmadan mesajı hazırladık, açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık.
Bu sefer mesaj şu değil, şu değil: "Zayıf olduğumuz sandıkları baştan açıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moraliniz bozmayın, sandığı bırakmayın".
Islak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın mesajını atmadık. O mesaja inat, sandıklar açılırken sandık görevlilerine "Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevince, kutlamalara kapılıp görevinizi aksatmayın. Islak imzalı tutanağın ucunu sakın bırakmayın" dedik.
Bizim hikayemiz böyle başladı arkadaşlar. Bizim iktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı ve karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı. Biz bu kürsüye o gece çıktığımızda akşam 8:30-9, TRT'ye bir sürprizimiz var, 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında, Türkiye'nin birinci partisi derken dönüp öbür taraftan korna çalmayın, davul çalmayın, nispet yapmayın, kaybedeni üzmeyin, yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var, çok da gece kalmayın demeyi bildik.
İşte o akşam buradaki konuşmada dediğimiz gibi, erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kasasının, kapısının ya da şehrin altın anahtarı olmadığını, ama 100 yıl sonra yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik.
Ve o günden sonra sizi topladığımız bu salonda, her toplantıda, meselenin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisinin yerelde ve genelde iktidar olmasını, şimdi toplumun %65'ine, ekonominin %80'ine sahip olduğumuz Türkiye'nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan çalışarak ve Türkiye'yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamızın gerektiğini sizlere anlattık.
Yapılar kurduk, masalar kurduk, çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık ve sizinle birlikte bir büyük yürüyüşü, hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye'ye oy verene gösterdik, oy vereni pişman etmedik, oy vermeyeni pişman ettik.
Keşke biz de verseydik de bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olsaydı diye. O yürüyüş biraz önce başkanım ifade etti, 1 yıl sonra meyvelerini verdi bu kararlılık. Ben de merak ettim Tayyip Bey de. Biz de merak ettik, Adalet ve Kalkınma Partisi de. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz %59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini, AK Parti'de %61 ölçtü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini.
Ve o güne kadar 8, 9, 10 aylık bir hizmetin ardından sahada görülür ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından maalesef, kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi bir yargı kolları başkanlığı kurdu. Bu yargı kolları başkanlığından birlikte de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Görevlendirdiği kişi geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atan, tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesinde 15'te 15'le bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden tazminat doğuran, kendinden başka kimseye yaptırılamayacak siyasi kararları alan birini Bakan Yardımcısı yapmışlardı ödül olarak, onu İstanbul'a Başsavcı yaptı.
İstanbul'a Başsavcı oldu ama ne coğrafi sınır, ne yetki, ne kanun, ne yasa, ne anayasa, hiçbirini dinlememek var gücüyle Cumhuriyet Halk Partisine saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı, bugün şükürler olsun aramızda Türkiye'nin en büyük belediyesi Esenyurt Belediyesine, milyonu aşan nüfusuyla, saldırarak, belediye başkanı Ahmet Özer'i içeri atarak, güya terörle ilişkilendirip kayyım atayarak ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve Cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde, Sayın Ekrem İmamoğlu'nu da özgürlüğünü elinden alarak...
MANSUR YAVAŞ KONUŞTU | 15.57
Ankara Büyükşehir Başkanı Mansur Yavaş konuştu:
"Sayın Genel Başkanım, Genel Başkan Yardımcılarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, 2019'da 11 belediye başkanı olarak seçildik ve meclislerde de, birçok mecliste de azdık. Dediler ki, 'Nasıl olsa bunlar yönetemezler, bunlar...' Topal ördek muamelesi çektiler bize. Ve 25 yıl sonra ilk defa iktidar oldular ve bizim ayağımızın tökezlemesini beklediler. Birçok engellemelerle karşılaştık.
Daha sonra 2024 geldi. Birdenbire bütün belediye başkanlarımız kendi oylarını artırarak, sayılarını artırarak tekrar seçildiler. Baktılar ki bir başka yönetim mümkün ve de 200'ün üzerinde olan sayımız 420'ye çıktı. Büyükşehir belediye sayımız da arttı.
Ve aradan biraz daha zaman geçti, Genel Başkan Yardımcımız bir anket yaptırdı. Bütün belediyelerdeki memnuniyet oranı yüzde 58'i geçtiği ortaya çıktı. Bu iktidar, iktidara gelmeden önce de yerel yönetimlerden, yaptıkları hizmetlerden dolayı iktidara geldiklerine inanıyorlardı. Yani bu yoldan geçmişlerdi. Baktılar ki eğer belediyeler bu şekilde başarılı olmaya devam ederse kaçınılmaz bir sonuç geliyor; iktidar değişecek.
Ne yapmaları lazım? Siyaseten yenemiyorlar. İlk önce 'Silkeleyin bunları' dediler. Halbuki 'silkeleyin' derken borçların birçoğu eski iktidar partisinin yönetiminden kalan borçlar olmasına rağmen bütün faturayı bize kesmeye başladılar. O da fayda etmedi. Bunun üzerine birdenbire 4483 sayılı kanunu, Sayıştay denetimlerini ortadan kaldıran uygulamalar başladı.
Birdenbire operasyonlar, tutuklamalar ve bu şekilde belediye başkanlarımızı itibarsızlaştırma çalışmalarına başladılar. Bunu yaparken de baktılar tahliye olacak, bir tutuklama daha, bir tutuklama daha... O yetmedi, şimdi aileleriyle beraber gözaltına almalar ve Esenyurt Belediye Başkanımıza yapıldığı gibi ensesinden tutup itibarsız bir şekilde görüntüler vermek... Halbuki o belediye başkanı, o olaydan iki gün önce protokolde kaymakamdan sonra ikinci sıradaydı. Kimsenin belediye başkanlarımıza, seçilmişlerimize bu şekilde muamele etme hakkı yoktur.
Tutukluluk son derece istisna olması gereken bir şeydir. Evrensel hukukta böyledir. İnsanları tutuklarsınız, beraat ettiği zaman bunun telafisi asla mümkün değildir. Baştan tutukladığınız zaman suçlu muamelesi çekersiniz, masumiyet karinesini, evrensel hukuk kurallarını iptal edersiniz. Bu Anayasa'ya da aykırıdır, yasalara da aykırıdır.
Bu arada birçok yasaya aykırı uygulamalar görüyoruz. Delilden sanığa gitmek gerekirken, sanığı ellerine alıyorlar, '2019'dan sonraki bütün dosyaları bize gönderin' diyorlar. Niye 2019'dan sonra diyorsunuz? Cevap yok. Hatta ve hatta gelen müfettişlerin birçoğu -yeni seçilen arkadaşlar da görmüştür- 'Eskiyi boşver' derler, eskiyi mümkün olduğu kadar incelemek istemezler. Bunu hayatın her aşamasında, bütün belediyelerimizde görüyoruz. 'Eskiyi kovuşturmayın, ama şimdiki seçilen belediye başkanları için ne olur bir şeyler bulun...'
Biraz önce büyükşehir belediye başkanlarımıza sorduk hakkınızda ne soruşturmalar var diye. İnşallah onları bir gün Sayın Genel Başkanımız meclis kürsüsünden açıklar. Çok çok komik böyle soruşturmalar. En son bizimle ilgili olanı da biliyorsunuz. Hakkında hiçbir delil yok ama 'Yine de soruşturun' veya mülkiye müfettişi gidiyor, rapor veriyor Soylu döneminde, 'Belediye başkanının yaptığı bütün işlemlerde yanlış bir şey göremedik' diyor. 'Olsun' diyor, 'Yine de şu açıdan bir soruşturun' diye soruşturmaya izin veriliyor. Allah'tan, yine de yargıya güvenmekten başka çaremiz var? Yok. Yargıya başvuruyoruz, oralardan geri dönüyor.
Sevgili arkadaşlar, bizim belediye başkanlarımızın, seçilmiş belediye başkanlarımızın itibarı, hepimizin itibarı, oturduğumuz makamların çok üstündedir. Bizim itibarımız çok çok önemlidir. Makamı terk etmeye hazırız itibarımız için. Belediye başkanlarımızın hiçbirisine... Elbette suç işleyen cezasını çeker, kimse suç işlemekte özgür değildir, mutlaka cezalandırılmalıdır. Ama suç işlemeyen birisine keyfi muamele ederseniz, onu itibarsızlaştırırsanız bunun adı hukuk falan değildir.
Yapılan bazı uygulamalar var. Kanunda açık hüküm var, kimseyi itiraf etmeye zorlayamazsınız. İtiraf etmeye zorlamak, tutuklulukla tehdit etmek insan haklarına aykırı, adeta bir işkencedir ve hukuk bunu yasaklamaktadır. Ve görüyorsunuz şimdi yargılamalarda, itiraf ettiği denilen insanların bir kısmı hepsi bunlardan vazgeçiyor.
Bugünler geri gelmeyecek. 200 kadar öğrenci geçenlerde tutuklandı, büyük çoğunluğu beraat etti. Sınavlarını kaçırdılar, aileleri illerinden arka arkaya geldiler. Ben şunu söylüyorum, bütün Türkiye bunu izlesin: Sevgili ülkem, kendi çocuğunuzun suçsuz yere bir gün de olsa cezaevinde kalmasını kabul eder misiniz?
Yargılayın, ama eşit şekilde yargılayın. Siz eşit yargılamadığınız için bugün bu toplantı yapılıyor. Geçen basın toplantısında açıkladım; siz bu ülkede Melih Gökçek ve ailesini yargılamadan asla hukuktan bahsedemezsiniz! Verdiğimiz dosyalar ortada. Verdiğimiz dosyaların hepsi ortada. Alın bunları içeri. O da yetmedi, geçenlerde Danıştay’dan Melih Gökçek’in yargılanması için oybirliğiyle karar çıktı, hala belediyemize müfettiş falan gelmedi.
Ve bazı dosyalar oluyor, buna inanın, gerçekten zaman aşımının dolmasını bekliyorlar eski dönemin. Evrakları verdiği zaman bizim belediye başkanımız, 'eski dönemi karıştırma' diyerek bunları incelemiyorlar. Bizim bir tek derdimiz var; eşit hukuk, eşit muamele, eşit yargılanmak. Ama biliyorlar ki bu belediye başkanlarını ne kadar engellersek engelleyelim bunun önüne geçemeyiz. Ve dolayısıyla her fırsatta itibarsızlaştırmak için her konuşmalarında belediyelerdeki yolsuzluklar... Yolsuzluk yapanın partisi olmaz, Allah belasını versin kim olursa olsun! Cumhuriyet Halk Partili de olsa hesabını verecek, AK Partililer de hesap verecek, Cumhur İttifakı'nın belediyeleri de hesap verecek.
Ama siz kalkıp da sadece ve sadece masumiyet karinesini iptal edip insanları tutuklarsanız, işte bugün bu toplantı yapılır. Biraz önce yaptığımız toplantıda hukuki mücadelemizi sürdürmemiz gerektiğini, bununla ilgili daha geniş bir platform oluşturmak gerektiğini konuştuk. Şöyle ki; kendilerine geçen belediye başkanları suçsuz! Dolayısıyla ya kendilerine geçecek, transfer olacak ya da hapse atıp Bursa'da olduğu gibi belediyeyi ele geçireceksiniz.
Bakın, unutmayın; bu ülke nereden nereye geldi? Sayın Cumhurbaşkanı 94'te seçildikten sonra, şu anda Ekrem Başkana yapılan suçlamaların çok daha ağırı Recep Tayyip Erdoğan hakkında yapıldı. Ama bir gün tutuklanmadı. Meclis'te de çoğunluğu azdı. Ama o günkü demokrasi anlayışı içerisinde 'İstanbul halkı bu yönde karar vermiş' deyip, mecliste muhalefetin çoğunluğu olmasına rağmen, AK Parti'nin, o günkü Refah Partisi'nin gösterdiği adayı seçtiler. O günkü olgunluk bugün yok. Bugün bir fırsat; Yeniden Refah Partili, Saadet Partili kim varsa transfer ediyorlar. Onlarda da neredeyse belediye kalmadı.
O zaman bu durum neyi gösteriyor? Demek ki yerel demokrasiye kast ediliyor. Yerel demokrasi olmadan demokrasinin olması imkanı yok. O zaman yerel demokraside bu şekilde mağdur olan bütün muhalefette olan siyasi partilerin yan yana gelerek ortak bir hukuk platformu oluşturmasının zorunluluğu vardır. Yan yana gelecekler. Artık bundan sonra yapılacak mitingler -bu tamamen benim görüşümdür, Sayın Genel Başkanımız da takdir eder- bundan sonra muhalefetin tüm unsurlarını yan yana getirmek suretiyle hukuka davet etmek, hukuksuzlukları halka şikayet etmek durumundayız.
Ve inşallah bunu başaracağız. Bir defa çalışan belediye başkanlarımızın başarısı, bu ülkenin çok daha güzel yönetilebileceği konusunda en güzel örnekleri sizler gösteriyorsunuz. Bu da demek ki, iktidar değişikliğinde tüm milletimizin memnun olduğu bir yönetimin meydana geleceğinin işaretidir. Hukukun üstün olduğu, hiçbir kimsenin sabah kapısı çalındığı zaman 'acaba bir şey mi var' diye merak etmeden kapıyı açacağı güzel günlerde buluşacağız inşallah. İktidara gelmemizin önünü hiç kimse kesemeyecek.
Ve dolayısıyla hepinize ben başarılar diliyorum. Sayın Genel Başkanım, inşallah bu toplantıdan umduğumuz sonucu alacağız ve artık inşallah hukukun üstünlüğü ülkemizde mutlaka ve mutlaka... Er geç mutlaka hakim kılınacak diyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum."
VAHAP SEÇER KONUŞTU | 15.40
Mersin Büyükşehir Başkanı Vahap Seçer konuştu:
On yıllardır yolsuzluklar üzerinden eleştirilen bir iktidar, bakın nasıl bir paradokstur, şimdi yolsuzluklar üzerinden rakibi yıpratmaya çalışıyor. Yazdığı senaryolar, hikayeler...
Neden belediyelerin üzerine geliniyor? Çünkü biliyorlar ki, iktidara giden yol CHP'li belediyelerin başarısından geçiyor."
AYŞE ÜNLÜCE KONUŞTU | 15.30
Eskişehir Büyükşehir Başkanı Ayşe Ünlüce konuştu:
"Sayın Genel Başkanım, Sayın Genel Sekreterim, sevgili Genel Başkan Yardımcılarım, çok değerli Büyükşehir Belediye Başkanlarım, İl Belediye Başkanlarım, ilçe ve belde belediye başkanlarım.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu önemli, bu tarihi toplantıya hoş geldiniz diyorum.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bizleri, partimizi bu günlere ulaştıran genel başkanlarımıza, her kademesinde görev almış tüm yol arkadaşlarımıza, mücadeleyi büyütenlere minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
Bugün sıradan bir toplantı yapmıyoruz. Milletimizin helal oylarıyla seçilen, dayanışmayı büyütmek, umudu diri tutmak için bir aradayız. Türkiye'nin geleceğini sırtlayacak kadrolar olarak baba ocağında dimdik ayakta durduğumuzu söylemek için bir aradayız.
Milletimiz 31 Mart'ta bizi tarihi bir göreve çağırdı. Çok çalıştık, çok mücadele ettik. Genel Başkanımız Özgür Özel'in liderliğinde Türkiye'nin birinci partisi olduk...
Her birimiz halkımızın emanetini büyük bir sorumlulukla omuzladık. Gece gündüz, yaz kış, soğuk sıcak demeden çalıştık. Halkçı, sosyal belediyecilikle milletimizle kucaklaştık. Halkın belediyeleri olarak hizmeti siyasetten de üstün gördük.
Neler yaşamadık ki? Ekonomik zorluklar, siyasi baskılar, soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar... Bizlerin de birer aileleri olduğunu, çocukları olduğunu unutarak sayısız iftiralar attılar. Ferdi Zeyrek ve Gülşah Durbay başkanlarımızla bazı hikayelerimiz yarım kaldı. Bir sözümüz de buradan onlara olsun; bu karanlık bitecek, bu millet gülecek!
Değerli yol arkadaşlarım, seçimlerin üzerinden iki yılı aşkın bir zaman geçti. Memleketin dört bir köşesinde çocuklar, kadınlar, gençler, emekçilerle hep kol kolayız. Sosyal belediyecilikle belediyecilik anlayışında yeni bir çığır açtık. Belediyeciliği yalnız yol yapmak, altyapı yapmak olarak görmedik. İnsana dokunduk, hayatı kolaylaştırdık. Adaleti ve eşitliği her mahalleye, her sokağa, her caddeye yaydık.
Her projemizi halkımızla birlikte oluşturduk. Bir çocuğun mutluluğu, bir gencin umudu, bir kadının özgürlüğü, bir çiftçinin emeği, bir emeklinin tebessümü olduk. Bizim yürüyüşümüz sıradan bir yürüyüş değildir. Bu, iktidar yürüyüşüdür! Ancak bu iktidar öfkenin değil, adaletin iktidarı olacak. Korkunun değil, özgürlüğün iktidarı olacak. Biz bu ülkenin yarınlarına inanıyoruz. Biz bu ülkenin insanına inanıyoruz. Biz bu ülkenin zengin kaynaklarına inanıyoruz.
Kıymetli yol arkadaşlarım, partimiz bu toprakların en köklü, en kapsayıcı siyasi geleneğidir. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin de, millet egemenliğinin de yegane temsilcisidir. Genel Başkanımız Özgür Özel'in siyasette kadın temsiliyetini artırma çabası çok önemlidir. Parti yönetiminde, Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde, yerel yönetimlerde, kısacası kadınlar her yerde! Tüzük kurultayımızın ardından yüzde 33 olan kota, kademeli olarak önce yüzde 40'a, sonra da yüzde 50'ye yükselecek.
Kadınların söz sahibi olması demek; daha adil, daha şeffaf ve daha kapsayıcı bir yönetim demek. Şehirlerimiz kadınlarla yükselecek. Ülkemiz kadınlarla refaha ulaşacak. Demokrasi ve adalet kadınlarla inşa edilecek.
Kıymetli yol arkadaşlarım, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında milletimizin umuda, güvene, adil bir yönetime ihtiyacı var. Bu ülkenin artık kutuplaşmaya değil; kardeşliğe, birliğe ihtiyacı var. Yoksullaştıran politikalara değil, adil paylaşıma ihtiyacı var. Kamucu eğitim, sağlık, sosyal politikalara ihtiyacı var. Karanlığa değil, aydınlığa ihtiyacı var. Hava gibi, su gibi adalete ihtiyacı var. İşte bu umudu büyütecek olan halkçı başkanlar olarak bizleriz, karşınızdayız, huzurunuzdayız!
Şehirlerimizde uyguladığımız sosyal, halkçı ve ilerici yerel yönetim anlayışı halkımızdan büyük teveccüh görüyor. Her projemizle şehirlerimize umut olmaya devam edeceğiz. Dirençli siyaset, dirençli demokrasi, dirençli şehirler inşa etmeye devam edeceğiz. Biliyoruz, yolumuz uzun. Yolumuz meşakkatli. Yolumuz hiç kolay değil, dikensiz gül bahçesi hiç değil. Ancak arkamızda anaların duası, babaların desteği, gençlerin azmi, milletimizin kendisi var. Zor olacak ama olacak! Yaşasın demokrasi mücadelemiz, yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi! Hep birlikte başaracağız. İçtenlikle hepinizi selamlıyorum
FİLİZ GENCAN AKIN KONUŞTU | 15.25
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, şunları ifade etti:
Sayın Genel Başkanım, Sayın Genel Sekreterim, Genel Başkan Yardımcılarım, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Politika Kurulu Başkanlarım, Belediye Başkanlarım, çok kıymetli yol arkadaşlarım...
Birlik ve beraberlik kolay zamanların değil, zor zamanların en büyük sınavıdır. Ama bizim için birlik ve beraberlik sadece bir söylem değildir. Bizim için birlik ve beraberlik ortak bir hedefte buluşmak ve o hedefe birlikte yürüyebilmektir.
Farklı değerlendirmelerimiz olabilir ama söz konusu memleket, demokrasi ve millet iradesi olduğunda aynı kararlılıkla hareket ederiz. Biz belediye başkanları olarak bu yolu tek başına yürümediğimizi biliyoruz. Bu yolun içinde örgütümüzün emeği var. Seçmenimizin güveni var. Yol arkadaşlarımızın alın teri var. Şehirlerimizin bizden beklediği sorumluluklar var.
Bu süreçte zorlandığımız anlar oldu. Ama her seferinde daha güçlü durduk. Her baskıda daha kararlı olduk. Her zorlukta daha sıkı kenetlendik ve yolumuza devam ettik. Çünkü bizi güçlü kılan aynı mücadelede buluşabilme irademizdir.
Son dönemlerde yaşananları tek tek anlatmaya gerek yok. Hepimiz aynı tabloya bakıyoruz, hepimiz aynı soruyu kendimize soruyoruz: 'Böyle mi devam edecek?' Biz belediye başkanları olarak bu soruya kendi adımıza cevap veriyoruz: Bu tabloyu normal bulmuyoruz. Ama bu tablo karşısında geri çekilmeyeceğimizi de açıkça söylüyoruz.
Çünkü biz bu görevlere bize verdiği sorumluluğu taşımak için geldik. Halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi temsil ediyoruz. Şehirlerimizi ayağa kaldırmak için çalışıyoruz. Ama artık yalnızca hizmet üretmekle değil, hizmetin önüne konulan engellerle de mücadele ediyoruz.
Her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanan bir düzende hiç kimse kendisini güvende hissedemez. Sadece biz değil, belediyelerde görev yapan mesai arkadaşlarımız da aynı tedirginliği yaşıyor. CHP'li belediyelere reva görülen tutum karşısında karar yavaşlıyor, süreç uzuyor, hizmet aksıyor. Peki bunun bedelini kim ödüyor? Vatandaş ödüyor. Bizim itirazımız tam da burada.
Açık konuşalım. Biz yargılanmaktan kaçmıyoruz. Ama yargının bir baskı aracına dönüşmesine razı olmuyoruz. Biz dokunulmazlık istemiyoruz, eşit hukuk istiyoruz. Suç varsa hukuk içinde gereği yapılır. Ama daha baştan insanları suçlu ilan eden, yargılamayı değil cezalandırmayı öne koyan bir anlayış ne hukuka ne de vicdana sığar.
Bugün geldiğimiz noktada sadece kişiler değil, usuller tartışılıyor. Aylarca iddianame bekleyen belediye başkanlarımız varsa, neyle suçlandığını bilmeden özgürlüğünden mahrum bırakılan bürokratlarımız varsa; ortada sadece dosya değil, adalet duygusu zedelenmiştir. Bir hukukçu olarak söylüyorum: Hukuk belirsizlikle işlemez. Hukuk korku üreterek işlemez. Hukuk güven vererek işler. Bugün ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. Ve biz buna sessiz kalmayacağız.
Buradan Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na, bu süreçte dimdik duran tüm belediye başkanlarımıza, yol arkadaşlarımıza ve bürokratlarımıza selam gönderiyorum. Tutuklanan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız yalnızca birer isim değiller. Onların geride bıraktıkları aileleri, çocukları, yarım kalan hayatları var. Bu süreç sadece onları değil, evlerini, düzenlerini, sevdiklerini etkiliyor.
Bir çocuğun bekleyişi, bir eşin sabrı var. Bir ailenin dimdik ayakta dayanma mücadelesi var. Ve o aileler bugün en az onlar kadar bu yükü taşıyor, en az onlar kadar bu mücadelenin parçası oluyor. Onların gösterdiği duruş, bu mücadelenin ne kadar haklı olduğunu zaten ortaya koyuyor.
Bu süreç bize şunu bir kez daha göstermiştir: Artık birlikte hareket etmek bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bizim birlik çağrımız bir savunma değil, bir iddiadır. Bu ülkeyi birlikte yönetme iddiasıdır. Çünkü biz bu ülkenin dört bir yanında başka bir yerel yönetim anlayışının mümkün olduğunu gösterdik. Şimdi aynı kararlılıkla şunu söylüyoruz: Biz buradayız, geri adım atmıyoruz ve bu mücadeleyi büyütüyoruz.
Hemşehrilerimiz, milletimiz bizden susmamızı değil, dik durmamızı bekliyor. Dağılmamızı değil, birlik olmamızı bekliyor. Biz de bunu yapacağız. Hizmet etmeye devam edeceğiz. Hukuku savunacağız. Birbirimize sahip çıkacağız. Ve bu ülkeye yeniden adaleti, yeniden güveni, yeniden umudu getireceğiz.
Bu topraklar kararlılıkla yola çıkanların tarih yazdığı topraklardır. Sayın Genel Başkanım, sıklıkla sizlerin de ifade ettiği üzere; Osmanlı'ya 92 yıl başkentlik yapmış Edirne'den yola çıkan Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a yürüyerek tarihin akışını değiştirmiştir. O gün 'Beni seven arkamdan gelsin' diyerek bir devri kapatıp yeni bir devri başlatmıştır.
Bugün biz de aynı kararlılıkla, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin kadroları olarak, sizin, Genel Başkanımızın liderliğinde yürütülen mücadelede aynı kararlılıkla, aynı inançla yol yürümeye devam edeceğiz. Çünkü bir başka yol yok.
Ve son söz: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Hepinize saygılar sunuyorum."
EKREM İMAMOĞLU'NUN MEKTUBU OKUNDU| 15.21
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu:
Hukuku katlediyorlar. Bu çürümüş bir düzenin son demleridir....
Sayın Genel Başkanım, değerli belediye başkanları, benim sevgili yol arkadaşlarım... Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum.
Dostlarım, milletimizin CHP'li belediyelerin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek ve bizlere duyduğu güven, bu iktidarın en büyük kabusudur. Milletimizin Cumhuriyet Halk Partili belediyelerinin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek devam edecektir.
Biz işimizi en iyi şekilde yapıp halkın gözünde ve gönlünde büyüdükçe, ülke yönetimi için ortaya ciddi bir alternatif koydukça onlar daha da saldırganlaşıyor, hukuk tanımaz oluyorlar. Foyası meydana çıkmış, vakti dolmuş bir iktidarın acizliği içerisinde milli iradeyi hiçe sayıyor, demokrasiyi katlediyorlar.
Bunlar çürümüş bir düzenin son demleridir. Ellerinde her türlü güç var ama arkalarında milletin desteği yok. Ellerinde her imkân var ama içlerinde millete sevgi ve hürmet kalmamış. Adalet duygularını yitirmişler. O sebeple kaybedecekler. Baskı ve zorbalıkla, iftira ve kumpaslarla uzatmaya çalıştıkları siyasi ömürleri ilk sandıkta son bulacaktır.
Biz her şart altında milletimize hizmet etmekten, Cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkmaktan, herkes için adalet ve hürriyet mücadelesi vermekten asla geri durmadık, durmayacağız. Bizleri seçen, görev ve sorumlulukları yükleyen milletimizin üzerinde hiçbir gücün hakimiyetini kabullenmedik, kabullenmeyeceğiz. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyen Atatürk'ün izinde, millet iradesinin yolunda yürüyeceğiz.
Bize yönelmiş, birbirimize yönelmiş her zorbalığın, her yargı saldırısının hepimize ve milletimize karşı yapıldığını bilerek birbirimize ve milletimize daha çok sarılacağız. Her engel, her zorluk halkımıza hizmet etme; insanca, hakça bir düzen kurma kararlılığımızı asla engellemeyecektir.
Başardık, yine başaracağız. Milletin iktidarını engellemeye çalışanlara teslim olmayacağız. Biz çalışacağız, direneceğiz, Türkiye kazanacak.
Nice badireyi atlatmış olan bu aziz millet, bizlerin mücadelesiyle huzura kavuşacak. Her şey çok güzel olacak!
Ekrem İmamoğlu,
Silivri Zindanı."
BUGÜN NELER YAŞANDI?
CHP’li belediye başkanları, belediyelere yönelik operasyonlara karşı izlenecek yol haritasını belirlemek için Ankara’da bir araya geldi.
CHP’li belediye başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara’da toplandı. Parti genel merkezindeki toplantıda, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara karşı izlenecek yol haritası ele alınacak.
Toplantıya büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanları ile büyükşehirlerin ilçe belediye başkanları katıldı. Görüşmelerin beş ayrı oturum hâlinde yapılacağı belirtildi.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, son olarak Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in gözaltına alınıp tutuklanmasıyla parti içinde yeni bir değerlendirme süreci başlattı.
ÖZEL ALINAN KARARLARI AÇIKLAYACAK
Bu çağrıların ardından CHP’li belediye başkanları, saat 11.00’de CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantılarda operasyonlara karşı atılacak siyasi ve hukuki adımların değerlendirilmesi bekleniyor.
ÖZEL'İN KAPANIŞ KONUŞMASI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise kapanış konuşmalarının ardından toplantıda alınan kararları kamuoyuyla paylaşacak.
Belediye başkanları toplantısının sonuçları, 27 Nisan Pazartesi günü Özgür Özel başkanlığında yapılacak Parti Meclisi toplantısında da ele alınacak. Özel’in ayrıca CHP milletvekilleriyle gruplar hâlinde görüşmesi bekleniyor.